<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iktisadiyat</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Sep 2010 07:51:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>İnsan Nasıl Karar Verir? (NPYD-4)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/09/03/insan-nasil-karar-verir-npyd-4/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/09/03/insan-nasil-karar-verir-npyd-4/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 03 Sep 2010 07:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna_Cakar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1760</guid>
		<description><![CDATA[İnsan Nasıl Karar Verir? (NPYD-4) Nasıl karar veririz veya objektif olarak karar verebilir miyiz? Çoğumuz insanın objektif olarak karar verebildiği ön yargısına sahibiz ancak çalışmalar gösteriyor ki karar verme sürecimiz o kadar çok bilgiden/veriden etkileniyor ki; bizim objektif kararlar vermemizi sekteye uğratabiliyor çoğu zaman. Bunun temelinde beynimizin hiç de objektif olmayan çalışma şeklinin olduğunu söylersek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İnsan Nasıl Karar Verir? (NPYD-4)</strong></p>
<p>Nasıl karar veririz veya objektif olarak karar verebilir miyiz? Çoğumuz insanın objektif olarak karar verebildiği ön yargısına sahibiz ancak çalışmalar gösteriyor ki karar verme sürecimiz o kadar çok bilgiden/veriden etkileniyor ki; bizim objektif kararlar vermemizi sekteye uğratabiliyor çoğu zaman. Bunun temelinde beynimizin hiç de objektif olmayan çalışma şeklinin olduğunu söylersek çok da abartmış olmayız. Nöropazarlamanın ne olduğu, neden önemli olduğu, yaygın olarak kullanılan tekniklerden ve etik sorunlardan bahsettik önceki yazılarda. Bu sefer, biraz daha ağırlıklı olarak nöropazarlamanın sağladığı bakış açısından ve yapılan deneylerden bahsetmek istiyorum. Yazı boyunca sırasıyla, tadım testi ve zihinsel etiketleme, beyin ödül sistemi, alış-veriş ve beyin ilişkisi gibi konulardan bahsedeceğim. Ama temelde ele almak istediğim sorular: insanın karar vermesini etkileyen sistem hangisidir ve bu sistem nasıl çalışır?</p>
<p><span id="more-1760"></span></p>
<p><strong>Tadım Testi: Coca Cola mı, Pepsi mi?</strong></p>
<p>Çok değil 7 sene kadar öncesinde yapılan bir çalışma açıkça göstermişti ki; zihinsel etiketlerimiz (bir nevi önyargılarımız) karar verme konusunda duyularımızdan çok daha fazla öneme sahip. Bu konudaki en önemli tespit Tadım Testi sayesinde yapıldı ilk olarak 2000’li yıllarda. Bu çalışmalar gazoz sektöründe “merkezi yer testi” olarak da biliniyor. Dr. Montague öncülüğünde 2003 yılında yapılan araştırmaların temel sorusu da insanların neden Coca Cola’yı Pepsi’ye tercih ettikleriydi. Çoğu farklı bir şekilde Pepsi’yi tercih ettiklerini beyan eden 67 gönüllü üzerinde fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) çalışması yapılarak beyin aktivasyonları ölçüldü. İlk önemli bulgu, beynin beğendiği tatlara eş olarak ön putamen bölgesinde artan bir aktivasyonla tepki verdiği bulgusu oldu. Bu zaten daha önceki çalışmalarda ortaya konmuş bir durumdu, bu sebeple çok da ilgi çekici bir yanı yoktu.</p>
<p>Sonrasında deneyin daha farklı bir şekilde yapılmasına karar verildi: Denekler hangisinden içtiklerini bilmeden tadım testine maruz kalacaklar ve sonrasında hangisini tercih ettiklerini (daha fazla beğendiklerini) beyan edeceklerdi. Çoğu Pepsi içmeyi daha çok tercih eden gruptan çıkan sonuç bu sefer şaşırtıcı oldu: deneklerin %75’i Coca Cola’yı daha fazla beğendiğini söyledi! Yani işler tersine dönmüştü. Dahası, deneklerin beyninde daha farklı bir aktivasyon görüldü: yine ön putamen aktifleşti ancak bu sefer beynin orta prefrontal bölgesinde de aktifleşme görüldü ki; bu bölgenin daha detaylı düşünme ve analiz etme konularından sorumlu olduğu düşünülmektedir. Bu sonuçlar çerçevesinde, Dr. Montague, beynin ikili bir yapıda aktifleştiği, bir tarafta daha duygusal bir eğilimin olduğu (ön putamen bölgesinde), diğer yanda daha akılcı, daha tutarlı ve verilere dayanan bir kararın (orta prefrontal bölgesi) ağırlık kazandığı ve bu iki kararın mücadele halinde olduğu yorumunu yapmıştır. Başka bir deyişle, beyin o test için daha akılcı olan Pepsi cevabını vermek yerine, kalarak çocukluk anıları, yıllardır süren etkileyici reklamlar, yaratılmış marka değeri gibi faktörlerin yarattığı duygusal bir etkilenim nedeniyle Coca Cola’yı tercih etmektedir. Daha doğrusu bu mücadelenin galibi marka değeri sebebiyle çoğu zaman (Lindstrom’un yorumuna göre her zaman) Coca Cola kazanmaktadır.</p>
<p>Yazının başındaki soruya geri dönecek olursak (insan objektif olarak karar verebilir mi sorusuna) yalıtılmış ortamlar olmadıkça veya markalar (marka değerleri) işin içine girince en azından tüketici formatındaki insanlardan objektif bir karar vermesi beklentisinin pek de gerçekçi olmadığını gösteriyor. Aslında bu deneyin benzerini (illa kola olmak zorunda değil gazoz veya meyve suyu formatında olabilir mesela) evimizde arkadaşlarımıza uygulayabiliriz. Ben de henüz yapmadım ama şaşırtıcı sonuçlarla karşılaşabileceğimi düşünüyorum. Fakat buradaki püf nokta; deneklerin marka değeri daha düşük olan ürüne karşı daha fazla bir ilgi, beğeni duyuyor olmaları. Aksi taktirde böyle bir deneyi yapmanın çok bir anlamı kalmaz herhalde.</p>
<p><strong>Beyin Ödül Sistemi</strong></p>
<p>Aslında bahsi geçen mücadeleyi daha iyi anlayabilmek için beyin ödül sistemini (BÖS) daha iyi anlayabilmekte fayda var. Kısaca BÖS nedir, ne işimize yarar? Beyin Ödül Sistemi (BÖS), beynimizde işleyen sistemlerden sadece bir tanesi olup yaptığımız işlerden (yemek yeme, resim yapma…vs) haz almamızı sağlayan sistemdir. Farz edin ki; sıcaktan ve nemden kavrulan bir günde dondurma yiyorsunuz ve inanılmaz şekilde kendinizden geçtiniz, nerdeyse aldığınız haz beyninizden fışkıracak, ne sizi bu hale getirdi? Evet, doğru, bildiniz! Beyin Ödül Sisteminiz! Bu sistem çok hücreli canlıların yaşamsal mücadelesi açısından da çok önemlidir, bizi yaşamaya, hareket etmeye teşvik eden sistem işte bu sistemdir, evrimsel olarak işlevi büyüktür. Bu sistemin yaşamımız için merkezi bir yere sahip olduğunu söylersek çok da abartmış olmayız: cinsellik, yemek yemek, alkol almak, haz alacağımız herhangi bir etkinlik kökeninde bu sistemi etkiler, yapısal olarak biraz farklı şekillerde de olsa! BÖS’ümüzde meydana gelebilen kalıcı fizyolojik değişimler ve hasarlar, majör depresyon, şizofreni gibi bazı ciddi hastalıkların ortaya çıkmasına sebep olabilmektedir.</p>
<p>Aslında bu sistem bazı çevrelerde haz sistemi olarak da isimlendirilmektedir ancak haz kelimesinin zihinlerimizde tetiklediği ön yargıdan ötürü (sanki haz kötü bir şeymiş gibi) ödül kelimesini kullanmayı tercih ettim, zaten literatürde de ödül kelimesi (reward kelimesinin karşılığı olarak) daha yaygın bir şekilde kullanılmakta. Beyin Ödül Sisteminden önümüzdeki yazılardan birinde çok daha detaylı olarak bahsetmeyi planlıyorum. Bu yazı için önemli nokta, Beyin Ödül Sistemi, duygularımızı, istek ve arzularımızı tetikleyerek bazen rasyonel olarak adlandırabileceğimiz seçimlerimizi desteklerken bazen de hiç de akılcı olmayan seçimler yapmamıza sebep olur, tabi bazı durumlarda çok daha doğru kararlar vermemizi sağlar. Diğer bir deyişle, Beyin Ödül Sistemi, insanın haz alma duyusu olduğu için ve marketten yaptığımız alış-veriş dahil birçok alanda karşımıza çıktığı için nöropazarlama alanındaki araştırmacılar başta olmak üzere birçok bilim insanının ilgisini çekmektedir.   </p>
<p><strong>Alış-veriş ve beyin ilişkisi</strong></p>
<p>Knutson ve arkadaşları (2007) tarafından yapılan bir çalışmada alış-veriş sırasında beynin hangi bölgelerinin aktifleştiği araştırılmıştır. Çalışmada deneklere sunulan ekranda satın alabilecekleri ürünler sunularak (bazen uygun fiyatlı bazen yüksek fiyatlı) diğer yandan fMRI tekniğiyle (fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme) ölçümler alınarak davranış (verilen karar) ve beyin aktivasyonu arasındaki ilişki incelenmiştir. Deneysel tasarım, 4 saniyelik 3 ana bölüm üzerine kurulmuştur: (1) ürünün katılımcıya sunulması, (2) ürünün fiyatının sunulması, (3) karar-verme seçeneğinin sunulması. Verilen karar sonrasında 2 saniyelik bir odaklanma zamanı ve yeni ürüne geçilmesi şeklinde devam etmiştir deney. Yaşları 18-26 arasında değişen 26 kadar denek 20’şer ABD doları ödenerek katılmıştır bu deneye ve her katılımcıya deney esnasında harcamaları için ayrıca 20’şer ABD doları verilmiştir. Ürün fiyatları 8’den 80 ABD dolarına kadar değişen bir yelpazede sunulmuştur ve ürünler çikolata gibi marketlerde bulunan temel ürünlerden oluşmuştur.</p>
<p>Deney sonuçları şu şekilde özetlenebilir: insanlar ilgilerini çeken bir ürünü incelediklerinde Beyin Ödül Sistemi’nin merkezi olarak adlandırdığımızda nükleüs akkümbens’te aktifleşme gözlemleriz. (Tabi tam tersini de söyleyebiliriz buradan hareketle, aktifleşme görüyorsak demek ki ürün ilgisini çekiyordur). İkincisi, satın alma kararı konusunda en önemli rol, beynin ön tarafında bulunan (hemen alnımızın arkasındaki) orta prefrontal korteks bölgesine düşmektedir, bu bölge ürün-ürün fiyatı arasında kar-zarar hesabı yapmaktadır. Eğer bu bölgede aktifleşme görüyorsak ürünün değerlendirildiği ve satın alma kararının verilmesinin an meselesi olduğunu söyleyebiliriz. Üçüncü olarak, insula bölgesindeki aktifleşme ilgimizi çeker ki; bu aktifleşme ürün fiyatı normalin üzerinde mesajını vermektedir. Bu mesajın verildiği durumlarda bahsi geçen ürün çok büyük ihtimalle satın alınmaz. Diğer bir deyişle, beyindeki farklı bölgelerin ve devrelerin satın alma kararının verildiği süreçten sorumlu olduğu düşünülmektedir ve bu çalışma bunu çok güzel ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Burada, nükleüs akkümbens’e (NAcc) tekrar dikkat çekmek istiyorum, BÖS’nin merkezi de olması sebebiyle firmaların en çok ilgisini çeken ve tüketici beyninde aktifleştirmeyi hedefledikleri bölgedir NAcc. Bunca reklamın, pazarlama stratejisinin, yatırımın temel hedefi işte bu sistem, bu sistemin aktifleşmesidir. Bazı durumlarda o kadar şiddetli aktifleşme görülebilir ki; fiyatı çok yüksek olmasına rağmen bizi “satın al” kararına yönlendirebilir mPFC ve insula’nın aktifleşmesine baskın gelerek. Alış-veriş bağımlılığı dahil olmak üzere bağımlılık durumlarında da görülen budur; BÖS’nin fazla aktifleşerek diğer sistemlere baskın gelmesi.     </p>
<p><strong>Kıssadan Hisse</strong></p>
<p>Bu yazıda belirtildiği gibi beynin nasıl çalıştığını anlamak tüketicinin nasıl karar verdiğini anlamak açısından oldukça önemlidir. Onun verdiği kararları yönlendirmek ve manipüle edebilmek açısından da öneme sahiptir. Başta sorduğumuz soruya atıfta bulunarak bu yazıda bahsi geçen çalışmalardan yola çıkarak insandan veya tüketiciden objektif karar vermesini beklemek pek gerçekçi bir yaklaşım olmayacaktır, bilakis ortamda ne kadar çok bilgi/veri varsa tüketici beyninin etki altında kalma ve beklenenin ötesinde karar verme ihtimali o kadar fazla olacaktır. Çünkü sunulan her ek bilgi tüketici zihninde birçok farklı anının, önyargının devreye girmesine sebep olacaktır ki; ben buna zihinsel etiketlerin etkisi diyorum. “Bizi satın almaya yönlendiren nedir?” sorusuna cevaben beyin temelli en tutarlı cevapsa Beyin Ödül Sistemi olacaktır. Bu sistem bütün gelişmiş sinir sistemine sahip canlılarda (farklı yapılarda da olsa) bulunarak çok temel bir görevi yerine getirir, yukarıda belirttiğimiz gibi. BÖS, ürün konusunda ilgi ve arzunun doğmasına (veya doğmamasına) yol açacak ilk kıvılcımı vermekle görevlidir (veya vermez ürün ilginç gelmiyorsa). Ve diğer sistemler/merkezlerle etkileşim halinde bulunarak satın alma kararı çıkar veya çıkmaz. Diğer bir bakışla, insan beynindeki sonu gelmez bir mücadelenin bir sonucudur bu karar…</p>
<p>Sonraki yazıya kadar esenlikler,</p>
<p>Tuna Çakar / <a href="mailto:cakar.tuna@gmail.com">cakar.tuna@gmail.com</a></p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p>[1] Martin Lindstrom, Buyology, Optimist Yayınları.</p>
<p>[2] Knutson B, Rick, S, Wimmer, E, Prelec, D, Loewenstein, G. (2007). Neural Predictors of Purchases. Neuron 53, 147–156.<strong></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/09/03/insan-nasil-karar-verir-npyd-4/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>yavşaklığın lüzumu yok!</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/08/29/yavsakligin-luzumu-yok/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/08/29/yavsakligin-luzumu-yok/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 29 Aug 2010 22:24:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>fatih_vural</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1743</guid>
		<description><![CDATA[Başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz Fazıl Say. Herkesin yaptığını yapmak olacak belki bu, nafile bir yazıdır hatta, &#8220;Hanım koş tavşan dağa küsmüş&#8221; diyeceklerdir kim bilir ama ben yine de yazayım. Yazayım istiyorum çünkü saldırgan adamları seviyorum. Yazayım istiyorum çünkü &#8220;İnsanlar tartışsın bunu diye yazdım&#8221; diyor Fazıl Say. &#8220;Müziği müzisyenlerle konuşmak isterim&#8221; diyor, hay hay. Tabii [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
<a href='http://iktisadiyat.com/2010/08/29/yavsakligin-luzumu-yok/creator-gd-jpeg-v1-0-using-ijg-jpeg-v62-quality-85/' title='CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v62), quality = 85'><img width="150" height="150" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/08/11jvs0n-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v62), quality = 85" title="CREATOR: gd-jpeg v1.0 (using IJG JPEG v62), quality = 85" /></a>
<a href='http://iktisadiyat.com/2010/08/29/yavsakligin-luzumu-yok/images/' title='images'><img width="150" height="150" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/08/images-150x150.jpg" class="attachment-thumbnail" alt="images" title="images" /></a>

<p>Başlıktan da anlaşılacağı üzere konumuz Fazıl Say. Herkesin yaptığını yapmak olacak belki bu, nafile bir yazıdır hatta, &#8220;Hanım koş tavşan dağa küsmüş&#8221; diyeceklerdir kim bilir ama ben yine de yazayım. Yazayım istiyorum çünkü saldırgan adamları seviyorum. Yazayım istiyorum çünkü &#8220;İnsanlar tartışsın bunu diye yazdım&#8221; diyor Fazıl Say. &#8220;Müziği müzisyenlerle konuşmak isterim&#8221; diyor, hay hay. Tabii ki boy ölçüşecek değilim onunla ama ben de nota yazabiliyorum, enstürman çalabiliyorum, müzik tarihi okudum, armoni bilgim var. Müzik konuşmak için gereken asgari şartları sağladığımı düşünüyorum. Kaldı ki müzik hakkında konuşmayı mimari hakkında dans etmeye benzetiyorum (bunu başkasından duymuştum sanırım).</p>
<p><span id="more-1743"></span>Fazıl Say&#8217;ı sol kulvardan eleştiren pencere önü çiçekleriyle aynı fikirde değilim tabii ki. Sözde bu adamlar da müziğin iyisinden anlıyorlar fakat Fazıl Bey&#8217;in &#8220;Halkımızın değerlerinin de oryantalist bir bakışla ötekileştirilmesi&#8221;ne karşılar. Şimdi efendim, sabahtan akşama kadar Nihat Doğan, Küçük İbo, Gripin gibi saçma sapan adamların müzikleriyle bizi kuşatan televizyoncular halkçı, bu kepazeliği savunan Adnan Şenses kılıklı adamlar halkçı ama Fazıl Say elitist he mi? Yavşaklığın lüzumu yok! Bunların anladığı halkçılık oğlancılık gibi bir şey olsa gerek çünkü halkı beceriyorlar (bunu da Cemil Meriç&#8217;ten duymuş olmam mümkün).</p>
<p>Karşı tarafta arabeskçiler var, tanıyalım: 89 yılında TRT ünlü arabeskçilere sorar &#8220;Arabesk nedir?&#8221; diye. İbrahim Tatlıses, &#8220;Vallahi, biz  de birşeyler yapıyoruz ama, ne yaptığımızı biz de bilmiyoruz.&#8221; der. Küçük Emrah &#8220;Arabesk kulağa hoş  gelen müziktir. İnsanın kulağa hoş gelen müziği yapmasıdır.&#8221; der. Şu kepazeliğe bakar mısınız?Ne yaptığını bilmez haldeler. O gün Süleyman Erguner &#8220;Arabesk, Orhan Gencebay müziğinin  yozlaştırılmış halidir.&#8221; der. Türkiye&#8217;deki arabesk tanımı için belki ve maalesef doğru bir tanım gibi gözükse de bu da yanlıştır. Sanatta Arap  kültürüne ait izler taşıyan anlamına gelen sentetik bir kavramdır arabesk. Dolayısıyla arabesk müzik diyince ilk olarak aklıma Ümmü Gülsüm, Abdel Halim Hafez, Feyruz falan geliyor.</p>
<p>Klasik müziği Bach, Vivaldi, Haydn; arabeski de Orhan Gencebay, Ferdi Tayfur, Müslüm Gürses&#8217;ten ibaret sananların yavan laflarla savunduğu  veya karaladığı bir adam Fazıl Say. Ümmü Gülsüm&#8217;ü, Rima Khcheich&#8217;ı, Feyruz&#8217;u  bilmez, Ligeti&#8217;den, Bouwer&#8217;den, Scelsi&#8217;den bihaber, oturur müzik  hakkında ahkam keserler. Anasına satayım herkes dahi, herkes mega star,  herkes süper çocuk yahu. Fazıl Say dahi, Elif Şafak yazar, Sinan Çetin yönetmen, Hülya Avşar oyuncu, Yusuf Hayaloğlu şair, Demir Demirkan rock star, İlyas Salman solcu, Haluk Kırcı milliyetçi&#8230; Hey yavrum hey, memlekete bak. Her neyse, biraz da Fazıl Say&#8217;a kusayım kinimi. Nasıl evrim karşıtı biyoloji profesorleri varsa, duayla tedaviye inanan  tıp hekimleri varsa, dayakla insan eğitileceğine inanan öğretmenler  varsa, müzik bilmeyen müzisyenler olması da tabiidir. Elbet nota  okumasını bilir, armoniye aşinadır, Mozart&#8217;tan Beethoven&#8217;dan  haberdardır ama İlhan Mimaroğlu&#8217;nu, Bülent Arel&#8217;i, İlhan Usmanbaş&#8217;ı ağzına almayan Türk Klasik Müzik icracısı ya da bestecisi  olabilir mi? Bela Bartok dışında -ki o da artık hayli geride kaldı-  modern/çağdaş  (yakın dönem demek bence en doğrusu ya) diyebileceğimiz bestecilerin  eserlerini repertuarına dahil etmeyen evrensel müzisyen/besteci olabilir  mi?</p>
<p>Müzik üzerine düşünen, müzik hakkında yazan evrensel müzisyen-yazarları  okuyunca Fazıl Say&#8217;ın ne kadar sığ ve yavan olduğunu görüyorum. Derek Bailey, Adorno, Paul Hindemith, İlhan Mimaroğlu ve hatta hatta John Cage dünyamızın gerçek minörleri, gerçek yalnızlarıdırlar. Fazıl Say&#8217;ın  kederli yalnızlığı ise bildiğiniz yeniyetme yalnızlığı, ergen kederidir. Anlaşılmadığını sanan Elif Şafak entellektüelliği, Tuğba Özay devrimciliği, U2 duyarlılığı, Yann Tiersen lirizmi, Ali Riza Binboğa didaktikliği: İşte Fazıl Say! Arabesk olarak işaret ettiği Ortadoğu&#8217;ya ait güzelim müziği aymazlıkla  karalamış da kendi ne yapmıştır? Yüzyıllardır dinlediğimiz aynı sıkıcı  müzikleri bize tekrar çalan bu adamın dahiliği nerededir? Bu nasıl bir  sanatçılıktır ki hala Mozart&#8217;tan, Vivaldi&#8217;den, Haydn&#8217;dan sıkılmamıştır? Bu düpedüz zanaatkarlıktır. Sanatkarlık Gece Yolcularının sığ &#8216;cover&#8217;ları gibi &#8216;cover&#8217;lamak mıdır Aşık Veysel&#8217;i, Mozart&#8217;ı? Türk ve dünya minörlerinin, gerçek  sanatçılarının, yürekli, kederli ve yalnız insanlarının adını  ağzına/yazılarına, eserlerini repertuarına almayan bu adam aydın da  olamaz, sanatçı da. Salt müzisyenlik zanaatkarlıktan farklı değildir,  olmamalıdır. Yavşaklığın lüzumu yok!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/08/29/yavsakligin-luzumu-yok/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Güven Oyunları</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/08/27/guven-oyunlari/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/08/27/guven-oyunlari/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Aug 2010 11:21:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1716</guid>
		<description><![CDATA[Pek sevgili iktisadiyat okurları, Yaz sıcağıyla, nemiyle, ramazanıyla, yaşam ise her zamanki gibi koşuşturmasıyla sürüyorken biz de iktisadiyat ekibi olarak arada sırada eğlenmeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz ay Barış ile küçük bir İzmir zirvesi yaptık. Barış&#8217;ın Türkiye midyecilik ve Cheesecake sektörüne yaptığı katkıları görseniz yemek sektöründeki yatırımlarınıza aniden başlardınız. Bir de üstüne kanunlu, sazlı sözlü meze rakı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Pek sevgili iktisadiyat okurları,</p>
<p>Yaz sıcağıyla, nemiyle, ramazanıyla, yaşam ise her zamanki gibi koşuşturmasıyla sürüyorken biz de iktisadiyat ekibi olarak arada sırada eğlenmeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz ay Barış ile küçük bir İzmir zirvesi yaptık. Barış&#8217;ın Türkiye midyecilik ve Cheesecake sektörüne yaptığı katkıları görseniz yemek sektöründeki yatırımlarınıza aniden başlardınız. Bir de üstüne kanunlu, sazlı sözlü meze rakı keyfimizi de eklersek güzel bir yaz geçirdiğimizi söyleyebilirim.</p>
<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://1.bp.blogspot.com/_5jR6MyFb01E/SLU4OJCJ6VI/AAAAAAAAAM0/rBHqmNyRM6g/s400/7.jpg" alt="" width="240" height="188" /></p>
<p>Geçen hafta ise Ayvalık&#8217;ın yerlisi bir arkadaşım ve Viyana&#8217;dan başka bir arkadaşımla Ayvalık açıklarında ıssız sayılabilecek bir adada yaşam mücadelesi verdik. Bu mücadeleyi fotoğraflarla detaylı bir şekilde anlatmak istesem de doktora hazırlıkları koşuşturmasından dolayı bu gezi yazısını bir başka aya ertelemek durumundayım.</p>
<p>Bu ay hem özel ilgi alanım hem de yüksek lisans tez konum olan güven kavramı hakkında Bilgi Üniversitesinde yaptığım bir sunumu düz yazı haline getirdim. Dilerim güven kavramının deneysel iktisat kanadındaki bu kısa derlemesi okuyucularımız için aydınlatıcı olur.<br />
<span id="more-1716"></span></p>
<p><img class="alignright" src="http://images.businessweek.com/story/08/370/1205_sb_trust.jpg" alt="" width="222" height="180" /></p>
<p>*</p>
<p>Güven oyununun geliştirilmesinde David Kreps’in (1990) oyun teorik çalışması mihenk taşı niteliğindedir.</p>
<p>Ancak en sık kullanılan güven oyunu Berg’in güven oyunudur. (Berg, Dickhaut, and McCabe 1995). (Daha öncesinde Camerer ve Weigelt’in bir çalışması da olmuştur -1988)</p>
<p>Oyun şöyle oynanmaktadır: 1. Oyuncuya (A) katılım ücreti olan 10$, 1$ lık banknotlar halinde verilir. A’nın iki seçeneği vardır: bu parayı alıp gidebilir veya kendi belirlediği bir kısmını iletişim kuramayacağı 2. Oyuncuya (B) gönderebilir. B’ye göndermeye karar verdiği meblağ görevli tarafından alınır ve bunun 3 katı B oyuncusuna götürülür. B oyuncusunun ise yine 2 seçeneği vardır: Parayı olduğu gibi alabilir veya A’nın güvenine karşılık kendi belirlediği bir meblağı A’ya geri gönderebilir.</p>
<p><span style="text-decoration: underline">Güven Oyunu Sonuçları:</span></p>
<p>İlk oyun “one shot” oynanmış ve 1 numaralı grafikteki sonuçlar alınmıştır. Bu sonuçlara göre A’dan B’ye 5,16$  gönderilmişken B’den A’ya 4,66$ geri gönderilmiştir.</p>
<p>A odasından 5 kişi, bütün parasını B’ye göndermiş, 2 kişi hiç para göndermemiştir.</p>
<p>B odasından 11 kişi A’dan gelen paradan daha fazlasını geri göndermiş ve A’daki oyuncuyu kara geçirmiştir. 5$’lık yatırımların geri dönüşü 7,17$’ken, 10$’lık yatırımların ortalama geri dönüşü 10,20$’dır. Gönderilen ve geri dönen miktar arasında pozitif bir korelasyon yoktur.</p>
<p>Tarihsiz oyunlarda oyucuların kararlarında sosyal normlardan etkilendiği söylenebilir. Coleman belirli bir konuda etkili sosyal normun sosyal çevrece doğru olarak kabul edilebilecek hareketin sebebi olduğunu söylüyor. Yani oyunun ilk halinde B, A’nın güvenini sosyal normlar sebebiyle geri çevirmeyebilirdi. İkinci oyunda ise önceki oyunun sonuçları oyunculara sunularak, “İtibar kurma” (Reputation building) yani oyunculara insan davranışları hakkında bir fikir vererek oyunun sonuçlarının nasıl değiştiği gözlemlenmiştir. Oyuncuların her birine bir önceki oyunun sonuçlarının bir özeti verilmiştir. Önceki oyundaki sonuçlar yeni oyuncularda bir güven eksikliği veya güven oluşumu yaratabilir.</p>
<p>Sonuçlar incelendiğinde bu sefer A’dan B’ye ortalama 5,36$ gönderildiği, B’den A’ya ise 6,46$ geri gönderildiği gözlemlenmektedir. Bu da demek oluyor ki kurulan itibar veya ikinci tur oyuncularına verilen fikir doğrultusunda A’da ortalama 20¢, B’de ise 1,80$’lık güven artışı olduğu gözlemlenmiştir. Bu da güven eğiliminin çeşitli bilgilendirmeler veya sosyal bilgiler tarafından yönlendirilebileceğini gösterir.</p>
<p>A’dan B’ye:  28 kişinin sadece 3’ü hiç para göndermemiştir 5$ veya 10$’lık kararlar bu sefer bütün kararların %50’sine karşılık gelmektedir.</p>
<p>B’den A’ya: 13 kişi kendisine gönderilen paranın daha büyük bir kısmını geri göndermiştir. 5$’lık yatırımların ortalama 7,14$, 10$’lık yatırımların ise 13,17$’lık bir geri dönüşü olduğu gözlemlenmiştir. Gönderilen ve geri gönderilen para miktarındaki korelasyon artmıştır.</p>
<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.sevenwholedays.org/wp-content/uploads/2010/07/trust.jpg" alt="" width="210" height="158" /></p>
<p>Güven oyunu birçok farklı şartta oynatılmıştır:</p>
<p>Fitzgerald ve Boeing (2000): Oyunculara diğerlerinin ne kadar para gönderdiklerini beklediği ve ne verdiği hakkında fikirleri sorularak oynanmıştır. Yatırımlar % 40-60 arasında değişirken geri dönüşler %110 olmuştur.</p>
<p>Koford (1998): Bulgarların güveninin yüksek olduğu sonucunu bulmuştur. %70 gönderirken %150 geri almışlardır. (Bulgarların otoriteye güvenlerinin düşük olduğu için birbirlerine güvenlerinin yüksek olduğu yorumunu yapmıştır)</p>
<p>Willinger, Lohmann ve Ususnier (1999): Almanların Fransızlardan daha güvenen bir toplum olduğunu ancak iki toplumun da %40 geri dönüş yaptığını bulmuştur.</p>
<p>Ensminger (2000): Kenya’da Orma çobanları (herder) arasında güven ve sadakatin düşük olduğunu bulmuştur.</p>
<p>Croson ve Buchan (1998): Kadın ve erkekler arasında güven farklılıkları bulamamalarına karşılık kadınların erkeklere oranla daha sadık olduğunu bulmuşlardır.</p>
<p>- &#8211; -</p>
<p>Güven eğiliminin sosyal kaynaklarla değiştirilebileceğini gördükten sonra, güvenin oluşumunda hangi sebeplerin etkili olabileceğine bakmak gerekirse öncelikle karşımıza Oyun Tekrarlanması (Game Repetitions) kavramı çıkıyor.</p>
<p>Oyun tekrarı kavramı bize özet olarak oyunun tekrarlarının muhtemel olduğu durumları işaret ediyor. Axelrod’un “geleceğin gölgesi” olarak adlandırdığı bu durum, gelecekte ticari ilişkilerinin sürme olasılığı yüksek olan kişilerin, ilk ticari ilişkilerinde hile yapmayacakları fikri üzerine kurulu bir oyun teorisi modelidir.</p>
<p>Güvenin oluşma sebeplerinden bir diğeri itibar /ün’dür. Firma /Kişi ticari ilişkide olduğu birçok firma /kişi önünde iyi bir itibara sahiptir, ya da böyle bir itibar kurması gerekir. Bu yüzden hile yapmaya yanaşmayacaktır.</p>
<p>Duygusal bağlılık ise bir diğer sebep olarak karşımıza çıkıyor. Güth /Kliemt tip tespitine bağlıyor. Tip tespiti, iki kişinin karşılaşması durumunda bireylerin birbirleri hakkında bir izlenim edinebileceklerini, karşısındakini doğru veya yanlış olarak güvenilir ya da güvenilmez olarak nitelendirebileceğini söyler.</p>
<p>- &#8211; -</p>
<p>Anket ve Deney yöntemini birleştiren çalışmalara ise Glaeser et al. ‘ın çalışması önemli bir örnek teşkil eder. Bu çalışma 3 basamaklıdır:</p>
<p>1-      Anket</p>
<p>2-      Güven Oyunu</p>
<p>3-      Zarf Oyunu</p>
<p>1-      <span style="text-decoration: underline">Anket </span></p>
<p>137 sorudan oluşmakta. Bu sorular GSS sorularından, bu soruların versiyonlarından ve ek sorulardan oluşmakta. İlk bölüm eğitim, cinsiyet, ırk gibi demografik ve davranışsal sorulardan oluşuyor, ikinci bölüm ise tavır ve otogözleme dayanan davranışsal sorulardan oluşuyor.</p>
<p>Eklenen şu üç soruyla geçmişteki güven davranışları araştırılmıştır:</p>
<ul>
<li>Arkadaşlarınıza ne sıklıkta borç verirsiniz?</li>
<li>Arkadaşlarınıza ne sıklıkta kişisel eşyalarınızı ödünç verirsiniz? (CD, giysi, bisiklet…)</li>
<li>Ne sıklıkta bilinçli olarak pansiyon koridorunu kilitlemeden bırakırsınız? (Kimse yokken)</li>
</ul>
<p>2-      <span style="text-decoration: underline">Güven Oyunu ise Berg’in güven oyunu değiştirilerek oynatılmıştır:</span></p>
<ul>
<li>Arkadaşıyla birlikte gelen ve denede eşleşmek isteyen oyunculara izin verilmiştir. Diğerleri sırayla eşleştirilmiştir.</li>
<li>Oyuncular sonra Sosyal Bağlantı anketi doldurmuşlardır. Oyuncular arasındaki bağlantı veya ortak özellikler sorulmuştur.</li>
<li>Oyuncuların yarısına oyun sırasında birbirlerine mesaj gönderebilme şansı tanınmıştır.</li>
</ul>
<p>3-      <span style="text-decoration: underline">Zarf Oyunu</span></p>
<p><span style="text-decoration: underline"> </span></p>
<p>Oyunculara üzerinde adları yazılı 10$ içeren zarfların deney asistanları tarafından bilinçli şekilde kamuya açık bir yere bırakılacağı söyleniyor. Bırakılan her yer ve şart için(mühürlü, pul yapıştırılmış vs.) oyuncunun bir değerleme yapması gerekmektedir.</p>
<p>Oyuncuya hipotetik olarak belirlenmiş bir pay off verilir. Oyuncu bunu kabul eder veya zarf prosedürüne geçilir. Böylece oyuncunun dışarıdaki bir yayaya ne kadar itimat ettiği gözlemlenir.</p>
<p>Sonuçlar: Güven oyununda ortalama 12,41$ gönderilmiştir. Katılımcıların %71’i 15$’ın tamamını göndermişlerdir. 12,30$ ise geri gönderilmiştir.</p>
<p>-          Geçmiş güven davranışları deneylerdeki genel güven davranışlarıyla pozitif korelasyona sahiptir</p>
<p>-          İki deneydeki sonuçlar arasında zayıf korelasyon vardır</p>
<p>-          Anketteki davranış sorularından “yabancılara güvenmek” hakkında olan iki soru güveni doğrudan ölçebiliyor.</p>
<p>-          Güven ve sadakat durağan davranış biçimleri</p>
<p>-          Sadakat anketteki “Güven sorularıyla” ve kardeş sahibi olmayla tahmin edilebiliyor.</p>
<p>-          Güveni ölçmek için geçmişte güven ile ilgili davranışları sorulmalıdır. Sadakati ölçmek için ise “İnsanlara güvenir misiniz?” diye sorulmalıdır.</p>
<p>- &#8211; -</p>
<p>Zak ise güven ile vücuttaki OT (oksitosin) miktarı arasında pozitif bir ilişkiye dikkat çekmiştir. Ayrıca bildirilen mutluluk seviyesi ve güven arasında da pozitif korleasyon bulmuştur.</p>
<p>Oksitosin sosyal davranışları yönlendiren bir hormondur. Bu sebeple güven ile ilişkilendirilmesi oldukça mantıklıdır. Oksitosin Yunancada “Hızlı Doğum” anlamına gelmektedir. Doğum ve süt verme sırasında salgılanan bu hormon ayrıca doğumu hızlandırmak veya süt salgılanması için anneye verilir. İsmi ilaç piyasasında pitocin’dir.</p>
<p>OT’nin yine Zak ve diğ. tarafından yapılan bir araştırmada bonkörlüğü arttırdığı da görülmüştür.</p>
<address>*Bu yazı izinsiz kullanılamaz. Kullanım için lütfen iletişime geçiniz.</address>
<p>Herkese mutlu bir yaz ve kimsenin denize girmeden sonbahara girmemesini dilerim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/08/27/guven-oyunlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mortgage Uzmanı TOKİ!..</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/08/19/mortgage-uzmani-toki/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/08/19/mortgage-uzmani-toki/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2010 14:11:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1711</guid>
		<description><![CDATA[Çok para kazanıyormuşum gibi, geçenlerde bir &#8220;tasarruf&#8221; telaşıdır aldı beni! Her ayın sonunda elimde kalan 3-5 kuruşu nereye koysam diye yastığımın altında sayarken bir yakınım &#8220;TOKİ&#8217;ye girsene&#8221; diye nasihatte bulununca merak edip araştırdım. TOKİ&#8217;nin sayfası gerçekten ilginç bilgilerle dolu! TOKİ&#8217;den ucuza ev alma hayali TOKİ&#8216;nin internet sayfasında şöyle bir slogan var: &#8220;Çağdaş mekanlarda herkese yeterli [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Çok para kazanıyormuşum gibi, geçenlerde bir &#8220;tasarruf&#8221; telaşıdır aldı beni! Her ayın sonunda elimde kalan 3-5 kuruşu nereye koysam diye yastığımın altında sayarken bir yakınım &#8220;TOKİ&#8217;ye girsene&#8221; diye nasihatte bulununca merak edip araştırdım. TOKİ&#8217;nin sayfası gerçekten ilginç bilgilerle dolu!</p>
<p><strong><em>TOKİ&#8217;den ucuza ev alma hayali</em></strong><br />
<a href="http://www.toki.gov.tr/">TOKİ</a>&#8216;nin internet sayfasında şöyle bir slogan var: &#8220;<em>Çağdaş mekanlarda herkese yeterli konut</em>&#8220;. Herhalde bir bildikleri vardır diye düşünüyorsunuz ama sonra Ankara Gölbaşı&#8217;ndaki TOKİ konutlarına akşam 19&#8242;dan 23&#8242;e kadar saat başı otobüs olduğunu düşününce bir an hangi çağda yaşadığınızı sorgulamadan da edemiyorsunuz. Bunun dışında iş saatlerinde de 2 tane otobüsün ring yaptığını öğrenince &#8220;aslına bakarsanız çağdaş bir mekanmış vesselam!&#8221; demeden de edemiyorsunuz. Mazhar abinin dediği gibi: &#8220;öyle haller içindeki halim, Türkçe&#8217;ye çevirmeye yok mecalim&#8230;&#8221;</p>
<p><span id="more-1711"></span>Birisi bana çağdaş mekan derse orada bir dur derim; kulak kabartırım. TOKİ&#8217;nin internet sayfasını görünceyse fazlasını yaptım ve gittim Gölbaşı Örencik diye bir yerde sattıkları evlere baktım; baktım dediğim konuyla ilgili satış fiyatlarına baktım. Yoksa ortada bakılacak ev falan yok.</p>
<p>Bu kadar yıldır Ankara&#8217;dayım; Örencik neresidir, nasıl gidilir bilmem ama çağdaş olduğuna şüphem yok! Neyse efendim, TOKİ demiş ki: Ey sevgili vatandaşlar! 144 ay yani 12 yıl vade ile ev sahibi olabilirsiniz ama evi mimari plandan seçeceksiniz (baktım ama onu da pek anlamadım, 15 inch bilgisayarda pek anlaşılmıyor). Sonra da en ucuzundan yaklaşık 9.200TL peşinatla, ayda 570TL başlangıç taksitleriyle ev sahibi olabileceksiniz. Peşin almak isterseniz de 92.000TL ödüyorsunuz. Evimiz 95m2, 3. kat ve daire numarası 7. (buyrun <a href="http://www.toki.gov.tr/html/satis/ankara/golbasi-as/fiyat.pdf">bakın</a>, 3. sıra). Yani TOKİ diyor ki &#8220;siz canınızı sıkmayın, ev almak istiyorsanız ben sizin için ölme eşeğim ölme vadesi yaptım!&#8221;</p>
<p><strong><em>Mortgage işine girsek?</em></strong><br />
İktisatçı yanım beni dürttü ve acaba bankalardan kredi alsam ne olur diye sormaya itti, itmez olaydı! <a href="http://www.garanti.com.tr/tr/bireysel/mortgage/hesap_makinesi.page?#calcContent=UID424b1a5">Garanti Bankası&#8217;nın</a> internet adresine girip 93.000TL&#8217;yi 144 ay olarak geri ödemek istediğimde &#8220;Özür dileriz, şu anda işleminizi gerçekleştiremiyoruz. Lütfen daha sonra tekrar deneyiniz&#8221; cevabını alıyoruz. Oysa 120 ay olarak geri ödemek istersem cevabımı yapıştırıveriyorlar: %1,05 faizle, ayda 1.366TL ödüyoruz. Yani 93.000TL alıp geriye 164.000TL ödüyoruz. Sanırım bundan güzel borç olamaz, bu hesaplamalar için umarım birilerini çalıştırmıyorlardır. (Ah be, banka sahibi olmak varmış!)<br />
Hal böyle olunca hemen TOKİ&#8217;ye koşup göz yaşları içinde kollarında teselli bulabilirdim ama yılmadım ve son günlerin <a href="http://www.ingbank.com.tr/sizinicin-konutkredisi-besartibes.asp?mp-ban">ING Bank</a> reklamlarına kanarak işi bir de &#8220;uzmanına&#8221; sorayım dedim. Garanti&#8217;de olduğu gibi 120 ay vadeli olarak 93.000TL alırsak ne olur diye sordum işin uzmanına ve aldığım cevap ayda 1,386TL ödersin şeklinde oldu. İnsan ne şekilde güleceğini bilemiyor, inanın! Sen git o kadar reklam yap, &#8220;bir kadın bir erkek&#8221;in sanal kahramanları ile bizi kendine ısındır(dığını san) ve sonra git Garanti&#8217;nin 20TL üstünde aylık ödeme planı çıkart. E şimdi ne işe yaradı bu reklam? 93.000TL verecek adam kalkıp iki banka gezmeden reklamda gördü diye koşa koşa sana mı gelecek? Olmadı ING, sınıfta kaldın!</p>
<p><strong><em>Velhasıl-ı kelam&#8230;</em></strong><br />
Yine en uygun ev TOKİ&#8217;de ama o da memurun bütçesine göre değil. Memur adamın maaşı (uzman falan değilse) 2.000TL&#8217;ye gelmez. Ayda 600TL taksite girmesi, nereden baksan 500TL&#8217;yi de halihazırda oturduğu eve verdiği durumda pek de mümkün değildir. TOKİ önce konutları yapsa, sonra satmayı düşünse belki daha çok insan o evlere girebilir ama plan halinde ev satınca ev sahibi olmak isteyenlerin değil evi yatırım aracı olarak görenlerin iştahını kabartmış oluyor. Misal, şöyle 5.000TL maaş alsam anında TOKİ&#8217;den 4 eve girerim, 40 yaşıma geldiğimde 4 ev sahibi olurum; oh, mis!</p>
<p>Yani demem o ki paramızı mevduatta tutalım, olmadı IMKB 30&#8242;a girelim ama fazla da kurcalamayalım sevgili Barış!..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/08/19/mortgage-uzmani-toki/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gidenlere dair</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/08/13/gidenlere-dair/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/08/13/gidenlere-dair/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 13 Aug 2010 05:43:06 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1707</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde yaptığımız duyurulara baktım da Levent&#8217;le ilgili duyurunun biraz &#8220;artist olmaya gidiyor&#8221; havasında olduğunu gördüm. Evet, eğlenceli şeyler yapıyor ama aslen niye gidiyor bizim sevgili Levent Neyse İspanya&#8217;ya: &#8220;İstanbul Üniversitesi İktisat Teorisinde yüksek lisans yapan Levent Neyse ise Eylül ayından itibaren Granada Üniversitesinde Ampirik İktisat doktorasına başlıyor.Granada Üniversitesi deneysel iktisat laboratuvarı GLOBE&#8217;da bir hayli eğleneceğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde yaptığımız duyurulara baktım da Levent&#8217;le ilgili duyurunun biraz &#8220;artist olmaya gidiyor&#8221; havasında olduğunu gördüm. Evet, eğlenceli şeyler yapıyor ama aslen niye gidiyor bizim sevgili Levent Neyse İspanya&#8217;ya:</p>
<p>&#8220;<em>İstanbul Üniversitesi İktisat Teorisinde yüksek lisans yapan Levent Neyse ise Eylül ayından itibaren Granada Üniversitesinde Ampirik İktisat doktorasına başlıyor.Granada Üniversitesi deneysel iktisat laboratuvarı GLOBE&#8217;da bir hayli eğleneceğini düşünüyoruz.</em>&#8221;</p>
<p>İktisadiyat; fena doktora yapar!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/08/13/gidenlere-dair/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisatçı Severse&#8230;</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/08/02/iktisatci-severse/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/08/02/iktisatci-severse/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Aug 2010 18:13:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ekrem_cunedioglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1696</guid>
		<description><![CDATA[Bu hafta yazmaya pek zamanım olmadı (Tembelim demenin başka bir yolu). Ancak, sizlerle birşeyler paylaşmam gerektiğinin farkındayım. Yazımın gecikmesini bağışlamanız için sizi eğlendirmesini umduğum bir yazımı paylaşayım dedim sizlerle. Bu hafta bir iktisatçının, sevdiği ve bir türlü kavuşamadığı kadının üç farklı yanını analizini okuyacaksınız. Daha iktisadi meselerle(aslında bu konunun çok iktisadi olduğunu düşünüyorum) ilgili yazı yetiştiremedikçe bu tarz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/08/aşk-iktisatçı.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1697" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/08/aşk-iktisatçı-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p>Bu hafta yazmaya pek zamanım olmadı (Tembelim demenin başka bir yolu). Ancak, sizlerle birşeyler paylaşmam gerektiğinin farkındayım. Yazımın gecikmesini bağışlamanız için sizi eğlendirmesini umduğum bir yazımı paylaşayım dedim sizlerle. Bu hafta bir iktisatçının, sevdiği ve bir türlü kavuşamadığı kadının üç farklı yanını analizini okuyacaksınız. Daha iktisadi meselerle(aslında bu konunun çok iktisadi olduğunu düşünüyorum) ilgili yazı yetiştiremedikçe bu tarz yazılarla karşınızda olacağım. Buyrun efendim okuyun bir iktisatçının sevdiği kadına nasıl baktığını.</p>
<p><span id="more-1696"></span></p>
<p><strong>Soru işaretleriyle aran pekiyi değildir!</strong> Aslında insan yaşamının özü, soru işaretlerine verilebilecek birçok yanıtın olmasında saklı değil midir? Olası birçok yanıttan seçtiğimiz sadece biridir yaşamımızın yeni yönünü tayin eden. Ancak kararsızlar kümesi vardır epeyce bireyin dâhil olduğu ve seçmek onlar, kümeye dâhil olanlar, için acı verici bir hal alabilir bazen. Sen seçemezsin ve birileri sana dayatma ya da akıl verme yoluyla yardım eder. En sonunda kendini istemediğin limanlara yelken açmış bulursun, ama elinden gelen bu yolda ilerlemeye devam etmektir sadece. Aslında bırakmak gibi bir alternatifin de vardır her zaman, ama sen bırakıp bırakmamak arasında gidip gelirken bırakmanın anlamının kalmadığı bir noktada bulursun kendini.</p>
<p><strong>Tebessümün üç boyuttan iki boyuta taşır insanı!</strong> Çizgi film karakterlerine has gülüşündür, dudaklarının kenarındaki içeri göçüş ve gözlerindeki kısılış, belki de albeninin temelinde yatan. Sen gülünce kendimi “Cedric” hisseder ve büyük adamların sorunlarına çocukça çözümler üretebileceğimi hatırlarım. Aslında hayatın iki boyutta tasvir edilebilecek kadar basit olduğunu hatırlatırsın bana bazen. Mesela, “:)” resminin ardında yatan anlam yetebiliyor hayatın dinamiğine anlam veremediğim zamanlarda sığınacak bir liman vazifesi görmeye.</p>
<p><strong>Hislerini aktarmada yetersiz kalabiliyorsun!</strong> İfadenin çok acımasız ve sert durduğunun farkındayım, ama bunu sen de kabulleniyorsun. Bana böyle bir sorunun olup olmadığını sorduğunda sana bazen demiştim ki hala yanıtım aynı. Ancak olaya farklı açılardan da bakmalı: Belki de gizemli olmak daha doğru! Düşünsene, sürpriz yumurtanın içindeki oyuncak bilinseydi cazibesi kalır mıydı? Sen çabucak anlaşılamıyorsun ve karşındaki seni anlamak için çaba sarf etmeye başlıyor. Şayet kadir kıymet bilen biriyse muhatabın, seni anlamak için harcadığı çaba arttıkça değerin artacaktır onun nezdinde. Marx amcanın emek-değer teorisi gibi oldu bir nebze, ne dersin? Bu meseleye klasik iktisadın fayda teorisiyle de yaklaşabiliriz. Muhatabının senden aldığı fayda seni anlamak için harcadığı emekten daha düşükse sana bu durumdan rahatsız olduğunu belirtecek ve seni anlayamıyorum diye atar yapacaktır. Aslında direkt faydadan değil de beklenen faydadan bahsetmek lazım. Çünkü olaya zaman boyutu da girince belirsizlik giriyor ve bu da beklenen değer kavramına geçişi şart kılıyor. Beklenen fayda muhasebesini benim sana karşı tutumumu yorumlamak için kullanalım. Senle birlikte olma ihtimalime 0,1 diyelim. Seni unutup başka bir kadınla ilişkiye başlayabilme ihtimalim de 0,9 olsun. Şimdi, senden alacağım fayda 100 ve başka bir kadından alacağım fayda 10 olduğundan seni beklemeyi seçince elde edeceğim beklenen fayda 100*0,1+0*0,9=10 olacaktır. Oysa diğer kadını seçseydim 10*0,9+0*0,1=9 beklenen faydam olacaktı. 10 büyüktür 9 olduğundan seni beklemek daha rasyonel oluyor. Aynı muhasebeyle senin anlaşılmıyor olmana insanların takındığı tutumu açıklamayı da deneyebiliriz, ama sen zeki biri olduğundan buna gerek görmüyorum.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/08/02/iktisatci-severse/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2010 İktisat Bölümleri Kontenjanları</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/07/28/2010-iktisat-bolumleri-kontenjanlari/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/07/28/2010-iktisat-bolumleri-kontenjanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 12:18:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyhun_Elgin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[kontenjan]]></category>
		<category><![CDATA[LYS]]></category>
		<category><![CDATA[ÖSYM]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[YÖK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1689</guid>
		<description><![CDATA[Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206&#8242;da sabit Adıyaman Üniversitesi: 52&#8242;den 114&#8242;e Adnan Menderes Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186&#8242;dan 196&#8242;ya Ahi Evren Üniversitesi: 104 kişilik yeni bölüm Akdeniz Üniversitesi: 103&#8242;te sabit Anadolu Üniversitesi: 493&#8242;ten 482&#8242;ye Ankara Üniversitesi: 82&#8242;den 88&#8242;e Ardahan Üniversitesi: Yeni açılan İİBF&#8217;ye 308 kişilik kontenjan Atatürk Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e Atılım Üniversitesi: 60&#8242;tan 40&#8242;a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206&#8242;da sabit</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi: 52&#8242;den 114&#8242;e</p>
<p>Adnan Menderes Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e</p>
<p>Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186&#8242;dan 196&#8242;ya</p>
<p>Ahi Evren Üniversitesi: 104 kişilik yeni bölüm</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi: 103&#8242;te sabit</p>
<p><span id="more-1689"></span></p>
<p>Anadolu Üniversitesi: 493&#8242;ten 482&#8242;ye</p>
<p>Ankara Üniversitesi: 82&#8242;den 88&#8242;e</p>
<p>Ardahan Üniversitesi: Yeni açılan İİBF&#8217;ye 308 kişilik kontenjan</p>
<p>Atatürk Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e</p>
<p>Atılım Üniversitesi: 60&#8242;tan 40&#8242;a</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi: 75&#8242;ten 78&#8242;e</p>
<p>Balıkesir Üniversitesi: 41&#8242;den 362&#8242;ye</p>
<p>Bartın Üniversitesi:104&#8242;ten 124&#8242;e</p>
<p>Başkent Üniversitesi:70&#8242;ten 60&#8242;a</p>
<p>Baybur Üniversitesi: Yeni açılan 216 kontenjan</p>
<p>Beykent Üniversitesi:122&#8242;den 120&#8242;ye</p>
<p>Bilecik Üniversitesi:226&#8242;dan 236&#8242;ya</p>
<p>Bilkent Üniversitesi:180&#8242;den 130&#8242;a</p>
<p>Bingöl Üniversitesi: 108&#8242;den 0&#8242;a.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi: 108&#8242;de sabit</p>
<p>Bozok Üniversitesi: 124&#8242;ten 134&#8242;e</p>
<p>Celal Bayar Üniversitesi: 308&#8242;de sabit</p>
<p>Cumhuriyet Üniversitesi:144&#8242;ten 164&#8242;e</p>
<p>Çanakkale Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya</p>
<p>Çankaya Üniversitesi: 60&#8242;da sabit</p>
<p>Çankırı Karatekin Üniversitesi: 104&#8242;ten 114&#8242;e</p>
<p>Çukurova Üniversitesi: 246&#8242;dan 282&#8242;ye</p>
<p>Dicle Üniversitesi: 41&#8242;den 104&#8242;e</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi: 252&#8242;den 452&#8242;ye</p>
<p>Dumlupınar Üniversitesi: 210&#8242;dan 410&#8242;a</p>
<p>Ege Üniversitesi: 216&#8242;da sabit</p>
<p>Erciyes Üniversitesi: 206&#8242;dan 216&#8242;ya</p>
<p>Erzincan Üniversitesi: 104&#8242;ten 114&#8242;e</p>
<p>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi:206&#8242;dan 196&#8242;ya</p>
<p>Fatih Üniversitesi:120&#8242;de sabit</p>
<p>Galatasaray Üniversitesi:21&#8242;de sabit</p>
<p>Gazi Üniversitesi:368&#8242;den 328&#8242;e</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi:154&#8242;ten 258&#8242;e</p>
<p>Gaziosmanpaşa Üniversitesi: 186&#8242;dan 196&#8242;ya</p>
<p>Gazikent Üniversitesi: Yeni açılan İİBF&#8217;ye 225 kişilik kontenjan</p>
<p>Gediz Üniversitesi: 70&#8242;te sabit</p>
<p>Giresun Üniversitesi: 164&#8242;ten 196&#8242;ya</p>
<p>Gümüşhane Üniversitesi: 154&#8242;ten 164&#8242;e</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi: 205&#8242;te sabit</p>
<p>Harran Üniversitesi: 62&#8242;den 144&#8242;e</p>
<p>Hitit Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya</p>
<p>Işık Üniversitesi: 23 kişilik kontenjan (Geçtiğimiz sene İİBF&#8217;ye toplu alım yapılıyordu.)</p>
<p>İnönü Üniversitesi: 82&#8242;den 176&#8242;ya</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi: 80&#8242;den 90&#8242;a</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi: 65&#8242;te sabit</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi: 35&#8242;te sabit</p>
<p>İstanbul Üniversitesi: 410&#8242;dan 759&#8242;a</p>
<p>İzmir Ekonomi Üniversitesi: 115&#8242;ten 110&#8242;a</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi: 50&#8242;den 40&#8242;a.</p>
<p>Kafkas Üniversitesi: 144&#8242;ten 154&#8242;e.</p>
<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi: 196&#8242;dan 206&#8242;ya.</p>
<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi: 370&#8242;te sabit.</p>
<p>Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Kırıkkale Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya.</p>
<p>Kırklareli Üniversitesi: 52&#8242;den 114&#8242;e.</p>
<p>Kilis 7 Aralık Üniversitesi: 41&#8242;den 114&#8242;e</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Koç Üniversitesi: 101&#8242;den 94&#8242;e.</p>
<p>Maltepe Üniversitesi: 62&#8242;den 33&#8242;e.</p>
<p>Marmara Üniversitesi: 442&#8242;de sabit.</p>
<p>Melikşah Üniversitesi: 60 kişilik yeni kontenjan</p>
<p>Mersin Üniversitesi: 72&#8242;den 154&#8242;e.</p>
<p>Muğla Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Mustafa Kemal Üniversitesi: 124&#8242;ten 134&#8242;e.</p>
<p>Nevşehir Üniversitesi: 144&#8242;ten 154&#8242;e.</p>
<p>Niğde Üniversitesi:103&#8242;te sabit.</p>
<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi: 52&#8242;den 57&#8242;ye.</p>
<p>Ordu Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya.</p>
<p>Ortadoğu Teknik Üniversitesi: 108&#8242;de (Kuzey Kıbırs Kampüsü hariç) sabit.</p>
<p>Pamukkale Üniversitesi: 268&#8242;den 382&#8242;ye</p>
<p>Sabancı Üniversitesi: 176&#8242;dan 183&#8242;e (Ekonomi-Siyaset Toplu Kabul)</p>
<p>Sakarya Üniversitesi: 176&#8242;dan 186&#8242;ya</p>
<p>Selçuk Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Süleyman Demirel Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Şırnak Üniversitesi: 41&#8242;den 57&#8242;ye.</p>
<p>TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi: 75&#8242;ten 81&#8242;e.</p>
<p>Toros Üniversitesi: Yeni açılan 90 kişilik kontenjan.</p>
<p>Trakya Üniversitesi: 154&#8242;ten 164&#8242;e.</p>
<p>Tunceli Üniversitesi: Yeni açılan 104 kişilik kontenjan.</p>
<p>Turgut Özal Üniversitesi: Yeni açılan 75 kişilik kontenjan.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi: 410&#8242;da sabit.</p>
<p>Uşak Üniversitesi: 72&#8242;den 154&#8242;e.</p>
<p>Yaşar Üniversitesi: 50&#8242;den 40&#8242;a.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi: 70&#8242;ten 60&#8242;a.</p>
<p>Yıldız Teknik Üniversitesi: 206&#8242;da sabit.</p>
<p>Yüzüncü Yıl Üniversitesi: 124&#8242;ten 134&#8242;e.</p>
<p>Zirve Üniversitesi: 60&#8242;ta sabit.</p>
<p>Zonguldak Karaelmas Üniversitesi: 206&#8242;da sabit.</p>
<p>Toplam kaç ediyor? 16.409!</p>
<p>Geçen sene aynı şekilde hesapladığımda çıkan sonuç kaçtı? 14.090</p>
<p>Peki nedir bu sayılar? 2010 yılı için YÖK&#8217;ün belirlediği üniversitelerin iktisat ve ekonomi bölümü kontenjanları.</p>
<p>Geçen seneki gibi, hemen belirteyim, bu kontenjanlar, Türkiye&#8217;deki bütün  üniversitelerin birinci ya da ikinci öğretimlerinin, Türkçe, İngilizce  ya da Fransızca eğitim yapan &#8220;iktisat&#8221; ya da &#8220;ekonomi&#8221; adlı bölümlerini  içeriyor. Adları iktisat ya da ekonomi olmayan, &#8220;bankacılık ve finans&#8221;,  &#8220;ekonomi ve finans&#8221;, &#8220;maliye&#8221;, &#8220;ekonomi politik ve toplum felsefesi&#8221;,  &#8220;Uluslararası Ticaret&#8221;, &#8220;Uluslararası Finans&#8221;, &#8220;Finans Matematiği&#8221; ya  da  &#8220;İşletme-Ekonomi&#8221; gibi iktisat bölümleriyle hemen hemen aynı  programa sahip bölümlerin kontenjanlarını saymadım. Ayrıca, KKTC ve  Türkiye&#8217;ye kontenjan ayıran diğer bazı komşu ülkelerin üniversitelerini  listeye koymadım. Onları da ekleyince, rahatça 18,000&#8242;e ulaşıyoruz.  İktisatla benzer programlara sahip, yukarda adını saydığım bölümleri de  ekleyince 25,000&#8242;i bile geçiyoruz. Hatta, kontenjan sınırlaması olmayan  Açıköğretim Fakültesi İktisat Bölümü&#8217;nü de eklersek, bu kontenjan toplamı kimbilir kaça  çıkar?</p>
<p>Yukardaki tabloyu geçen sene ile karşılaştırdığımızda ortaya çıkan bir  gerçek daha var. Birçok vakıf üniversitesi her nedense(!)  kontenjanlarını geçen seneye göre indirirken, devlet üniversitelerinin  kontenjanları, hangi rasyonel ile kararlaştırıldıysa arttırılmış.</p>
<p>Yazıyı, geçen sene de sorduğumuz soruyla bitirelim: Türkiye&#8217;nin bu kadar iktisatçıya ihtiyacı var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/07/28/2010-iktisat-bolumleri-kontenjanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayek&#8217;in Diktatör Röportajları Sonunda Kullanıldı(!)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/07/19/hayek-roportajlari-sonunda-kullanildi/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/07/19/hayek-roportajlari-sonunda-kullanildi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Jul 2010 13:59:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1670</guid>
		<description><![CDATA[  İnternette dolanırken, on gün önce Radikal gazetesinde yayınlanmış “Neo-liberaller ve Darbeler” adında bir yazıya denk geldim. Merak edip yazıya baktığımda Hayek’ten bahsedildiğini gördüm. Üstelik benim İktisadiyat’ta yayınladığım Hayek çevirilerinden biri ve benim takdim yazım da kullanılmıştı. Ama nasıl? İlk olarak, benim röportajlara yazdığım takdim yazısında verdiğim bir Hayek alıntısı kullanılmış – hem de aynen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.edutopia.org/images/graphics/plagiarism.jpg" alt="" width="220" height="225" /></p>
<p> </p>
<p>İnternette dolanırken, on gün önce Radikal gazetesinde yayınlanmış <em><a href="http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&amp;ArticleID=1007154&amp;Date=18.07.2010&amp;CategoryID=83" target="_blank"><span style="color: #0000ff">“Neo-liberaller ve Darbeler</span></a></em><span style="color: #0000ff">”</span> adında bir yazıya denk geldim. Merak edip yazıya baktığımda Hayek’ten bahsedildiğini gördüm. Üstelik benim İktisadiyat’ta <em><a href="http://iktisadiyat.com/2010/03/25/hayekin-diktator-roportajlari/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">yayınladığım</span></a></em> Hayek çevirilerinden biri ve benim takdim yazım da kullanılmıştı. Ama nasıl?</p>
<p>İlk olarak, benim röportajlara yazdığım takdim yazısında verdiğim bir Hayek alıntısı kullanılmış – hem de aynen benim yaptığım çeviriyle. Ama kaynak olarak başka bir kitap gösterilmiş. Radikal&#8217;de kullanılan cümle şu:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Otoriterliği totaliterlik ile karıştırmayın. Latin Amerika’da olan hiçbir totaliter hükümet bilmiyorum. Sadece bir tane vardı, o da Allende yönetimindeki Şili’ydi. Şili şu anda büyük bir başarıdır. Dünya Şili’nin zamanımızın büyük iktisadî mucizelerinden biri olduğunu anlayacaktır. <span style="color: #000000">(<em><a href="http://marksistarastirmalar.org/pdfs/friedrich_von_hayek_roportaj_takdimyazisi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Burada</span></a></em> ikinci sayfa.)</span></span></p>
<p><span style="color: #0000ff"><span style="color: #000000"><span id="more-1670"></span></span></span></p>
<p>Bu alıntıyı Alan Ebenstein’in Hayek <em><a href="http://www.amazon.com/Friedrich-Hayek-Biography-Alan-Ebenstein/dp/0226181502/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1279546817&amp;sr=8-1" target="_blank"><span style="color: #0000ff">biyografisinden</span></a></em> alıntıladım. İngilizcesi şöyle:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Don’t confuse totalitarianism with authoritarianism. I don’t know of any totalitarian governments in Latin America. The only one was under Allende. Chile is now a great success. The world shall come to regard the recovery of Chile as one of the great economic miracles of our time.</span> (s. 300)</p>
<p>İki farklı kişinin çevirisinin tamamıyla aynı olması mümkün değil. Oysa Radikal’de yapılan alıntı benim yaptığım çevirinin tamamıyla aynısı. O kadar ki, benim çeviride İngilizce metindeki “the recovery of” ifadesi atlanmışken, Radikal’deki alıntıda da atlanmış!</p>
<p>İkinci olarak, ikinci röportajın benim yaptığım çevirisinden (çeviri biraz değiştirilerek) bir alıntı yapılmış. Cümlenin İngilizcesi şöyle:</p>
<p><span style="color: #0000ff">But a dictatorship can place limits on itself and a dictatorship that deliberately sets limits on itself can be more liberal in its policies than a democratic assembly without limits.</span> (İngilizcesi için <a href="http://www.fahayek.org/index.php?option=com_content&amp;task=view&amp;id=147&amp;Itemid=0" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">link</span></em></a>)</p>
<p>Radikal’deki çeviri şöyle:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Bir diktatörlük kendini sınırlayabilir ve kendini sınırlayabilen bir diktatörlük izlediği politikalarda sınırları olmayan bir demokratik meclisten çok daha liberal olabilir.</span></p>
<p>Benim çevirim:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Ancak bir diktatörlük kendisine sınırlar koyabilir ve bilinçli olarak kendisine sınırlar koyan bir diktatörlük, politikalarında, sınırlı olmayan demokratik bir meclisten daha fazla liberal olabilir.</span> (<em><a href="http://marksistarastirmalar.org/pdfs/friedrich_von_hayek_roportaj2.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Burada</span></a></em> dördüncü sayfa.)</p>
<p>Tabii, bu son alıntının nereden yapıldığına dair Radikal’deki yazıda tek bir kaynak gösterilmemiş.</p>
<p>Öyle görünüyor ki, Radikal’deki yazının sahibi İktisadiyat sitesindeki yazıları kullanmış, ama bu siteyi kaynak göstermek istememiş. İlk alıntı için başka bir kitap kaynak gösterilerek durum kurtarılmaya çalışılmış, ama ikinci alıntı için böyle bir imkân olmadığından çeviri biraz değiştirilmiş ve hiçbir kaynak verilmemiş.</p>
<p>İnternette yazı yazmanın bir sakıncası da burada. Birileri sizin yazılarınızı kullanır, ama kimse onların size ait olduğunu bilmez.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/07/19/hayek-roportajlari-sonunda-kullanildi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kemal Tahir ve Keynes</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/07/16/kemal-tahir-ve-keynes/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/07/16/kemal-tahir-ve-keynes/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 05:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1631</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün Kemal Tahir’in “Sosyalizm, Toplum ve Gerçek” adlı kitabını karıştırıyordum. Aslında kitap Kemal Tahir’in Bağlam Yayınları’ndan çıkan ve defterlerinden derlenen Notlar serisine ait. Kitabın bir yerinde Tahir’in Keynes’in Genel Teori kitabından bahsettiğini gördüm. Üstelik kitaptan bir alıntı da vardı. Ancak Tahir&#8217;in ikinci cümlesi ve alıntı düşük cümleli. Şöyle yazmış Tahir (köşeli parantez içindeki sayfa numaraları linkini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.dunyabizim.com/images/news/13727.jpg" alt="" width="206" height="210" /></p>
<p style="text-align: justify">Geçen gün Kemal Tahir’in <em><span style="color: #0000ff"><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=3644&amp;sa=61507101" target="_blank"><span style="color: #0000ff">“Sosyalizm, Toplum ve Gerçek”</span></a></span></em> adlı kitabını karıştırıyordum. Aslında kitap Kemal Tahir’in Bağlam Yayınları’ndan çıkan ve defterlerinden derlenen <em>Notlar</em> serisine ait. Kitabın bir yerinde Tahir’in Keynes’in <em>Genel Teori</em> kitabından bahsettiğini gördüm. Üstelik kitaptan bir alıntı da vardı. Ancak Tahir&#8217;in ikinci cümlesi ve alıntı düşük cümleli. Şöyle yazmış Tahir (köşeli parantez içindeki sayfa numaraları linkini verdiğim kitaba ait):</p>
<p><span style="color: #0000ff">Keynes kapitalist ekonomilerin <em>İncil</em>’i sayılan <em>İşgücü, Faiz ve Para’nın Genel Teorisi</em> adlı kitabını 1923-33 buhranı yıllarında yazdı, ki bizim bu yıllarda devletçiliğe sarılmamız (hele liberalizme bir daha dönmemek istediğimiz bir dönemde) rastlantı olmasa gerek…  (Bir dış – İngiliz – öğüdü) bu kitap, çıkmazdan sıyrılmanın tek çaresini, devleti kapitalizm yararına çalıştırmayı salık veriyordu.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“Devlet yatırımcıları bir çeşit yatırımları sosyalistleştirirken de devletin böylece ödev alanlarını genişletmesi günümüz (hâkim) ekonomik müesseseleri kurtaracak tek yoldur.” (Keynes)</span> [s. 68-9]</p>
<p><span id="more-1631"></span></p>
<p>Kitapta Keynes’in isminin geçtiği tek yer burası, o yüzden Tahir’in Keynes hakkında başka bir şey bilip bilmediği belli değil. <em>Genel Teori</em> kitabından Tahir’in bahsettiği yeri buldum, ancak burada yazılanların Tahir’in yazdıklarıyla ilgisi yok. İlgili cümleyi italikle gösterdim (kaynak olarak <em>Genel Teori</em>’nin 1957’de çıkan Macmillan baskısını kullandım):</p>
<p><span style="color: #0000ff">The State will have to exercise a guiding influence on the propensity to consume partly through its scheme of taxation, partly by fixing the rate of interest, and partly, perhaps, in other ways. Furthermore, it seems unlikely that the influence of banking policy on the rate of interest will be sufficient by itself to determine an optimum rate of investment. <em>I conceive, therefore, that a somewhat comprehensive socialisation of investment will prove the only means of securing an approximation to full employment</em>; though this need not exclude all manner of compromises and of devices by which public authority will co-operate with private initiative. But beyond this no obvious case is made out for a system of State Socialism which would embrace most of the economic life of the community.</span> [s. 378]</p>
<p>Tahir’in <em>Genel Teori</em>’yi okuduğunu sanmıyorum. Nitekim yaptığı alıntı doğru değil, sayfa numarası da yok, birilerinden işitmiş olabilir. Keynes metinde yatırımların <em>sosyalistleştirilmesi</em>nden değil, <em>sosyalleştirilmesi</em>nden bahsediyor. Hem, yatırımların sosyalistleştirilmesi ne demek? Kemal Tahir bunu yanlış anlamış.</p>
<p>Kendisinden önceki klasik iktisatçıların aksine, Keynes ücretler, fiyatlar ve faiz oranlarının tam istihdam yaratacak şekilde kendiliğinden değişmediğini ileri sürer. Tam istihdam bunlardaki değişmelerle korunacak türden bir şey değil, bir sonuçtur. Tüketim ve yatırım düzeyi efektif talebi belirler, bu talep de üretim ve dolayısıyla istihdam düzeyini belirler. <em>Genel Teori</em>’de ele alınan konular genel itibariyle bunlar üzerinedir. Bunun yatırımların sosyalleştirilmesiyle ilgisi şöyle:</p>
<p>Keynes’e göre iktisadî ajanlar, geleceğin belirsiz ve geçmişin değiştirilemez olduğu koşullarda iş görürler. Firmalar ve tüketiciler gelecek hakkında iyimser olduklarında, sermaye yatırımlarından beklenen getiri, paranın beklenen getirisinin (yani faiz oranının) üzerine yükselir. Bu da yatırımları, dolayısıyla istihdamı ve çıktıyı arttırır. Ekonomide beklentiler kötümser olduğunda ise, firmalar ve tüketiciler tüketim ve yatırım mallarına harcama yapmak yerine paralarını likit olarak ellerinde tutmayı tercih ederler (gömüleme); bu da işsizliği arttırır. Keynes’e göre bu son durum paranın en likit ekonomik varlık olmasından kaynaklanır.</p>
<p>Bu nedenle, ekonomide yatırımların artmasını ve elde para tutmanın azalmasını sağlayacak koşulları yaratmak için Keynes üç politika önerisinde bulunur: <em>(a)</em> likit varlıkları istihdam yaratacak türden likit olmayan varlıklara yönlendirmek; <em>(b)</em> faizleri düşürerek rantiyeleri ortadan kaldırmak; <em>(c)</em> yatırımların sosyalleştirmek. Bu sonuncusundan kastedilen şey, tam istihdama ulaşmayı sağlayacak düzeyde bir efektif talep yaratmak için marjinal tüketim eğilimi ve yatırım eğilimi arasında vergi ve faiz politikaları yoluyla birtakım ayarlamalar yapmaktır. Tabii, bunu yapacak olan da devlettir.</p>
<p>Keynes bu sosyalleştirmenin devletin üretim araçlarının mülkiyetini üzerine alması anlamına gelmediğini söylüyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">It is not the ownership of the instruments of production which it is important for the State to assume. If the State is able to determine the aggregate amount of resources devoted to augmenting the instruments and the basic rate of reward to those who own them, it will have accomplished all that is necessary. Moreover, the necessary measures of socialisation can be introduced gradually and without a break in the general traditions of society.</span> [s. 378]</p>
<p>Kemal Tahir yatırımların sosyalleştirilmesi kısmını yanlış anlamış, ancak Keynes’in devleti kapitalizm yararına çalıştırmayı salık verdiğini yazarken doğru söylüyor. Nitekim Keynes devletin yetki alanının genişlemesini iktisadî koşulları ve ferdi girişimi korumanın tek yolu olarak gördüğünü yazıyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">(…) therefore, the enlargement of the functions of government, involved in the task of adjusting to one another the propensity to consume and the inducement to invest, would seem to a nineteenth-century publicist or to a contemporary American financier to be a terrific encroachment on individualism. I defend it, on the contrary, both as the only practicable means of avoiding the destruction of existing economic forms in their entirety and as the condition of the successful functioning of individual initiative.</span> [s. 380]</p>
<p>Biz yine Kemal Tahir’den alıntılayarak bitirelim. Bizim gibi memleketlerde sosyalizmin durumu hakkında aynı kitapta şöyle yazmış:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Sosyalizmin çıkarlı işlemesi, kurtarıcı olabilmesi, doğulu toplum aydınlarının – devrimcilerinin – kendi memleketlerindeki tarihsel gerçekleri sosyalist bilimi yerlileştirecek, aksiyonda işe yarar teori hâline getirebilecek kadar bilgiye sahip olmaları şartına bağlıdır. Bu şart yoksa, sosyalist olduğunu sanan bir memleket uzun süre uydu olmaktan ve uyduluğun getirdiği büyük maddi ve manevi zararlardan kurtulamaz.</span> [s. 28]</p>
<p>Peki, bizim aydınlarımız ne durumdaymış?</p>
<p><span style="color: #0000ff">Batı’daki aydınlar halktan ayrı bir takım değildir. Genel işbölümünde belli ödevler almış halk insanlarıdır. Bizim aydınlarımıza gelince, aydın olmak bizde halktan ayrılmak, halktan ayrı düşünüp duyan, halkla bütün bağlantılarını koparmış idareci kadrolara katılmak demektir. Bu sebepten bizim aydınlar bir tarikata bağlı insanlar sayılabilir. Bunlara küçük bir gayretle ancak okuma-yazma bilen köylüler bile katılabilir. Kökleri devşirme idareci kadrolar çağına kadar giden bu aydınlar grubuna, Anadolu Türk halklarının – belki de şimdi bile – Osmanlı mülkünün yersiz yurtsuz, hatta köksüz aydın serserileri demek pek de yanlış olmaz.</span> [s. 47]</p>
<p>Şimdilerde bir değişiklik var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/07/16/kemal-tahir-ve-keynes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Murat Çokgezen: Bir İktisatçı Gazete Okuyor</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/07/06/murat-cokgezen-bir-iktisatci-gazete-okuyor/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/07/06/murat-cokgezen-bir-iktisatci-gazete-okuyor/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 06 Jul 2010 14:10:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Köşe Yazarları]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1596</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz Salı günü MNG Kargo&#8217;dan gelen poşeti açtığımda Murat Çokgezen&#8216;in son kitabı &#8220;Bir İktisatçı Gazete Okuyor&#8221; ile karşılaştım. Murat hocam incelikle bana imzalı bir kitabını göndermiş. Kitabı elime aldığımda hem yazarından imzalı bir kitap almanın hem de bu kitabın Murat hocamın kitabı olmasının sevincini yaşadım. Bu siteyi takip edenler Murat Çokgezen&#8217;le röportajımızda da kitabın sinyallerinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/06/MC.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-1597" title="MC" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/06/MC-300x203.jpg" alt="" width="300" height="203" /></a><br />
Geçtiğimiz Salı günü MNG Kargo&#8217;dan gelen poşeti açtığımda <a href="http://www.homoekonomikus.com/">Murat Çokgezen</a>&#8216;in son kitabı &#8220;<a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=476333" target="_blank">Bir İktisatçı Gazete Okuyor</a>&#8221; ile karşılaştım. Murat hocam incelikle bana imzalı bir kitabını göndermiş. Kitabı elime aldığımda hem yazarından imzalı bir kitap almanın hem de bu kitabın Murat hocamın kitabı olmasının sevincini yaşadım. Bu siteyi takip edenler <a href="http://iktisadiyat.com/category/roportajlar/" target="_blank">Murat Çokgezen&#8217;le röportajımızda</a> da kitabın sinyallerinin verildiğini hatırlayacaklardır.<span id="more-1596"></span></p>
<div id="_mcePaste">Haftanın yoğun gündemi arasında &#8220;Acaba bu hafta bitirebilir miyim?&#8221; diyerek her dakika yanımda taşıdığım kitabı 2 günde bitirmiştim. Gerçi, siz bakmayın 2 gün dediğime. Eğer bitirmek için oturursanız başına 3-4 saatten fazla alması pek de olası değil çünkü bu kitap &#8220;sıkıcı&#8221; iktisat konularına değil bir iktisatçının günlük haberlere bakışına yer veriyor. Her biri 1-2 sayfayı aşmayan yazıları okurken son iki yılın haberlerini de gözden geçirmiş oluyorsunuz. Kitaptaki yazıların büyük çoğunluğu Murat hocanın Kasım 2007 &#8211; Ekim 2009 tarihlerinde CNBC-e Business&#8217;da yayınlanan yazılarından derlenmiş. Kitapla ilgili ayrıca bir yazı yazacağım. Yalnız, ben onunla ilgilenirken siz de kitabı bir yerlerden bulup okumaya bakın derim. Kitabın &#8220;tadı&#8221;yla ilgili fikir vermesi için de kısa bir yazıyı buraya alıyorum:</div>
<div><span style="color: #ffffff;">.</span></div>
<div id="_mcePaste"><strong><em>Öngörü Hürriyeti</em></strong></div>
<div id="_mcePaste"><em>Sakarya Üniversitesi&#8217;nde düzenlenen &#8220;Deprem Gerçeği ve Toplumsal Bilinçlenme &#8221; konulu panelde söz alan Türkiye Jeofizik Kurumu Derneği Onursal Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ercan &#8220;İstanbuléda depremin eşik yılı 2033&#8242;tür. 2040 ile 2050 arası en olası yıldır. En geç de 2075&#8242;te deprem olacak&#8221; demiş.</em></div>
<div id="_mcePaste"><em>Eğer bana &#8220;deprem uzmanları ile ekonomi uzmanlarının ortak noktası nedir?&#8221; diye sorsalar, &#8220;öngörü yapma özgürlüğü&#8221; derdim. Ekonomi uzmanına, örneğin, &#8220;Dolar ne kadar olacak?&#8221; diye sorarlar. Zaten sorunun üç tane olası cevabı vardır: İner, çıkar ya da aynı kalır. Ekonomi uzmanı bunlardan birini söyler. Eğer tahmin tutmazsa bahanesi hazırdır: &#8220;Ben bu tahmini yaparken dikkate aldıklarım dışındaki değişkenlerin sabit olacağını varsaymıştım. Onlar değişti&#8221;</em></div>
<div id="_mcePaste"><em>Deprem uzmanlarının işi ise daha kolay gözüküyor. Öngörü yapmanın hiçbir maliyeti yok. 2075&#8242;te Profesör Ercan&#8217;ı ara ki bulasın.</em></div>
<div><em><span style="color: #ffffff;">.</span></em></div>
<div>Ellerinize, kaleminize sağlık hocam. Bir hayli keyifli, iktisatçı olmayanların eğlenerek ve sıkılmadan okuyabileceği, iktisatçıların bakış açısıyla ilgili fazlazıyla sade ama bilgi dolu tespitlerin olduğu bir kitapla buluşturmuşsunuz bizi.</div>
<div><span style="color: #ffffff;">.</span></div>
<div>Bu sene yazın geldiğini Serdar Ortaç&#8217;tan değil de sizin kitabınızdan anlamış oldum :-)</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/07/06/murat-cokgezen-bir-iktisatci-gazete-okuyor/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
