iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Türkiye’de İktisat Dergileri

Ceyhun_Elgin | May 12, 2011

Önceki yazılarımın birkaçında, “Türkiye’de neden iktisat bloğu yok?”, “Türkiye’den neden aynı şehirlerdeki iktisat bölümleri bir araya gelip uluslar arası bir yüksek lisans okulu kurmazlar?” gibi sorular sorarak ülkedeki iktisat bilimiyle ilgili eksikleri yazdığımı hatırlıyorum.

Bu sefer de benzer ve ilintili bir konuya, Türkiye’deki iktisat dergilerine değinmek istiyorum.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, Okuma Önerileri, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

2010 İktisat Bölümleri Kontenjanları

Ceyhun_Elgin | July 28, 2010

Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206′da sabit

Adıyaman Üniversitesi: 52′den 114′e

Adnan Menderes Üniversitesi: 246′dan 258′e

Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186′dan 196′ya

Ahi Evren Üniversitesi: 104 kişilik yeni bölüm

Akdeniz Üniversitesi: 103′te sabit

Read the rest of this entry »

Comments
5 Comments »
Categories
Serbest Atış, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Tags
iktisat bölümleri, kontenjan, LYS, ÖSYM, Türkiye, YÖK
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Erasmus Değişim Programları: Bol alkol, geçilemeyen dersler, uzatılan okullar…

U.Baris_Urhan | July 2, 2010

Sağ olsun Ekrem dün bir isyan bayrağı çekti. Ben de bugün onun bayrağının yanına bir başka bayrak çekmek niyetindeyim: Erasmus değişim programları!

Google’a bu işin amacı nedir diye sorduğumda önce nazlandı “Git Binali Yıldırım’a sor” dedi ama sonra ikna etmeyi başardım. Çıkan sonuçlarda şöyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz:

Programın amacı Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek öğretim kurumları arasındaki işbirliğini teşvik edip geliştirerek yükseköğretimde Avrupa boyutunu ön plana çıkarmaktır. Bu amaçla Erasmus programı kapsamında her yıl binlerce öğrenciye ve öğretim görevlisine eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bir kısmını yurtdışında geçirme imkanı tanınmakta, bunun yanında ortak araştırma projeleri, yoğun programlar, müfredat geliştirme çalışmaları ve Avrupa çapında Tematik Ağların finansmanı sağlanmaktadır. Erasmus eylemi oluşturulurken hedefler arasında Avrupa’da yüksek öğrenimin kalitesini arttırmak, farklı kültürler ve yaşam biçimlerine karşı toleranslı yaklaşabilme becerisini geliştirmek ve dünyanın en rekabetçi ekonomileri arasında Birlik olarak yer alabilmek için küreselleşme sürecinde istihdam piyasasının niteliklerine uygun eleman yetiştirebilmek amaçlanmıştır.

Sevgili Avrupa Birliği’nin ilgili birimleri başta olmak üzere tüm “paydaş”lara, bu aralar necip Türk köşe yazarlarının arasında moda olduğu üzere, ben de bir açık mektup yazayım. Hoş, açık mektubun dili Türkçe olduğu için Avrupalı dostlarımız zorluk çekebilirler ama Google Translate pek de fena değildir. (Please use Google Translate my dear EU) Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, Serbest Atış, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Murat Çokgezen Röportajı – 2

U.Baris_Urhan | April 3, 2010

Bir diğer sorum da hocam, yeni açılan özel üniversiteler ve devlet üniversitelerindeki durumla ilgili. Durum iki tarafta da aynı. Yani iktisat ve işletme bölümleri hemen açılıyor. Bir masa, bir hoca, tamam. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz, iktisat eğitiminin kalitesi bağlamında, nelerdir hocam?

Tabii bu şekilde açılan üniversitenin eğitimi de ona göre oluyor. Bu şekilde oradan yetişen adam işe yaramıyor, bu yüzden bunlara talep de düşük oluyor. Herkes belirli, kurumlaşmış yerleri tercih ediyor. Ama bu okullar da isteniyor, ben bunu da tartışamam. Yani vatandaş ben kötü iktisat eğitimi istiyorum diyorsa ne yapacaksın? Biraz önce de söyledim, adam ben Serçe’ye binmek istiyorum diyor, biz ise yok, illa Cadillac’a bineceksin diyoruz. Bırak, adam neye istiyorsa ona binsin. Yeter ki neye bindiğini bilsin. Burada önemli olan, eğitim kaliteleri arasındaki farkın vergi veren kişiler tarafından bilinmesi. Özel üniversiteler bunlara kendileri katlanıyor, ama devlette durum farklı. Bu kötü eğitimi finanse etmeye vergi verenler razıysa, benim için sorun yok. Ama kurumlar arasındaki bu fark tüm vergi verenler tarafından bilinsin istiyorum.

Read the rest of this entry »

Comments
4 Comments »
Categories
İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar, Röportajlar, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Murat Çokgezen Röportajı – 1

U.Baris_Urhan | April 1, 2010

Murat hocamızı Homoekonomikus ve Ekonomiturk‘teki yazılarından takip ediyorsunuzdur mutlaka. Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nde doçent olarak görev yapan Murat Çokgezen teklifimizi kırmayarak bizimle görüşmeyi kabul etti. Kendisiyle İstanbul’da bir kafede oturup cheese cake ve kahve eşliğinde gerçekleştirdiğimiz sohbetimizi, geç de olsa sizlere sunabilmenin haklı gururunu yaşıyoruz! İlk parça bu hafta, devamı da çok yakında! Keyifli okumalar…

Sanıyorum şimdi soracağım soru sizi bir şekilde tanıyan ve yazılarınızı takip eden herkesin merak ettiği bir sorudur. Akademisyenliğe nasıl karar verdiniz? Bu süreç nasıl başladı?

Sanıyorum hikâyemi yüksek lisans yıllarında aldığım bir dersten başlatabilirim. O zaman aldığım bir derse kamu üniversitelerinin bir kısmında olduğu gibi dersin hocası değil, asistanı giriyordu. Ama akıllı bir çocuktu, etkilemişti beni, matematik dersleri veriyordu. O yüzden matematiğe merak sarmıştım. Herhalde onun sayesinde oldu, onun çok etkisi vardır.

Read the rest of this entry »

Comments
2 Comments »
Categories
İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar, Röportajlar, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Türkiye’de İktisat Eğitimi 4: Nedir bu akademisyenlerin çektiği!

U.Baris_Urhan | August 31, 2009

Öncelikle sevgili ekip arkadaşlarıma ilgilerinden ve katkılarından ötürü teşekkür ediyorum. Umuyorum gittikçe uzayan bu seri yazılar bir o kadar da artan derinliği ile iktisat eğitimimiz hakkında daha ciddi düşünmemize vesile olurlar.

Buraya kadar tasnif ve mevcut egitim boyutuyla irdelemeye çalıştığımız konuya akademisyenler açısından da yaklaşmamız yerinde olacaktır. Malum, iktisat eğitiminde öğrenci ile akademik materyal arasındaki köprü görevi kendilerinde olan; bunun yanında hem kendi sosyal hayatlarını hem de öğrencilerinin sosyal hayatlarını düşünen ve bir de akademik çalışma yapmak zorunda olan bir gruptan söz ediyoruz.
Durum aslında dünyadaki yaygın eğitim kültüründen biraz farklı ve belki de -öznelliğini kabul ederek söylemeliyim ki- daha sıcak. Hatırlarım, yabancı bir arkadaşım bana “Aslında sizlerin en büyük özelliğiniz sinerjiniz. Buralarda kimse bir hocasına kız arkadaşıyla yaşadığı sorunları anlatmayı düşünmez ama sizin için de ve hocalarınız için de bunlar çok normal şeyler” demişti. Evet, işte bu yüzden bizdeki akademinin ilgi alanı ve kültürel anlamdaki sorumluluk çizgisi diğer ülkelerden biraz daha geniş bir hal alıyor.

Önceki yazılarımızda dünya ile rekabet edebilen bir iktisat eğitimine olan ihtiyactan bahsetmiştik. Yukarıdaki satırların desteğiyle söyleyebilirim ki bu sistem ne yazık ki ithal edilebilecek bir sistemle olamaz. Eğer medet umulanlar ithal sistemler olursa o zaman karşılığında kaçınılmaz fedakarlıklar da yapılması gerekir. Örneğin hiçbir akademisyenden 900 sınav kağıdını iki haftada okumasını isteyemezsiniz, eger bunu isterseniz karşılığında uygun ek ücreti de vermeniz gerekir, hem akademisyene hem de asistanına. Oysa bizdeki devlet okullarımız yeri geliyor çalışan müstahdemlerinin sayısını düşürmek zorunda kalıyor mali sıkıntıları sebebiyle. Öyleyse durup bir düşünmek lazım.

Burası Türkiye hemşehrim, burada işler farklı yürüyor!
Danimarka’da bir profesörün dönemlik vermekle yükümlü olduğu ders sayısı 1 tanedir ve bunun da haftalık süresi 135 dakikadır. Bunun dışındaki tüm zamanı araştırma faaliyetlerine ayrılmıştır. Araştırma amacıyla kullandığı tükenmez kalemine kadar her şey üniversite tarafından karşılanır; her türlü akademik seyahatin tüm masrafları ödenir; SSCI’daki her yayını için 5.000 Euro civarında destek verilir.
Türkiye’deki bir profesorun kac saat ders vermek zorun oldugunu bilmiyorum ama benim zamanımda bir devlet üniversitesinde olup da gündüz ogretimindeki hocalarımız haftada 180 dakika ders verirlerdi. Akademiyle ilgili giderlerini karşılamak içinse maaşları dışında hiçbir destekleri yoktu. Şimdilerde TÜBİTAK’ın sosyal bilimlere destek olmasıyla bu alanda bir miktar da olsa nefes alınabildiğini söyleyebiliriz. Maaşlar ise ayrı bir sorun; son düzenlemelerle ne yapıldı bilemiyorum ama maaş ile karşılığında beklenen işin, özellikle asistanlar düzeyinde fazlasıyla adaletsiz olduğunu söyleyebiliriz.
İşin bir diğer traji-komik tarafı ise bu isi, hem de bu zor koşullarla yapmaya gönüllü birçok insanın olması ve her şeye rağmen çalışmalarına devam etmesi. Demek ki bilim insanlarımız da birçok konuda özverili oluyor ve Türk bilim hayatının devam etmesi için fedakarlıklarda bulunuyorlar.

Not: Hem deneysel iktisat yaz okulunun yorgunluğu, hem de TEPAV’daki yeni işim dolayısıyla bir miktar yoğundum; 1,5 ay önce düzenlemek için bir kenara bıraktığım yazıyı havasını bozmamak amacıyla kısa da olsa aynen yayınladım.

Comments
No Comments »
Categories
Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Üniversitelerde İktisat Kontenjanları

Ceyhun_Elgin | July 18, 2009

Abant İzzet Baysal Üniversitesi: 206

Adıyaman Üniversitesi: 52

Adnan Menderes Üniversitesi: 246

Afyon Kocatepe Üniversitesi: 186

Akdeniz Üniversitesi: 103

Anadolu Üniversitesi: 493

Ankara Üniversitesi: 82

Atatürk Üniversitesi: 246

Atılım Üniversitesi: 60

Bahçeşehir Üniversitesi: 75

Balıkesir Üniversitesi: 41

Bartın Üniversitesi:104

Başkent Üniversitesi:70

Beykent Üniversitesi:122

Bilecik Üniversitesi:226

Bilkent Üniversitesi:180

Bingöl Üniversitesi: 108

Boğaziçi Üniversitesi: 108

Bozok Üniversitesi: 124

Celal Bayar Üniversitesi: 308

Cumhuriyet Üniversitesi:144

Çanakkale Üniversitesi: 164

Çankaya Üniversitesi: 60

Çankırı Karatekin Üniversitesi: 104

Çukurova Üniversitesi: 246

Dicle Üniversitesi: 41

Dokuz Eylül Üniversitesi: 252

Dumlupınar Üniversitesi: 210

Ege Üniversitesi: 216

Erciyes Üniversitesi: 206

Erzincan Üniversitesi: 104

Eskişehir Osmangazi Üniversitesi:206

Fatih Üniversitesi:120

Galatasaray Üniversitesi:21

Gazi Üniversitesi:368

Gaziantep Üniversitesi:154

Gaziosmanpaşa Üniversitesi: 186

Gediz Üniversitesi: 70

Giresun Üniversitesi: 164

Gümüşhane Üniversitesi: 154

Hacettepe Üniversitesi: 205

Harran Üniversitesi: 62

Hitit Üniversitesi: 164

Işık Üniversitesi: 195 (İİBF’ye toplu alım)

İnönü Üniversitesi: 82

İstanbul Bilgi Üniversitesi: 80

İstanbul Kültür Üniversitesi: 65

İstanbul Teknik Üniversitesi: 35

İstanbul Üniversitesi: 410

İzmir Ekonomi Üniversitesi: 115

Kadir Has Üniversitesi: 50

Kafkas Üniversitesi: 144

Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi: 196

Karadeniz Teknik Üniversitesi: 370

Karamanoğlu Mehmet Bey Üniversitesi: 246

Kırıkkale Üniversitesi: 164

Kırklareli Üniversitesi: 52

Kilis 7 Aralık Üniversitesi: 41

Kocaeli Üniversitesi: 246

Koç Üniversitesi: 101

Maltepe Üniversitesi: 62

Marmara Üniversitesi: 442

Mersin Üniversitesi: 72

Muğla Üniversitesi: 246

Mustafa Kemal Üniversitesi: 124

Nevşehir Üniversitesi: 144

Niğde Üniversitesi:103

Okan Üniversitesi: 640 (İİBF’ye toplu kabul)

Ondokuz Mayıs Üniversitesi: 52

Ordu Üniversitesi: 164

Ortadoğu Teknik Üniversitesi: 108 (Kuzey Kıbırs Kampüsü hariç)

Pamukkale Üniversitesi: 268

Sabancı Üniversitesi: 176 (Ekonomi-Siyaset Toplu Kabul)

Sakarya Üniversitesi: 176

Selçuk Üniversitesi: 246

Süleyman Demirel Üniversitesi: 246

Şırnak Üniversitesi: 41

TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi: 75

Trakya Üniversitesi: 154

Uludağ Üniversitesi: 410

Uşak Üniversitesi: 72

Yaşar Üniversitesi: 50

Yeditepe Üniversitesi: 70

Yıldız Teknik Üniversitesi: 206

Yüzüncü Yıl Üniversitesi: 124

Zirve Üniversitesi: 60

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi: 206

Toplam kaç ediyor? Eğer yanlış toplamadıysam 14,090.

Peki, nedir bu sayılar? 2009 yılı için YÖK’ün belirlediği üniversitelerin iktisat bölümü kontenjanları. Hemen belirteyim, bu kontenjanlar, Türkiye’deki bütün üniversitelerin birinci ya da ikinci öğretimlerinin, Türkçe, İngilizce ya da Fransızca eğitim yapan “iktisat” ya da “ekonomi” adlı bölümlerini içeriyor. Adları iktisat ya da ekonomi olmayan, “bankacılık ve finans”, “ekonomi ve finans”, “maliye”, “ekonomi politik ve toplum felsefesi”, “Uluslararası Ticaret”, “Uluslararası Finans”, “Finans Matematiği” ya da  “İşletme-Ekonomi” gibi iktisat bölümleriyle hemen hemen aynı programa sahip bölümlerin kontenjanlarını içermiyor. Ayrıca, KKTC ve Türkiye’ye kontenjan ayıran diğer bazı komşu ülkelerin üniversitelerini listeye koymadım. Onları da ekleyince, rahatça 15,000′e ulaşıyoruz. İktisatla benzer programlara sahip, yukarda adını saydığım bölümleri de ekleyince 20,000′i bile geçiyoruz. Hatta, kontenjan sınırlaması olmayan Açıköğretim Fakültesi İktisat Bölümü’nü de eklersek, rakam kimbilir kaça çıkar?

Durum sadece iktisat da böyle değil. Örneğin, İstanbul Tıp Fakültesi’nin (Çapa) bu sene 400 öğrenci alacağını biliyor musunuz? Peki ya İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin kontenjanının iki sene önce 400 iken bu sene 1200′e çıkarıldığını?

Evet, 2009 ÖSS sonucu, Türkiye’de toplam yaklaşık 14,000 öğrenci iktisat bölümüne girecek. Üniversitelerdeki öğretim elemanı sayıları ve fiziki imkanlar, kaliteli bir eğitim için yeterli mi, değil mi; üniversiteler bu hormonlu kontenjanlarını azaltıp eğitim kalitesini arttırmaya çalışırken, YÖK neden ısrarla devlet üniversiteleri kontenjanlarını her sene arttırır, gibi soru ve  tartışmalara hiç girmiyorum. Merak ettiğim, ülke ekonomisinin, bu kadar iktisat-ekonomi öğrencisine ihtiyacı var mıdır acaba?

Ne yazık ki, bu sorunun cevabını ben de bilmiyorum. Ama sağduyum, bu kadar iktisatçıya ihtiyaç olmadığını söylüyor.

Comments
2 Comments »
Categories
Serbest Atış, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Tags
iktisat, kontenjan, Türkiye, üniversite
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisat Eğitimi: Kim Tarafından?

Can Madenci | June 24, 2009

Su anda bulundugum yerde Turkce klavye olmadigi ve ben de klavyede Turkce karakterleri ayarlamayi bilmedigim icin yaziyi bu sekilde yazmak zorunda kaldim. Daha duzenli bir yazi yazacak kadar vaktim yok; o yuzden sadece aklima gelen bazi seyleri calakalem yazip belirtecegim. Konuya biraz baska acidan bakmak istiyorum.

Ikitsat bolumlerinin mufredatindan bahsetmek isin sadece bir yonunu olusturuyor. Oysa Turkiye’deki universitelerin durumu goz onune alindiginda, bu, ilk sirada yer alacak bir husus degil. Burada cok daha onemli olan ve kimsenin bahsetmedigi sey, verilen derslerden ziyade o dersleri kimin verdigi. Diger bir ifadeyle, bolumlerdeki hocalarin ve asistanlarin kalitesi. Bence iktisat egitimine ciddi anlamda darbe vuran unsur burada yatiyor. Lisans sonrasi egitime devam etmek bolumlerin kalitesi hakkinda daha iyi fikir edinmek icin iyi bir firsat sunuyor. Ve ne yazik ki, bu asamada gorulen seyler hic de ic acici ve umut vaat edici olmuyor. Bu sadece benim dusuncem degil, ayni zamanda kendi cevremde iktisat egitimi alan kisilerden de isittigim bir gercek.

Bugun iktisat bolumlerinin onemli bir kisminda iktisat bilgisi lisans duzeyinden cok fazla oteye gecmeyen kimi insanlar akademisyen unvaniyla yer isgal ediyorlar. Bunlarin cok buyuk bir bolumu makale ya da kitap yazmak veya belirli konular hakkinda arastirma yurutmek anlaminda akademik calisma yapmadigi gibi derslere de girmiyor. Yaptiklari tez danismanligi da ogrenciyi tum tez yazimi suresi boyunca kendi basina birakmak ve danismanlik odentisi almaktan ibaret kaliyor. Boyle olunca doktora programlarinda literature katki yapma vaadi tasiyan calisma yapma imkani azaliyor, cunku ogrenciler yonlendirilmiyor.

Daha da vahim olani, bu insanlar kendileri gibi olan ve tek ozellikleri kendi dediklerini harfiyen yerine getirmekten ibaret olan kisileri bolumlere asistan olarak alip bir nevi kendi kendilerini yeniden uretiyorlar. Asistan olarak alinan bu kisilerin onemli bir bolumu ne iktisat cikisli oluyor ne de asistan olduktan sonra iktisat ogrenmeye calisiyor; iktisat cikisli olanlarin da yeterli bilgileri bulunmuyor. Tum bu insanlar sadece bir devlet memuru olarak bolumlerde yer isgal ediyorlar. Dikkat edilirse, bu yoldan bolumlerin kalitesizligi kurumsal hale getirilmis oluyor; yani bir nevi ”surdurulebilir kalitesizlik” yaratiliyor. Kimi ”sozde” akademisyenlerin ideolojik acidan hemfikir olduklari kisileri bolumlere asistan olarak alip soz konusu bolumleri ayni ideolojiyi paylasan kisilerden olusan bir ”ari kovanina” cevirmeleri bugun ne yazik ki Turkiye’deki iktisat egitiminin karin agrilarindan birini olusturuyor.

Iki hususa daha deginmek gerekiyor.

Ilk olarak, iktisat egitiminde belirli bir kalite saglanamadigi icin bolumlerde kurumsallasma da saglanamiyor; yani iktisat bolumlerinde belirli teoriler ya da okullar uzerinde uzmanlasmaya gidilemiyor. Ornegin, falanca universitedeki iktisat bolumu falanca iktisat okulu uzerinde calisiyor ya da filanca bolum filanca teorinin gecerliligi hakkinda arastirma yurutuyor diyemiyoruz.

Ikinci olarak, akademisyenlerin kalitesizligi ve bolumlerdeki yozlasma akademik arastirma yapmak ve uzmanlasmak isteyen hevesli genclerin heyecenlarini kisa surede olduruyor. Kendisine yardim edecek, arastirmasinda yol gosterecek kisileri bulamayan gencler fikirlerinden vazgeciyor ve boylece bilimsel bilgi uretmenin onu tikanmis oluyor. Bize lazim olan sey, hem bilgi uretmeye niyetli hem de bunu yapmaya hevesli kisilere yol gostermeye hazir kisiler. Universitelerin bu kisilerden olusan yerler olmasi gerekiyor.

Turkiye’deki iktisat egitiminin kalitesini yukseltmenin onemli bir bolumu universite bolumleride revizyona gitmekten geciyor. Bundan kastettigim, akademik calisma uzerine birtakim kistaslar getirmek. Dolayisiyla, kaliteyi yukseltmek icin ciddi kistaslar getirmek ve bu kistaslari yerine ”getirmeyen” kisileri de isten cikarmak gerekiyor. Bunu hic cekinmeden, acik acik soylemek lazim. Burada ”kistaslari yerine getiremeyen” ifadesini bilincli olarak kullanmiyorum. Zira Turkiye’deki universitelerle biraz asinaligi olan herkes bu kistaslarin yerine getirilmeyecegini ve bir sekilde bundan kaytarilmaya calisilacagini bilir. Docentligini aldiktan sonra hicbir yayin yapmamis ya da son makalesini on sene once yazmis kisilerin universitede tutulmamasi gerekiyor. Okula gelmeyen, makale ya da kitap yazmayan, ders vermeyen, konferanslara ya da seminerlere katilmayan, literaturu takip etmeyen ve – en onemlisi – bilimsel bilgi uretmeyen kisilerin universitelerde yeri yok. Tabii, burada devlet universiteleri ve ozel universiteler ayrimina dikkat etmek lazim. Devlet guvencesinin olmasi, yani ise girdikten sonra hicbir sey yapmasa dahi emekli oluncaya kadar is garantisinin saglanmasi, yukarida bahsettigim kisilerin davranislari icin rahat bir ortam sunuyor.

Teknik dille soylersek, yukarida olumsuz anlamda bahsettigim tum bu insanlar birer gizli issizden baska bir sey degiller. Aslinda akademik ortami yozlastirdiklari icin bu kisilerin marjinal verimliliklerinin ”eksi” oldugunu da rahatlikla soyleyebiliriz

Bu yazdiklarim Turkiye’deki diger universite bolumleri icin de gecerli. Ama tahminimce, bu tarz bir yozlasma sosyal bilimler bolumlerinde cok daha fazla. Peki, bu kistaslari kim belirleyecek ve bunlarin uygulanmasini kim saglayacak? Yaptirim gucu kimin elinde olacak? Boyle bir uygulama merkezi bir kurum tarafindan mi yurutulecek, yoksa universitelerin ic duzenlemelerine mi birakilacak? Universitelerin ozerkligi meselesini dikkate almadan bunlara cevap vermek mumkun degil. Kaldi ki, bu tarz bir uygulamaya belirli bir ideolojik kilif uydurup karsi cikmak da mumkun. Belki de hepsinden onemli olani, boyle bir ise duzgun bir sekilde girismeye niyetli bir iktidarin bulunmasi zorunlulugu. O da su anda mumkun degil.

Ifade ettiklerim biraz sert ya da kimi kisiler icin haksiz gorunebilir, ama bunlari bir sekilde belirtmeden de gecemedim.

Comments
No Comments »
Categories
Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Türkiye’de İktisat Eğitimi: Bir Öneri

Ceyhun_Elgin | June 19, 2009

Sevgili Barış Urhan’ın Türkiye’de iktisat eğitimi ile ilgili iki yazısını ve bu yazılardaki atıflardaki kimi makaleleri büyük bir ilgiyle okudum. Bu yazı yazıldığı sıralarda serinin üçüncü yazısı henüz yayınlanmamıştı, ancak ben de konuya kısa bir öneri yazısı ile katkıda bulunmak istedim.

Malum, Türkiye’de iktisat eğitimi, ne lisans ne de yüksek lisans derecelerinde, henüz istenen seviyede değil. Bu yetersizliğin nedenleri üzerine sayfalarca uzunlukta yazılar yazılabilir. Ama, benim üzerinde durmak istediğim şey, ne yapılabileceği ile ilgili. Hatta bu konuda, aslında çok da orjinal olmayan küçük bir-iki önerim olacak.

Önerim kısaca şu: Öncelikle İstanbul ve Ankara’da, belki daha sonra birden çok üniversiteye sahip İzmir’de sadece yüksek lisans eğitimi veren araştırma enstitüleri kurulması. Örneğin, İstanbul’da Boğaziçi, Koç, Sabancı, Marmara ve İstanbul Üniversiteleri biraraya gelseler ve İstanbul İktisat Enstitüsü veya benzer başka bir adla bir enstitü kursalar. Ya da Ankara’da ODTÜ, Bilkent ve Ankara Üniversitesi’nce bir Ankara İktisat Ensitüsü kurulsa. Bu enstitülerde, bu üniversitelerin öğretim görevlilerinin ortak katılımıyla yüksek lisans ve doktora programları açılsa. Ciddi bir kaynak tasarrufu ve sinerji sağlanmaz mı?

Bu yukarda da dediğim gibi, aslında çok orjinal bir öneri değil. Bir örneği, Barselona’da uygulandı ve Barselona’daki en önde gelen üç devlet üniversitesi, Pompeu Fabra, Barselona Üniversitesi ve Autonoma Üniversitesi biraraya gelerek, Barcelona Graduate School of Economics’i (BGSE) kurdular. Amsterdam’daki Tinbergen Enstitüsü ve Paris’teki Paris School of Economics ve Roma’daki Einaudi Enstitüsü de benzer mantıkla kuruldu.

Bu kurumlardan örneğin, BGSE, ekonomi ile ilgili 6 farklı yüksek lisans ve 2 tane de doktora eğitimi veriyor. Bu eğitimlere bu okulu kuran 3 farklı üniversitelerin hocaları ortak olarak katılıyor. 3 kurum bir araya geldiği ve güçlerini birleştirdiği için, okula kaynak bulmak daha kolay oluyor, okulun uluslararası itibarı artıyor ve bu sayede oldukça yüksek miktarda yabancı öğrenci de okula çekiliyor.

Benzer bir uygulama Türkiye’de de hayata geçirilemez mi? İstanbul Graduate School of Economics ya da Ankara Graduate School of Economics kurulamaz mı? Ve ek bir öneriyle, bu okulların açılmasıyla Türkiye’de daha da gelişecek olan iktisat bilimine bir de Türkiye Ekonomi Kurumu’nca kurulacak bir “Turkish Economic Review” eşlik etse?

Bu öneriler sizleri de heyecanlandırmıyor mu?

Comments
1 Comment »
Categories
Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Tags
iktisat eğitimi, Türkiye, üniversite
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Türkiye’de İktisat Eğitimi 3: İktisatçı olmak için sakın iktisat okumayın, hele Türkiye’de!

U.Baris_Urhan | June 13, 2009

Atila Abdulkadiroğlu, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Duke Üniversitesi Profesörü; Ali Hortaçsu, lisans & yüksek lisans Stanford Üniversitesi – Elektrik Mühendisliği, Chicago Üniversitesi Profesörü; Tayfun Sönmez, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü; Utku Ünver, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü… diye gider bu liste. Dünyanın en iyi üniversitelerinde akademisyenlik yapan bu Türk iktisatçıların ortak özelliği nedir sizce? Evet, evet; yakaladınız: hiçbiri lisansta iktisat okumamış! Öyleyse formül basit, lisansta iktisat okumanıza gerek yok; sonra gider bir yerde yüksek lisans yaparsınız. Şu sıralar Avrupa ve ABD’deki saygın okulların başvuru kriterleri arasında gördüğüm kadarıyla, yıllardır kabul edilen matematik mezunlarının yanında, fizik mezunlarını da kabul ediyorlarmış.

Başlığın yarısına açıklık getirdiysek diğer yarısına niye getirmeyelim! Neden Türkiye’de okumuyoruz peki? Cevabı basit, lisans eğitimi bizde 4 sene komşuda 3 sene! E hal böyle ise ve bir de yüksek lisansta iktisat okuyacaksak neden lisansta 1 sene fazladan gitsin a dostlar!

Espriyle karışık bir giriş yaptık ya, sonumuz hayır olsun!

Türkiye’nin iktisat eğitimini ele alırken tartışılması gereken bir diğer mesele de ders programları ve eğitim süreleridir. Gördüğüm kadarıyla Avrupa’daki saygın okulların tamamında lisans eğitimi 3 yıldır. Amerika ile benzer olan 4 yıllık eğitimimiz ise doktoraya başlamak için zorunlu 2 yıllık yüksek lisans ve üzerine 5 yıllık doktora eğitimi eklendiğinde belki de dünyanın en uzun süreli iktisat eğitimlerinden birine tekabül ediyor. Oysa ABD’de lisansın ardından doğrudan doktoraya başlayabilirsiniz. Bizde de “bütünleşik doktora programı” diye duyurdular ama neredeyse hiçbir yerde uygulanmıyor!
Peki bütün bunları planlayan kimlerdi? Neden kimse değiştirmeyi düşünmüyor?

Genel planlamanın sebebi yasal olarak kimdi bilemiyorum ama işin ucunda YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili rektörlüklerden başkasının olamayacağı açık! Birileri “ama öğrenciler?” diye düşünmüyordur umarım! Onların görevi okumak, son zamanlarda da uygulamada yasal hiçbir gücü olmayan ‘temsilcilik’ ile uyutulmak!

Bir önceki yazımızda programların içeriğinin neye göre belirlendiğini az çok irdelemiştik. Şimdi gelin iki örnek alıp karşılaştırma yapalım:
Türkiye’den –torpil yaparak- kendi okulumu ve Avrupa’dan da Nottingham Üniversitesi’ni seçiyorum:

Nottingham şöyle demiş: İlk yıl 20 kredi mikro iktisata giriş, 20 kredi makro iktisata giriş, 20 kredi kantitatif ekonomi ya da 20 kredi matematiksel iktisat ve ekonometriye giriş… diye gidiyor.

DEÜ İİBF de şöyle demişti bizim zamanımızda: İlk yıl 10 kredi iktisata giriş, 10 kredi matematik. Gerisi şunlar; hukuk, davranış bilimleri, tarih, edebiyat, beden eğitimi, işletme 1-2, muhasebe 1-2, İngilizce, Türkçe, bilgi teknolojileri.

Nottingham’dan mezun olan birisinin doğrudan iktisatla ilgili aldığı ders sayısı 12/12; benim aldığım ders sayısı ise 30/62. Örneğin bendeniz bir dönemde 7 derse çalışırken Nottingham eşrafı senede 4 ders geçmekle meşgulmuş.

Şöyle bir hatırlıyorum da makro iktisatı bir dönem görürken vergi hukukunu 2 dönem görmüştük. Hatta o kadar çok zorunlu hukuk dersi vardı ki hocalarımdan birisi bunu övünç malzemesi yaparak  “bir de Roma Hukuku dersini koysaydık iki diploma ile mezun olurdunuz” diye anlatırdı. Aman ne iyi oldu; bir de zahmet edip birkaç iktisat dersi daha koysaydınız!

Tabi meselenin birçok yönü var. Bunlardan ilki mevcut olan statükoyu kırmak! Ders programlarının yenilenmesi bölümün kararı üzerine gerçekleştirilir. Bu da genelde bölümün yaşça büyük, hürmet edilen profesörlerinin arzu ettiği yönde; gençlerin de ufak tefek gönüllerinin alınmasıyla olur. Aslında her bölümde az çok bu eski-yeni çıkmazı vardır. Bir taraf programların daha iyi olmasını ister çünkü onlar gençtir, çalışmaya ve yeni bir şeyler bulmaya, öğrenmeye açtırlar. Diğer tarafta ise 20 senedir aynı notlardan, aynı dersi hiçbir yerini güncellemeden anlatan ve hoş sohbet bir profesör vardır. O ise zaten ünvanını 20 sene önce aldığı için artık yeni bir şey yapmasının gerekli olmadığını düşünerek akademik memuriyetin keyfini çıkartmak; böyle zararlı(!) işlerler uğraşmamak ister. Şimdi gelin de siz bir doktora öğrencisi araştırma görevlisi olarak böyle bir bölüm başkanının karşısına geçip programı değiştirtin! (Bu satırları lütfen bir genelleme olarak algılamayın, kişisel gözlemlerden ibarettirler sadece ve her yerde böyledir anlamına gelmezler)

Bir diğer yönü ise şu: Bizdeki İİBF’ler birbirlerine derse giden akademisyenlerden oluşurlar. Örneğin bir işletmeci, iktisat bölümüne derse giderken bir iktisatçı da maliye bölümüne derse gider. Programları yaparken eğer siz: “şu işletme derslerinden 3 tanesini seçmeli havuzuna koyalım, iki tanesini de kaldıralım” derseniz karşı tarafın da tepkisi benzer olur. Peki olur da ne olur? Ne olacak, birilerinin cebine giden ders başına para musluğu kesilmiş olur. Siz akademisyeninize doğru düzgün maaş vermezseniz o da parasını “öğretmenlik”  yaparak kazanmak zorunda kalır!
Meselenin vahim bir diğer yönü de akademisyenlerin kendi verdikleri dersleri; bölümdeki diğer akademisyenlerin birçoğu ve hatta öğrenciler bile zorunlu olarak almak istemeseler dahi, zorla programda tutma istekleridir. Ne yazık ki bunun sebebi de yine maddiyattır.

Kim demiş homo-economicus yok diye!

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • BLC on İktisatta Deney Yapılır mı?
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (25)
  • Duyurular (25)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (24)
  • İktisat Tarihi (23)
  • İktisat Teorisi (32)
  • İktisatçılar (44)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (1)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (10)
  • Nöropazarlama (10)
  • Okuma Önerileri (10)
  • Oyun Teorisi (10)
  • Risk ve Belirsizlik (1)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (74)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (13)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (1)
  • Yoksulluk (3)

 

February 2012
M T W T F S S
« Jan    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox