Dani Rodrik’in geçen ekim ayında yayınlanan Economics Rules adlı son kitabı bizde bu mayıs ayında İktisadı Anlamak adıyla yayınlandı. Böyle olunca, kitabın çevirmeni olarak bir yazı yazmak farz oldu. İktisadı Anlamak akademik bir kitap değil. Bizim popüler bilim dediğimiz türe yakın, basit dille ve iktisatçı olmayanların anlayabileceği üslupla yazılmış. Nitekim Rodrik’in hedef kitlesinin yarısını iktisatçı olmayanlar oluşturuyor.
Kitabın akademik olmadığını belirten bir şekilde, Economics Rules argo kaçan bir başlık ve “iktisat süper bir şeydir” gibi bir anlama sahip. Rodrik’in iktisadı eleştirenlere yanıt vermesini ifade ediyor. Bu nedenle Türkçede tam bir karşılık bulmak mümkün değil. Ancak, Türkçe başlığın Rodrik’ten onaylı olduğunu söyleyelim. Alt başlık olarak da, daha açıklayıcı olduğu için yayınevi kitabın İngiliz baskınının alt başlığını tercih etti.
Bu yazıda Rodrik’in ana fikrinden biraz bahsedeceğim, ama kitabın özetini vermeyeceğim. Tam anlamıyla bir değerlendirme de yapmayacağım. Bunları benden önce Emrah Aydınonat hem İngilizce hem de Türkçe yapmış. Burada sadece kitapta bana göre eksik gördüğüm ve katılmadığım yerleri ele alacağım. Hâliyle alıntıları Türkçe baskıdan yapacağım.
Yayınevinin editörüyle farklı fikirde olmamızdan dolayı, kitapta iki husus benim istediğimden farklı şekilde yayınlandı. İlk olarak, ben “toplumsal bilimler” ifadesini kullanıyorum, editör ise “sosyal bilimler” ifadesini tercih ediyor. Editör benim kullandığım ifadeyi değiştirip “sosyal bilimler” yazmış. Ama bunu her yerde yapmamış. O nedenle kitapta iki ifade birlikte yer alıyor. İkinci olarak, Rodrik birinci bölümde modelleri fabllara, yani ders verme amacı taşıyan hayvan hikâyelerine benzetiyor. Ancak, ben İngilizce “fable” için “fabl” kelimesini kullanırken, editör bunu “masal” kelimesiyle değiştirmeyi tercih etmiş. Dolayısıyla sayfa 17-20’de yer alan “Bir Masal Olarak Modeller” adlı alt bölümün başlığı (bana göre) “Fabllar Olarak Modeller” ve bu bölümdeki tüm “masal” kelimeleri “fabl” olacak. İlâveten, editör kitabın dizin bölümünü İngilizcesinden farklı düzenlemiş. Kitapta anlam kaymasına yol açan bazı dizgi hataları da olmuş. Bunları düzeltelim:
Sayfa 9 – Axel Leijonhufvud’un “modeller” olarak adlandırdığı şey “modllar” olacak. Leijonhufvud kabilenin modellere “modllar” demesini kastediyor.
Sayfa 23 – İlk paragrafta “karşıolgusal” olacak.
Sayfa 139 – Son paragrafta parantezin içinde “omission” olacak.
Sayfa 169 – İkinci paragrafın son cümlesinde “fikir verici anlamda kontrol etmesine” olacak.
* * *
Kitabın ana fikrini şöyle özetleyeyim:
İktisadı Anlamak esas olarak çeşitli eleştirilere karşı iktisadı savunmak amacıyla yazılmış. Sıklıkla yapılan eleştiriler iktisadın basite indirgeyici ve dar görüşlü olduğunu, evrensel iddialarda bulunduğunu, geri plandaki koşulları ihmal ettiğini ve değer yargılarıyla dolu olduğunu ileri sürüyor. Rodrik’e (s. 6) göre Gerçi arada iktisatçılar da hata yapıyorlar. Kendi disiplinlerini dışarıdan kişilere anlatmayı beceremiyorlar. Özellikle de, ellerindeki model her şeyi açıklayan tek ve evrensel modelmiş gibi davranıyorlar. Yine de bunlar iktisadı faydasız hâle getirmiyor: (s. xii). Bu anlamda Rodrik iktisatta temelden bir değişikliğe gerek olmadığını, sorunların iktisadın mevcut yapısı içinde çözülebileceğini düşünüyor.
Rodrik savunmasını modeller üzerinden yapıyor ve bunları olarak tanımlıyor (ss. 4-5). Modelleri (s. 12). Modeller aynı zamanda olma niteliğine de sahipler (s. 68). Her model gerçek dünyadaki olayların belli bir yönüne ya da mekanizmaya odaklanıyor. Böylece modeller farklı olayları açıklıyor ve bağlamsal ya da belli bir duruma özgü hâle geliyor. Dahası, modeller iktisadı – doğa bilimlerindeki kuantum fiziği ya da moleküler biyoloji gibi olmasa bile – bilim hâline getiriyor.
Kitabın temelini Rodrik’in modellerle ilişkilendirdiği “bağlamsal olma” fikri oluşturuyor. Rodrik ileri sürüyor (s. ix). İktisatçılar belirli bir modeli tüm koşullarda kullanılabilecek evrensel bir model olarak görmek yerine, farklı koşullarda farklı modeller kullanmalılar ve koşullar değiştiğinde modeller arasında geçiş yapabilmeliler. Modellerin “bağlamsal” olmasından kastedilen şey, esas itibariyle modellerin farklı koşullara “uygun düşme” özelliği: (s. 79).
Rodrik iktisadı modellerden oluşan bir derleme olarak görüyor. İktisat bu derlemeyi genişleterek ilerleme kaydediyor. İktisattaki ilerlemeler daha iyi modellerin daha kötü modellerin yerini alması yoluyla (dikey olarak) değil, eski modellerin yanına yeni modellerin eklenmesi yoluyla (yatay olarak) gerçekleşiyor. Yeni modeller toplumsal gerçekliğin daha önce hiç ele alınmamış ya da ihmal edilmiş yönlerini açıklıyor: (s. 67). Bu çeşitlilik iktisatçılara modeller arasından seçim yapma imkânı sunuyor. İktisatçıların akıllarında aynı anda birden çok model bulundurması ve ellerindeki duruma uygun düşen modeli seçmeleri gerekiyor. İlâveten, iktisat, daha iyi model seçimi yöntemlerinin geliştirilmesi yoluyla, modeller ile gerçek dünyanın koşulları arasındaki eşleşmeyi ilerleterek de gelişme kaydediyor.
Böylece iktisadın gücü sahip olduğu modellerin çeşitliliğinden kaynaklanıyor. Bu anlamda, modeller iktisadın hem kuvvetli hem de zayıf yanını oluşturuyor. Eğer iktisat, kapitalist sistemin nasıl işlediğiyle ya da dünya genelinde yoksulluğu neyin belirlediğiyle ilgilenen evrensel teoriler arayışı yerine, farklı durumlar için farklı modeller kullanan ve tevazuyla icra edilen gösterişsiz bir bilim dalı olursa daha faydalı hâle gelebilir. İktisatçıların da alçakgönüllü olmaları ve ne kadar çok (ya da az) şey bildikleri ve anladıkları konusunda dürüst davranmaları gerekiyor.
Şimdi de benim değerlendirmelerime geçelim.
I
İkinci bölümün başında Rodrik (s. 43) kitapta yer yer kullandığı bir tez öne sürüyor:
Burada iki sorunlu husus var. İlk olarak, Rodrik “bilim” ve “toplumsal bilim” ifadelerini kullanıyor, ama bunlarla neyi kastettiğini açıklamıyor. İktisadın bilim olduğunu söylemek, iktisadın bilim tanımının içine yerleştirilebildiğini ima ediyor. Buna göre, Rodrik’in aklında bir bilim tanımı olması ve iktisadın bu tanıma uyan özelliklere sahip olması gerekiyor. O hâlde, öncelikle bilimin tanımının verilmesi, ardından iktisadın bu tanıma uyan ve onu toplumsal bilim yapan özelliklere sahip olduğunun gösterilmesi gerekiyor. Maalesef kitapta bunlar bulunmuyor. Rodrik’in bu konuda ileri sürdüğü tek koşul, iktisadın modeller kullandığı için bilim olduğu. Nitekim tezini kuvvetlendirmek için bölümün geri kalanında model kullanımının iktisada sağladığı faydalardan bahsediyor. Ama buradan, model kullanımının iktisadı bilim yapan tek koşul olduğu sonucu çıkıyor. İktisadı bilim yapan başka özellikler bulunmuyor mu?
İkinci olarak, “bağlama özgü düzenlilikler” ifadesi neyi kastediyor? Anladığım kadarıyla bunun işaret ettiği şey, “o esnada incelenen” ekonomide sıklıkla karşılaşılan ya da tekrar eden durumlar. Fakat farklı ülke ekonomilerinin birbirlerine bağlı olduğu ve birbirlerinden etkilendiği bir durumda, bağlamsal düzenlilik ifadesi muğlak kalıyor. Farklı ekonomiler ortak özellikler gösterebilir ya da aynı sorunlarla karşılaşabilirler. Örneğin yolsuzluklarla mücadele sadece Türkiye’de veya tasarruf eksiliği sadece Amerika’da yaşanan bir sorun değildir. 2008’de Amerika’da başlayan Mortgage krizinin etkilerinin diğer ülkelere de yayıldığını hatırlarsak, bu ekonomilerdeki sorunların Amerika’daki bağlamsal düzenliliğin (krizin) bir parçası olduğunu görürüz. Belli bir ekonomideki düzenlilik başka ekonomilerde de ortaya çıkıyorsa, bu düzenliliğin bağlama (o ekonomiye) özgü olduğunu söyleyebilir miyiz?
Diğer ekonomilerdeki sorunların dünya genelindeki bir krizin parçası olması daha genel düzeydeki bir düzenliliğe işaret ediyor. Diğer bir ifadeyle, aynı olayların farklı ekonomilerde tekrar etmesi, bunların tek bir ekonomide (bağlamda) değil, birden çok ekonomide geçerli olan düzenlilikler olduğunu gösteriyor. Böylece herhangi bir bağlamsal düzenliliğin açıklaması, daha genel düzeydeki bir düzenliliğe bağlanıyor. O hâlde, bağlama özgü düzenlilikler de aslında daha büyük bir düzenliliğin parçası olabilir. Elbette bunun her zaman için böyle olduğunu söylemiyorum. Her iktisadi kriz başka bir krizin parçası olmak zorunda değildir. Ama bana göre, büyük düzenliliklerin olması bağlama özgü açıklamaların iktisatta genel bir ilke olmasını engelliyor.
II
İktisadın bilim olduğu iddiasına yeniden bakalım. Rodrik (s. 6) iktisat terimini hangi anlamda ele aldığını açıklarken şöyle yazıyor:
Rodrik iktisat terimini çoğunlukla ikinci anlamda kullandığını söylüyor. Ancak, bu kabul iktisadı kendi başına bir bilim dalı olarak tanımlamak yerine, bir yöntem olarak tanımlıyor. Özellikle, “iktisat disiplini belirli araçlar kullanarak toplumsal bilim icra etmenin yollarından biridir” ifadesi, iktisadı toplumsal araştırmalarda kullanılan yöntemlerden herhangi biri hâline getiriyor. Oysa yöntemler bilim değil araçtır. Rodrik’e göre, eski modellerin kullanılmaya devam edilmesi ve iktisatçıların onlara yeni modellerle ilâveler yapması iktisatta ilerleme anlamına geliyor. Bu ifadeler duruma uygun modellerin seçilmesi önerisiyle birleştirildiğinde, vurgu açıklayıcılıktan ziyade araçsallığa kayıyor. İktisat modeller derlemesini genişleterek ilerleme kaydettiğine göre, aslında olayları açıklamada kullandığı “araçların” sayısını arttırarak ilerleme kaydediyor demektir. Acaba Rodrik bilimin amacının güvenilir ve faydalı tahminler yapmayı sağlayacak araçların geliştirilmesi olduğunu ileri süren araçsalcı yaklaşımı mı benimsiyor? Bir dipnotta iktisada olan yaklaşımının pragmatizme yakın olduğunu yazıyor, ama bunu detaylandırmıyor.
Dolayısıyla iktisat bir yol/yöntem oluşturuyor. Ama bu yolun da kullandığı bir yol/araç var: modeller. Anladığım kadarıyla, Rodrik’e göre modeller iktisadı bilim yapan tek unsur; iktisadın bilim olmasının yolu model kullanmaktan geçiyor. Rodrik (s. 44) modelleri bilimsel yapan nedenleri şöyle sıralıyor: modeller hipotezlerin sahip olduğu niteliklere açıklık kazandırıyorlar, toplumsal fenomenler hakkındaki bilgilerimizi arttırıyorlar, belli bir ampirik yöntem kullanıyorlar ve profesyonel standartlara göre bilgi üretilmesini sağlıyorlar. Ancak, bunlar kullanılan aracın bilimselliğine yönelik özellikler – modelleri kullanan disiplinin ya da modellerin incelediği araştırma konusunun bilimselliğine değil. Burada bahsedilen şey sadece kullanılan aracın iktisatçılara sağladığı faydalar. Kaldı ki Rodrik (ss. 60-62) iktisatçıların yaptığı çalışmaların çoğunun hipotezli tümdengelim kalıbından saptığını ve iktisatçıların ortaya koyduğu şeylerin çoğunun tam manasıyla test edilebilir olmadığını söylüyor: (s. 62). Böylece aracın açıklayıcılık ya da tahmin gücü hemen hemen test edilemez hâle geliyor. Öyleyse modeller nasıl bilimsel olabiliyor? Test edilebilirlik bilimin parçası değil mi? İş modellerle geldiğinde, bilimsel olmanın kıstası nedir?
Maalesef Rodrik iktisadın neden bilim olduğunu kitapta ayrıntılı bir şekilde açıklamıyor. Bu hususta modellere vurgu yapmaktan öteye geçmiyor. Örneğin bir yerde şöyle yazıyor: (s. 63). Model seçimi söz konusu olduğu için burada vurgu öznelliğe kayıyor ve iktisadın bilim olduğu iddiasını zayıflatıyor. Nitekim modellerin kimi zaman aralarında tezat oluşturan niteliklere sahip olduğunu düşünürsek, aynı gerçekliği açıklamaya çalışan ve birbirleriyle yarışan farklı modellerin olması iktisadı bilim olmaktan çıkarmaz mı? Gerçi Rodrik (s. 68) durumun böyle olmadığını düşünüyor. “Modellerin, ilgili ve uygulanabilir oldukları koşullar hakkında bilgi içerdiğini” aklımızda tutmamız durumunda, iktisadın bilim olmayı sürdüreceğini ileri sürüyor. Zira bu bilgiler bize modelleri ne zaman kullanıp kullanmayacağımızı söylüyorlar. Böylece modellerin hangi koşullarda faydalı olup olmadığını en azından kural olarak anlayabiliyoruz. Ama bu yeterli bir açıklama değil ve sorunu çözmüyor.
Meseleyi açıklamak için bir benzetme yapalım. Örneğin ilkel bir kabilenin büyücüsü, hasat sezonunun bol geçmesi için gereken ekim vaktini belirlemek üzere büyü yapabilir. Bu durumda, büyücü gerçek dünyayı anlamak (ekim vaktini belirlemek) için araç (büyü) kullanıyor diyebiliriz. Şüphesiz, büyü yapmak hasadın bol olacağı anlamına gelmez, ama az olacağı anlamına da gelmez. Aslında hasat sonucu iklim koşullarına bağlıdır. Ancak, hasat bol olduğunda kabile büyünün işe yaradığına inanacaktır. Hasat az olduğunda ise büyücünün yanlış büyü kullandığını ya da iyi büyü yapamadığını düşünecektir. Yani sorun büyüde (modellerde) değil büyücüdedir (iktisatçıdadır). Ne de olsa kabilenin elinde büyülerin işe yarayıp yaramadığını test edecek bir yöntem bulunmuyor. Dolayısıyla büyü yapmak ekim vaktini belirlemek için işe yarar bir yöntem olmayı sürdürecektir. O hâlde Rodrik’in modeller hakkında yazdıklarına şöyle ilâve yapabiliriz: (iklim koşullarının) (büyüleri) (büyülerin) (her iklimde) (iklim koşullarından) (iklimlerde) (büyünün) (büyücüler) (büyüler) Bu durumda, büyü (model) kullanmak bilimseldir diyebilir miyiz?
