Ekonomistler günlük hayatımızda sıkça karşımıza çıkar oldular. TV’deki tartışma programlarında ya da haberlerde bize enflasyonun düşeceğini müjdeleyen, yeni vergi yasasını tartışan ya da ekonomideki daralmanın ne zaman biteceğini öngören ekonomistlerle karşılaştığımız gibi gazete ve dergilerde de yine ekonomistlerin yazılarını okuyoruz. Onlarla her gün beraber olsak da çoğu insan ekonomistin ne olduğu ve ne bildiği konusunda mutlak bilgiye sahip değildir ve ekonomistlerin önemi konusunda kuşku duymaktadır(Colander, 2007). Peki, ekonomist nedir ve ne bilmektedir? Tıp lisansına sahip birine tabip, hukuk lisansına sahip birine de avukat dendiği gibi ekonomi lisans eğitimi almış herkese ekonomist diyebilir miyiz? Bunu yapmak yanlış olacaktır çünkü ekonomi lisansına sahip bireylerin çoğu ekonomi ile ilgilenmemektedir. Türkiye’de her yıl yaklaşık 9000 kişinin ekonomi lisans eğitimini tamamladığını düşünürsek bu netice ortaya çıkmaktadır. O halde ekonomi doktorasına sahip bireylere ekonomist sıfatını takmak bir çözüm olabilir. Nitekim Colander(1991) bu kabulü yaparak iktisat eğitimini incelemekte ve bu yazının da konusu olan “Ekonomistler mi daha önemlidir çöpçüler mi?” sorusunu ortaya atmaktadır. Bu soruya cevap ararken ABD’deki en iyi yüksek eğitim kurumlarının doktora öğrencileriyle yaptığı anket çalışmasından elde ettiği verileri kullanarak bir nevi iktisadın yöntemleriyle ekonomistleri analiz etmektedir. Bu çalışmada hem Colander’in konu hakkındaki görüşlerine yer vereceğim hem de konuya farklı açılardan bakmaya çalışacağım.
“Ekonomistler mi daha önemlidir çöpçüler mi?” sorusu evvela iyi anlaşılmalıdır. Bu sorunun cevabı mutlak görecelilik içermektedir. Sorudaki “önem” kelimesi, “Neye ve kime göre önemli?” sorularını beraberinde getirmektedir. Colander soruyu kendi önem ölçütüne göre cevaplamaktadır ancak sokaktaki simitçi ile ve hatta çöpçü ile Colander’in bu soruya aynı cevabı vermelerini bekleyemeyiz. Ben de Colander gibi bir iktisatçı olarak evvela soruya iktisadi açıdan yaklaşayım. Ekonomistler de çöpçüler de birer birey olarak fayda en çoklaması yapmaktadırlar. Klasik ekonominin öngördüğü gibi bu bireylerin faydalarının tüketimlerine bağlı olduğunu varsayalım. Artan tüketim faydayı da arttıracaktır. Tüketime giden yol da gelir elde etmekten geçmektedir. Demek ki incelememiz gereken nokta çöpçü ile ekonomistin gelir yaratma yöntemleridir. Çöpçüler onlara verilen çöp toplama işini icra ederek sabit bir saatlik ya da haftalık/aylık ücret alırlar. Yani işlerini yapmamaları, çöp toplamamaları için bir teşvik yoktur. Ekonomistlerin asıl işleri ekonomilerin ve toplumun nasıl işlediğine dair gerçeklikleri tespit edip bu gerçekliklerden yola çıkarak toplumların kalkınmasını sağlayacak kurumları ve politikaları geliştirmek olsa da gelir yaratma süreçlerinde bu sözde işlerini icra etmelerini sağlayacak bir teşvik yoktur. Yani ekonomistler asli görevlerini icra etmezlerse kimse onlara kızmaz. Zaten günümüzde karşılaştığımız manzara da buna benzemektedir. Ekonomistler gerçeği bulmak için değil dergilerde makale basmak için çalışmaktadır.
Ekonomistlerin mi yoksa çöpçülerin mi daha önemli ya da faydalı olduğunu tespit etmek için bu iki meslek grubunun çalışmayı bıraktığı durumlarda toplumun yaşayacağı mutsuzluğu karşılaştırabiliriz. Eğer çöpçüler çalışmayı bırakırlarsa açıktır ki her yeri pislik kaplayacak ve dünya yaşanmaz bir hale gelecektir(Colander, 1991). Bu açık bir memnuniyetsizlik doğuracaktır. Oysa ekonomistler çalışmayı durdururlarsa toplumun çoğu bu durumdan rahatsız olmayacaktır. Zaten ekonomi öğrencilerine hala öğretilen “bırakınız yapsınlar” felsefesine göre ekonomiye müdahale edecek ekonomistler olmasa da ekonomi çalışmaya devam etmelidir. Ekonomi okumayanlarsa, toplumun büyük bir kısmı, ekonomi bilimi var olmadan önce dünya nasıl işliyorduysa ekonomistler olmadan da işleyecektir sonucuna varabilirler. Yani günlük yaşamımızın vazgeçilmezlerinden olmaya başlamış olsalar da tıpkı TV’de çokça izlenen kadın programları gibi ekonomistlerin yoklukları da bizi fazla etkilemeyebilir.
Ele alınan karşılaştırmalı soruya semiyotik açıdan yaklaşıp aslında kullanılan kelimelerle kastedilmek istenenin farklı olduğunu düşünebiliriz. Belki de bu soruyla ima edilmek istenen ekonomistlerin uğraşlarının ve uğraşları neticesinde oluşan çıktıların yani ekonomi biliminin nesnesinin çöpçülerin ya da çöp toplama işinin nesnesi olan çöp kadar değerli olup olmadığıdır. Acaba American Economic Review, Journal of Political Economics, Games and Economic Behavior gibi en kaliteli dergilerde yayınlanan makaleler çöp kadar değerli değiller mi? Standart ekonomi kitapları ekonomi bilimini pozitif ve normatif olmak üzere ikiye ayırmaktadır. Bu tür dergilerde yayınlanan makaleler de bu iki sınıftan birine girmektedirler. Oysa ekonomist dediğimiz bireylerin çoğu aslında ekonomi sanatıyla ya da uygulamalı ekonomiyle uğraşmaktadırlar(Colander, 1992). Uygulama işiyle uğraşan ekonomistlerin yaptıkları ise doktora sürecinde öğrendikleri neredeyse tekdüzeleşmiş ekonomi yöntemlerini ya da araçlarını karşılaşılan problemleri çözmekte kullanmaktır. Varılan çözümlerin ne kadar başarılı olduğu tartışmalıdır. Çünkü yazının başında da bahsettiğimiz gibi TV programlarında yüzleşen farklı ekonomistler aynı eğitimi almış olsalar da aynı soruya hiçbir işe yaramayan farklı cevaplar verebilmektedir. Öte yandan aynı bilimsel dergide aynı soruya verilmiş birbirinin tamamen zıttı sonuçlara sahip makalelerin yayınlandığını da görüyoruz. Örneğin ikisi de American Economic Review’de yayınlanan çalışmalardan Hsieh(2003) sürekli gelir hipotezini doğrulayan bir sonuca varırken Johnson vd(2006) sürekli gelir hipotezinin zıttı bir sonuca varmıştır. Bunlardan hangisi doğrudur ve biri doğru ise yanlış olana neden itibar edilmiştir?
Çöpçü-ekonomist mukayesesine geri dönersem an itibariyle toplum nezdinde çöpçülerin ekonomistlerden daha önemli olduğu kanaatindeyim. Çöpçüler bizler için dünyayı daha yaşanılır kılmakta ve yaşama katma değer sağlamaktadırlar. Oysa kendi çıkarlarını eniyilemekle meşgul ekonomistler için aynısını söylemek güç. Diğer taraftan ekonomi biliminin bir evrim sürecinde olduğu da aşikârdır. Belki de icraatlarının çöp kadar değerli olmadığının farkına varan ekonomistler artık bir şeyleri farklı yapmanın zamanının geldiğini düşünmeye başlamıştır. Ekonomi biliminin değişimini görmek için 1997’de David Kreps’in Paul Romer’in kum saati analojisini kullanarak çizdiği Şekil 1’de yer alan Adam Smith’ten günümüze ekonomi biliminin evrimi şemasına bakalım(Boettke vd, 2008).

Adam Smith zamanında ekonomi, diğer kardeş bilimler olan tarih, siyaset, felsefe ve sosyoloji üzerine araştırmalar bina eden bir disiplindi. Bu süre kum saatinin tepesinde yer alıp neden bazı ülkeler zenginken bazıları da fakir gibi sorulara yanıt vermek için disiplinler arası araştırmaların yapıldığı zamanları ifade etmektedir. Kum saatinin en dar noktası olan orta nokta ise marjinal devrimin yansımalarının had safhada görülmeye başladığı ve ekonominin bir sosyal bilim olmaktan uzaklaşıp uygulamalı matematiğin bir alt dalı haline geldiği zaman zarfını sembolize etmektedir(Weintraub, 2002). Bu dönem, kısıtların verili kabul edildiği ve aktörleri rasyonel(belki de kısıtlı rasyonel) davrandığı varsayımı altında aktörlerin göreli fiyat değişimlerine bağlı olarak üretim ve tüketim kararlarındaki değişimlerin incelendiği dönemdir. Belki de çöpten daha değersiz denebilecek çalışmaların çoğu bu döneme denk düşmektedir. Üçüncü ve son dönem olarak kabul edilen ve tüm kumların toplandığı yerle gösterilen politik ekonomi dönemi ise toparlanmaya başlayan ve sosyal bilim olduğunun yeniden farkına varmış ekonomi bilimini temsil etmektedir. Politik ekonomi matematiksel kaygılardan uzak, kurumların ve diğer kardeş sosyal bilimlerle ortak çalışmanın önemini vurgulamaktadır. Son dönemlerde ekonominin psikoloji, sosyoloji, hukuk, tarih gibi alanlarla artan yakınlaşması ekonomi biliminin çıktılarına da yansımaya başlamıştır.
Ekonomi bir bilim olarak kendini toplamaya ve diğer bilimlerle olan ilişkilerini genişletip daha kapsamlı ve elle tutulur sonuçlara varmaya başlamıştır, ama bu gelişme ekonomistlerin çöpçülerden daha değerli olacağı anlamına gelmemektedir. Ekonomi biliminde hızlı ve olumlu gelişmeler gerçekleşirken ekonomi eğitiminde hiç değişiklik gözlenmemektedir. Colander(1991)’de bu konudaki kaygılarını belirtmektedir. Ekonomi eğitimi veren kurumlara yön veren krallar yeterince zeki olup değişime pek açık görünmemektedirler. Bir çocuğun çıkıp topluma bu kralların çıplak olduğunu hatırlatması gerekmektedir ancak bu çocuğun ne zaman ortaya çıkacağını bilmek güç.
KAYNAKLAR
[1] Boettke, Peter J., Leeson, Peter T. ve Smith, Daniel J., 2008, “The Evolution of Economics: Where We Are and How We Got Here”, The Long Term View, Vol. 7, No. 1, pp. 14-22.
[2] Chang-Tai Hsieh, 2003, “Do Consumers React to Anticipated Income Changes? Evidence from the Alaska Permanent Fund.”, 93 AER (2003) 397-405.
[3] David Colander, 2007, “The Making of An Economist, Redux”, Princeton University Press, Princeton.
[4] David Colander, 1992, “The Lost Art of Economics”, The Journal of Economic Perspectives, Vol. 6, No. 3, pp. 191-198.
[5] David Colander, 1991, “Why Aren’t Economists As Important As Garbagemen? Essays on The State of Economics”, M.E. Sharpe Inc., New York.
[6] E. Roy Weintraub, 2002, “How Economics Became A Mathematical Science?”, Duke University Press, Durham.
[7] Johnson, David S., Parker, Jonathan A. ve Souleles, Nicholas S., 2006, “Household Expenditure and the Income Tax Rebates of 2001.” 96 AER (2006) 1589-1610.

