
Bu hafta yazmaya pek zamanım olmadı (Tembelim demenin başka bir yolu). Ancak, sizlerle birşeyler paylaşmam gerektiğinin farkındayım. Yazımın gecikmesini bağışlamanız için sizi eğlendirmesini umduğum bir yazımı paylaşayım dedim sizlerle. Bu hafta bir iktisatçının, sevdiği ve bir türlü kavuşamadığı kadının üç farklı yanını analizini okuyacaksınız. Daha iktisadi meselerle(aslında bu konunun çok iktisadi olduğunu düşünüyorum) ilgili yazı yetiştiremedikçe bu tarz yazılarla karşınızda olacağım. Buyrun efendim okuyun bir iktisatçının sevdiği kadına nasıl baktığını.
Soru işaretleriyle aran pekiyi değildir! Aslında insan yaşamının özü, soru işaretlerine verilebilecek birçok yanıtın olmasında saklı değil midir? Olası birçok yanıttan seçtiğimiz sadece biridir yaşamımızın yeni yönünü tayin eden. Ancak kararsızlar kümesi vardır epeyce bireyin dâhil olduğu ve seçmek onlar, kümeye dâhil olanlar, için acı verici bir hal alabilir bazen. Sen seçemezsin ve birileri sana dayatma ya da akıl verme yoluyla yardım eder. En sonunda kendini istemediğin limanlara yelken açmış bulursun, ama elinden gelen bu yolda ilerlemeye devam etmektir sadece. Aslında bırakmak gibi bir alternatifin de vardır her zaman, ama sen bırakıp bırakmamak arasında gidip gelirken bırakmanın anlamının kalmadığı bir noktada bulursun kendini.
Tebessümün üç boyuttan iki boyuta taşır insanı! Çizgi film karakterlerine has gülüşündür, dudaklarının kenarındaki içeri göçüş ve gözlerindeki kısılış, belki de albeninin temelinde yatan. Sen gülünce kendimi “Cedric” hisseder ve büyük adamların sorunlarına çocukça çözümler üretebileceğimi hatırlarım. Aslında hayatın iki boyutta tasvir edilebilecek kadar basit olduğunu hatırlatırsın bana bazen. Mesela, “:)” resminin ardında yatan anlam yetebiliyor hayatın dinamiğine anlam veremediğim zamanlarda sığınacak bir liman vazifesi görmeye.
Hislerini aktarmada yetersiz kalabiliyorsun! İfadenin çok acımasız ve sert durduğunun farkındayım, ama bunu sen de kabulleniyorsun. Bana böyle bir sorunun olup olmadığını sorduğunda sana bazen demiştim ki hala yanıtım aynı. Ancak olaya farklı açılardan da bakmalı: Belki de gizemli olmak daha doğru! Düşünsene, sürpriz yumurtanın içindeki oyuncak bilinseydi cazibesi kalır mıydı? Sen çabucak anlaşılamıyorsun ve karşındaki seni anlamak için çaba sarf etmeye başlıyor. Şayet kadir kıymet bilen biriyse muhatabın, seni anlamak için harcadığı çaba arttıkça değerin artacaktır onun nezdinde. Marx amcanın emek-değer teorisi gibi oldu bir nebze, ne dersin? Bu meseleye klasik iktisadın fayda teorisiyle de yaklaşabiliriz. Muhatabının senden aldığı fayda seni anlamak için harcadığı emekten daha düşükse sana bu durumdan rahatsız olduğunu belirtecek ve seni anlayamıyorum diye atar yapacaktır. Aslında direkt faydadan değil de beklenen faydadan bahsetmek lazım. Çünkü olaya zaman boyutu da girince belirsizlik giriyor ve bu da beklenen değer kavramına geçişi şart kılıyor. Beklenen fayda muhasebesini benim sana karşı tutumumu yorumlamak için kullanalım. Senle birlikte olma ihtimalime 0,1 diyelim. Seni unutup başka bir kadınla ilişkiye başlayabilme ihtimalim de 0,9 olsun. Şimdi, senden alacağım fayda 100 ve başka bir kadından alacağım fayda 10 olduğundan seni beklemeyi seçince elde edeceğim beklenen fayda 100*0,1+0*0,9=10 olacaktır. Oysa diğer kadını seçseydim 10*0,9+0*0,1=9 beklenen faydam olacaktı. 10 büyüktür 9 olduğundan seni beklemek daha rasyonel oluyor. Aynı muhasebeyle senin anlaşılmıyor olmana insanların takındığı tutumu açıklamayı da deneyebiliriz, ama sen zeki biri olduğundan buna gerek görmüyorum.
