iktisadiyat

  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Hakkımızda (yenilendi!)

Soyadı sırasına göre:

Tolga Bagci

1985 yılında İstanbul’da doğdu. Ortaokul öğrenimini Kadıköy Anadolu Lisesi’nde , lise öğrenimini ise İstanbul Atatürk Fen Lisesi’nde tamamladı. Ardından, Bilkent Üniversitesi Fizik Bölümü’ne girdi. Mezun olduktan sonra Danimarka’da, Kopenhag Üniversitesi Niels Bohr Enstitüsü’nde Fizik Yüksek Lisans öğrenimine başladı. 2010 yazında bitirmeyi beklediği tezini, Deneysel Kuantum Optiği alanında yapmaktadır. Tez konusunda temel olarak, lazer ışığı ile nanomekanik bir resonatörün etkileşimi ve olası kuantum etkilerinin gözlenmesi üzerine çalışmaktadır. İktisadiyat dışında Siyaset Kahvesi’nde de düzenli olarak yazmaktadır. Heavy Metal müziğe gönül vermiştir, hatta koyu metalcidir. Ancak uzun süre siyahlar içinde dolaşmış olmasına rağmen, zamanla mor gömlek bile giyerek kendi içsel devrimini gerçekleştirmiştir. Fiziğin yanısıra felsefeyle, daha spesifik olarak Antik Yunan’da Doğa Felsefesi ve Alman İdealizmi’yle ilgilenmektedir. Başlarda tutkulu bir Nietzsche hayranıyken, zamanla Nietzsche’den soğumuş, hatta adını bile düzgün yazamaz hale gelmiştir. Ussal felsefeye yakınlaşıp, son olarak Alman İdealizmi’nin doruk noktası olan Hegel’de huzur bulmuştur. Bundan sonraki yaşamında da Logos’un yoluna sadık kalmayı ummaktadır. Çünkü filozofun da dediği gibi “Gerçek olan ussaldır, ussal olan gerçektir“. Son olarak, yaşamayı ve gülmeyi sevmektedir, tıpkı üstad Hıncal Uluç gibi.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Ekrem Cünedioğlu

Ekrem diye seslenirler bana oysa Hüseyin’dir de adım. Dayımın, ruhu şad olsun, adı olup benle de dolaşmaya başlayan Hüseyin, benim perde arkasındaki benliğimdir. Ekrem’in kendi hakkında bilmediklerini Hüseyin bilir. Hüseyin, Ekrem’in aynadaki yansımasından ötedir.
Her yeni bir dil öğrenmeye çalıştığınızda kendinizi öğrenmekte olduğunuz dille anlatmanızı isterler. Haliyle doğum yeri, doğum tarihi, okunan okullar ve kazanılmış becerilerin bilmem kaçıncı kere kâğıda aktarılışı olur bu sözde kendini anlatış. Onlarca kere yaptığım ve Ekrem’in Ekrem’i anlatışı olan tekdüze süreci eğlenceli kılabilecek bir yenilik var onu da geçen Aralık fark ettik ailemle.  2009 Aralık’a kadar aslında 24 Aralık olması gerekirken nüfus memurunun yanlış yazması sonucu 22 Aralık olarak göründüğünü bildiğim doğum günümün gerçekten de 24 Aralık olduğunu annemin bir pazar günü doğdun demesi üzerine baktığım takvimden öğrendim. 24 Aralık salı iken 22 Aralık imiş pazara düşen. Sonra, 24 yıl boyunca doğum günümün yanlış günde kutlanmasının beni rahatsız etmediğini, benden bir şey eksiltmediğini fark ettim. Aklıma buğday başağa durduğunda doğan amcalar, teyzeler geldi ve güldüm.
Burada sizlere Hüseyin’in Ekrem’i anlatmasını istiyorum. Hüseyin’e sesleniyorum beni anlatsana kendi kelamınla diye de bana Ekrem Ekrem’dir diyor, vesselam. Hüseyin’in ketumluğu ve Ekrem’i izlemek ve dinlemekle geçen hayatı geliyor aklıma ve vazgeçiyorum onu konuşturmaktan. Empati kurup Hüseyin gibi düşünebilen Ekrem anlatsın Ekrem’i diyorum.
Ekrem bir hayal adamıdır. Çoğu hayal olmaktan öteye gidemeyecek hayaller kurar, kimse bilmez. Keşke sağır olsam dediği ve kulaklarını örten parmaklarının sessizliği sağlayamadığı bir anda fark etti bu dünyanın içinde başka dünyalar olduğunu. Oraya çıktı, uzunca kaldı, insanları izledi, sessizliği buldu, mutlu oldu. O an Hüseyin ile konuştu ve hayallerimin kanatları kırıldığı zaman aslında ben ölmüşümdür dedi, unutma, içimdeki hayalleri koru ve sen ol o, hayallerimdeki adam.
Ekrem mutludur, ıslah olmaz bir Polyanna’dır. Bardağın dolu tarafını görür hep ama işsizlik dururken işliliğe bakmayı beceremedi daha. Her zehrin özünde iyilik olduğunu hastalıktan kurtulmak için ona içirilen koca karı ilaçlarını tadınca öğrendi. Ekrem evlidir. Diabetes Mellitus isimli Latin güzeliyle evleneli 14 koca yıl geçmiştir. Düşen ve yükselen bir ilişkileri olsa da istikrarı sağladılar gibi son zamanlarda.
Ekrem insanları görmeyi sever. Aklına takılanlar genelde insana ve toplumlara dairdir. Şu an kafayı mutluluk konusu ile bozmuş olsa da henüz okuma ve düşünme faslındadır. Yazma ve anlatma safhasına geçmeyi umut ediyordur gelecekte. Mevcut sosyal bilimlerden pek memnun değildir. Günümüz sosyal bilimlerini düşündüğümüzde sosyal bilimci olmak asosyal olmayı gerektirmektedir demekte ve sosyal olmayı tercih etmektedir bilimci olmadan.
Ekrem faydacıdır ama kendi faydasının peşinde koşan cinsten değil. Dünyaya fayda sağlamak ister. Facebook profilinde kendisini şöyle özetlemiştir: “Dünyaya bir kere gelebileceğine ve bu nedenle insanlığa yararı dokunacak bir şeyler yapması gerektiğine inanan herhangi bir adam işte. Sen, o, siz, onlar gibi…”.
XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXxxxxx

Tuna Çakar
Bebekliğini Sarımazı’da, çocukluğunu İskenderun’da, yeniyetmeliğini ve gençliğini İstanbul’da yaşadı. Bazen mutlu bazen hüzünlü, bazen neşeli bazen somurtan, bazen gerçekçi bazen hayalperest ne idiğü çok belli olmayan zıtlıkları birarada yaşamaya seven bir insandır. Bazısının tanımına göre tam bir kapalı kutudur.
Genetik, Bilişsel Bilimler, Deneysel İktisat, Nöro-bilimler, Nöro-iktisat, Nöro-pazarlama, Nöro-etik gibi birçok alana ilgi duymaktadır. İlgi alanlarının çokluğu çevresindekilere Antik Yunan’daki doğa filozoflarını hatırlatır, hatta bazılarına “Antik Yunan’da yaşasaymış da aklı başına gelseymiş” dedirtebilmektedir.
Boş zamanı neredeyse yoktur, kafası çok yoğun olduğu için olanların da farkına varamaz. Fırsat buldukça kitap okur, müzik dinler, resim yapar ve film izlemeyi sever. Ama en büyük hobisi hayal kurmaktır. “Her şey hayal etmekle başlar” sözünü gereğinden fazla bir şekilde benimsemiş ve hayat felsefesinin parçası haline getirmiştir. Çoğu insan gibi şu kısa ömründe bu hayallerinin bir kısmını da olsa gerçekleştirebilmeyi ve dünyayı (azıcık da olsa) yerinden oynatabilmeyi hedeflemektedir.

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Dr. Ceyhun Elgin
1982 yilinda dogdu. 2001 yilindan beri iktisatci olma gayreti icersinde…

.

.

.

.

.

.

.

.

.

xxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

xxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Dr. Can Madenci

Piyasaya İstanbul’da çıktı. Üniversiteye kadar ne varsa topunu orada hâlletti. Marmara Üniversitesi’ne girdi, mezun oldu (iktisat lisans). Sonra bir daha girdi, bir daha mezun oldu (iktisat yüksek lisans). Ardından bir daha girdi, bir daha mezun oldu (iktisat doktora). Yüksek lisansta yüce Marx, doktorada vampir Hayek ile uğraştı. Arada yurt dışına gidip dolandı, Hz. Marx’ın mezarını iki defa ziyaret edip “duble hacı” oldu. Şu aralar Kurumsalcı ve Evrimci İktisat’la ilgili bir şeyler karıştırıyor. Fırsat buldukça tek kişilik dev kadroyla sol eğilimli “Liberal-Beleş Hareket”i yürütüyor. İlerde öğrenciler için “Yurt Dışında Beleşçilik Rehberi” yazmayı planlıyor.
Hayat felsefesini şöyle özetliyor: “Ye – iç – yat – şampiyon Fener!”

XXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXXxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxxx

Levent Neyse
En güzel tatil Mayıs ayında olur. Misal Cunda’dan Patricia’ya doğru yürümektesindir. Sırt çantanda soğuk suyun, havlun, kitabın, o haftanın Penguen’i (Hafta arası olacak bir de bu yürüyüş) küçük bir kumanya (muz, karper peynir, salatalık, zeytin). Küçük fotoğraf makineni almışsın yanına ama çekeceğin de yoktur hani fotoğraf. Neyi çekeceksin ki? Hangi çiçek kokusunu, hangi kuş ötüşünü duymadan, hangi deniz ayaklarını ıslatmadan güzel görünür ki? Kime göstereceksin ki? Bir traktör geçer de toprak yoldan, rica eder atlarsın arkasına. Yürüsen daha az yorulursun ya, yine de yoktur traktör arkasında Richter ölçeğiyle 20 şiddetinde yol almak gibisi… Zeytin ağaçları gider Cunda’ya doğru soldan soldan, sağda deniz, ada, yıkık kilise… Ayaklarını denize sokarsın da küçücük balıklar kemirir ayak parmaklarını. Orası cennettir ve de kimse yoktur, çok da mantıklıdır bu da hani… Mırıldanırsın: “Ne sahibim bu yerde, ne kiracı… Sadece bir ömürlük misafirim ben…”
6 saat sağanak yağmur altında Alplere tırmanıyorum ve sonunda çam schnappsiyle sarhoş olup sisli geceye bakıyorum. Knidos’ta en yüksek rakımlı tepede oturmuş denizin mavisine şaşıyorum. Çadırın sabah sıcağı… Kaş yolunda viraj viraj döne döne radyo Yunan Müziği çeke çeke… Islak mayomun araba koltuğunda yaptığı popo izini pek seviyorum, dikiz aynasına ıslak mayomu asmayı da.

Birbirini tanımayan insanların tek bir sebep ile sanki birbirlerini ömürleri boyunca tanıyormuşçasına davranmaları beni pek mutlu ediyor: misal milli maç, misal konser veya bir festival ya da gayri ihtiyari başlamış bir kartopu savaşı.
Pizzanın incesi, zeytinyağının halisi, kebabın satır kıymasından olanı, kalamarın kayış gibi olmayanı, ezogelin çorbasının salçalısı, peynirin ezinesi, rakının yeşili, şarabın kırmızısı, jambonun fümesi, domuzun sosisi, karpuzun ortası, şeftalinin soyulmuş, dilimlenmişi; bununla beraber sokak pilavı, tükürük köftesi, kokoreç, sakatat ve esnaf lokantası…
Pink Floyd’un Dark Side of the Moon’u, Jamiroquai’in Travelling Without Moving’i, Bülent Ortaçgil’in Eski Defterleri, Seinfeld’in Kramer’ı, Woody Allen’ın Zelig’i…
İktisadın gerçek insan için olanı…

Her şey yaşamdan keyif alabilmek için, yoksa bu iş çok zor Yonca…

Ü.Barış Urhan
Zeynep Kamil’de doğdu. O gün bugündür ince ve uzun oldu. İzmir’de lisans eğitimi alırken tecrübe ettiği “bu İzmir’in bir havasına bir de kızına güvenilmez” veciz sözü yetmedi, gitti bir de yüksek lisans eğitimini Kopenhag Üniversitesi’nde alarak pekiştirdi tecrübesini. Bilimin efendisi ünvanını alınca bir havalara girdi, küçük Nobel’i ben aldım tavırlarıyla deneysel iktisata girişti. Halen TEPAV Girişimcilik Enstitüsü’nde tamamen piyasa işler yapan Urhan, boş zamanlarında “Devlet mi Piyasa mı?” diyor Coşkun Can Aktan hocasından öğrendiği tonda. Hiç farkettirmeden halay başı olur, Murat Çobanoğlu’na rahmet eyler, Barış Manço’yu gönlünde yaşatır, yemeklerden karnıyarığı, Lipton Ice Tea’lerden limonluyu, tatlılardan annesini, şehirlerden İstanbul’u, semtlerden Norebro’yu sever. Üstadın da dediği gibi: “gimme a five bro!“

Fatih Vural
Tohum günüm olan 13 Eylül 1983’ten 9 ay 20 gün sonra (19 Haziran 1984’te) Antalya’da doğdum. 6 yaşımda nota okumayı, 7 yaşımda latin harflerini okumayı öğrendim.  Burjuva sayılabilecek ailemin isteğiyle klasik gitar, keman ve mandolin dersleri aldım. Müziği bir zanaat olarak gördüm, öğrendim ve boş zamanlarımda ilgilendim . Yıllar sonra bu zanaattan sıkıldım ve dinlemez, çalmaz oldum. Sonra sonra tam da müziği unutmuşken, onda daha önce görmemiş olduğum şeyler gördüm ve tüm zamanımı onunla geçirmeye başaldım. Konservatuar sınavlarına girecek kadar işi ilerletmem ailemi korkutmuş olacak ki diş hekimliği okumamı istediler. Okudum. Bu arada Cem Nasuhoğlu, Çağlayan Yıldız, Bora Uslusoy gibi farklı kulvarlardaki gitaristlerden teorik ve pratik dersler aldım. Ailem doktora yapmamı istedi. Doktora yapıyorum. Bir ara barlarda çaldım. Bir ara ders verdim. Bir ara ders aldım. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Müzik Kulübünde “serbest doğaçlama atölyesi” düzenledim. Bu minör uğraşıma katılanlar, benimle beraber yetişenler oldu. Fakültede bir Big Band kurdum aklımca. Cenaze marşları ve ninniler besteledim. Resimli Mavişehir Atlası, Kamus (hala yazmaya devam ettiğim kendi özel sözlüğüm), Dünler Yarınlardan Güzel Olacak isimli yarıda bırakılmış kitaplar yazdım. Çiçeklerden papatyayı,insanlardan Selim’i severim. En büyük korkum gelecek, en sevdiğim söz “Pazartesi gel, başla”dır.

Tatildeki Yazarlar:

  • Murad Tiryakioglu (Afyon Kocatepe Üniversitesi, S.B.E., İktisat Anabilim Dalı, Doktora Ogrencisi)

Eski Yazarlar:

  • Burak ERDENİZ (University of Hertfordshire, Doktora Psikoloji Öğrencisi)
  • Anıl GİRİNCİ
  • Rusdu Duran (Sabancı Üniversitesi, İktisat Lisans Öğrencisi)
  • Uuganbaatar NINJBAT (Stockholm School of Economics, Doktora Öğrencisi)
  • Cenk Yurtsever (ING Bank Genel Merkezi, Corporate Market Risk Management Bolumu, Risk Analisti, Amsterdam)
  • Yusuf Ekici (Dokuz Eylul Universitesi, I.I.B.F., Iktisat, Lisans Ogrencisi)
Comments rss
Comments rss
Trackback
Trackback

One Response to “Hakkımızda (yenilendi!)”

  1. İsmail says:
    May 5, 2010 at 10:53 am

    Bu bölümü çok beğendim…

Leave a Reply

Click here to cancel reply.

Günün Sözü

Toplumsal organizasyon ilkesi olarak rekabetin başarılı bir şekilde kullanılması, iktisadî hayata yapılan belirli cebrî müdahale biçimlerini engeller; fakat rekabet kimi zaman kendi işleyişine oldukça önemli oranda yardımcı olabilen diğer müdahale biçimlerine de imkân verir ve hatta belirli türden devlet faaliyetlerini gerektirebilir. — Friedrich von Hayek

Üye Olun

Subscribe via RSS Subscribe via Email

Son Yapılan Yorumlar

  • fatih_vural on Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)
  • fatih_vural on Schumpeter’den Özdeyişler
  • fatih_vural on Hayek’in Diktatör Röportajları Sonunda Kullanıldı(!)

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (4)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (16)
  • Duyurular (13)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (1)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (15)
  • İktisat Tarihi (13)
  • İktisat Teorisi (15)
  • İktisatçılar (25)
  • Köşe Yazarları (4)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (6)
  • Müzik (3)
  • Nöroekonomi (7)
  • Nöropazarlama (3)
  • Okuma Önerileri (7)
  • Oyun Teorisi (8)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (41)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (12)

 

September 2010
M T W T F S S
« Aug    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Baglantilar

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox