<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iktisadiyat &#187; Türkiye&#8217;de İktisat Eğitimi ve Bölümleri</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/category/turkiyede-iktisat-egitimi-ve-bolumleri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 23:00:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>2010 İktisat Bölümleri Kontenjanları</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/07/28/2010-iktisat-bolumleri-kontenjanlari/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/07/28/2010-iktisat-bolumleri-kontenjanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 28 Jul 2010 12:18:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyhun_Elgin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[kontenjan]]></category>
		<category><![CDATA[LYS]]></category>
		<category><![CDATA[ÖSYM]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[YÖK]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1689</guid>
		<description><![CDATA[Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206&#8242;da sabit Adıyaman Üniversitesi: 52&#8242;den 114&#8242;e Adnan Menderes Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186&#8242;dan 196&#8242;ya Ahi Evren Üniversitesi: 104 kişilik yeni bölüm Akdeniz Üniversitesi: 103&#8242;te sabit Anadolu Üniversitesi: 493&#8242;ten 482&#8242;ye Ankara Üniversitesi: 82&#8242;den 88&#8242;e Ardahan Üniversitesi: Yeni açılan İİBF&#8217;ye 308 kişilik kontenjan Atatürk Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e Atılım Üniversitesi: 60&#8242;tan 40&#8242;a [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206&#8242;da sabit</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi: 52&#8242;den 114&#8242;e</p>
<p>Adnan Menderes Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e</p>
<p>Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186&#8242;dan 196&#8242;ya</p>
<p>Ahi Evren Üniversitesi: 104 kişilik yeni bölüm</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi: 103&#8242;te sabit</p>
<p><span id="more-1689"></span></p>
<p>Anadolu Üniversitesi: 493&#8242;ten 482&#8242;ye</p>
<p>Ankara Üniversitesi: 82&#8242;den 88&#8242;e</p>
<p>Ardahan Üniversitesi: Yeni açılan İİBF&#8217;ye 308 kişilik kontenjan</p>
<p>Atatürk Üniversitesi: 246&#8242;dan 258&#8242;e</p>
<p>Atılım Üniversitesi: 60&#8242;tan 40&#8242;a</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi: 75&#8242;ten 78&#8242;e</p>
<p>Balıkesir Üniversitesi: 41&#8242;den 362&#8242;ye</p>
<p>Bartın Üniversitesi:104&#8242;ten 124&#8242;e</p>
<p>Başkent Üniversitesi:70&#8242;ten 60&#8242;a</p>
<p>Baybur Üniversitesi: Yeni açılan 216 kontenjan</p>
<p>Beykent Üniversitesi:122&#8242;den 120&#8242;ye</p>
<p>Bilecik Üniversitesi:226&#8242;dan 236&#8242;ya</p>
<p>Bilkent Üniversitesi:180&#8242;den 130&#8242;a</p>
<p>Bingöl Üniversitesi: 108&#8242;den 0&#8242;a.</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi: 108&#8242;de sabit</p>
<p>Bozok Üniversitesi: 124&#8242;ten 134&#8242;e</p>
<p>Celal Bayar Üniversitesi: 308&#8242;de sabit</p>
<p>Cumhuriyet Üniversitesi:144&#8242;ten 164&#8242;e</p>
<p>Çanakkale Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya</p>
<p>Çankaya Üniversitesi: 60&#8242;da sabit</p>
<p>Çankırı Karatekin Üniversitesi: 104&#8242;ten 114&#8242;e</p>
<p>Çukurova Üniversitesi: 246&#8242;dan 282&#8242;ye</p>
<p>Dicle Üniversitesi: 41&#8242;den 104&#8242;e</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi: 252&#8242;den 452&#8242;ye</p>
<p>Dumlupınar Üniversitesi: 210&#8242;dan 410&#8242;a</p>
<p>Ege Üniversitesi: 216&#8242;da sabit</p>
<p>Erciyes Üniversitesi: 206&#8242;dan 216&#8242;ya</p>
<p>Erzincan Üniversitesi: 104&#8242;ten 114&#8242;e</p>
<p>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi:206&#8242;dan 196&#8242;ya</p>
<p>Fatih Üniversitesi:120&#8242;de sabit</p>
<p>Galatasaray Üniversitesi:21&#8242;de sabit</p>
<p>Gazi Üniversitesi:368&#8242;den 328&#8242;e</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi:154&#8242;ten 258&#8242;e</p>
<p>Gaziosmanpaşa Üniversitesi: 186&#8242;dan 196&#8242;ya</p>
<p>Gazikent Üniversitesi: Yeni açılan İİBF&#8217;ye 225 kişilik kontenjan</p>
<p>Gediz Üniversitesi: 70&#8242;te sabit</p>
<p>Giresun Üniversitesi: 164&#8242;ten 196&#8242;ya</p>
<p>Gümüşhane Üniversitesi: 154&#8242;ten 164&#8242;e</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi: 205&#8242;te sabit</p>
<p>Harran Üniversitesi: 62&#8242;den 144&#8242;e</p>
<p>Hitit Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya</p>
<p>Işık Üniversitesi: 23 kişilik kontenjan (Geçtiğimiz sene İİBF&#8217;ye toplu alım yapılıyordu.)</p>
<p>İnönü Üniversitesi: 82&#8242;den 176&#8242;ya</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi: 80&#8242;den 90&#8242;a</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi: 65&#8242;te sabit</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi: 35&#8242;te sabit</p>
<p>İstanbul Üniversitesi: 410&#8242;dan 759&#8242;a</p>
<p>İzmir Ekonomi Üniversitesi: 115&#8242;ten 110&#8242;a</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi: 50&#8242;den 40&#8242;a.</p>
<p>Kafkas Üniversitesi: 144&#8242;ten 154&#8242;e.</p>
<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi: 196&#8242;dan 206&#8242;ya.</p>
<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi: 370&#8242;te sabit.</p>
<p>Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Kırıkkale Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya.</p>
<p>Kırklareli Üniversitesi: 52&#8242;den 114&#8242;e.</p>
<p>Kilis 7 Aralık Üniversitesi: 41&#8242;den 114&#8242;e</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Koç Üniversitesi: 101&#8242;den 94&#8242;e.</p>
<p>Maltepe Üniversitesi: 62&#8242;den 33&#8242;e.</p>
<p>Marmara Üniversitesi: 442&#8242;de sabit.</p>
<p>Melikşah Üniversitesi: 60 kişilik yeni kontenjan</p>
<p>Mersin Üniversitesi: 72&#8242;den 154&#8242;e.</p>
<p>Muğla Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Mustafa Kemal Üniversitesi: 124&#8242;ten 134&#8242;e.</p>
<p>Nevşehir Üniversitesi: 144&#8242;ten 154&#8242;e.</p>
<p>Niğde Üniversitesi:103&#8242;te sabit.</p>
<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi: 52&#8242;den 57&#8242;ye.</p>
<p>Ordu Üniversitesi: 164&#8242;ten 176&#8242;ya.</p>
<p>Ortadoğu Teknik Üniversitesi: 108&#8242;de (Kuzey Kıbırs Kampüsü hariç) sabit.</p>
<p>Pamukkale Üniversitesi: 268&#8242;den 382&#8242;ye</p>
<p>Sabancı Üniversitesi: 176&#8242;dan 183&#8242;e (Ekonomi-Siyaset Toplu Kabul)</p>
<p>Sakarya Üniversitesi: 176&#8242;dan 186&#8242;ya</p>
<p>Selçuk Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Süleyman Demirel Üniversitesi: 246&#8242;da sabit.</p>
<p>Şırnak Üniversitesi: 41&#8242;den 57&#8242;ye.</p>
<p>TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi: 75&#8242;ten 81&#8242;e.</p>
<p>Toros Üniversitesi: Yeni açılan 90 kişilik kontenjan.</p>
<p>Trakya Üniversitesi: 154&#8242;ten 164&#8242;e.</p>
<p>Tunceli Üniversitesi: Yeni açılan 104 kişilik kontenjan.</p>
<p>Turgut Özal Üniversitesi: Yeni açılan 75 kişilik kontenjan.</p>
<p>Uludağ Üniversitesi: 410&#8242;da sabit.</p>
<p>Uşak Üniversitesi: 72&#8242;den 154&#8242;e.</p>
<p>Yaşar Üniversitesi: 50&#8242;den 40&#8242;a.</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi: 70&#8242;ten 60&#8242;a.</p>
<p>Yıldız Teknik Üniversitesi: 206&#8242;da sabit.</p>
<p>Yüzüncü Yıl Üniversitesi: 124&#8242;ten 134&#8242;e.</p>
<p>Zirve Üniversitesi: 60&#8242;ta sabit.</p>
<p>Zonguldak Karaelmas Üniversitesi: 206&#8242;da sabit.</p>
<p>Toplam kaç ediyor? 16.409!</p>
<p>Geçen sene aynı şekilde hesapladığımda çıkan sonuç kaçtı? 14.090</p>
<p>Peki nedir bu sayılar? 2010 yılı için YÖK&#8217;ün belirlediği üniversitelerin iktisat ve ekonomi bölümü kontenjanları.</p>
<p>Geçen seneki gibi, hemen belirteyim, bu kontenjanlar, Türkiye&#8217;deki bütün  üniversitelerin birinci ya da ikinci öğretimlerinin, Türkçe, İngilizce  ya da Fransızca eğitim yapan &#8220;iktisat&#8221; ya da &#8220;ekonomi&#8221; adlı bölümlerini  içeriyor. Adları iktisat ya da ekonomi olmayan, &#8220;bankacılık ve finans&#8221;,  &#8220;ekonomi ve finans&#8221;, &#8220;maliye&#8221;, &#8220;ekonomi politik ve toplum felsefesi&#8221;,  &#8220;Uluslararası Ticaret&#8221;, &#8220;Uluslararası Finans&#8221;, &#8220;Finans Matematiği&#8221; ya  da  &#8220;İşletme-Ekonomi&#8221; gibi iktisat bölümleriyle hemen hemen aynı  programa sahip bölümlerin kontenjanlarını saymadım. Ayrıca, KKTC ve  Türkiye&#8217;ye kontenjan ayıran diğer bazı komşu ülkelerin üniversitelerini  listeye koymadım. Onları da ekleyince, rahatça 18,000&#8242;e ulaşıyoruz.  İktisatla benzer programlara sahip, yukarda adını saydığım bölümleri de  ekleyince 25,000&#8242;i bile geçiyoruz. Hatta, kontenjan sınırlaması olmayan  Açıköğretim Fakültesi İktisat Bölümü&#8217;nü de eklersek, bu kontenjan toplamı kimbilir kaça  çıkar?</p>
<p>Yukardaki tabloyu geçen sene ile karşılaştırdığımızda ortaya çıkan bir  gerçek daha var. Birçok vakıf üniversitesi her nedense(!)  kontenjanlarını geçen seneye göre indirirken, devlet üniversitelerinin  kontenjanları, hangi rasyonel ile kararlaştırıldıysa arttırılmış.</p>
<p>Yazıyı, geçen sene de sorduğumuz soruyla bitirelim: Türkiye&#8217;nin bu kadar iktisatçıya ihtiyacı var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/07/28/2010-iktisat-bolumleri-kontenjanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erasmus Değişim Programları: Bol alkol, geçilemeyen dersler, uzatılan okullar&#8230;</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/07/02/erasmus-degisim-programlari-bol-alkol-gecilemeyen-dersler-uzatilan-okullar/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/07/02/erasmus-degisim-programlari-bol-alkol-gecilemeyen-dersler-uzatilan-okullar/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Jul 2010 10:06:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1609</guid>
		<description><![CDATA[Sağ olsun Ekrem dün bir isyan bayrağı çekti. Ben de bugün onun bayrağının yanına bir başka bayrak çekmek niyetindeyim: Erasmus değişim programları! Google&#8217;a bu işin amacı nedir diye sorduğumda önce nazlandı &#8220;Git Binali Yıldırım&#8217;a sor&#8221; dedi ama sonra ikna etmeyi başardım. Çıkan sonuçlarda şöyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz: Programın amacı Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sağ olsun Ekrem dün bir isyan bayrağı çekti. Ben de bugün onun bayrağının yanına bir başka bayrak çekmek niyetindeyim: Erasmus değişim programları!</p>
<p>Google&#8217;a bu işin amacı nedir diye sorduğumda önce nazlandı &#8220;Git Binali Yıldırım&#8217;a sor&#8221; dedi ama sonra ikna etmeyi başardım. Çıkan sonuçlarda şöyle bir şeyle <a href="http://www.erasmusrehberi.com/erasmus-programi-nedir/#ixzz0sVxQEFzR" target="_blank">karşılaşıyorsunuz:</a></p>
<blockquote><p>Programın amacı Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek öğretim kurumları arasındaki işbirliğini teşvik edip geliştirerek yükseköğretimde Avrupa boyutunu ön plana çıkarmaktır. Bu amaçla Erasmus programı kapsamında her yıl binlerce öğrenciye ve öğretim görevlisine eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bir kısmını yurtdışında geçirme imkanı tanınmakta, bunun yanında ortak araştırma projeleri, yoğun programlar, müfredat geliştirme çalışmaları ve Avrupa çapında Tematik Ağların finansmanı sağlanmaktadır. Erasmus eylemi oluşturulurken hedefler arasında Avrupa’da yüksek öğrenimin kalitesini arttırmak, farklı kültürler ve yaşam biçimlerine karşı toleranslı yaklaşabilme becerisini geliştirmek ve dünyanın en rekabetçi ekonomileri arasında Birlik olarak yer alabilmek için küreselleşme sürecinde istihdam piyasasının niteliklerine uygun eleman yetiştirebilmek amaçlanmıştır.</p></blockquote>
<p>Sevgili Avrupa Birliği&#8217;nin ilgili birimleri başta olmak üzere tüm &#8220;paydaş&#8221;lara, bu aralar necip Türk köşe yazarlarının arasında moda olduğu üzere, ben de bir açık mektup yazayım. Hoş, açık mektubun dili Türkçe olduğu için Avrupalı dostlarımız zorluk çekebilirler ama Google Translate pek de fena değildir. (Please use Google Translate my dear EU)<span id="more-1609"></span></p>
<p><strong>Sevgili Avrupa  Birliği ve onun Erasmus Programı ile ilgili kişileri,</strong></p>
<p>Siz ne kadar akıllısınız böyle? Hiç gidip şu öğrenciler ne yapıyor, kaç dersi geçiyor, kaç ders alıyor diye bakmıyor musunuz? Türkiye&#8217;den giden öğrenciye verdiğiniz aylık 600 Euro&#8217;ya yakın parayla sabahlara kadar içip en az 4 ay boyunca yatan, girdiği dersleri doğru düzgün başaramayan, geldiği okulla denk dersleri bulamadığı için okulunu uzatan çocuklar hangi bilimsel iş birliği çalışmalarını yapıyorlar? Bu çocuklar zaten bin türlü dert çekerek üniversiteye giriyorlar, aileleri yüzlerce lira harcıyor ama sonra siz gelip yoldan çıkartıyorsunuz! Avrupa&#8217;nın ve kültürler arası buğulu günlerin sonu geldiğinde uzamış okulları ve ailelerinin bir yıl daha katlanmak zorunda oldukları masraflarıyla dımdızlak ortada kalıyorlar. Yapmayın böyle şeyler, sizin amacınız bizi bitirmek mi?</p>
<p><strong>Eyyy AB&#8217;ye öğrenci gönderen yurdum üniversitelerinin değerli bölüm başkanları, sizlere de bir çift sözüm var:<br />
</strong>Bu çocuklar daha matematiksel ekonomiyi bilmeden ileri makro ekonomi derslerini nasıl başaracaklar? Kalkıp da lisans 4. sınıf öğrencisinden yüksek lisans ileri makro ekonomi 2 dersini almasını istemenin mantığı nedir? Bu çocuklar bu dersleri nasıl geçsinler? Sonra da efendim yok okulu uzatıyorlar, yok çok tembeller, yok efendim her gece alemdeler&#8230; Ne yapsın yavrucaklar? Dert onlarda, keder onlarda!..</p>
<p><strong>Hızımı almışken bir çift sözü de İspanyol Hükümeti&#8217;ne edeyim:<br />
</strong>Eyyy İspanya&#8217;nın aklı evvel yöneticileri! Gönderdiğiniz çocukların bir kısmı İngilizce konuşamıyor; konuşamadıkları için derslere giremiyor, girse de bir şey anlamıyorlar. Anlamadıkları için hep İspanyol arkadaşlarıyla geziyorlar. Zaten verdiğiniz para da üç kuruşmuş; pizzacıda, kebapçıda çalışmaktan hafta içleri helak oluyorlar. Şaraba da çok düşkünler. Demedi demeyin, sonra başınıza dert olurlar! Hem siz bu çocukları göndermeden önce İngilizce sınavı yapmıyor musunuz? Kasap Alfredo mu hazırlıyor bu sınavları kardeşim? (Not: İspanya Kasaplar Odası alınmasın, dost acı söyler!)</p>
<p><strong>Durun, durun. Çiftlerden birini de Erasmus öğrencilerine ders veren akademisyenlere edeyim:</strong><br />
Eyyy aziz ve leziz toprakların akademisyenleri. Türk, İspanyol ve İtalyan öğrenciler başta olmak üzere gelişmekte olan ve geliştiğini sanan ülke evlatlarının notlarını ittirin. Kanaat notu lisede kaldı sanmayın, kıt kanaatli olmayın! 67&#8242;den 68 değil, 90 yapın! Bu çocukların çoğu mezun olunca işsiz kalıyor, işe başlasa da işletme bitirip pilot oluyorlar. O yüzden diplomanın bir önemi yok. Hem ne demiş ünlü Türk büyüğü: <em>&#8220;Beş yılda okulda öğrendiklerinizi unutmak için bir beş yılı da piyasada geçirmeniz gerekiyor&#8221;</em>. Pilot demiştim, şaşırmayın. Oluyor, siz bana rüşvetten bahsedin ben sizi AB kriterlerini en iyi uygulayan sevgili yeni üyelerden Bulgaristan&#8217;ın pasaportuyla Fransa&#8217;da tatile göndereyim!</p>
<p><strong>Kapanışı da sevgili öğrencilere birkaç nasihat vererek yapmak istiyorum:<br />
</strong>Değerli ve çok nezih Erasmus öğrencileri. Çektiğiniz sıkıntıların farkındayım ve bunu her platformda dile getiriyorum, getirmeye de devam edeceğim.</p>
<ul>
<li>Hepimizin bildiği gibi alkol fiyatları, özellikle Almanya ve İskandinavya&#8217;ya giden arkadaşlarımız için büyük bir problem. Tiz zamanda Erasmus öğrencilerine vergi indirimine gidilmesi için bakanlıklar nezdinde çalışmalara başlayacağım!</li>
<li>Derslerin uyumsuzluğu ve hocaların ittirmemesi ise herkesin bildiği bir başka sorun. Hocalara buradan fırçayı kaydım, anlamazlarsa elçilerini Dış İşleri&#8217;ne çağırır orada rahatsızlığımızı bildiririz İsrail&#8217;e bildirdiğimiz gibi. Baktık olmuyor 2 akademisyeni buraya getirip haftada 28 saat derse sokar, 900 kağıt okuturuz; o zaman anlarlar!</li>
<li>Kız ve erkek arkadaşlar arasındaki birliktelikleri de değişim süresince yasal teminat altına almak için Adalet Bakanlığı ile görüşmelere başlıyorum. Prensipte bu konuya karşı değiller ama AKP&#8217;li Rize Belediye Başkanı Halil Bakırcı&#8217;nın önerisini AB&#8217;ye de taşıyarak Truva Atı prensibiyle kaleyi içeriden fethedebileceğimizi düşünüyorlar. Bu ufak pürüz dışında gönüllerimiz bir, inşallah.</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/07/02/erasmus-degisim-programlari-bol-alkol-gecilemeyen-dersler-uzatilan-okullar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Murat Çokgezen Röportajı &#8211; 2</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/04/03/murat-cokgezen-roportaji-2/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/04/03/murat-cokgezen-roportaji-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Apr 2010 16:12:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1241</guid>
		<description><![CDATA[Bir diğer sorum da hocam, yeni açılan özel üniversiteler ve devlet üniversitelerindeki durumla ilgili. Durum iki tarafta da aynı. Yani iktisat ve işletme bölümleri hemen açılıyor. Bir masa, bir hoca, tamam. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz, iktisat eğitiminin kalitesi bağlamında, nelerdir hocam? Tabii bu şekilde açılan üniversitenin eğitimi de ona göre oluyor. Bu şekilde oradan yetişen [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.barisurhan.com/murat_hoca_son.jpg" alt="" width="316" height="210" /></p>
<p style="text-align: left;">
<p><em>Bir diğer sorum da hocam, yeni açılan özel üniversiteler ve devlet üniversitelerindeki durumla ilgili. Durum iki tarafta da aynı. Yani iktisat ve işletme bölümleri hemen açılıyor. Bir masa, bir hoca, tamam. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz, iktisat eğitiminin kalitesi bağlamında, nelerdir hocam?</em></p>
<p>Tabii bu şekilde açılan üniversitenin eğitimi de ona göre oluyor. Bu şekilde oradan yetişen adam işe yaramıyor, bu yüzden bunlara talep de düşük oluyor. Herkes belirli, kurumlaşmış yerleri tercih ediyor. Ama bu okullar da isteniyor, ben bunu da tartışamam. Yani vatandaş ben kötü iktisat eğitimi istiyorum diyorsa ne yapacaksın? Biraz önce de söyledim, adam ben Serçe’ye binmek istiyorum diyor, biz ise yok, illa Cadillac’a bineceksin diyoruz. Bırak, adam neye istiyorsa ona binsin. Yeter ki neye bindiğini bilsin. Burada önemli olan, eğitim kaliteleri arasındaki farkın vergi veren kişiler tarafından bilinmesi. Özel üniversiteler bunlara kendileri katlanıyor, ama devlette durum farklı. Bu kötü eğitimi finanse etmeye vergi verenler razıysa, benim için sorun yok. Ama kurumlar arasındaki bu fark tüm vergi verenler tarafından bilinsin istiyorum.</p>
<p><span id="more-1241"></span></p>
<p><em>Üniversitelerdeki akademik performans da ayrı bir konu. Sizin bu konuda bir çalışmanız var. Bu çalışmanızdan biraz bahsedebilir misiniz?</em></p>
<p>Söylediğim gibi, akademisyenlerin iyisi var kötüsü var. Bu olacak, kaçınılmaz bir şey. Yalnız Türkiye’de şöyle bir durum var: İyi ile kötü arasındaki fark bilinmiyor. Dolayısıyla insanlar da bu farkı belirtmek istemiyor. Bakıyorsun, herkes profesör olmuş. Nobel’i alan da profesör, hiç doğru düzgün okuma-yazma bilmeyen de profesör. Dolayısıyla bunun birtakım kriterlerinin olması lazım. Para kazanmak için insanların birtakım bedeller ödemesi gerekli. Bu konularda kriter koymak gerçekten zor. Ama bence, tartışmalı da olsa birtakım kriterler koyarak bunları belirlemeye çalışmak hiç kriter olmamasından daha iyidir. Biliyorsunuz, doçentliğe yükselmek için bir yabancı dil barajı var. Şu anda insanlar bu baraja takılıyorlar. Demek ki, Türkiye’de birçok doçent ve profesör bir yabancı dili doğru düzgün konuşamıyor. Bunu yapamıyorsa uluslararası literatürü takip edemiyor demektir. Bırakın yayın yapmayı, dünyada ne olduğundan haberi yok demektir.</p>
<p>Bir akademisyenin iki tane alternatifi var: (1) Çalışıp yabancı dili öğrenmek – bu zor bir şey; (2) Yabancı dil barajının kalkması için kulis yapmak – bu daha kolay. Sanırım bundan önceki hükümet döneminde oldu. Hükümete baskı yaptılar, kanunu değiştirdiler, baraj düşürüldü. Hatta bir kereliğine mahsus olarak düşürüldü. Ondan sonra bunlar doçent oldular.</p>
<p>Dışarıdan bakan bir insan açısından, yani vergi veren bir kişi açısından baktığınızda, bu kişi “adam doçent olmuş, helal olsun aldığı paraya” diyor. Vergi veren hiç kimse, örneğin bir profesöre verdiği parayı sorgulamıyor. Bunların arasında bu parayı hiç hak etmeyen adamlar olduğunu bilmiyor. En azından bunlar bilinsin istiyorum. Bunun için de birtakım kriterler uygulanmalı. Bu kriterler ne olabilir? Bence yayın yapmak önemli bir kriter. Yabancı dil kriteri de öyle. Mesela yabancı dil kriteri doçentlikte değil, doktora eğitimine başlamadan önce uygulanmalı. Belli bir seviyenin üzerinde yabancı dil bilgisi olmayan adam doktoraya alınmamalı, çünkü doktora insanın bilgisinin şekillendiği yerdir. Yabancı dil bilmeyen, dünyadaki literatürü izleyemeyen bir adama nasıl doktor ünvanı veriyoruz, bunu çok merak ediyorum. Sonra o adam doçent oluyor. 40 yaşından sonra İngilizce öğrenmesi mümkün değil zaten. Dolayısıyla ne yapıyor? Kendisini başka işlere veriyor, siyasete veriyor falan filan. Bu yüzden objektif kriterlerin mümkün olduğunca arttırılması lazım. İngilizce bilmek ve yayın yapmak bu kriterlerdendir.</p>
<p><em>Peki, biraz da piyasanın iktisatçılara bakışından bahsedelim. Mesela çok gördüğümüz bir şey: Bankalar gişe memuru alıyorlar, ama kriterlerine iktisat ve işletme mezunu olmayı koyuyorlar. Düşündüğümüz zaman, o işin gereği ileri düzey bir bakkal hesabından fazla değil, ama yoğun şekilde dört yıllık üniversite mezunları istihdam ediliyor. Bunu kaynak israfı boyutuyla düşündüğümüzde, piyasa bu kaynak israfını kendi lehine değerlendiriyor diye düşünebilir miyiz?</em></p>
<p>Evet, ileri bir bakkal hesabından öte bir şey gerektirmediği doğru. Burada suçlamamız gereken piyasa değil. Daha önce söylediğim gibi, bu kaynak israfını yaratan şey talep fazlasıdır. Sen de olsan, aynı paraya lise mezunu yerine üniversite mezunu çalıştırmak istersin. Kaynak israfı mı bu? Kesinlikle kaynak israfı. Daha önce de söyledim, malları bir şekilde piyasa fiyatının altına bir fiyatla sattığınızda kaynak israfı olur.</p>
<p><em>İktisat eğitimimize baktığınız zaman, dünya ile karşılaştırmalı olarak, kendi akademisyenlerimizi yetiştirebilir noktada olduğumuzu düşünüyor musunuz? Yani bu anlamda, kendi akademisyenlerimizi yetiştirerek dünya ile rekabet edebilecek noktada olduğumuzu düşünüyor musunuz?</em></p>
<p>Kendi akademisyenlerimizi yetiştirme noktasında, çok sayılı insanın bunu yapabileceğini düşünüyorum. Bunun sayılı okulda yapılabileceğini düşünüyorum. Bence çoğu okulda doğru düzgün akademisyen yetiştirebilecek doktora programları, bunu yürütebilecek hoca potansiyeli yok. En azından kamu üniversiteleri için bu böyle, çünkü dediğim gibi, vergi verenler açısından ben kendimi kamu üniversitelerinden sorumlu tutuyorum. Doktora programında ders verecek hocaların çıtasının yüksek olması gerekiyor. Kendisinin çıtası yüksek olacak ki, öğrencisinin çıtasını da yüksek tutabilsin. Doktora bu sonuçta, bir adamı şekillendiriyorsun.</p>
<p><em>İktisadiyat’ta yazan Ceyhun Elgin bir yazısında belki Avrupa’da olduğu gibi bölgesel enstitüler kurulabilir diye bir öneride bulunmuştu.</em></p>
<p>Kesinlikle, öyle olması lazım.</p>
<p><em>Mesela Hollanda’daki Tinbergen Enstitüsü 20 yılı aşkın bir süredir hem içeriye hem de dışarıya akademisyen yetiştiren bir yapı. Belki bizde de böyle bir şey olabilir. Bu noktada, düzenleme ve denetleme boyutuyla YÖK’ü nasıl görüyorsunuz?</em></p>
<p>Nihayetinde YÖK de akademisyenlerden müteşekkil bir yapı. Bir şekilde onlar da içlerinden geldikleri grubu suçlamak istemiyor. Zaten şu anda Türkiye’de bu kadar çok doktora programına ihtiyaç da yok. Dediğiniz gibi, belki bölgesel birtakım yapılar oluşturulabilir. Burada görev almanın çıtaları diğerlerine göre çok yüksek olabilir. Burası bir cazibe merkezi olur. Sadece buralara doktora verme yetkisi verilir. Çok da güzel olur bence.</p>
<p><em>Son birkaç sorumu da iktisat öğrencisi arkadaşların merakları ve bize yönelttikleri soruları bağlamında sormak istiyorum. Ben de İktisadiyat’taki bir yazımda bundan bahsetmiştim. En başta da siz “iktisat okumayın” şeklinde bunu dile getirmiştiniz. Yurtdışındaki saygın doktora programlarına baktığımızda mühendisleri, matematikçileri ve hatta fizikçileri doktora programlarına kabul ettiklerini görüyoruz. Bu noktada iktisat okumanın anlamı ne oluyor? Bununla ilgili sorular geliyor. Siz bu konuyu biraz daha açabilir misiniz? </em></p>
<p>Özellikle akademisyenlikte, iktisat menşeinden geldiğinizde kafanız şekillendirilmiş hâlde geliyorsunuz. Belirli şekilde ön yargılarınız oluyor. Ama bir matematikçi, bir fizikçi dışarıdan bakıyor. Belki daha iyi görüyor. Sizin de bildiğiniz gibi, Nobel almış iktisatçılar arasında kökeni iktisat dahi olmayan isimler var: Kahneman,Smith, Nash. Yani bu tip insanların da önünü kapamamak lazım.</p>
<p><em>İktisat lisans eğitimi bir nevi gereksiz mi oluyor bu durumda? Bugün, ülkesine göre üç ya da dört yıllık bir iktisat lisans programından gelen bir kişi ile bir fizikçinin iktisat yüksek lisans programında gördükleri şeyler aynı. Oradan çıktıklarında da belirli bir seviyenin üzerinde yayın yapabilir hâle geliyorlar. Öyleyse iktisat için iktisat lisansı gereksiz midir?</em></p>
<p>Akademisyen olmak için tabii ki, bence gereksiz. Ayrıca dediğim gibi bir mühendisi de koysanız işletmeciliği çok güzel yapıyor. Birçok örneği var. Şirket yöneticisi var…</p>
<p><em>O zaman buradan hareketle, iktisat bilim midir konusu sorgulanabilir mi?</em></p>
<p>Bence birçok şey sorgulanmaya açık. Buradan bakarsak, sosyal bilimlerin güzel tarafı belki de rekabete daha açık olmasında yatıyor. Mesela bakıyorsunuz, bir hastanenin yöneticisi doktor olabileceği gibi işletme mezunu da olabiliyor. Ama bir işletmeci doktorluk yapamıyor. Belki diğer alanlarda da rekabet olabilir, ama onlar dışa kapalı oldukları için bu pek görünmüyor. Belki ben de lisanstan sonra fizik üzerine yüksek lisans yapsaydım iyi bir fizikçi olurdum. Bunu bilmiyoruz. Mesela bir doktorun bankada çalışması konusunda engel yok, ama bir işletmecinin bir hastaya bakması konusunda ciddi engeller var. Halbuki, diyelim ki, ben işletme okudum, ama kendi zevkine tüm tıp kitaplarını okudum, sınava girdim ve verdim. Niye doktorluk yapamayayım? Biliyorum, bunlar uç örnekler, ama neden olmasın?</p>
<p>Bu anlamda da belki bütün eğitim sisteminin bir şekilde sorgulanması lazım. Dediğiniz gibi, madem bir fizikçi kolaylıkla iktisat Nobel’i alabiliyor, o zaman bunlar sorgulanmalı. Niye sorgulamıyoruz? Belki kimse ekmeğinden olmak istemiyor. Nasıl ki doktorlar kendilerinin mesleğine başkalarının girmesini istemiyorlar, öyle. Ben şöyle düşünüyorum: Mesela göz doktoruna gidiyorsunuz. Doktorun gözünüzün kaç numara bozuk olduğuyla ilgili olarak yaptığı hemen hemen hiçbir şey yok. Bir makineye koyuyor, makine çözüyor her şeyi. O makinenin başında ben de durabilirim. Özellikle eczacıları düşünün. Eczacı dükkânı işletmek için eczacı olmanın hiçbir gereği yok aslında. Sen diplomanı asıyorsun, kalfalar çalıştırıyor. Ama kalfa bir eczane açmak istese yasak. Notere gidiyorsunuz, hiçbir zaman noterin kendisini göremiyorsunuz. Her işi sürekli kâtibi yapıyor, ama kâtip bir noterlik açayım dese olmaz. Halbuki bütün işi katip götürüyor. Şimdiye kadar olmamış olması, bundan sonra olmayacağı anlamına gelmez. Belki bunların hepsinin yeniden gözden geçirilmesi gerekiyor. İktisat da buna dahil.</p>
<p><em>Birçok arkadaşımızdan şu soru geliyor: Birinci sınıftayım, ikinci sınıftayım, akademik anlamda hangi alanlarda kendimi geliştirmeliyim? Akademisyen olmayı düşünen arkadaşlara tavsiyeleriniz nelerdir?</em></p>
<p>Şu andaki gidişe baktığımızda, tabii ki öncelikli olarak yabancı dil lazım. Yabancı dile yapacağın bir yatırım, akademisyen olsan da olmasan da işine yarar. Yabancı dil öğrenmenin maliyeti hiçbir zaman batık maliyet olmaz. Ondan sonra iktisat teknikleri geliyor. Matematik aşinalığı giderek önem kazanıyor. Buna karşı çıkanlar var, ama bunların bir kısmı matematikten anlamadığı için karşı çıkıyor. Bilmediğini küçümseyen, anlamadığıyla alay eden insan tavrıyla karşı çıkıyorlar. Tabii bu kişilerin hepsi için aynı şeyi söylemiyorum, ama bir kısmı böyle. Artık insanlar akademisyen olmasalar da matematiği, özellikle de istatistik ve ekonometri tekniklerini bir şekilde kullanabiliyorlar. Bunlar bence en önemli yatırımlar. Biraz da hayal gücü olursa, ister akademisyen olsun isterse başka konuda çalışsın, iyi olur diye düşünüyorum.</p>
<p><em>Son olarak; basılı bir kitabınız var, bunun dışında taslak olarak ya da yakında çıkacak bir kitabınız var mı, onu sormak istiyorum.</em></p>
<p>Homoekonomikus’tan bahsediyorsunuz herhalde. Homoekonomikus benzeri bir kitap daha var sırada. Bildiğiniz gibi, Homoekonomikus’ta geçmişte yayınladığım kısa, popüler yazılarımı toplamıştım. Ondan sonra, bir-iki sene boyuca bir dergide tarzları kısmen aynı kısmen farklı olan benzeri yazılar yazmıştım. Onları bir şekilde kitaplaştırmayı düşünüyorum. O da buna benzer bir şey olacak. Ne zaman çıkar bilmiyorum, ama böyle bir hedefim var. En azından, söz uçar yazı kalır. Yazılı bir kaynak bırakalım.</p>
<p><em>Bize vakit ayırdığınız için çok teşekkür ederim hocam.</em></p>
<p>Ben teşekkür ederim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/04/03/murat-cokgezen-roportaji-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Murat Çokgezen Röportajı &#8211; 1</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/04/01/murat-cokgezen-roportaji-1/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/04/01/murat-cokgezen-roportaji-1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Apr 2010 00:21:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Röportajlar]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1230</guid>
		<description><![CDATA[Murat hocamızı Homoekonomikus ve Ekonomiturk&#8216;teki yazılarından takip ediyorsunuzdur mutlaka. Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü&#8217;nde doçent olarak görev yapan Murat Çokgezen teklifimizi kırmayarak bizimle görüşmeyi kabul etti. Kendisiyle İstanbul’da bir kafede oturup cheese cake ve kahve eşliğinde gerçekleştirdiğimiz sohbetimizi, geç de olsa sizlere sunabilmenin haklı gururunu yaşıyoruz! İlk parça bu hafta, devamı da çok yakında! Keyifli okumalar&#8230; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Murat hocamızı <a href="http://www.homoekonomikus.com/" target="_blank">Homoekonomikus</a> ve <a href="http://ekonomiturk.blogspot.com/">Ekonomiturk</a>&#8216;teki yazılarından takip ediyorsunuzdur mutlaka. Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü&#8217;nde doçent olarak görev yapan Murat Çokgezen teklifimizi kırmayarak bizimle görüşmeyi kabul etti. Kendisiyle İstanbul’da bir kafede oturup <em>cheese cake </em>ve kahve eşliğinde gerçekleştirdiğimiz sohbetimizi, geç de olsa sizlere sunabilmenin haklı gururunu yaşıyoruz! İlk parça bu hafta, devamı da çok yakında! Keyifli okumalar&#8230;</p>
<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://mimoza.marmara.edu.tr/~mcokgez/images/cokgezen.jpg" alt="" width="104" height="144" /></p>
<p><em>Sanıyorum şimdi soracağım soru sizi bir şekilde tanıyan ve yazılarınızı takip eden herkesin merak ettiği bir sorudur. Akademisyenliğe nasıl karar verdiniz? Bu süreç nasıl başladı?</em></p>
<p>Sanıyorum hikâyemi yüksek lisans yıllarında aldığım bir dersten başlatabilirim. O zaman aldığım bir derse kamu üniversitelerinin bir kısmında olduğu gibi dersin hocası değil, asistanı giriyordu. Ama akıllı bir çocuktu, etkilemişti beni, matematik dersleri veriyordu. O yüzden matematiğe merak sarmıştım. Herhalde onun sayesinde oldu, onun çok etkisi vardır.</p>
<p><span id="more-1230"></span></p>
<p><em>Yani siz iktisadı okumaya başladığınızda…</em></p>
<p>Lisans eğitimimi iktisat üzerine tamamlamadım. Uluslararası ilişkiler okudum. İktisat biraz tesadüf oldu, ama sonra sevdim. Bahsettiğim asistanın da katkıları oldu.</p>
<p><em>İktisadiyat üzerinden birçok arkadaş iktisatçı ne iş yapar, hangi konularla ilgilenir diye sorular soruyor. Hatta bir arkadaş iktisatçı olursam çok para kazanır mıyım demişti. Sanırım bu soruyu aracılık ederek size de sormalıyım. İktisatçı ne iş yapar? Çok para kazanır mı? Benim zamanımda iktisat denilince akla borsa, broker, bir gecede kazanılan milyonlar gelirdi. Sizin zamanınızda da böyle miydi?</em></p>
<p>Hayır, hayır. Öyle şeyler pek yoktu. Söylediğim gibi, ben de çok bilinçli başlamadım bu işe. Bazı tesadüflerin etkisi vardır.</p>
<p>İktisatçı para kazanır mı? Kazanılabilir, akademisyen olarak da kazanılabilir. Nobel Ekonomi Ödülü 1.000.000 dolar ise, değil mi? O zaman kazanılabilir.</p>
<p><em>İktisatta bir de şu var: Mesela bir işletmeci, bir makine mühendisi denildiği zaman insanların aklına bir meslek geliyor, ama iktisatçı denildiğinde bu kadar somutlaştıramıyorlar. İktisatçı her işi yapar gibi geliyor insanların aklına. İktisatçı ne yapar?</em></p>
<p>Evet, bu sosyal bilimlerin özelliğinden de ileri geliyor. Bu yüzden ben herkese mühendislik okumalarını tavsiye ediyorum. Mühendisten iktisatçı oluyor, ama iktisatçıdan mühendis olmuyor. Dolayısıyla mühendisliğe yatırım yapmak, iktisada yatırım yapmaktan daha evlâ gözüküyor.</p>
<p><em>Şu anda Marmara Üniversitesi’nde çalışmalarınıza devam ediyorsunuz. İstanbul’dan, Marmara Üniversitesi’nden baktığınızda Türkiye’deki iktisat eğitimini nasıl görüyorsunuz? Yani özel üniversiteler var, devlet üniversiteleri var…</em></p>
<p>Genel olarak ümit var diyebilirim. Ayrıca şunu da söylemek lazım: Efendim, her yerde eğitimin kalitesini yükseltelim diyorlar. Ben bunu pek anlamlı bulmuyorum. Bütün üniversitelerin kalitesini yükseltip aynı seviyeye çekelim demek, bütün otomobil fabrikaları Cadillac kalitesinde araba üretsin demek kadar saçma geliyor bana. Üniversiteler arasında kalite farkı olacak.</p>
<p>Ben daha çok kamu üniversiteleriyle ilgileniyorum, çünkü genelde onlar kamunun parasını yiyorlar. O yüzden oradaki eğitimin topluma karşı birtakım sorumlulukları var, yani hesap verme ihtiyacı var. Tabii şunu söyleyebilir bir kamu üniversitesi: “Ya kardeşim, biz kötü eğitim veriyoruz.” Olabilir, bunu da kabul ederim, ama açık açık bilinsin bu. Bunun bilinebileceği bir sistemin oturmasını istiyorum. Vergi veren kişiler ile bu kişilerin aldığı hizmet arasındaki enformasyon asimetrisinin kapanacağı bir sistem olsun istiyorum ben. Ama vatandaş kalitesi düşük de olsa aldığı eğitimden memnunsa buna söylenecek bir şey yok. Çünkü bir sürü öğrenciye “sen gel birinci sınıfta kaydını yaptır, dördüncü sınıfta sana diplomanı verelim” desek, birçoğu bunu kabul edecektir. Bizim bu adama zorla “gel sana iyi iktisat eğitimi verelim” diye bir çabada bulunmamızı anlamlı bulmuyorum.</p>
<p><em>Bu bağlamda özel üniversiteleri nasıl görüyorsunuz?</em></p>
<p>Bir kere dinamizm getirdiler, farklılık getirdiler. Hem araştırma alanında bir dinamizm getirdiler, hem de iktisat eğitimi noktasında bir dinamizm getirdiler. Şöyle ki: Araştırma yönünden dinamizm getirdiler, çünkü kaynağı bol olan ve iyi kullanan – maalesef bir kısmının kaynağı bol, ama iyi kullanamıyor – mesela Koç Üniversitesi gibi, Bilkent Üniversitesi gibi üniversiteler var. Buralarda hem araştırma kalitesi hem de eğitim kalitesi yüksek. Dolayısıyla bunlar bir şekilde çıtayı sürekli olarak yukarı çekiyorlar. Eskiden var olmayan referans noktaları bir şekilde hayatımıza girmeye başladı. Bu önemli bir şey.<br />
İkincisi, bu üniversiteler iktisat eğitimi açısından iyiler. Çünkü öğrenci en nihayetinde o okul için bir müşteridir, tatmin edilmek zorundadır. Öğretmen de, yani o okuldaki hoca da maaşını öğrenciden aldığını bildiği için müşterisine iyi hizmet ediyor. Ama kamu üniversitelerindeki hocalar maaşını devletten aldığı için öğrencisine değil, devletine hizmet etmeyi öncelikleri arasına koyuyor. Bunu da nereden görüyorum: Bakın, özel üniversitelerde okul tanıtımları var. Hocayı alıyorlar Kars’a gönderiyorlar ve burada iyi öğrenci kimse bul getir diyorlar. Yani profesörü kaldırıyorsunuz Erzurum’da öğrenci bulmaya gönderiyorsunuz. Onu bulamazsa hoca maaşını alamayacak! Ya da okula öğrenci geliyor, ona tanıtım yapılıyor vs. vs. Şimdi kayıt zamanı bir devlet üniversitesine gidin, bir Allah’ın kulunu bulamazsınız! Yani öğrenci gelse kamu üniversitesine, “ben bu okul hakkında bilgi almak istiyorum” dese – şimdi biliyorsunuz sistem de değişti, önce puanı alıyorsunuz, sonra okulu seçiyorsunuz – kendisine yardımcı olacak bir Allah’ın kulunu bulamaz.</p>
<p>Buna karşın neden hâlâ devlet üniversitelerine talep var? Çünkü ortada bir haksız rekabet var. Yani devlet üniversiteleri aynı hizmeti devlet sübvansiyonuyla bedava veriyorlar. Özel üniversitenin puanının ya da talebinin – her ikisi de aynı anlama gelir – bir devlet üniversitesinden düşük olması, oradaki eğitim kalitesinin düşük olduğunu göstermiyor. Sadece ekstra bir para ödemesi gerektiği için öğrenci bedava olanını tercih ediyor. Dolayısıyla özel üniversitelerin bu anlamda çok önemli getirileri olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><em>İzmir Ekonomi Üniversitesi’nin Mütevelli Heyeti Başkanı Ekrem Demirtaş’a katıldığı bir programda şöyle bir soru sorulmuştu: “Bu özel üniversiteleri açıyorsunuz, ama öğrenciler aynı şehirdeki bir devlet üniversitesinden çok daha düşük puanlarla bu üniversitelere geliyor ve iktisatçı olarak mezun oluyorlar. Ne düşünüyorsunuz bu konuda?” O da “bence biz güzel bir şey yapıyoruz, çünkü aslında bu parayı vererek de okuyabilecek olanları devlet kontenjanından düşürmüş oluyoruz ve diğer insanlar için yer açıyoruz” demişti. Siz bu konuya nasıl bakıyorsunuz hocam?</em></p>
<p>Çok doğru söylemiş. Aslında özel üniversiteye giden öğrencinin – sadece üniversite değil, lise, ortaokul ya da ilkokul – velisinin de, kendisinin de ödüllendirilmesi gerekir. Çünkü oraya gitmeseydi kamuda bir yer işgal edecekti. Kaç para bunun maliyeti? Diyelim ki 1.000TL. O zaman devlet bu parayı o öğrencinin cebine koymalı. Çünkü o adam aslında diğerlerine bir kıyak yapıyor. Bunun da bir getirisi olmalı.</p>
<p><em>Acaba özel üniversitelere yapılan destekleri bu bağlamda düşünebilir miyiz? Gerçi çok yüksek meblağlar değiller ya…</em></p>
<p>Evet, bunlar çok abartılıyor, ama birçok özel üniversite, özellikle de gerçek anlamda vakıf olanlar için – mesela bir Sabancı vb. – öğrencilerden topladıkları ve devletten aldıkları para yeterli değil, şirketlerden gelen bağışlarla ayakta duruyorlar. Bunlara baktığımızda, devletten aldıkları paranın toplam harcamaları içerisindeki payı öyle abartıldığı kadar değil.</p>
<p><em>Peki, bir de şöyle bir eleştiri var, ama makul bir eleştiri mi bilmiyorum: Devlet üniversitelerindeki hocaları çalıyorlar deniliyor. Yani oradaki iyi hocalar özel üniversitelere gitmeye başlıyor, dolayısıyla öğrenciler…</em></p>
<p>Palavra, palavra! Çünkü kimse devleti bırakmaz. Kim bırakıyor? Emekli olan adam bırakıyor. Dikkat ederseniz, bu şekilde gidenlerin önemli bir kısmı emeklilik yaşı gelmiş insanlardır. Bu anlamda da özel üniversitelerin elini öpmek lazım, çünkü bu üniversiteler emekli olmuş hocayı kendisine almasaydı, o adam sittin sene kamuda kalacaktı. Arkadan gelenlerin önünü kapatacaktı. Kimse devletteki koltuğunu bırakmak istemiyor. Özele niye gidiyor? Devletten bir emekli maaşım var, oradan da biraz para alırım diyor. Yoksa, dikkat ederseniz, faal yaşlardayken özel üniversitelere geçen kişilerin sayısı sınırlı. Dolayısıyla hocalar genelde emekli olduklarında geçiyorlar. Aslında bu da özel üniversitelerin kendi kusurudur. Ben olsam bir tane emekli olmuş hocayı almam. Emekli olmuş adam artık bitmiş demektir.</p>
<p><em>Bu biraz da reklam olabilir mi? Bir nevi vitrin görüntüsü, profesörlerimiz çok var vb…</em></p>
<p>Sanmıyorum, ama öyle bile olsa anlamsız.</p>
<p><em>Özel üniversiteler de iki gruba ayrıldı gibi. Bir tarafta Koç, Sabancı gibi iyi okullardan genç mezunları getirip eğitimlerini bu şekilde veren bir grup, diğer tarafta da içeriden transfer yapan, emekli olmuş hocaları alan bir grup var. Bunların eğitim içerikleri ve yayınları da çok farklılaştı aslında.</em></p>
<p>Doğru. Hangisi iyi? Dışarıdan gelmiş olanı, Koç’un, Sabancı’nınki iyi. Eğer içeride emekli olmuş olanlar işe yarasaydı, ötekilerin de performansının iyi olması lazımdı. O adam zaten işe yaramıyor. Çoğu bir ikinci emeklilik hayatı, tatlı la dolce vita yaşıyor özel üniversitelerde. Aslında bunlar özel üniversitelerin de önünü kapatıyorlar. Ben özel üniversitenin patronu olsam, kamu üniversitesinden emekli olmuş adamı kapımdan içeriye sokmam. Paramı israf ediyorum demektir bu. Yok tecrübesiymiş! Hiçbir şeyi anlamlı değil. Onun yerine, bu adamla benzer işleri yapabilecek daha dinamik ve genç insanları hem dünyanın her yerinden hem de daha ucuza istihdam edebilirim. Bence özel üniversiteler paralarını israf ediyorlar. Ben bu adamların – çoğunlukla – işe yaradığını düşünmüyorum. Ha, kamu açısından baktığınızda, dediğim gibi, çok büyük sevap işliyorlar. O işe yaramaz adamlar öteki türlü kamu üniversitelerinde kalacaklardı. Şimdi orayı boşalttılar, aşağıdan gelenlere yer açılmış oluyor. Bu anlamda pozitif etkisi var tabii ki.</p>
<p><em>Bir de şöyle bir tartışma dönüyordu – gerçi öğrenci arkadaşlardan onu meydanlarda da görüyoruz: Devlet okulları parasız olsun. Biliyorsunuz bir katkı payı var devlet okullarında. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz hocam?</em></p>
<p>Devlet okulları zaten parasız sayılır. Yani çok cüzi bir miktar veriyor öğrenci arkadaşlar bunlara. Tabii ben olsam, ben de ücretsiz olsun isterim – akıllı bir hareket yani. Ben de olsam okulumun parasını başkası versin isterim.</p>
<p><em>Yurtdışındaki, mesela İngiltere’deki, Amerika’daki sistem bizde de uygulanabilir olmalı mı? Harç miktarlarının yükseltilmesi eğitimin kalitesinde bir etki yaratabilir mi? ODTÜ Rektörü Ural Akbulut’un bir sözü vardı. Gerçi bununla doğrudan ilgili değil, ama şöyle diyordu: “Otoparktan, yani en azından verebilecek olanlardan yıllık 100 dolar alsam, yıllık bütçeme çok ciddi katkısı olur.”</em></p>
<p>Öncelikle, tırnak içinde, bu durum ciddi yanlış algılamalara yol açıyor. Bir kere, bedava eğitim diye bir şey yok. Eğitim paralı. Ahmet okuyor, ama bunun parasını Mehmet veriyor. Böyle bir sistem var. Öncelikle bu konu iyi anlaşılmalı. Tabii öğrenci açısından okula giden bedavaya okuyor. Bu talep anlaşılabilir bir talep. Dediğim gibi, ben de olsam bedava olsun, paramı başkası versin isterdim. Hatta aldığım ceketin parasını da başkası ödesin isterdim. Yani bu talep çok rasyonel oluyor.</p>
<p>Böyle olmalı mı? Bence olmamalı. Herkes yaptığı şeyin maliyetine katlanmalı. Bunun – bedava eğitimin – bir sürü olumsuz sonucu var. Nedir bunun olumsuz sonucu? Bugün en basit iktisat kuralları söylüyor ki, eğer bir malın piyasa fiyatını olması gerekenin altında belirlerseniz, o mala karşı aşırı talep olur. Şimdi, üniversitelere karşı aşırı bir talep var. Bunu nereden biliyoruz? 1.5 milyon kişi sınava giriyor, 300.000 kontenjan var. Yani bir talep fazlası var. Bu talep fazlası nereden kaynaklanıyor? Üniversitelerin fiyatının olması gerekenin aşağısında olmasından. Bunun ne gibi sonuçları var? Kaynak israfı yaratıyor. Niye? Bedava olduğu için. İşine yarasa da yaramasa da herkes okula gitmeye çalışıyor, askerden kaçmak için okula gidiyor. Düşünsenize, adam askerden kaçıyor, Ahmet askerden kaçıyor, bunun için ben para veriyorum. Kızlar için, belki iyi bir koca bulurum diye sosyalleşmek için giden var. Şimdi o koca bulacak, diğeri sevgili bulacak diye onun parasını ben veriyorum.</p>
<p>Hâlbuki ceplerinden para çıksa insanlar şunu düşünecekler: “Ben bu kadar para vereceğim bu okula, bunun karşılığında ne alacağım?” Para vermedikleri için karşılığının ne olduğunu düşünmüyorlar. Dolayısıyla işlerine yarasa da yaramasa da okuyorlar. Evet, kendisine maliyeti yok, ama topluma büyük bir maliyeti oluyor. O zaman ne oluyor? Adam mezun oluyor, iş bulamıyor. Bu sefer rant aramaya çalışıyor. Yani bu sefer, diğer siyasi durumlardan kendime nasıl menfaat yaratabilirim diye düşünüyor. Rekabetin önünü kapamaya çalışıyor vs, vs.</p>
<p>Benim fikrimce, insanlardan bunun parası bir şekilde alınmalı. Özellikle üniversite eğitiminde insanlar aldıkları eğitimin bedelini doğrudan, bir şekilde ödemeliler. Nasıl ödeyebilirler? Peşin ödeyebilirler. Devlet kredi verir, onlar da mezun olduktan iki sene sonra öderler. Faizsiz olabilir bu, ama bir şekilde ödemeliler. Yani adam okula gitmeden önce şunu düşünmeli – şu an düşünmüyor: “Ben okula gideceğim de ne olacak?” Şu anda düşünmüyor bunu. Adam için okumanın alternatif maliyeti bile yok. Niye? Çoğu okulda devam mecburiyeti bile yok. Adam hem çalışıyor hem de bedavadan okula gidiyor. Hem fırsat maliyeti sıfır hem de okulu sıfır liraya getiriyor. Oh, bundan iyisi can sağlığı. Çok ciddi kaynak israfı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/04/01/murat-cokgezen-roportaji-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İktisat Eğitimi 4: Nedir bu akademisyenlerin çektiği!</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/08/31/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-4-nedir-bu-akademisyenlerin-cektigi/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/08/31/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-4-nedir-bu-akademisyenlerin-cektigi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 31 Aug 2009 13:31:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=630</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle sevgili ekip arkadaşlarıma ilgilerinden ve katkılarından ötürü teşekkür ediyorum. Umuyorum gittikçe uzayan bu seri yazılar bir o kadar da artan derinliği ile iktisat eğitimimiz hakkında daha ciddi düşünmemize vesile olurlar. Buraya kadar tasnif ve mevcut egitim boyutuyla irdelemeye çalıştığımız konuya akademisyenler açısından da yaklaşmamız yerinde olacaktır. Malum, iktisat eğitiminde öğrenci ile akademik materyal arasındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle sevgili ekip arkadaşlarıma ilgilerinden ve katkılarından ötürü teşekkür ediyorum. Umuyorum gittikçe uzayan bu seri yazılar bir o kadar da artan derinliği ile iktisat eğitimimiz hakkında daha ciddi düşünmemize vesile olurlar.</p>
<p>Buraya kadar tasnif ve mevcut egitim boyutuyla irdelemeye çalıştığımız konuya akademisyenler açısından da yaklaşmamız yerinde olacaktır. Malum, iktisat eğitiminde öğrenci ile akademik materyal arasındaki köprü görevi kendilerinde olan; bunun yanında hem kendi sosyal hayatlarını hem de öğrencilerinin sosyal hayatlarını düşünen ve bir de akademik çalışma yapmak zorunda olan bir gruptan söz ediyoruz.<br />
Durum aslında dünyadaki yaygın eğitim kültüründen biraz farklı ve belki de -öznelliğini kabul ederek söylemeliyim ki- daha sıcak. Hatırlarım, yabancı bir arkadaşım bana <em>&#8220;Aslında sizlerin en büyük özelliğiniz sinerjiniz. Buralarda kimse bir hocasına kız arkadaşıyla yaşadığı sorunları anlatmayı düşünmez ama sizin için de ve hocalarınız için de bunlar çok normal şeyler&#8221; </em>demişti. Evet, işte bu yüzden bizdeki akademinin ilgi alanı ve kültürel anlamdaki sorumluluk çizgisi diğer ülkelerden biraz daha geniş bir hal alıyor.</p>
<p>Önceki yazılarımızda dünya ile rekabet edebilen bir iktisat eğitimine olan ihtiyactan bahsetmiştik. Yukarıdaki satırların desteğiyle söyleyebilirim ki bu sistem ne yazık ki ithal edilebilecek bir sistemle olamaz. Eğer medet umulanlar ithal sistemler olursa o zaman karşılığında kaçınılmaz fedakarlıklar da yapılması gerekir. Örneğin hiçbir akademisyenden 900 sınav kağıdını iki haftada okumasını isteyemezsiniz, eger bunu isterseniz karşılığında uygun ek ücreti de vermeniz gerekir, hem akademisyene hem de asistanına. Oysa bizdeki devlet okullarımız yeri geliyor çalışan müstahdemlerinin sayısını düşürmek zorunda kalıyor mali sıkıntıları sebebiyle. Öyleyse durup bir düşünmek lazım.</p>
<p><strong><em>Burası Türkiye hemşehrim, burada işler farklı yürüyor!<br />
</em></strong>Danimarka&#8217;da bir profesörün dönemlik vermekle yükümlü olduğu ders sayısı 1 tanedir ve bunun da haftalık süresi 135 dakikadır. Bunun dışındaki tüm zamanı araştırma faaliyetlerine ayrılmıştır. Araştırma amacıyla kullandığı tükenmez kalemine kadar her şey üniversite tarafından karşılanır; her türlü akademik seyahatin tüm masrafları ödenir; SSCI&#8217;daki her yayını için 5.000 Euro civarında destek verilir.<br />
Türkiye&#8217;deki bir profesorun kac saat ders vermek zorun oldugunu bilmiyorum ama benim zamanımda bir devlet üniversitesinde olup da gündüz ogretimindeki hocalarımız haftada 180 dakika ders verirlerdi. Akademiyle ilgili giderlerini karşılamak içinse maaşları dışında hiçbir destekleri yoktu. Şimdilerde TÜBİTAK&#8217;ın sosyal bilimlere destek olmasıyla bu alanda bir miktar da olsa nefes alınabildiğini söyleyebiliriz. Maaşlar ise ayrı bir sorun; son düzenlemelerle ne yapıldı bilemiyorum ama maaş ile karşılığında beklenen işin, özellikle asistanlar düzeyinde fazlasıyla adaletsiz olduğunu söyleyebiliriz.<br />
İşin bir diğer traji-komik tarafı ise bu isi, hem de bu zor koşullarla yapmaya gönüllü birçok insanın olması ve her şeye rağmen çalışmalarına devam etmesi. Demek ki bilim insanlarımız da birçok konuda özverili oluyor ve Türk bilim hayatının devam etmesi için fedakarlıklarda bulunuyorlar.</p>
<p><strong>Not:</strong> Hem deneysel iktisat yaz okulunun yorgunluğu, hem de TEPAV&#8217;daki yeni işim dolayısıyla bir miktar yoğundum; 1,5 ay önce düzenlemek için bir kenara bıraktığım yazıyı havasını bozmamak amacıyla kısa da olsa aynen yayınladım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/08/31/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-4-nedir-bu-akademisyenlerin-cektigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üniversitelerde İktisat Kontenjanları</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/07/18/universitelerde-iktisat-kontenjanlari/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/07/18/universitelerde-iktisat-kontenjanlari/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 18 Jul 2009 14:42:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyhun_Elgin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat]]></category>
		<category><![CDATA[kontenjan]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=663</guid>
		<description><![CDATA[Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206 Adıyaman Üniversitesi: 52 Adnan Menderes Üniversitesi: 246 Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186 Akdeniz Üniversitesi: 103 Anadolu Üniversitesi: 493 Ankara Üniversitesi: 82 Atatürk Üniversitesi: 246 Atılım Üniversitesi: 60 Bahçeşehir Üniversitesi: 75 Balıkesir Üniversitesi: 41 Bartın Üniversitesi:104 Başkent Üniversitesi:70 Beykent Üniversitesi:122 Bilecik Üniversitesi:226 Bilkent Üniversitesi:180 Bingöl Üniversitesi: 108 Boğaziçi Üniversitesi: 108 Bozok Üniversitesi: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206</p>
<p>Adıyaman Üniversitesi: 52</p>
<p>Adnan Menderes Üniversitesi: 246</p>
<p>Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186</p>
<p>Akdeniz Üniversitesi: 103</p>
<p>Anadolu Üniversitesi: 493</p>
<p>Ankara Üniversitesi: 82</p>
<p>Atatürk Üniversitesi: 246</p>
<p>Atılım Üniversitesi: 60</p>
<p>Bahçeşehir Üniversitesi: 75</p>
<p>Balıkesir Üniversitesi: 41</p>
<p>Bartın Üniversitesi:104</p>
<p>Başkent Üniversitesi:70</p>
<p>Beykent Üniversitesi:122</p>
<p>Bilecik Üniversitesi:226</p>
<p>Bilkent Üniversitesi:180</p>
<p>Bingöl Üniversitesi: 108</p>
<p>Boğaziçi Üniversitesi: 108</p>
<p>Bozok Üniversitesi: 124</p>
<p>Celal Bayar Üniversitesi: 308</p>
<p>Cumhuriyet Üniversitesi:144</p>
<p>Çanakkale Üniversitesi: 164</p>
<p>Çankaya Üniversitesi: 60</p>
<p>Çankırı Karatekin Üniversitesi: 104</p>
<p>Çukurova Üniversitesi: 246</p>
<p>Dicle Üniversitesi: 41</p>
<p>Dokuz Eylül Üniversitesi: 252</p>
<p>Dumlupınar Üniversitesi: 210</p>
<p>Ege Üniversitesi: 216</p>
<p>Erciyes Üniversitesi: 206</p>
<p>Erzincan Üniversitesi: 104</p>
<p>Eskişehir Osmangazi Üniversitesi:206</p>
<p>Fatih Üniversitesi:120</p>
<p>Galatasaray Üniversitesi:21</p>
<p>Gazi Üniversitesi:368</p>
<p>Gaziantep Üniversitesi:154</p>
<p>Gaziosmanpaşa Üniversitesi: 186</p>
<p>Gediz Üniversitesi: 70</p>
<p>Giresun Üniversitesi: 164</p>
<p>Gümüşhane Üniversitesi: 154</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi: 205</p>
<p>Harran Üniversitesi: 62</p>
<p>Hitit Üniversitesi: 164</p>
<p>Işık Üniversitesi: 195 (İİBF&#8217;ye toplu alım)</p>
<p>İnönü Üniversitesi: 82</p>
<p>İstanbul Bilgi Üniversitesi: 80</p>
<p>İstanbul Kültür Üniversitesi: 65</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi: 35</p>
<p>İstanbul Üniversitesi: 410</p>
<p>İzmir Ekonomi Üniversitesi: 115</p>
<p>Kadir Has Üniversitesi: 50</p>
<p>Kafkas Üniversitesi: 144</p>
<p>Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi: 196</p>
<p>Karadeniz Teknik Üniversitesi: 370</p>
<p>Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi: 246</p>
<p>Kırıkkale Üniversitesi: 164</p>
<p>Kırklareli Üniversitesi: 52</p>
<p>Kilis 7 Aralık Üniversitesi: 41</p>
<p>Kocaeli Üniversitesi: 246</p>
<p>Koç Üniversitesi: 101</p>
<p>Maltepe Üniversitesi: 62</p>
<p>Marmara Üniversitesi: 442</p>
<p>Mersin Üniversitesi: 72</p>
<p>Muğla Üniversitesi: 246</p>
<p>Mustafa Kemal Üniversitesi: 124</p>
<p>Nevşehir Üniversitesi: 144</p>
<p>Niğde Üniversitesi:103</p>
<p>Okan Üniversitesi: 640 (İİBF&#8217;ye toplu kabul)</p>
<p>Ondokuz Mayıs Üniversitesi: 52</p>
<p>Ordu Üniversitesi: 164</p>
<p>Ortadoğu Teknik Üniversitesi: 108 (Kuzey Kıbırs Kampüsü hariç)</p>
<p>Pamukkale Üniversitesi: 268</p>
<p>Sabancı Üniversitesi: 176 (Ekonomi-Siyaset Toplu Kabul)</p>
<p>Sakarya Üniversitesi: 176</p>
<p>Selçuk Üniversitesi: 246</p>
<p>Süleyman Demirel Üniversitesi: 246</p>
<p>Şırnak Üniversitesi: 41</p>
<p>TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi: 75</p>
<p>Trakya Üniversitesi: 154</p>
<p>Uludağ Üniversitesi: 410</p>
<p>Uşak Üniversitesi: 72</p>
<p>Yaşar Üniversitesi: 50</p>
<p>Yeditepe Üniversitesi: 70</p>
<p>Yıldız Teknik Üniversitesi: 206</p>
<p>Yüzüncü Yıl Üniversitesi: 124</p>
<p>Zirve Üniversitesi: 60</p>
<p>Zonguldak Karaelmas Üniversitesi: 206</p>
<p>Toplam kaç ediyor? Eğer yanlış toplamadıysam 14,090.</p>
<p>Peki, nedir bu sayılar? 2009 yılı için YÖK&#8217;ün belirlediği üniversitelerin iktisat bölümü kontenjanları. Hemen belirteyim, bu kontenjanlar, Türkiye&#8217;deki bütün üniversitelerin birinci ya da ikinci öğretimlerinin, Türkçe, İngilizce ya da Fransızca eğitim yapan &#8220;iktisat&#8221; ya da &#8220;ekonomi&#8221; adlı bölümlerini içeriyor. Adları iktisat ya da ekonomi olmayan, &#8220;bankacılık ve finans&#8221;, &#8220;ekonomi ve finans&#8221;, &#8220;maliye&#8221;, &#8220;ekonomi politik ve toplum felsefesi&#8221;, &#8220;Uluslararası Ticaret&#8221;, &#8220;Uluslararası Finans&#8221;, &#8220;Finans Matematiği&#8221; ya da  &#8220;İşletme-Ekonomi&#8221; gibi iktisat bölümleriyle hemen hemen aynı programa sahip bölümlerin kontenjanlarını içermiyor. Ayrıca, KKTC ve Türkiye&#8217;ye kontenjan ayıran diğer bazı komşu ülkelerin üniversitelerini listeye koymadım. Onları da ekleyince, rahatça 15,000&#8242;e ulaşıyoruz. İktisatla benzer programlara sahip, yukarda adını saydığım bölümleri de ekleyince 20,000&#8242;i bile geçiyoruz. Hatta, kontenjan sınırlaması olmayan Açıköğretim Fakültesi İktisat Bölümü&#8217;nü de eklersek, rakam kimbilir kaça çıkar?</p>
<p>Durum sadece iktisat da böyle değil. Örneğin, İstanbul Tıp Fakültesi&#8217;nin (Çapa) bu sene 400 öğrenci alacağını biliyor musunuz? Peki ya İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi&#8217;nin kontenjanının iki sene önce 400 iken bu sene 1200&#8242;e çıkarıldığını?</p>
<p>Evet, 2009 ÖSS sonucu, Türkiye&#8217;de toplam yaklaşık 14,000 öğrenci iktisat bölümüne girecek. Üniversitelerdeki öğretim elemanı sayıları ve fiziki imkanlar, kaliteli bir eğitim için yeterli mi, değil mi; üniversiteler bu hormonlu kontenjanlarını azaltıp eğitim kalitesini arttırmaya çalışırken, YÖK neden ısrarla devlet üniversiteleri kontenjanlarını her sene arttırır, gibi soru ve  tartışmalara hiç girmiyorum. Merak ettiğim, ülke ekonomisinin, bu kadar iktisat-ekonomi öğrencisine ihtiyacı var mıdır acaba?</p>
<p>Ne yazık ki, bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama sağduyum, bu kadar iktisatçıya ihtiyaç olmadığını söylüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/07/18/universitelerde-iktisat-kontenjanlari/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisat Eğitimi: Kim Tarafından?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/06/24/iktisat-egitimi-kim-tarafindan/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/06/24/iktisat-egitimi-kim-tarafindan/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Jun 2009 16:46:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=643</guid>
		<description><![CDATA[Su anda bulundugum yerde Turkce klavye olmadigi ve ben de klavyede Turkce karakterleri ayarlamayi bilmedigim icin yaziyi bu sekilde yazmak zorunda kaldim. Daha duzenli bir yazi yazacak kadar vaktim yok; o yuzden sadece aklima gelen bazi seyleri calakalem yazip belirtecegim. Konuya biraz baska acidan bakmak istiyorum. Ikitsat bolumlerinin mufredatindan bahsetmek isin sadece bir yonunu olusturuyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Su anda bulundugum yerde Turkce klavye olmadigi ve ben de klavyede Turkce karakterleri ayarlamayi bilmedigim icin yaziyi bu sekilde yazmak zorunda kaldim. Daha duzenli bir yazi yazacak kadar vaktim yok; o yuzden sadece aklima gelen bazi seyleri calakalem yazip belirtecegim. Konuya biraz baska acidan bakmak istiyorum.</em></p>
<p>Ikitsat bolumlerinin mufredatindan bahsetmek isin sadece bir yonunu olusturuyor. Oysa Turkiye’deki universitelerin durumu goz onune alindiginda, bu, ilk sirada yer alacak bir husus degil. Burada cok daha onemli olan ve kimsenin bahsetmedigi sey, verilen derslerden ziyade o dersleri kimin verdigi. Diger bir ifadeyle, bolumlerdeki hocalarin ve asistanlarin kalitesi. Bence iktisat egitimine ciddi anlamda darbe vuran unsur burada yatiyor. Lisans sonrasi egitime devam etmek bolumlerin kalitesi hakkinda daha iyi fikir edinmek icin iyi bir firsat sunuyor. Ve ne yazik ki, bu asamada gorulen seyler hic de ic acici ve umut vaat edici olmuyor. Bu sadece benim dusuncem degil, ayni zamanda kendi cevremde iktisat egitimi alan kisilerden de isittigim bir gercek.</p>
<p>Bugun iktisat bolumlerinin onemli bir kisminda iktisat bilgisi lisans duzeyinden cok fazla oteye gecmeyen kimi insanlar akademisyen unvaniyla yer isgal ediyorlar. Bunlarin cok buyuk bir bolumu makale ya da kitap yazmak veya belirli konular hakkinda arastirma yurutmek anlaminda akademik calisma yapmadigi gibi derslere de girmiyor. Yaptiklari tez danismanligi da ogrenciyi tum tez yazimi suresi boyunca kendi basina birakmak ve danismanlik odentisi almaktan ibaret kaliyor. Boyle olunca doktora programlarinda literature katki yapma vaadi tasiyan calisma yapma imkani azaliyor, cunku ogrenciler yonlendirilmiyor.</p>
<p>Daha da vahim olani, bu insanlar kendileri gibi olan ve tek ozellikleri kendi dediklerini harfiyen yerine getirmekten ibaret olan kisileri bolumlere asistan olarak alip bir nevi kendi kendilerini yeniden uretiyorlar. Asistan olarak alinan bu kisilerin onemli bir bolumu ne iktisat cikisli oluyor ne de asistan olduktan sonra iktisat ogrenmeye calisiyor; iktisat cikisli olanlarin da yeterli bilgileri bulunmuyor. Tum bu insanlar sadece bir devlet memuru olarak bolumlerde yer isgal ediyorlar. Dikkat edilirse, bu yoldan bolumlerin kalitesizligi kurumsal hale getirilmis oluyor; yani bir nevi ”surdurulebilir kalitesizlik” yaratiliyor. Kimi ”sozde” akademisyenlerin ideolojik acidan hemfikir olduklari kisileri bolumlere asistan olarak alip soz konusu bolumleri ayni ideolojiyi paylasan kisilerden olusan bir ”ari kovanina” cevirmeleri bugun ne yazik ki Turkiye’deki iktisat egitiminin karin agrilarindan birini olusturuyor.</p>
<p>Iki hususa daha deginmek gerekiyor.</p>
<p>Ilk olarak, iktisat egitiminde belirli bir kalite saglanamadigi icin bolumlerde kurumsallasma da saglanamiyor; yani iktisat bolumlerinde belirli teoriler ya da okullar uzerinde uzmanlasmaya gidilemiyor. Ornegin, falanca universitedeki iktisat bolumu falanca iktisat okulu uzerinde calisiyor ya da filanca bolum filanca teorinin gecerliligi hakkinda arastirma yurutuyor diyemiyoruz.</p>
<p>Ikinci olarak, akademisyenlerin kalitesizligi ve bolumlerdeki yozlasma akademik arastirma yapmak ve uzmanlasmak isteyen hevesli genclerin heyecenlarini kisa surede olduruyor. Kendisine yardim edecek, arastirmasinda yol gosterecek kisileri bulamayan gencler fikirlerinden vazgeciyor ve boylece bilimsel bilgi uretmenin onu tikanmis oluyor. Bize lazim olan sey, hem bilgi uretmeye niyetli hem de bunu yapmaya hevesli kisilere yol gostermeye hazir kisiler. Universitelerin bu kisilerden olusan yerler olmasi gerekiyor.</p>
<p>Turkiye’deki iktisat egitiminin kalitesini yukseltmenin onemli bir bolumu universite bolumleride revizyona gitmekten geciyor. Bundan kastettigim, akademik calisma uzerine birtakim kistaslar getirmek. Dolayisiyla, kaliteyi yukseltmek icin ciddi kistaslar getirmek ve bu kistaslari yerine ”getirmeyen” kisileri de isten cikarmak gerekiyor. Bunu hic cekinmeden, acik acik soylemek lazim. Burada ”kistaslari yerine getiremeyen” ifadesini bilincli olarak kullanmiyorum. Zira Turkiye’deki universitelerle biraz asinaligi olan herkes bu kistaslarin yerine getirilmeyecegini ve bir sekilde bundan kaytarilmaya calisilacagini bilir. Docentligini aldiktan sonra hicbir yayin yapmamis ya da son makalesini on sene once yazmis kisilerin universitede tutulmamasi gerekiyor. Okula gelmeyen, makale ya da kitap yazmayan, ders vermeyen, konferanslara ya da seminerlere katilmayan, literaturu takip etmeyen ve – en onemlisi – bilimsel bilgi uretmeyen kisilerin universitelerde yeri yok. Tabii, burada devlet universiteleri ve ozel universiteler ayrimina dikkat etmek lazim. Devlet guvencesinin olmasi, yani ise girdikten sonra hicbir sey yapmasa dahi emekli oluncaya kadar is garantisinin saglanmasi, yukarida bahsettigim kisilerin davranislari icin rahat bir ortam sunuyor.</p>
<p>Teknik dille soylersek, yukarida olumsuz anlamda bahsettigim tum bu insanlar birer gizli issizden baska bir sey degiller. Aslinda akademik ortami yozlastirdiklari icin bu kisilerin marjinal verimliliklerinin ”eksi” oldugunu da rahatlikla soyleyebiliriz</p>
<p>Bu yazdiklarim Turkiye’deki diger universite bolumleri icin de gecerli. Ama tahminimce, bu tarz bir yozlasma sosyal bilimler bolumlerinde cok daha fazla. Peki, bu kistaslari kim belirleyecek ve bunlarin uygulanmasini kim saglayacak? Yaptirim gucu kimin elinde olacak? Boyle bir uygulama merkezi bir kurum tarafindan mi yurutulecek, yoksa universitelerin ic duzenlemelerine mi birakilacak? Universitelerin ozerkligi meselesini dikkate almadan bunlara cevap vermek mumkun degil. Kaldi ki, bu tarz bir uygulamaya belirli bir ideolojik kilif uydurup karsi cikmak da mumkun. Belki de hepsinden onemli olani, boyle bir ise duzgun bir sekilde girismeye niyetli bir iktidarin bulunmasi zorunlulugu. O da su anda mumkun degil.</p>
<p>Ifade ettiklerim biraz sert ya da kimi kisiler icin haksiz gorunebilir, ama bunlari bir sekilde belirtmeden de gecemedim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/06/24/iktisat-egitimi-kim-tarafindan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de İktisat Eğitimi: Bir Öneri</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/06/19/turkiyede-iktisat-egitimi-bir-oneri/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/06/19/turkiyede-iktisat-egitimi-bir-oneri/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 19 Jun 2009 06:07:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyhun_Elgin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat eğitimi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[üniversite]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=608</guid>
		<description><![CDATA[Sevgili Barış Urhan&#8217;ın Türkiye&#8217;de iktisat eğitimi ile ilgili iki yazısını ve bu yazılardaki atıflardaki kimi makaleleri büyük bir ilgiyle okudum. Bu yazı yazıldığı sıralarda serinin üçüncü yazısı henüz yayınlanmamıştı, ancak ben de konuya kısa bir öneri yazısı ile katkıda bulunmak istedim. Malum, Türkiye&#8217;de iktisat eğitimi, ne lisans ne de yüksek lisans derecelerinde, henüz istenen seviyede [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Sevgili Barış Urhan&#8217;ın Türkiye&#8217;de iktisat eğitimi ile ilgili iki yazısını ve bu yazılardaki atıflardaki kimi makaleleri büyük bir ilgiyle okudum. Bu yazı yazıldığı sıralarda serinin üçüncü yazısı henüz yayınlanmamıştı, ancak ben de konuya kısa bir öneri yazısı ile katkıda bulunmak istedim.</p>
<p>Malum, Türkiye&#8217;de iktisat eğitimi, ne lisans ne de yüksek lisans derecelerinde, henüz istenen seviyede değil. Bu yetersizliğin nedenleri üzerine sayfalarca uzunlukta yazılar yazılabilir. Ama, benim üzerinde durmak istediğim şey, ne yapılabileceği ile ilgili. Hatta bu konuda, aslında çok da orjinal olmayan küçük bir-iki önerim olacak.</p>
<p>Önerim kısaca şu: Öncelikle İstanbul ve Ankara&#8217;da, belki daha sonra birden çok üniversiteye sahip İzmir&#8217;de sadece yüksek lisans eğitimi veren araştırma enstitüleri kurulması. Örneğin, İstanbul&#8217;da Boğaziçi, Koç, Sabancı, Marmara ve İstanbul Üniversiteleri biraraya gelseler ve İstanbul İktisat Enstitüsü veya benzer başka bir adla bir enstitü kursalar. Ya da Ankara&#8217;da ODTÜ, Bilkent ve Ankara Üniversitesi&#8217;nce bir Ankara İktisat Ensitüsü kurulsa. Bu enstitülerde, bu üniversitelerin öğretim görevlilerinin ortak katılımıyla yüksek lisans ve doktora programları açılsa. Ciddi bir kaynak tasarrufu ve sinerji sağlanmaz mı?</p>
<p>Bu yukarda da dediğim gibi, aslında çok orjinal bir öneri değil. Bir örneği, Barselona&#8217;da uygulandı ve Barselona&#8217;daki en önde gelen üç devlet üniversitesi, Pompeu Fabra, Barselona Üniversitesi ve Autonoma Üniversitesi biraraya gelerek, Barcelona Graduate School of Economics&#8217;i (BGSE) kurdular. Amsterdam&#8217;daki Tinbergen Enstitüsü ve Paris&#8217;teki Paris School of Economics ve Roma&#8217;daki Einaudi Enstitüsü de benzer mantıkla kuruldu.</p>
<p>Bu kurumlardan örneğin, BGSE, ekonomi ile ilgili 6 farklı yüksek lisans ve 2 tane de doktora eğitimi veriyor. Bu eğitimlere bu okulu kuran 3 farklı üniversitelerin hocaları ortak olarak katılıyor. 3 kurum bir araya geldiği ve güçlerini birleştirdiği için, okula kaynak bulmak daha kolay oluyor, okulun uluslararası itibarı artıyor ve bu sayede oldukça yüksek miktarda yabancı öğrenci de okula çekiliyor.</p>
<p>Benzer bir uygulama Türkiye&#8217;de de hayata geçirilemez mi? İstanbul Graduate School of Economics ya da Ankara Graduate School of Economics kurulamaz mı? Ve ek bir öneriyle, bu okulların açılmasıyla Türkiye&#8217;de daha da gelişecek olan iktisat bilimine bir de Türkiye Ekonomi Kurumu&#8217;nca kurulacak bir &#8220;Turkish Economic Review&#8221; eşlik etse?</p>
<p>Bu öneriler sizleri de heyecanlandırmıyor mu?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/06/19/turkiyede-iktisat-egitimi-bir-oneri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İktisat Eğitimi 3: İktisatçı olmak için sakın iktisat okumayın, hele Türkiye’de!</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/06/13/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-3-iktisatci-olmak-icin-sakin-iktisat-okumayin-hele-turkiye%e2%80%99de/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/06/13/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-3-iktisatci-olmak-icin-sakin-iktisat-okumayin-hele-turkiye%e2%80%99de/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2009 00:14:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=498</guid>
		<description><![CDATA[Atila Abdulkadiroğlu, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Duke Üniversitesi Profesörü; Ali Hortaçsu, lisans &#38; yüksek lisans Stanford Üniversitesi – Elektrik Mühendisliği, Chicago Üniversitesi Profesörü; Tayfun Sönmez, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü; Utku Ünver, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü&#8230; diye gider [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>Atila Abdulkadiroğlu, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Duke Üniversitesi Profesörü; Ali Hortaçsu, lisans &amp; yüksek lisans Stanford Üniversitesi – Elektrik Mühendisliği, Chicago Üniversitesi Profesörü; Tayfun Sönmez, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü; Utku Ünver, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü&#8230;</em> diye gider bu liste. Dünyanın en iyi üniversitelerinde akademisyenlik yapan bu Türk iktisatçıların ortak özelliği nedir sizce? Evet, evet; yakaladınız: hiçbiri lisansta iktisat okumamış! Öyleyse formül basit, lisansta iktisat okumanıza gerek yok; sonra gider bir yerde yüksek lisans yaparsınız. Şu sıralar Avrupa ve ABD’deki saygın okulların başvuru kriterleri arasında gördüğüm kadarıyla, yıllardır kabul edilen matematik mezunlarının yanında, fizik mezunlarını da kabul ediyorlarmış.</p>
<p>Başlığın yarısına açıklık getirdiysek diğer yarısına niye getirmeyelim! Neden Türkiye’de okumuyoruz peki? Cevabı basit, lisans eğitimi bizde 4 sene komşuda 3 sene! E hal böyle ise ve bir de yüksek lisansta iktisat okuyacaksak neden lisansta 1 sene fazladan gitsin a dostlar!</p>
<p>Espriyle karışık bir giriş yaptık ya, sonumuz hayır olsun!</p>
<p>Türkiye’nin iktisat eğitimini ele alırken tartışılması gereken bir diğer mesele de ders programları ve eğitim süreleridir. Gördüğüm kadarıyla Avrupa’daki saygın okulların tamamında lisans eğitimi 3 yıldır. Amerika ile benzer olan 4 yıllık eğitimimiz ise doktoraya başlamak için zorunlu 2 yıllık yüksek lisans ve üzerine 5 yıllık doktora eğitimi eklendiğinde belki de dünyanın en uzun süreli iktisat eğitimlerinden birine tekabül ediyor. Oysa ABD&#8217;de lisansın ardından doğrudan doktoraya başlayabilirsiniz. Bizde de &#8220;<em>bütünleşik doktora programı</em>&#8221; diye duyurdular ama neredeyse hiçbir yerde uygulanmıyor!<br />
Peki bütün bunları planlayan kimlerdi? Neden kimse değiştirmeyi düşünmüyor?</p>
<p>Genel planlamanın sebebi yasal olarak kimdi bilemiyorum ama işin ucunda YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili rektörlüklerden başkasının olamayacağı açık! Birileri “<em>ama öğrenciler?</em>” diye düşünmüyordur umarım! Onların görevi okumak, son zamanlarda da uygulamada yasal hiçbir gücü olmayan ‘temsilcilik’ ile uyutulmak!</p>
<p>Bir önceki yazımızda programların içeriğinin neye göre belirlendiğini az çok irdelemiştik. Şimdi gelin iki örnek alıp karşılaştırma yapalım:<br />
Türkiye’den –torpil yaparak- kendi okulumu ve Avrupa’dan da Nottingham Üniversitesi’ni seçiyorum:</p>
<p><em>Nottingham şöyle demiş:</em> İlk yıl 20 kredi mikro iktisata giriş, 20 kredi makro iktisata giriş, 20 kredi kantitatif ekonomi ya da 20 kredi matematiksel iktisat ve ekonometriye giriş&#8230; diye gidiyor.</p>
<p><em>DEÜ İİBF de şöyle demişti bizim zamanımızda:</em> İlk yıl 10 kredi iktisata giriş, 10 kredi matematik. Gerisi şunlar; hukuk, davranış bilimleri, tarih, edebiyat, beden eğitimi, işletme 1-2, muhasebe 1-2, İngilizce, Türkçe, bilgi teknolojileri.</p>
<p>Nottingham’dan mezun olan birisinin doğrudan iktisatla ilgili aldığı ders sayısı 12/<strong>12</strong>; benim aldığım ders sayısı ise 30/<strong>62</strong>. Örneğin bendeniz bir dönemde 7 derse çalışırken Nottingham eşrafı senede 4 ders geçmekle meşgulmuş.</p>
<p>Şöyle bir hatırlıyorum da makro iktisatı bir dönem görürken vergi hukukunu 2 dönem görmüştük. Hatta o kadar çok zorunlu hukuk dersi vardı ki hocalarımdan birisi bunu övünç malzemesi yaparak  “<em>bir de Roma Hukuku dersini koysaydık iki diploma ile mezun olurdunuz</em>” diye anlatırdı. Aman ne iyi oldu; bir de zahmet edip birkaç iktisat dersi daha koysaydınız!</p>
<p>Tabi meselenin birçok yönü var. Bunlardan ilki mevcut olan statükoyu kırmak! Ders programlarının yenilenmesi bölümün kararı üzerine gerçekleştirilir. Bu da <em>genelde</em> bölümün yaşça büyük, hürmet edilen profesörlerinin arzu ettiği yönde; gençlerin de ufak tefek gönüllerinin alınmasıyla olur. Aslında her bölümde az çok bu eski-yeni çıkmazı vardır. Bir taraf programların daha iyi olmasını ister çünkü onlar gençtir, çalışmaya ve yeni bir şeyler bulmaya, öğrenmeye açtırlar. Diğer tarafta ise 20 senedir aynı notlardan, aynı dersi hiçbir yerini güncellemeden anlatan ve hoş sohbet bir profesör vardır.  O ise zaten ünvanını 20 sene önce aldığı için artık yeni bir şey yapmasının gerekli olmadığını düşünerek akademik memuriyetin keyfini çıkartmak; böyle zararlı(!) işlerler uğraşmamak ister. Şimdi gelin de siz bir doktora öğrencisi araştırma görevlisi olarak böyle bir bölüm başkanının karşısına geçip programı değiştirtin! (Bu satırları lütfen bir genelleme olarak algılamayın, kişisel gözlemlerden ibarettirler sadece ve <em>her yerde böyledir</em> anlamına gelmezler)</p>
<p>Bir diğer yönü ise şu: Bizdeki İİBF’ler birbirlerine derse giden akademisyenlerden oluşurlar. Örneğin bir işletmeci, iktisat bölümüne derse giderken bir iktisatçı da maliye bölümüne derse gider. Programları yaparken eğer siz: “<em>şu işletme derslerinden 3 tanesini seçmeli havuzuna koyalım, iki tanesini de kaldıralım</em>” derseniz karşı tarafın da tepkisi benzer olur. Peki olur da ne olur? Ne olacak, birilerinin cebine giden ders başına para musluğu kesilmiş olur. Siz akademisyeninize doğru düzgün maaş vermezseniz o da parasını “öğretmenlik”  yaparak kazanmak zorunda kalır!<br />
Meselenin vahim bir diğer yönü de akademisyenlerin kendi verdikleri dersleri; bölümdeki diğer akademisyenlerin birçoğu ve hatta öğrenciler bile zorunlu olarak almak istemeseler dahi, zorla programda tutma istekleridir. Ne yazık ki bunun sebebi de yine maddiyattır.</p>
<p><strong>Kim demiş homo-economicus yok diye!</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/06/13/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-3-iktisatci-olmak-icin-sakin-iktisat-okumayin-hele-turkiye%e2%80%99de/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye’de İktisat Eğitimi 2: Tasnif</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/05/18/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-2-tasnif/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/05/18/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-2-tasnif/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 May 2009 19:37:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=420</guid>
		<description><![CDATA[Bir önceki yazımızda bu konuda “kafa patlatmış” akademisyenlerin yayınlarını listeleyerek okurları konuya ısıtmaya çalışmıştık. Bu yazımızla da durum tahlili yapmaya başlayacağız. Türkiye’deki mevcut iktisat eğitimine bakmadan önce meselenin tarihsel boyutuna bakmakta büyük fayda görüyorum. Dünyadaki iktisadi gelişmelere paralel olarak değişen iktisat ekollerinde bizim yerimiz neresiydi? Kendimiz bir ekol olabildik mi? Dünya iktisat literatürüne ne gibi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir önceki yazımızda bu konuda “kafa patlatmış” akademisyenlerin yayınlarını listeleyerek okurları konuya ısıtmaya çalışmıştık. Bu yazımızla da durum tahlili yapmaya başlayacağız.</p>
<p>Türkiye’deki mevcut iktisat eğitimine bakmadan önce meselenin tarihsel boyutuna bakmakta büyük fayda görüyorum. Dünyadaki iktisadi gelişmelere paralel olarak değişen iktisat ekollerinde bizim yerimiz neresiydi? Kendimiz bir ekol olabildik mi? Dünya iktisat literatürüne ne gibi katkılarımız oldu? Bu ve benzeri birçok soruyu da siz okurlarımıza ev ödevi olarak veriyorum! Bu ev ödevinden benim payıma mevcut iktisat okullarını “tasnif etmek” düşüyor.</p>
<p>Türkiye’de iktisat eğitimi veren okulları 4’e ayırabiliriz:</p>
<ol>
<li>Türkçe eğitim veren özel okullar</li>
<li>Türkçe eğitim veren devlet okulları</li>
<li>İngilizce eğitim veren devlet okulları</li>
<li>İngilizce eğitim veren özel okullar</li>
</ol>
<p>Eğitim dili bakımından yaptığım değelendirmenin ana sebebi akademisyen profilinin ve kullanılan kaynakların buna bağlı olarak değişiyor olması.</p>
<p>Örneğin benim mezun olduğum Dokuz Eylül İ.İ.B.F.’de, Prof.Dr. Tevfik Pekin’in İktisada Giriş kitapları kullanılırken İngilizce eğitim veren bir üniversitede Gregory Mankiw’in kitabı kullanılmaktadır. E, ne oluyor peki bu kitap kullanılıyorsa? Şu oluyor; dördüncü sınıfa gelip de uluslararası iktisat görmeye başladığınızda bir taraf Krugman’dan konuyu öğrenirken diğer taraf yine Türkçe başka bir yayından, matematiksel olmayan, bir uluslararası iktisat öğreniyor. Bunun doğal sonucu olarak da iktisat mezunlarının yarısı, diğer yarısını anlamıyor! Aslında cümleyi şöyle düzeltmeliyiz, Türkiye’deki iktisat mezunlarının ortalama olarak ancak 1/5’i dünyanın takip ettiği iktisatı anlayabiliyor.</p>
<p>Burada, gelebilecek “neoklasik iktisatçılık” merkezli taşlamaları engellemek için de bir parantez açalım. Yazar bunun ‘iyi’ ya da ‘kötü’ olduğundan bahsetmiyor, zaten amacı da böylesine normatif yargılara varmak değil! Bu yazının ve gelecek yazıların amacı durum tahlili yapmaktan öteye, şimdilik, geçmeyecek.</p>
<p>Şimdi, verdiğimiz örnekten yola çıkarak konuyu biraz daha derinleştirelim:<br />
Son yıllarda özellikle Milli Eğitim Bakanlığı’nın yurt dışına zorunlu hizmet karşılığı gönderdiği öğrencilerin yaklaşık 5 yıllık eğitimlerine karşılık 10 yıl hizmet vermek üzere Türkiye’ye dönmeleri ile Pamukkale, Gaziantep, Van, Erzurum vb. üniversitelerimizde ABD’den doktoralı, belki de lisansta takip ettiklerinin tam da zıttı bir eğitim almış akademisyenler görev alacak ve mevcut farklılığı yabancı dilde eğitim veren üniversitelerin lehine değiştirecekler.</p>
<p>Bu farkın kapanması ise artan yıllarda Türkiye’deki iktisat eğitiminin Avrupa ve ABD’deki öncü iktisat okullarına eklemlenmesini hızlandıracaktır. Yine, bunun olumlu ya da olumsuz bir şey olduğu yargısına varmadığımızı belirtelim!</p>
<p>Ülkemizdeki mevcut rekabeti şöyle özetleyebiliriz: üç büyük şehirdeki İngilizce eğitim veren özel okullar ile devlet okullarının arasındaki rekabete, köklü iktisat geleneği olan ve Türkçe eğitim veren devlet okullarının bazıları ve yine Türkçe eğitim veren özel okulların bir kısmı da katılmakta ve ortaya “kim ABD ve AB’nin verdiği iktisat eğitimine daha yakın iktisat eğitimi verirse o en iyi öğrencileri çeker” türünden bir rekabet çıkmaktadır.</p>
<p>Türkiye’deki mevcut üniversite seçme sınavı da aslında bir üniversitenin ne kadar iyi olduğunu değil, iyi olan öğrencilerin nereleri seçtiklerini tesciller niteliktedir. Öyle olmasa Boğaziçi Üniversitesi’nden bir öğrenci MIT’ye doktoraya kabul edilirken aynı üniversiteden A grubu dergilerde (AER, Econometrica, QJE) belli aralıklarla da olsa yayınlara rastlayabilirdik.<br />
Bu tarz bir sonucun bir diğer özelliği de aslında üstü kapalı olarak “biz seni daha fazla yetiştiremiyoruz, sen bizim verebileceklerimizi fazlasıyla aldın, artık daha fazlasını öğrenmek için oralara gitmelisin” demektir. Ez cümle mesele şudur:</p>
<p><em>- Öğrenci o kadar iyi ki, nereye gitse farketmez!</em></p>
<p>Bu durumu tesciller bir başka veri de velilerin yabancı dil meselesine yaklaşımlarıdır. Birçok kişi yabancı dille eğitim veren kurumların İngilizce öğrenmeyi hızlandıracağını, bu okullardan mezun olanların İngilizce bilgilerinin daha iyi olacağını ve bu sebeple iyi bir gelecek için gerekli olan “yabancı dil” şartının ancak bu okullardan mezun olunarak sağlanabileceğini düşünmektedir. Hal böyle olunca özel okulların da bir kısmı bu “pastadan” pay kapmak adına yabancı dil ile eğitim verme eğiliminde olmaktadırlar. Bu ise bir anda Türkiye’deki iktisat eğitiminin temeline aslında detaylıca düşünülmemiş bir değişim hamurunun girmesine sebep olmaktadır. Hakim iktisat olarak nitelenebilecek iktisat eğitimi ne okullar bunu doğrudan istiyor diye, ne de velilerin ve öğrencilerin bu yönde talepleri var diye ortaya çıkıyor: İngilizce olarak ders anlatabilen akademisyenlerin hepsi bu eğitimden geçtiler de o yüzden!</p>
<p>Bu durum öyle bir noktadadır ki bazı okullarda mantıksızlık seviyesine ulaşmıştır. Örneğin Hacettepe Üniversitesi’nde hem İngilizce hem de Türkçe iktisat bölümü bulunmaktadır. Şimdi, bunun anlamını aklı başında bir tek iktisatçı açıklayabilir mi?Aklima Hacettepe&#8217;nin masumane bir tavırla “ingilizce iktisat eğitimi pastası”ndan kendisine de pay almayı istemesinden daha makul bir sey gelmiyor. Üniversite örneklerini Dokuz Eylül Üniversitesi, Marmara Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi vb.  şeklinde uzatabiliriz.</p>
<p>Geriye Türkiye’deki iktisat okullarının büyük bir çoğunluğunu oluşturan Türkçe iktisat okulları kalmaktadır. Bu okulların da akademisyen profili ya İngilizce dışında başka bir dil ile eğitim almış akademisyenlerden (çoğunlukla Fransız Ekolü oluyorlar) ya da eğitimlerinin tamamını kendi okullarında tamamlamış olanlardan oluşuyor. Bu durumda da “babadan oğula” şeklinde devredilen tahtlar gibi iktisat öğretimi de çağın değişimleriyle “flört” etse de çok da ileriye gitmeden devinimini sürdürüyor.</p>
<p>Türkiye’deki iktisat eğitiminin bu kadar “çığrından çıkmasının” bir sebebi de yeni açılan her üniversiteye “<strong>bir masa, bir sıra = İİBF</strong>” formülü ile yerleştirilen iktisat bölümleridir. Başbakan göğsünü gererek kaç tane üniversite açtıklarını söylüyor da iktisat eğitiminin kalitesini ne hale getirdiklerinden bahsetmiyor. Örneğin Bozok Üniversitesi’ndeki iktisat bölümünde 1 profesör, 3 yardımcı doçent, ve 5 araştırma gorevlisinden oluşan toplam 9 akademisyen varken İstanbul Üniversitesi’in iktisat bölümünde sadece 12 tane profesör bulunmaktadır. Toplam 9 kişilik bir akademik kadro koca bir iktisat bölümünün müfredatını nasıl kaldırabilir? Fakülte denilen şey ilkokul mudur ki her derse aynı akademisyen girsin.<br />
Bu üniversiteler de Türkçe iktisat eğitimine yani dünyadaki iktisadı takip edemeyen iktisatçılara yüzlerce mezun ile katkı vermekte ve aslında mevcut siyasi irade aradaki farkı bir taraftan Milli Eğitim Bakanlığı’nın bursları ile kapatır gibi görünürken diğer taraftan da açmaktadır.</p>
<p>Gelecek yazımızda konuyu biraz da müfredat yönüyle irdelemeye çalışacağız.</p>
<p><strong>Not:</strong> Murat Cokgezen hocamiz bir onceki yazimiza konuyla ilgili soyle bir ekleme yapmis; yorumlar arasinda kaybolmamasi icin buraya da aliyorum:<br />
M. Cokgezen ve N. Terzi, ‘ Türkiye’de devletin eğitime müdahalesinin yeterli gerekçesi var mı?’, Liberal Düşünce, Yıl: 13, Sayı: 49, 2008</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/05/18/turkiye%e2%80%99de-iktisat-egitimi-2-tasnif/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
