Yer vardı da, biz mi yazmadık? (!)

Ben biraz geç kalmışım, Eylül ayında sosyal medyanın çeşitli mecralarında adı çokça geçmiş bir çalışmaya yeni rastladım. Dünya Bankası tarafından yayınlanmış bu makale[1], ekonomi bloglarının bilgi yayılımı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Ekonomi yazarları ile okuyucuların karşılaştıkları mecralar çok çeşitli. Makaleden aldığım ilhamla, bu mecraların bir kaçına ve aradaki farklılıklara bir göz atmak istedim. Nacizane…
Ekonomi ile ilgilenen ancak konu hakkında akademik bilgisi olmayanların en kolay erişebildikleri yazılı bilgi kaynağı, gazetelerdeki ekonomi haberleri. Bu haberlerin özelliği minimum yorum ile, olayları doğrudan aktarmaları. Merkez Bankası faizde 25 baz puan indirime gitti, S&P Türkiye’nin yerel para cinsinden ratingini arttırdı, ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı arttı, Ocak ayı enflasyonu şu kadar oldu, Mayıs’ta işsizlik rakamı bu kadar, vs…  Okuyucunun ham veriyi işledikten sonra gerçekçi analizler yapabilmesi ve sığ sulardan çıkması içinse biraz daha çaba göstermesi ve değişkenler arasındaki bağlantıları çözmesi gerekiyor. Ekonomi gibi herkesi ilgilendiren ve hayatın belki de ta kendisi olan bir alanda, herkesin fikir sahibi olması ve konu hakkında konuşmaya can atması ise, konunun tartışılmasını daha da zor hale getiriyor. Bu noktada başvurulabilecek birçok referans olmasına karşın, genel bir tembellik durumundan muzdarip olmamız ve her şeyi hızla tüketme alışkanlığımızdan olsa gerek, TV’de görüp gazetede okuduklarımızı veri kabul ederek yorum yapmayı yeğliyoruz.

Oysaki ekonomi ile aşinalığını arttırmak isteyenler için çok kestirme bir yol var: gazetelerdeki ekonomi köşe yazıları. Bu köşe yazıları, sıradan insanların ekonomi ve değişkenler arasındaki etkileşimler hakkında fikir edinmelerinde oldukça önemli bir yere sahip. Ekonomistlerin çözüm aradığı temel sorun bu noktada da karşımıza çıkıyor. “Kıt kaynakların etkin kullanımı.” Gazete ve bu gazetelerde ekonomi yazarlarına ayrılan köşe sayısı sınırlı. Bu durumda, her isteyenin gazetede köşe sahibi olması ve yazı yazması mümkün değil. Gazete editörleri ise oylarını, okunurluğu çok olacak ve tecrübesi kitleler tarafından kabullenilmiş ekonomistlerden yana kullanıyorlar haliyle. Her yazar kendi görüşleri ve deneyimleri çerçevesinde fikirlerini yazıyor. Dolayısıyla, köşe yazısı sayısının artması, görüş çeşitliliğine katkıda bulunuyor. Ancak ne yazık ki, var olan kısıtlar altında, sonsuz sayıda ekonomi köşe yazısı olması gerçekçi bir olasılık değil. Ya da, “değildi” mi demeliyim?

İnternetin yaygınlaşması ve herkesin sesini duyurmasına olanak veren blogların popülerlik kazanması, geçmişteki durumun değişmesini sağladı. Artık, herkesin her konuda yazı yazması ve görüşlerini tüm dünya ile paylaşması mümkün. Ekonominin ve ekonomi yazınının durumu da farklı değil. Eskiden çok sınırlı sayıda kişinin yazıp çizdiği bir alan olan ekonomi, artık çok çeşitli eğitim geçmişlerine sahip binlerce, milyonlarca kişi tarafından konuşulur, tartışılır ve yazılır hale geldi.
“Blogging” denilen yeni kavramın (ideal) çıkış noktası, bilginin aktarımı ve paylaşımı. Ne yazık ki, günümüzde her blog için aynı olumlu yargıya varmak mümkün değil. Kimi bloglar araştırma temelli ve bilimsel nitelikte iken, kimileri de çok daha sıradan. Ancak, özellikle iyi ekonomi bloglarının, araştırma ve derin düşüncenin ürünü olduğu yadsınamaz bir gerçek. Bu tür bir üretim sürecininse, yazarlara ün kazandırdığı ya da var olan ünlerini arttırdığı görülüyor.
Akademik dünyada adını duyurması uzun zaman alacak ya da yayın dünyasında tanıdığı olmayan kişilerin, büyük bir okuyucu kitlesine ulaşmalarının yeni yolu blog dünyasından geçiyor. Çalışmalarını ve sonuçlarını, çok daha anlaşılır bir dille ve daha geniş bir kitleye hitap edecek şekilde anlattıklarında, tanınırlıklarını arttırma olanağını da yakalamış oluyorlar.
Bir geri besleme mekanizmasından söz etmek mümkün. İyi ve nitelikli yazılar yazarlarına ün kazandırıyor, ün kazanan yazarlar da her yazılarında daha da iyi olmak için özen gösteriyorlar. Hem yazarlar, hem de okuyanlar bu durumdan kazançlı çıkıyorlar.  Hani bu yazının bilimsel tarafı diyenlere ise, başta bahsettiğim makaleyi okunmalarını öneriyorum. Girişte de bahsettiğim, Dünya Bankası tarafından Ağustos ayında yayınlanmış olan ve ekonomi bloglarının etkilerini tartışan araştırma notu, bu konuda sayısal veriler kullanılarak yapılan ilk çalışma. İlgi çekici bir yazı. Uzun uzadıya anlatmama gerek yok, ancak aslında dipnot ile bu çalışmaya referans vermiş olmam ve yazımı okuyanlardan bir kısmının bile o metni incelemiş olması, yazının özünde söylenenleri teyit eder nitelikte. Çalışmaya göre, bir akademik metin ekonomi bloglarında kaynak olarak gösterildiğinde, bu metnin indirilme (download) olasılığı da artıyor. Ayrıca, blog sahibi ekonomistlerin, benzer yayın geçmişine sahip çalışma arkadaşlarına göre daha fazla beğeni topladıkları ve tanınırlıklarının arttığı görülmüş.
Bunca olumluluğa rağmen neden daha fazla ekonomistin blog sahibi olmadığı sorusu ise, referans metinde de sorulan ve insanın aklını kurcalayan bir konu. Aslında belki de bu sorunun cevabı, yeni bir yazı için konu olabilir başlı başına. Ama görüşümü kısaca belirteyim. Çoğumuz, yaptığımız araştırmaları ve ekonometrik tekniklerle elde ettiğimiz sayısal verileri o kadar çok umursuyoruz ki, bunları akademi dışındaki insanların da anlayacağı bir dille ifade etmeyi gerekli görmüyoruz. Her ne kadar itiraf etmesek de, bunu yapabilmek ise okulda öğretilmeyen ve kişinin kendi kendine uğraşarak, zaman içerisinde edinebileceği bir beceri. Buna zaman ayırmaktansa, üç regresyon daha yazmak kısa vadede optimal çıktı olarak görülüyor. Oysaki uzun vadedeki sonuçlar meçhul. Miyopik bakış açısı ve uzun vadedeki faydanın şu an fark edilemiyor olması, terzi kendi söküğünü dikemezmiş lafını akıllara getiriyor. Belki de gidip, Laibson’un “hyperbolic discounting” (hiperbolik iskonto) makalesini bir daha, bir daha, bir daha okumamız gerekiyor…


[1] McKenzie, David and Berk Özer, “The Impact of Economic Blogs”, World Bank Policy Research Working Paper, 5783. (http://www-wds.worldbank.org/external/default/WDSContentServer/WDSP/IB/2011/08/29/000158349_
 

Bunlar ilginizi çekebilir

UCUZLUK: KÖTÜ ŞÖHRETLİ FİYAT-DEĞER

“İdeologlar teorilerini sürekli olarak gerçeklerle ‘test ettiklerin’ iddia etseler...

SEVGİLİLER GÜNÜ ÜZERİNDEN KÜLTÜR, RASYONALİTE VE TÜKETİM OKUMALARI*

"Biz sevgililer günü gibi kapitalizmin oyunu olan şeylere gelmiyoruz canım ya". Siz gelmiyorsunuz da bakalım başkası geliyor mu, geliyorsa neden geliyor, ne kadar geliyor?

Türkiye’nin Toplumsal Gerçeklerine Ekonomi Sosyolojisi Penceresinden Bakmak – 1

Sosyal bilimlere özgü kavram ve teorileri başka toplumlardan alarak...

Homo Normalis’in* Kategorileri

Kavramlar ve Kategoriler 1. “İçeri” neresidir? “Dışarı” neresi? Bu sorular...