Söyleşi – I (Çağlayan Yıldız)

25/09/2010

Sıkı sıkıya onların “stilinde” yazmak ise tamamen bir tercih meselesidir, eğer anlatılmak istenen şeyin o stillerde daha iyi anlatılabileceği düşünülüyorsa neden olmasın?… Belki anlatılacak hikaye çağdaş olabilir, ama tercih edilen anlatım stili eski olabilir ve bu da hikayenin daha ilginç bir şekilde vurgulanmasını sağlayabilir… Ya da tam tersi, çok kadim bir hikaye çok çağdaş bir dille anlatılabilir…
F.V. : Çalmayı mı seviyorsunuz, kendinizi çalarken dinlemeyi mi?
Ç.Y: Kendimi (ve o anda benimle çalanları) “çalarken dinlemeden” çalmam olanaksız… Çaldıktan sonra kayıtları dinlemek ise fotoğraflara bakmak gibidir, yaşanan şeyin bir anısıdır; belki o anıyı daha iyi anlamaya, duygusunu biraz olsun korumaya, belki değerlendirme ve gelişime yardımcı olur. Ama yaşanan gerçeğin ve size olan etkisinin kendisi değildir.
F.V. : ( Birini tercih etmek zorunda olsanız) hangisini tercih ederdiniz: Yalnızca kendi çaldıklarınızı duyacaksınız ya da yalnızca başkalarının çaldıklarını duyacaksınız?
Ç.Y. : İllaha ki birini tercih etmem gerekiyorsa, tabi ki sadece başkalarının çaldıklarını duymayı tercih ederim. Oturup kendi kovamdaki suyu seyredeceğime, sonsuz okyanusa karışırım…
F.V. : Sizce neden çalarken / dinlerken mimikler yapıyor, hareket ediyor, bedenen şekil değiştirmeye çabalıyoruz?
Ç.Y. : Ruh eğilip büküldükçe, şekil değiştirdikçe, beden de yerinde duramıyor doğal olarak…
F.V. : Size kimler ilham veriyor?
Ç.Y. : Herkes…
F.V. : Müzik karnınızı doyuruyor mu? (Müzikle uğraşacağımı kabullenen ailemin bana yönelttiği soruyu iktisatçılar adına ben de size soruyorum.)
Ç.Y. : Müzik dönem dönem karnımı doyuruyor, dönem dönem doyurmuyor. Ama işin en özüne inersek “gerçek müzik” olarak düşündüğüm/hissettiğim şey karnımı doyurmuyor. “Müzik yan ürünleri” (popüler müzik, müzik dersleri, jingle vs) karnımı doyuruyor. Yani “sanat ruhum için, zanaat karnım için” ikilemi yaşıyorum müzikten başka gelir kaynağı olmayan milyonlarca müzisyen gibi…
F.V. : Nasıl ki hayatta tecrübe kazandıkça yaşamak tatsız geliyor ( bazıları olgunlaşmak diyor, ben çürümek diyeyim) müziğin matematiğini öğrendikçe de çalmak, dinlemek yavanlaşıyor mu? Evetse bu durumdan kurtulmak için neler yaptınız? Bize neler tavsiye edersiniz?
Ç.Y. : Müziğin matematiğini öğrendikçe de çalmak, dinlemek benim için kesinlikle yavanlaşmıyor… Tam tersine müzikteki mucizeyi/ büyüyü çok daha iyi anlayıp/hissedip, gerçek sonsuz değerini biliyor insan.
Matematikçi vardır hırs içinde, kendi akademik kısır döngüleri içinde “çürür” gider… Matematikçi vardır, kendi denklemleriyle uğraşırken bir yandan da doğadaki sonsuz Altın Oran örneklerini görür ve huzur/keyif içinde “olgunlaşır” gider…
F.V. :Müzik de aşk gibi tanımı öznel olan bir şey diye düşünüyorum. o yüzden müziği nasıl tanımladığınızı merak ediyorum. siz evinizde müzik dinlerken sokak sesi gürültüdür, siz sokağı dinlerken de müzik mi gürültüdür? Siz neyi dinlemek istiyorsanız müzik o mudur yoksa müzik sizin duyduklarınız mıdır?
Ç.Y. : Bence müzik de aşk gibi, “hayat” gibi, “doğa” gibi tanımı “öznel olMAyan”, çünkü tanımı olmayan bir şeydir. (Kendi öznel tanımıma göre) Aşk gibi, hayat gibi, doğa gibi, sonsuz olasılıkların bir araya gelerek yarattığı sonsuz/zamansız güzelliktir, mucizedir, büyüdür. Ve tüm bu laflar, bizim “sınırsız olan”ı sınırlı zihinlerimizle tanımlama çabasından başka bir şey değildir.Doğa nasıl sonsuz varlıktan sonsuz şekilde kendini ifade ediyorsa, müzik de sonsuz varlıktan (İnsanoğlunun anladığı müzikte sonsuz müzisyenden) sonsuz şekilde kendini ifade eder. (Bu yanıtı aynı zamanda 3. sorunun daha kapsamlı bir yanıtı olarak okuyabilirsiniz…)
“Evdeki müzik, sokaktaki gürültü” konusuna gelince… Evde duvarda asılı olan tabloya bakarken sokaktaki trafik kazası ya da elele dolaşan aşıklar ya da çöpler ya da oynayan kedi yavruları “gürültü” müdür, tablo “sanat” mıdır? Biz dışarıyı seyrederken, dışarıdakiler “sanat”, evdeki tablo “gürültü” müdür? Bunlar birbirinden ayrı mıdırlar, yoksa bütün müdürler? Ayrılarsa ayıran şey nedir? “Gürültü” olmazsa “sanat” olur mu? “Gürültü”nün içindeki “sanat”ı ve “sanat”ın içindeki “gürültü”yü algılıyor muyuz? Bunları birbirinden ayırıyorsak birleştirmek gerekiyor mu? Bunlar bizim için bir ise ayırmak gerekiyor mu?
F.V. : Müzikten umudunuzu kestiniz mi? Hala müzik dinliyor musunuz? Eski iştahınız var mı?
Ç.Y. : Müzikten umudunu kesmek ne demektir, anlayamadım… Ben ölümden sonra “Cennet” varsa ve bir seçimimiz varsa “gerçek ve iyi müziğin” sonsuza dek çalındığı “Cennet”i seçmek istiyorum… O yüzden ölene dek de “gerçek ve iyi müziğin” bulabildiğim her örneğini dinlemeye devam edeceğim…
Eski iştah mı? Doğduğumdan beri yiyorum, ölene kadar da yiyeceğim… Açlık greviyle intihar yok bende…
F.V. : Müteşekkir oldum.
Ç.Y. : Ben teşekkür ederim.


© 2024, İktisadiyat