Oktay Yenal Kitabı

06/07/2011

Burada birkaç defa bahsettiğimiz iktisatçı Oktay Yenal’ın Türkiye İş Bankası tarafından yayınlanan adlı söyleşi kitabı çıkmış. Dünya Bankası’nda 25 yıl çalışan, ondan önce Devlet Planlama Teşkilatı, London School of Economics, Chicago ve Princeton üniversiteleri gibi yerlerde bulunan Yenal kitapta çoğunlukla üniversite öncesi döneminden ve Dünya Bankası’ndaki yıllarından bahsediyor.
Yenal zamanında İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olmasına rağmen kitapta anlatılanlar teknik bir iktisatçının anıları. Dolayısıyla akademisyen bir iktisatçının anılarına ilişkin çok fazla şey yok. Aşağıda sadece bana ilginç gelen bazı yerlerden alıntılar yaptım.
Yenal kendisi Devlet Planlama Teşkilatı’nda çalışırken meydana gelen ve Necmettin Erbakan’ın adının da geçtiği Devrim otomobili fiyaskosu hakkında şunları diyor:
[s. 215-6]
Yenal’ın Erbakan hakkında anlattıkları da hiç şaşırtıcı değil:

[s. 213]
Kitabın bence hayal kırıklığı yaratan tarafı, Yenal’ın Karl Popper, Milton Friedman, Friedrich Hayek ve Lionel Robbins gibi kişilerden ders almış olmasına rağmen kitapta bu kişilerden fazla bahsetmemesi. Derslerin nasıl işlendiğini, nelerin anlatıldığını ya da hangi tartışmaların yapıldığını maalesef öğrenemiyoruz. Bu nedenle kitapta bu kişilere ilişkin yerler bir hayli zayıf kalmış.
1952’de gittiği LSE’de Robbins’in seminerlerine katılan Yenal şöyle diyor:
[s. 96]
Yenal 2008 yılında Şevket Pamuk’un daveti üzerine gittiği LSE’nin şimdiki hâli için “Şu anda politik durumu hiç kalmamış, doğrudan doğruya ticari bir okul. Arap sermayesiyle ünlü hocaları getiriyorlar” diyor (s. 96).
O dönem LSE’de bulunan Popper’i şöyle tarif ediyor:
[s. 90]
Yenal’ın Popper’in dersinde tuttuğu notlara ait bir sayfanın resmi de kitapta olmasına rağmen Popper hakkında başka bir şey öğrenemiyoruz.
Hayranlık beslediği hocalar için şunları diyor kendisi:
[s. 90-1]
Bu şahısların derslerde Marksizm’e nasıl yaklaştıkları, neler anlattıkları belli değil. İsimlere bakıyorum, mesela muhafazakâr siyaset bilimci Oakeshott’ın ismi geçiyor, ama sadece o kadar. Bu “düşünce ziyafetlerinden” geriye bir şey kalmamış.
1959’da Rockefeller Vakfı’nın bursuyla gittiği Chicago Üniversitesi’nde derslerine girdiği Friedman hakkında Yenal diğerlerine kıyasla biraz daha ayrıntılı konuşuyor, ama yine de düşünsel açıdan çok fazla bir şey yok:
[s. 163]
[s. 164]
Bu arada öğreniyoruz ki Milton Friedman zamanında karısıyla birlikte Türkiye’ye gelmiş. Yenal Friedman’ın hangi tarihte geldiğini söylemiyor, ama Friedman’ın adlı otobiyografisinde ziyaret tarihinin 1962 olduğu ve üç gün kaldıkları yazıyor. Yenal’ın anlattığına göre İstanbul ve Ankara’yı gezen Friedman İstanbul’daki dolmuşlara hayran kalmış ve “Ne kadar güzel bir buluş, herkes kendi süreceğine…” demiş. Friedman Ankara’da ODTÜ rektörü Kemal Kurdaş ile tanışmış, Devlet Planlama Teşkilatına bile gitmiş. Friedman’ın otobiyografisinde Kurdaş hakkında şunlar yazıyor:
[s 294-5]
Burada sıkça bahsettiğim Hayek hakkında ise kitapta sadece bir paragraf var:
[s. 164-5]
Yenal’ın bazı kitaplar derken kastettiği şey büyük ihtimalle Alan Ebestein’ın Hayek **.
1950’li yıllarda hocalık yaptığı İstanbul Üniversitesi’nin iktisat fakültesindeki hocalar hakkında Yenal bazı ilginç yorumlar yapıyor:
Paul Samuelson’ın Economics adlı kitabını Türkçeye çeviren Demir Demirgil için: (s. 114).
Eşinin nikâh şahidi de olan Sabri Ülgener için:(s. 126-7).Yenal’ın bahsettiği kitap Ahmed Güner Sayar’ın yazdığı Sabri Ülgener olacak.
Aynı kürsüde görev yaptıkları İdris Küçükömer için de: (s. 127).
1995 yılında Boğaziçi Üniversitesi’nde ders vermesi için Süleyman Özmucur davet ettiğinde yaşadıklarını şöyle anlatıyor Yenal:

[s. 407-8]
Görünen o ki, LSE, Chicago ve Princeton üniversiteleri gibi yerlere alışan Yenal, Boğaziçi Üniversitesi için standartlarını biraz yüksek tutmuş.
Kitabı okurken arada katılmadığım yerler de oldu. Örneğin Oktay Yenal, Bülent Gülsün’le birlikte 1994 krizinden kısa bir süre önce hazırlayıp başbakan Tansu Çiller’e sunduğu “Türkiye Ekonomisinin Dengelenme Programı”dan bahsederken ekonomide makro dengelerin bozulduğunu söylüyor. Bunun temelinde 1988’den itibaren yaşanan reel ücret artışları yatıyormuş. Yani Yenal’a göre 1988-1992 arasındaki reel ücret artışları ekonomiye büyük yük bindirmiş ve ekonomi bunu daha fazla taşıyamazmış. Yenal “sendikalarla diyalog yoluyla işçi maaşlarının makul seviyeye çekilmesini, memur maaşlarının da kontrol altına alınmasını” önermiş. (Kitapta sayfa 381-89 arası bu meselelere ayrılmış.)
Aldığı pozitif iktisat eğitiminden ve Dünya Bankası teknokratı olarak çalıştığı yıllardan olsa gerek, Yenal sorunun önemli bir bölümünü reel ücret artışlarına bağlamış ve bunun için nispi artışları delil olarak göstermiş. Oysa nispi artışlar mutlak değişimlerin niteliği için bir kanıt sunmuyor. Nitekim kendisi ücret artışlarının o ücretleri elde eden kişilerin, yani işçi ve memurların satın alma güçlerinde ya da yaşam standartlarında ciddi anlamda bir iyileşmeye tekabül edip etmediğini belirtmemiş. Hâl böyle iken bu ücretlerin “makul seviyeye çekilmesi” ne anlama geliyor? Nesnel bir kriter olacak makul bir seviye var mı?
Son olarak da Yenal’ın bir yanlışına değinelim. Yenal bir yerde, teknolojik gelişme sonucu ortaya çıkan işsizlikten bahsederken yüzde 10 işsizliğin hem Avrupa’da hem de Türkiye’de artık normal hâle geldiğini söylüyor ve Marx’tan bahsediyor:
[s. 430]
Schumpeter’in bunu nerede gördüğünü bilmiyorum, ama Marx’ta ne emeğin organik bileşimi ne de üretimin organik bileşimi diye bir şey var. Bunun aslı sermayenin organik bileşimi olacak. Yenal’ın iktisadî düşünce tarihi derslerini Hayek’ten aldığını düşünürsek bu yanlışı makul sayabiliriz sanırım.
Yukarıda da dediğim gibi, Yenal teknik bir iktisatçı. Bu nedenle teorik anlamda iktisatla ilgilenenler için kitapta ilgi çekici fazla şey yok. Ancak bu dediğim kitabın kötü olduğu anlamına gelmiyor, sadece benim beklediğim bazı şeylerin kitapta yer almadığını gösteriyor. Kitaba yönelik eleştirim de buradan kaynaklanıyor. Yine de kitabı okurken sıkılmadım.


© 2024, İktisadiyat