Dünya siyaseti, aşırı sağın yeni mevziler kazanmasıyla birlikte, pre-faşist evre hipotezlerini doğrular nitelikte bir devinim izliyor. Bu usdışı vaziyetin bütünsel olarak algılanması, karşı mücadelenin kuramsal, kavramsal ve pratik yapısının oluşturulması, ancak meşruiyetini rasyonalist felsefeden alan enternasyonalist bir politik bilincin işi olabilir. Devir, bu sürecin uzlaşmacı, pasifist öğretilere bırakılamayacak kadar varoluşsal ciddiyette olduğunu göstermekte. Nazi kalıntısı siyasetçilerin giderek cesaret ve destek topladığı pre-faşizan dönemde, rasyonalist irade, Jakobenizm’in keskin kılıcına sarılarak gardını almalıdır.
Ingeborg Bachmann’ın“Faşizm, insanlar arasındaki ilişkilerde başlar, iki insan arasındaki ilişkide başlar…” saptamasını kavramsal boyuta taşırsak, burada aslında Tinin hem içsel hem de dışsal savaşımı belirir. İstencin, mikro faşizan arzu gibi ilkel belirlenimlerden arındırılıp, keyfi öznellikten evrenselliğe ve nesnelliğe geçişi eğitimsel-tarihsel bir sorundur. Korku ve anksiyete düzleminde yaratılan “öteki”, insanın irrasyonel izdüşümünden başkası değildir. İrrasyonalitenin paranoyak kurgusu hakikati böyle gölgeler ve kitlelerle rezonansa geçer.
Deleuze ve Guattari’nin “mikro faşizm” [2] kavramı, makro boyuttaki faşizmin “moleküler” yapısının irdelenmesi ve “mikro faşizan Arzunun”, insanın içindeki kötücül bir potansiyel olarak deşifre edilmesi bakımından kuşkusuz aydınlatıcıdır. Ancak Deleuze-Guattari felsefi hattının sunduğu mücadele yöntemleri bütüncül ve ussal süreçleri dışlar; böyle bir dünyada gerçeklik, bağlantısız “çokluk”lardan oluşur. Oysa, Arzunun esas hakettiği şey, ussal bir olumsuzlama (Hegel’in Özgürlük kavramı misali) ile bütün irrasyonel kalıntılarından kurtarılması ve Özbilinç ile eğitilmesidir. Özgürlük, kavramsaldır. Kavramsal olan ise kuramsal ve bütünlüklü bir felsefeyle anlaşılabilir.
Kavramsal eğitim süreci, aslında tarih boyunca kendisini açındıran Tinin – henüz kendisini tam tanımasa da- edimlerinin toplamıdır. Sanat, din, devlet ve politik eylem, Özbilince doğru tarihsel olarak ilerleyen bir bütünü oluşturur. Aradaki tüm irrasyonel toplumsal eğilimlere rağmen, bu süreçteki bütünselliği kavrayacak düşünsel aktivite, ussal felsefedir. Süreç, hem kişisel olan içsel bir yolculuğu (içerdeki despotun deşifre edilip boyunduruk altına alınması) hem de politikayla zorunlu bağıntıda olan ve toplumsal özgürlüğe güdümlü dışsal-etkileşimsel bir eylem iradesini barındırmalıdır.
Dünya siyasetinde şu an kendini dayatan realite, giderek sertleşecek bir çarpışma/çatışma haline işaret ediyor. Bu durum, özgürlükçü-eşitlikçi güçler için karamsarlık ve umutsuzluk yerine, varoluşsal bir anlam ifade etmelidir. İster arkaik, ister post-modern olsun, mikro ve makro faşizan eğilimlere karşı mücadele, lineer ya da projeksiyonel değil, döngüseldir. Bu onurlu savaşım, kendinde bir estetik barındırır. Mikro faşizan Arzuya karşı savaşın çetinliği, Deleuze ve Guattari’nin tahayyülündeki birbirinden kopuk, dağılmış-saçılmış gerçeklikler uzayındaki şizofrenik öznelerden ziyade, tarih felsefesini kavrayan, disipliner rasyonalist kadroları gereksinim olarak işaret etmektedir.
Kaynakça
[1] Görsel: Norsefire (V for Vendetta filminden)
[2] http://www.ladeleuziana.org/wp-content/uploads/2017/12/04-en-Genosko-Resonance\_MicroFascism.pdf
