<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iktisadiyat &#187; Serbest Atış</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/category/serbest-atis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 26 Jan 2012 11:13:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Atilla Yayla ve Kes-Yapıştır – Cato Journal’dan Yazı &#8220;Almak&#8221;</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/01/16/atilla-yayla-ve-kes-yapistir-%e2%80%93-cato-journal%e2%80%99dan-yazi-almak/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/01/16/atilla-yayla-ve-kes-yapistir-%e2%80%93-cato-journal%e2%80%99dan-yazi-almak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 09:48:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=2990</guid>
		<description><![CDATA[Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz ay gazetedeki köşesinde Hakikatin Krallığı, İnsanın Köleliği başlıklı bir yazı yayınlamış ve yazısının ilk paragrafında Rus düşünür Nikolai Berdyaev’den bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre Berdyaev 1990 yılında bir kitap çıkarmış ve kitabında Rus halkı ve Rus aydınlarının “hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık” arayışına yatkın olduğunu yazmış. Yayla daha sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><span style="color: #000000"><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/01/YAYLAWIN_1.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3021" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/01/YAYLAWIN_1-1024x682.jpg" alt="" width="442" height="294" /></a></span></p>
<p style="text-align: left"><span style="color: #000000">Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz ay gazetedeki köşesinde <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.zaman.com/haber.do?haberno=1215546&amp;title=yorum-atilla-yayla-hakikatin-kralligi-insanin-koleligi&amp;haberSayfa=0" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Hakikatin Krallığı, İnsanın Köleliği</span></a></em></span> başlıklı bir yazı yayınlamış ve yazısının ilk paragrafında Rus düşünür Nikolai Berdyaev’den bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre Berdyaev 1990 yılında bir kitap çıkarmış ve kitabında Rus halkı ve Rus aydınlarının “hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık” arayışına yatkın olduğunu yazmış. Yayla daha sonra Tolstoy’un bir hikâyesinden bahsederek bunları bir şekilde Marksizm ile ilişkilendirmiş.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın yazısını okuyunca biraz şaşırdım. Zira Berdyaev’in ismini daha evvel duymamıştım ve Yayla gibi sosyalizmden, Marksizmden ve Sovyet Rusya’dan hiç hazzetmeyen birinin Berdyaev ve Tolstoy gibi Rus yazarlardan bahsetmesi, hatta Berdyaev’den haberdar olması garibime gitmişti. Yayla’nın Rus yazarlar hakkında bu kadar bilgi sahibi olduğunu bilmiyordum. Üstelik Yayla yazısında daha da ileri giderek Shakespeare, Thomas More ve Campanella’nın isimlerini de anıyor, bu yazarların bazı fikirlerinden bahsediyordu. Yayla’nın bu yazarları aralarında bağlantı kuracak derecede okuduğunu bilmiyordum. </span></p>
<p><span style="color: #000000"><span id="more-2990"></span></span></p>
<p><span style="color: #000000">Ancak asıl şaşkınlığı Berdyaev’in kim olduğunu öğrenmek için İngilizce <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Nikolai_Berdyaev" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Wikipedia</span></a></em></span>’ya baktığımda yaşadım. Çünkü Berdyaev 1948 yılında ölmüştü! Oysa Atilla Yayla Berdyaev’in 1990’da kitap yazdığını söylüyordu. Ama garip bir şekilde, Yayla yazısında bu kitabın ismini vermiyordu. Böyle olunca işin aslını öğrenmek için internette biraz dolandım. Maalesef karşıma çıkanlar bir hayli canımı sıktı, çünkü Yayla’nın yazdıkları kendisine ait değildi ve başka bir yerden alınmıştı. Geçen sene bu zamanlarda <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://iktisadiyat.com/2011/01/11/ronald-coase-ve-firmalar-atilla-yaylanin-yanlislari-ve-degistirdikleri/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">burada</span></a></em></span> yayınladığım bir yazıda, Yayla’nın <em>The Economist</em> dergisindeki bir yazıdan kaynak göstermeden parçalar alarak Zaman gazetesindeki bir yazısında kullandığını yazmıştım. Ama bu defa durum biraz daha ağırdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın yazısının neredeyse ilk altı paragrafı <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/pubs/journal/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Cato Journal</span></a></em></span> adlı akademik bir dergide yayınlanan bir yazıdan âdeta cümle cümle tercüme edilerek yazılmıştı. Orijinal yazıdan Tolsyoy’la ilgili yerleri alırken Yayla tek bir paragraf dahi atlamamış, sadece bazı ufak tercüme değişiklikleri yapmıştı. Yazısının son paragrafının yarısı da aynı dergide yayınlanan bir başka makaleden “kısmen” tercüme edilerek yazılmıştı. <em>Cato Journal</em> merkezi Washington’da bulunan ve liberal bir düşünce kuruluşu olan <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Cato Enstitüsü</span></a></em></span>’nün üç ayda bir yayınladığı ve hakemli dergi denilen türden bir dergi. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla yazısında bu derginin 1991 yılında yayınlanan bir sayısını (volume 11, number 2, fall 1991) kullanmış. Bu sayının içeriği <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/pubs/journal/cj11n2/cj11n2.html" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şurada</span></a></em></span> bulunabilir. Yayla’nın yazısının ilk altı paragrafı Otto Latsis’in <em>“Obstacles in the Pursuit of Happiness”</em> (s. 259-268) adlı yazısından alınmış. Daha az kullandığı diğer yazı da Charles Murray’nin <em>“The Pursuit of Happiness Under Socialism and Capitalism”</em> (s. 239-258) başlıklı makalesi. Bu iki yazı tek dosya hâlinde <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/pubs/journal/cj11n2/cj11n2-5.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şuradan</span></a></em></span> indirilebilir. Ne yazık ki Atilla Yayla Zaman gazetesindeki yazısında bu iki yazıya hiçbir şekilde atıfta bulunmuyor ve bu nedenle yazılanların kendisine ait olduğu izlenimini yaratıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Aşağıda Yayla’nın Türkçeye çevirerek kendi yazısında kullandığı yerleri (tespit edebildiğim kadarıyla) gösterdim. İngilizce alıntıların sonunda bunların alındığı yerlerin sayfa numaralarını köşeli parantezler içinde verdim. 1 ve 2 numaraları alıntılar Latsis’in yazısından, 3 ve 4 numaralı alıntılar da Murray’nin makalesinden yapılmış. Verdiğim linklere girerek yazılara bakabilir, alıntıları cümle cümle karşılaştırabilir ve kendi kararınızı verebilirsiniz. </span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>(1)</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">Yukarıda Yayla’nın Berdyaev’in 1990 yılında kitap yazdığını söylediğinden bahsetmiştim. Yayla’nın böyle düşünmesinin nedeni, Otto Latsis’in yazısında Berdyaev’in Rusça aslı 1937’de yayınlanan ve tercüme ismi <em>The Source and Meaning of Russian Communism</em> olan kitabının 1990 baskısını kullanmış olması. (Berdyaev’in kitabının bir diğer tercümesi de <em>The Origin of Russian Communism</em> adıyla 1955’de yayınlanmış.) Tabii Yayla Berdyaev’in kim olduğunu kontrol etmediği için onun hâlâ hayatta olan bir Rus yazar olduğunu ve 1990 yılında kitap yazdığını zannetmiş. </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Rus düşünür Nikolai Berdyaev, 1990&#8242;da yazdığı bir kitapta &#8220;Rus halkı ve Rus aydınları hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık arayışına yatkındır.&#8221; dedi. Milyonlarca Rus, on yıllar boyunca, sosyalizmin böyle bir krallık olduğuna inandı.</span></p>
<p><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">As the Russian philosopher Nikolai Berdyaev (1990, p. 9) pointed out, the Russian people and the Russian intelligentsia are prone to the quest for a kingdom built upon truth. Entire generations, for the most part, believed that socialism was such a kingdom.</span> [s. 259]</span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>(2)</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın en uzun alıntı yaptığı yer de aşağıdaki şekilde. Yayla alıntı yaparken bazı ufak değişiklikler yapmış, ama aldığı yerin içeriğini korumuş. Kendisinin kullanmadığı İngilizce cümleyi parantez içinde gösterdim:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">19. yüzyıl edebiyatçısı Leo Tolstoy, &#8220;Bir Tavuk Yumurtası Kadar Büyük Bir Tohum (Grain)&#8221; adlı eserinde insanların tabiatla uyumlu, ahlaken ve fiziksel olarak sağlıklı, uzun ve mutlu bir şekilde yaşamasını garanti edeceğine inandığı âdil bir ortamı hikâye eder. Bu âdil ortamın oluşması için paranın, ticaretin ve mülkiyetin olmaması gerektiğini söyler. Hikâyede yaşlı bir köylü Çar&#8217;a şöyle seslenir:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">&#8220;Benim zamanımda hiç kimse ekmek satma ve alma gibi bir günahı düşünemezdi bile. Paraya gelince, hiç kimse böyle bir şeyi bilmezdi: Herkesin kendi yeterli ekmeği vardı&#8230; Benim tarlam Tanrı&#8217;nın toprağıydı. Nereyi sabanla sürersen, tarla orasıydı. Toprak o zaman özgürdü (serbestti). Hiç kimse bir toprak parçasının kendisinin olduğunu söyleyemezdi; yalnızca senin emeğin senindi.&#8221;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Tolstoy bu &#8220;adil&#8221; ortamdan ve yüksek ahlâkî pozisyondan düşüşü de aşağıdaki gibi ifade eder: </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">&#8220;Bunların hepsi insanların artık emekleriyle yaşamaması yüzünden oldu; insanlar gözlerini başka insanların sahip oldukları şeylere diktiler. Bu eski zamanlardaki yaşayış biçimleri değildi; eski zamanlarda insanlar Tanrı&#8217;ya saygı duyarak (godly) yaşardılar. Kendilerinin olan şeylere sahiptiler ve başkalarının olan şeylere imrenmediler.&#8221; </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Tolstoy tarihten haberdardı; tasvir ettiği bu &#8220;güzel&#8221; geçmişin asla yaşanmamış olduğunu biliyordu. Tolstoy&#8217;u bunları yazmaya tahrik ve teşvik eden, tomurcuklar hâlindeki kapitalist gelişmenin Rus köylüsünün hayatına tesirleriydi ve yazar geçmişe atıfla bir gelecek düşlemekteydi. Günün popüler kültüründe eşit adalet, eşit iş bölümü, eşyaların eşit paylaşımı, paranın ve mülkiyetin olmaması gibi özlemler-talepler-vaatler Marksizm&#8217;e atfedilir; ama Marksistler bu fikirlerin mucidi değildir. Keza, bu fikirler, kapitalizme reaksiyon olarak da doğmamıştır. Meselâ, &#8220;paranın kötülüğü&#8221; fikri Shakespeare&#8217;de de vardır. &#8220;Adil&#8221; ve rasyonel bir dünya tasavvuru Thomas More ve Campanella&#8217;nın eserlerinde de görülür. </span></p>
<p><span style="color: #000000"> </span><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">One key story by Tolstoy is a tale called “A Grain as Big as a Chicken Egg.” It expresses the dream of a just life that ensures human harmony with nature, moral and physical health, and longevity. What are the secrets of this happiness? Absence of money, trade, and property. The old peasant says to the Tsar:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“In my time, no one could even think of such a sin as selling or buying bread. As for money, no one even knew of such a thing: everyone had enough bread of his own&#8230; . My field was God’s land. Wherever you ploughed, that’s where the field was. The land was free then. No one could call a piece of land his own; only your labor was yours.”</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">This is how Tolstoy’s hero explains the fall of the high morality of old:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“All of this happened because people no longer lived by their labor; they began to set their eyes on what other people had. That’s not how they lived in the old times; in the old times people lived in a godly way: they had what was theirs, and did not covet what was someone else’s.” </span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">(The other tales and stories preach reasonable self-restraint, limited consumption, and modest wants.) Tolstoy had studied history in depth; he knew very well that the beautiful past he was describing had never existed. The tales convey the dream of a just life that is typical of the patriarchal peasantry, which was bewildered and frightened at the turn of the century by the onslaught of capitalist ways on the communal traditions of the Russian village. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">The dream of a world of equal justice, equal division of labor and goods—a world where no one has too much or too little—is surely a universal human dream. These ideas were certainly not originated by Marxists. The idea that “money is the root of all evil” can be found not only in Tolstoy but also in Shakespeare. And projects for a just, rational world order were developed centuries ago by Sir Thomas More and Campanella.</span> [s. 260-261]</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000">(3)</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000">Aşağıdaki kısım Yayla’nın sonuç paragrafının bir bölümünü oluşturuyor ve nispeten serbestçe tercüme edilmiş:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Sınırlı devlet sistemini benimsemenin gerekçesi, ona eşlik eden özel mülkiyet ve piyasa ekonomisinin ekonomik üretimi artırması değildir. Farklı hakikatlere ve farklı mutluluk anlayışına sahip vatandaşları barışçıl ve ahenkli şekilde bir arada tutabilmesi ve onlara kendi yollarında ilerleme imkânı-fırsatı vermesidir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">The ultimate reason to adopt a system of limited government that protects a free market and private </span><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">property is not to increase economic production. The ultimate reason is that such a system better enables its citizens to live together harmoniously and to fulfill their potential as human beings – in short, to pursue happiness.</span> [s. 240]</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000">(4)</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000">Aşağıdaki diğer kısım da Yayla’nın sonuç paragrafının son kısmını oluşturuyor. Bu bölüm orijinal yazıdan diğerlerine kıyasla daha esnek bir şekilde alınarak kullanılmış, ancak “sınırlı devlet” vurgusuna dikkat edin. Yayla İngilizce makaledeki Jefferson alıntısını doğrudan kullanmış, ama Jefferson’nun dediklerini hangi kitaptan aldığını yazmamış. Oysa makalede parantez içinde kaynak gösteriliyor. </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Sınırlı devlet, Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi&#8217;nin yazarı ve 3. ABD Başkanı Thomas Jefferson&#8217;ın 1801&#8242;deki göreve başlama nutkunda tanımladığı üzere, &#8220;İnsanları birbirine zarar vermekten alıkoyan, böyle yapmadıkları sürece onları kendi gayretlerini ve iyiliklerini düzenlemede (regüle etmede) serbest bırakacak olan akıllı ve sade devlet&#8221;tir. </span></p>
<p><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">Specifically, I am presenting a case for “limited government,” the kind of state that is sometimes called “Jeffersonian,” after Thomas Jefferson, author of the Declaration of Independence and third president of the United States. This is how he described what he called “the sum of good government” in his inaugural speech as he assumed the office of president in 1801: “A wise and frugal government, which shall restrain men from injuring one another, which shall leave them otherwise free to regulate their own pursuits of industry and improvement” (Peterson 1975, p. 293).</span> [s. 249]</span></p>
<p style="text-align: center"><span style="color: #000000">* * * </span></p>
<p style="text-align: left" align="center"><span style="color: #000000">Böyle baktığınız vakit, Atilla Yayla’nın Zaman gazetesindeki yazısının yarısının <em>Cato Journal</em> dergisinden alındığını görüyorsunuz. Ne yazık ki, Yayla yazısının hiçbir yerinde<em> </em>bu dergiden alıp kullandığı yerler için kaynak göstermiyor. Yayla’nın yazısında ne derginin, ne makalelerin, ne de bu makalelerin yazarlarının ismi geçiyor. Bu nedenle yazımın başlığında &#8220;kes-yapıştır&#8221; ifadesini kullandım. Bu size belki sert bir ifade gibi gelebilir, hatta yukarıda yazdıklarıma da katılmayabilirsiniz, ama ben gördüklerimi (istemeye istemeye) başka türlü değerlendiremiyorum. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın yazısını okuyan ve bu konuları yeteri kadar bilmeyen bir üniversite öğrencisi düşünün. Bu öğrenci yazıyı okuduğunda Yayla’nın Berdyaev, Tolstoy, Shakespeare, Thomas More ve Campanella’yı gerçekten okuduğunu ve bu yazıyı onların fikirlerini karşılaştırarak yazdığını düşünecektir. Böyle yapmakla da maalesef yanlış bir izlenime kapılacaktır. Oysa </span><span style="color: #000000">Yayla zaman zaman kendisinin bir fikir adamı ve akademisyen olduğunu ifade ediyor. Ama başkalarının yazdıklarını böyle almakla nasıl fikir adamı ve akademisyen olunabilir? </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yazının başına koyduğum resim 2007 yılında Atilla Yayla&#8217;yı Stockholm&#8217;de bulunan <span style="color: #0000ff"><a href="http://www.stockholm-network.org/index.php" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>The Stockholm Network</em></span></a></span> adlı liberal bir düşünce kuruluşundan <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.stockholm-network.org/Conferences-and-Programmes/Events/Photos" target="_blank"><span style="color: #0000ff">yılın adamı</span></a></em></span> ödülünü alırken gösteriyor. Bir resme bakıyorum, bir de Yayla&#8217;nın yazısına ve sıkılarak sormadan edemiyorum: Başkasının emeğinin ürünü olan yazılardan hiç kaynak göstermeden parçalar alarak ve üzerine kendi ismini koyarak bunları yayınlamak, zamanında üniversite hocalığı yapmış bir profesöre ve şu anda bir meslek yüksek okulunda hoca olan birine yakışıyor mu?  </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/01/16/atilla-yayla-ve-kes-yapistir-%e2%80%93-cato-journal%e2%80%99dan-yazi-almak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlık meselesi: Bir doktora gittik, sonra diğerine ve sonra&#8230;</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/12/30/saglik-meselesi-bir-doktora-gittik-sonra-digerine-ve-sonra/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/12/30/saglik-meselesi-bir-doktora-gittik-sonra-digerine-ve-sonra/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 00:09:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ec2-46-137-161-244.eu-west-1.compute.amazonaws.com/wordpress/?p=2938</guid>
		<description><![CDATA[Uzun bir aradan sonra sıra tekrar bize geldi, hem de en yoğun ve yorgun zamanımda. Eh, suyun başında olunca bir yudum içeceksin ki diğerleri de o güvenle içmeye devam etsin. Haliyle bize de yazmadan bu haftaya geçmemek düşüyor. Tabi bunda, yazısını geç girenin 40TL&#8217;ye kadar bir kitap alıp, kurayla diğer arkadaşlarından birisine vermesinin de etkisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir aradan sonra sıra tekrar bize geldi, hem de en yoğun ve yorgun zamanımda. Eh, suyun başında olunca bir yudum içeceksin ki diğerleri de o güvenle içmeye devam etsin. Haliyle bize de yazmadan bu haftaya geçmemek düşüyor. Tabi bunda, yazısını geç girenin 40TL&#8217;ye kadar bir kitap alıp, kurayla diğer arkadaşlarından birisine vermesinin de etkisi büyük! : -)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://ec2-46-137-161-244.eu-west-1.compute.amazonaws.com/wordpress/wp-content/uploads/2011/12/acil_servis.jpg"><img class="size-full wp-image-2939 aligncenter" src="http://ec2-46-137-161-244.eu-west-1.compute.amazonaws.com/wordpress/wp-content/uploads/2011/12/acil_servis.jpg" alt="" width="275" height="183" /></a></p>
<p>Yaklaşık 4 haftadır dedemin ameliyat sonrası ortaya çıkan rahatsızlıkları ile ilgileniyoruz. Bu süreçte, hiç görmediğim kadar hastane, doktor, tahlil sonucu ve fiyat politikası gördüm. Yazının konusu doğrudan kişileri ve kurumları hedef almadığı ancak işleyen sistemi hedef aldığı için, isimlere yer verilmeyecek. Dedikodu isteyenler bundan sonrasını pas geçsin ama sonuç bölümünü kaçırmasın, harika bir tatlı tarifim var! :- P</p>
<p><span id="more-2938"></span>Kasık fıtığı teşhisiyle özel bir hastanede ameliyat oldu. Ameliyat iyi geçti, hatta o gece yanından kaldığım için sağlığının da iyi olduğunu gözlerimle gördüm. Sabah oldu ama hayır olmadı. Acilen yoğun bakıma alınması gerektiğini söylediler, peki dedik. Sebebi zatürre olmasıymış. Peki dedik, boynumuz kıldan ince haliyle. Üç gece yoğun bakımda kaldı, çıktığında girdiğinden çok ama çok daha kötüydü. Tıbbi açıdan iyiymiş ama iletişim ve diğer nörolojik faktörlerin açısından hiç görmediğimiz kadar kötüydü. Ertesi gün çıkış işlemleri verildi, ancak son anda vazgeçildi ve 2 gece daha yattı serviste. Sonunda, bir pazartesi günü, sosyalleşme becerileri bir hayli düşmüş ve ayakları davul gibi şiş olarak &#8220;sağlıklı&#8221; bir şekilde eve postalandı&#8230; Peki sonra ne oldu? Sonrası şöyle devam etti:</p>
<ul>
<li>Hemen bir başka doktora gittik, özel ofisinde makul bir muayene ücreti ödedik ve karşılığında zatürre olmadığı, yoğun bakımda kalbiyle ilgili bir sorun olduğunu öğrendik.</li>
<li>Hemen başka bir özel hastane bulduk, kardiyolojiye götürdük. Kardiyolog kalbiyle ilgili bir sorun olmadığını söyledi. Ancak ayağı şiş olduğu için hastaneye yatması gerektiğini söyledi. Hasta yatış bizden &#8220;1000TL avans, 5000TL&#8217;lik senet&#8221; istedi. Üstüne tüm masrafların %70&#8242;nin bize ait olduğu ve 22TL&#8217;lik oda farkı (özel oda 375TL) söylendi. İnsanın aklına &#8220;baştan bu kadar istiyorsan, herhalde en az bu kadarlık masraf çıkarırsın&#8221; düşüncesi geliyor ve gelen bu düşünce seni bu hastaneden çıkarıyor.</li>
<li>Sonrasında çok sevdiğim bir hocamın vasıtası ile üniversite hastanelerinden bir tanesine gittik. Sağ olsun Prof. Dr. bir hayli ilgilendi. Sonuç &#8220;yatmasına gerek yok, zaten böyle bir şeyden yatırılmaz hastanede&#8230;&#8221;. Açıkça sordum &#8220;acaba özel bir klinik diye mi demişlerdir?&#8221; diye. Cevabı gülümseyerek verdi: &#8220;yani&#8230;&#8221;</li>
<li>Oradan çıktık, ameliyat olduğu yere geldik. Ürolog baktı, yatmasına gerek yok dedi. Dermatolog baktı, yatmasına gerek yok dedi.</li>
<li>Nörolog baktı, yoğun bakımdaki süreçte bir şeyler olabilir dedi.</li>
<li>Hastaneye döndük ama yoğun bakım epikrizi (hastaya ne işlemler yapıldığını (tahliller, ilaçlar vb.) ve gözlemleri içeren, her gün tutulan not) yokmuş. İstedik, hazırlanıyor.</li>
</ul>
<div>Sonuçta şunu öğrendim:</div>
<div>
<div>
<div>
<ol>
<li>Biz Ankara gibi bir yerde bunu yaşıyorsak, Hakkari&#8217;de, Van&#8217;da, Ağrı&#8217;da olanın vay haline! (burası Çarkıfelek tadında oldu ama tespit işte, ne yaparsın!)</li>
<li>Özel hastanelerin ne işlem yaptıkları, neden yaptıkları vb. konuları çok ama ÇOK ciddi araştırılmalı.</li>
<li>Sağlık şart!</li>
</ol>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/12/30/saglik-meselesi-bir-doktora-gittik-sonra-digerine-ve-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim, kredi kartı, yılbaşı derken&#8230;..</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/12/01/tuketim-kredi-karti-yilbasi-derken/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/12/01/tuketim-kredi-karti-yilbasi-derken/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 17:02:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zeliha_hatipoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=2909</guid>
		<description><![CDATA[Yazı dizime bu kez ara veriyor yine davranışsal iktisattan temel alan bir saptamaya gidiyor, sizi de peşimden sürüklemek istiyorum&#8230; Davranışsal iktisat, kendi içinde de yenilenen, değişimlere gayet açık bir alan. Sadece deneyimsel olmakla kalmayıp, işin içine hisleri dahi katıyor. Üzerinde çalıştığım bir makale olan &#8216;Behavioral Economics, Human Errors and Market Corrections- Richard Epstein,2010&#8242; nda hepimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı dizime bu kez ara veriyor yine davranışsal iktisattan temel alan bir saptamaya gidiyor, sizi de peşimden sürüklemek istiyorum&#8230;</p>
<p>Davranışsal iktisat, kendi içinde de yenilenen, değişimlere gayet açık bir alan. Sadece deneyimsel olmakla kalmayıp, işin içine hisleri dahi katıyor. Üzerinde çalıştığım bir makale olan &#8216;Behavioral Economics, Human Errors and Market Corrections- Richard Epstein,2010&#8242; nda hepimize çok tanıdık gelen, çoğumuzun bazen gözünün önünde gerçekleşen birdurumu kısaca ifade ediyor Richard Epstein;</p>
<p><em>&#8221;Kredi kartı, tüketici için cazip gelir; çünkü nakit öderken ya da kişisel çek yazarken yaşadığı ayrılık acısını azaltır.Dikkatsiz tüketici, böylece, miyopluğun çeşitli formlarını üretir; ileride gerçekten ihtiyaç duymayacağı  ve istemeyeceği şeyleri satın alır ve bu, yetersiz kontrol anlamına gelir. Aşırı güvenli olmak, borçlarını ödeyebileceklerine inanmak, onları , kredi kartı kullanmayan tüketiciye göre  daha yüksek oranda iflasa sürükler&#8221;<span id="more-2909"></span></em></p>
<p>&#8216;Öderiz yaa, borç yiğidin kamçısıdır&#8217; olarak kendi kültürümüzden bir özdeyiş(!) de Epstein&#8217; i doğrular gibi. Bir tüketim toplumu yaratmak idealiyle, ne kadar serbest piyasayı gerçekleştirdik sorularına bir yanıt da artan tüketici kredileri ve kredi kartı alımları-başvurularına bakılarak değerlendirilmekte. 2001 sonrasında, gözlerinden mahmurluğu atan Türkiye de, daha öngörülebilir bir ortamda, kredi kartı kullanımı, tüketici harcamalarıyla,  hızlıca bir tüketim toplumuna dönüştüğümüzü gösteriyor. Yazıya 2 gün evvel başlarken, bugün Merkez Bankası&#8217;ndan gelen açıklama da isabetli oldu.Açıklamanın kısacası ; &#8216;Cari açık artıyor, tasarrufu artıralım, ihtiyatlı olalım&#8217;. Bugünlerde, &#8216; Tasarruf artmalı, gelecekte kazanmayı planladığımız parayı biraz da kenara ayıralım&#8217; derken ,Mart 2007 Business dergisinde Servet Yıldırım, &#8216; kredi kartı kullanımı, hane borçlanması düşük seviyelerde, normalleşmeliyiz&#8217; diyor.Tabi burada normları, serbest piyasa belirlemiş olmalı&#8230; Biraz da gidişata bakalım;</p>
<p> <a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2011/11/bu.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2915" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2011/11/bu.jpg" alt="" width="619" height="519" /></a></p>
<p>Anlaşılan Servet Yıldırım&#8217;a göre giderek daha da normalleşmişiz. Son yıl içinde, enflasyonun artmaya başlaması, cari açık gibi etkilerle olduğunu tahmin ettiğim tüketim harcamalarındaki düşüş, tasarruflarda da artış gözlenmekte. Yıl sonu kredi kartı sayısı verisi henüz açıklanmadığından ekleyemedim fakat, ben bile sisteme dahil olduysam bu yıl, artmıştır diye umuyorum.Dinamik bir ekonomi olduğumuz kesin, bir yandan da dinamik bir tüketim toplumu olduğumuz. Bugünlerde, daha rahat tüketme kısmına kafa yorulup, bir de cepten para çıkarıp uzatmanın acısını dindirelim deyip, keklik gibi avlanmayalım(!) diye nakit yerine banka kartları da artan oranda sisteme entegre ediliyor. Eeeee ne diyelim artık, sınırlı bilişsel güçler, karmaşık ve hızlı bir dünya, uğraşmayalım para çıkartmaya, hatta yoksa da kredi kullanırız sanal cüzdandan, hediyeler de çamın dibine lütfen&#8230;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/12/01/tuketim-kredi-karti-yilbasi-derken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yer vardı da, biz mi yazmadık? (!)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/10/07/yer-vardi-da-biz-mi-yazmadik/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/10/07/yer-vardi-da-biz-mi-yazmadik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:25:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Idil Bilgic Alpaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://46.137.161.244/?p=2764</guid>
		<description><![CDATA[Ben biraz geç kalmışım, Eylül ayında sosyal medyanın çeşitli mecralarında adı çokça geçmiş bir çalışmaya yeni rastladım. Dünya Bankası tarafından yayınlanmış bu makale[1], ekonomi bloglarının bilgi yayılımı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Ekonomi yazarları ile okuyucuların karşılaştıkları mecralar çok çeşitli. Makaleden aldığım ilhamla, bu mecraların bir kaçına ve aradaki farklılıklara bir göz atmak istedim. Nacizane… Ekonomi ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben biraz geç kalmışım, Eylül ayında sosyal medyanın çeşitli mecralarında adı çokça geçmiş bir çalışmaya yeni rastladım. Dünya Bankası tarafından yayınlanmış bu makale<a href="http://www.iktisadiyat.com/Users/Idil/Desktop/iktisadiyat-2.docx#_ftn1">[1]</a>, ekonomi bloglarının bilgi yayılımı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Ekonomi yazarları ile okuyucuların karşılaştıkları mecralar çok çeşitli. Makaleden aldığım ilhamla, bu mecraların bir kaçına ve aradaki farklılıklara bir göz atmak istedim. Nacizane…</p>
<p>Ekonomi ile ilgilenen ancak konu hakkında akademik bilgisi olmayanların en kolay erişebildikleri yazılı bilgi kaynağı, gazetelerdeki ekonomi haberleri. Bu haberlerin özelliği minimum yorum ile, olayları doğrudan aktarmaları. Merkez Bankası faizde 25 baz puan indirime gitti, S&amp;P Türkiye’nin yerel para cinsinden ratingini arttırdı, ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı arttı, Ocak ayı enflasyonu şu kadar oldu, Mayıs’ta işsizlik rakamı bu kadar, vs…  Okuyucunun ham veriyi işledikten sonra gerçekçi analizler yapabilmesi ve sığ sulardan çıkması içinse biraz daha çaba göstermesi ve değişkenler arasındaki bağlantıları çözmesi gerekiyor. Ekonomi gibi herkesi ilgilendiren ve hayatın belki de ta kendisi olan bir alanda, herkesin fikir sahibi olması ve konu hakkında konuşmaya can atması ise, konunun tartışılmasını daha da zor hale getiriyor. Bu noktada başvurulabilecek birçok referans olmasına karşın, genel bir tembellik durumundan muzdarip olmamız ve her şeyi hızla tüketme alışkanlığımızdan olsa gerek, TV’de görüp gazetede okuduklarımızı veri kabul ederek yorum yapmayı yeğliyoruz.</p>
<p><span id="more-2764"></span></p>
<p>Oysaki ekonomi ile aşinalığını arttırmak isteyenler için çok kestirme bir yol var: gazetelerdeki ekonomi köşe yazıları. Bu köşe yazıları, sıradan insanların ekonomi ve değişkenler arasındaki etkileşimler hakkında fikir edinmelerinde oldukça önemli bir yere sahip. Ekonomistlerin çözüm aradığı temel sorun bu noktada da karşımıza çıkıyor. “Kıt kaynakların etkin kullanımı.” Gazete ve bu gazetelerde ekonomi yazarlarına ayrılan köşe sayısı sınırlı. Bu durumda, her isteyenin gazetede köşe sahibi olması ve yazı yazması mümkün değil. Gazete editörleri ise oylarını, okunurluğu çok olacak ve tecrübesi kitleler tarafından kabullenilmiş ekonomistlerden yana kullanıyorlar haliyle. Her yazar kendi görüşleri ve deneyimleri çerçevesinde fikirlerini yazıyor. Dolayısıyla, köşe yazısı sayısının artması, görüş çeşitliliğine katkıda bulunuyor. Ancak ne yazık ki, var olan kısıtlar altında, sonsuz sayıda ekonomi köşe yazısı olması gerçekçi bir olasılık değil. Ya da, “değildi” mi demeliyim?</p>
<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/10/e-blog1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2772" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/10/e-blog1.jpg" alt="" width="429" height="184" /></a></p>
<p>İnternetin yaygınlaşması ve herkesin sesini duyurmasına olanak veren blogların popülerlik kazanması, geçmişteki durumun değişmesini sağladı. Artık, herkesin her konuda yazı yazması ve görüşlerini tüm dünya ile paylaşması mümkün. Ekonominin ve ekonomi yazınının durumu da farklı değil. Eskiden çok sınırlı sayıda kişinin yazıp çizdiği bir alan olan ekonomi, artık çok çeşitli eğitim geçmişlerine sahip binlerce, milyonlarca kişi tarafından konuşulur, tartışılır ve yazılır hale geldi.</p>
<p>“Blogging” denilen yeni kavramın (ideal) çıkış noktası, bilginin aktarımı ve paylaşımı. Ne yazık ki, günümüzde her blog için aynı olumlu yargıya varmak mümkün değil. Kimi bloglar araştırma temelli ve bilimsel nitelikte iken, kimileri de çok daha sıradan. Ancak, özellikle iyi ekonomi bloglarının, araştırma ve derin düşüncenin ürünü olduğu yadsınamaz bir gerçek. Bu tür bir üretim sürecininse, yazarlara ün kazandırdığı ya da var olan ünlerini arttırdığı görülüyor.</p>
<p>Akademik dünyada adını duyurması uzun zaman alacak ya da yayın dünyasında tanıdığı olmayan kişilerin, büyük bir okuyucu kitlesine ulaşmalarının yeni yolu blog dünyasından geçiyor. Çalışmalarını ve sonuçlarını, çok daha anlaşılır bir dille ve daha geniş bir kitleye hitap edecek şekilde anlattıklarında, tanınırlıklarını arttırma olanağını da yakalamış oluyorlar.</p>
<p>Bir geri besleme mekanizmasından söz etmek mümkün. İyi ve nitelikli yazılar yazarlarına ün kazandırıyor, ün kazanan yazarlar da her yazılarında daha da iyi olmak için özen gösteriyorlar. Hem yazarlar, hem de okuyanlar bu durumdan kazançlı çıkıyorlar.  Hani bu yazının bilimsel tarafı diyenlere ise, başta bahsettiğim makaleyi okunmalarını öneriyorum. Girişte de bahsettiğim, Dünya Bankası tarafından Ağustos ayında yayınlanmış olan ve ekonomi bloglarının etkilerini tartışan araştırma notu, bu konuda sayısal veriler kullanılarak yapılan ilk çalışma. İlgi çekici bir yazı. Uzun uzadıya anlatmama gerek yok, ancak aslında dipnot ile bu çalışmaya referans vermiş olmam ve yazımı okuyanlardan bir kısmının bile o metni incelemiş olması, yazının özünde söylenenleri teyit eder nitelikte. Çalışmaya göre, bir akademik metin ekonomi bloglarında kaynak olarak gösterildiğinde, bu metnin indirilme (download) olasılığı da artıyor. Ayrıca, blog sahibi ekonomistlerin, benzer yayın geçmişine sahip çalışma arkadaşlarına göre daha fazla beğeni topladıkları ve tanınırlıklarının arttığı görülmüş.</p>
<p>Bunca olumluluğa rağmen neden daha fazla ekonomistin blog sahibi olmadığı sorusu ise, referans metinde de sorulan ve insanın aklını kurcalayan bir konu. Aslında belki de bu sorunun cevabı, yeni bir yazı için konu olabilir başlı başına. Ama görüşümü kısaca belirteyim. Çoğumuz, yaptığımız araştırmaları ve ekonometrik tekniklerle elde ettiğimiz sayısal verileri o kadar çok umursuyoruz ki, bunları akademi dışındaki insanların da anlayacağı bir dille ifade etmeyi gerekli görmüyoruz. Her ne kadar itiraf etmesek de, bunu yapabilmek ise okulda öğretilmeyen ve kişinin kendi kendine uğraşarak, zaman içerisinde edinebileceği bir beceri. Buna zaman ayırmaktansa, üç regresyon daha yazmak kısa vadede optimal çıktı olarak görülüyor. Oysaki uzun vadedeki sonuçlar meçhul. Miyopik bakış açısı ve uzun vadedeki faydanın şu an fark edilemiyor olması, terzi kendi söküğünü dikemezmiş lafını akıllara getiriyor. Belki de gidip, Laibson’un “hyperbolic discounting” (hiperbolik iskonto) makalesini bir daha, bir daha, bir daha okumamız gerekiyor…</p>
<div align="center">
<hr align="center" size="1" width="100%" />
</div>
<p><a href="http://www.iktisadiyat.com/Users/Idil/Desktop/iktisadiyat-2.docx#_ftnref1">[1]</a> McKenzie, David and Berk Özer, “<strong>The Impact of Economic Blogs</strong>”, World Bank Policy Research Working Paper, 5783. (<a href="http://www-wds.worldbank.org/external/default/WDSContentServer/WDSP/IB/2011/08/29/000158349_20110829130036/Rendered/PDF/WPS5783.pdf">http://www-wds.worldbank.org/external/default/WDSContentServer/WDSP/IB/2011/08/29/000158349_</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/10/07/yer-vardi-da-biz-mi-yazmadik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültürsüz Bir Dünya?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/09/02/kultursuz-bir-dunya/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/09/02/kultursuz-bir-dunya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 18:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Cunedioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://Otlamasıiçinatıçayırasalmazsınız.Atınkaçmaihtimalinigözönünealarak,yereçaktığınızbirkazığaipbağlar,buipiatınboynunadolarveataboynunatakılıolanipinizinverdiğialandaotlamaşansıverirsiniz.Aslındainsanyaşamıdabundanpekf</guid>
		<description><![CDATA[Otlaması için atı çayıra salmazsınız. Atın kaçma ihtimalini göz önüne alarak, yere çaktığınız bir kazığa ip bağlar, bu ipi atın boynuna dolar ve ata boynuna takılı olan ipin izin verdiği alanda otlama şansı verirsiniz. Aslında insan yaşamı da bundan pek farklı değildir. İçine doğduğumuz kültür bizim için yere çakılmış bir kazıktır ve bu kazık bizim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Otlaması için atı çayıra salmazsınız. Atın kaçma ihtimalini göz önüne alarak, yere çaktığınız bir kazığa ip bağlar, bu ipi atın boynuna dolar ve ata boynuna takılı olan ipin izin verdiği alanda otlama şansı verirsiniz. Aslında insan yaşamı da bundan pek farklı değildir. İçine doğduğumuz kültür bizim için yere çakılmış bir kazıktır ve bu kazık bizim tamamen özgür olmamızı kısıtlar. Bizim değiştirebileceğimiz tek şey boynumuza dolanmış olan ipin uzunluğunu belirlemektir. Sonsuz uzunlukta bir ipiniz olsa dahi dünya çayırında tadamayacağınız bir parça yeşillik vardır ve bu yeşillik yere çakılı kazığınızın kapladığı bölgededir. Bu örneği niye mi verdim? Çünkü bu kısa yazı ile olası bir kültürsüzleşme senaryosunda nasıl bir dünyanın bizi bekliyor olacağını tartışmaya açmak istiyorum.</p>
<p><span id="more-2690"></span>Kültürün yere çakılmış bir kazık olduğunu söyledim. Bu kazık ebeveynlerden çocuklarına aktarılarak nesiller boyu dolaşır. Toplumun evrimine baktığımızda söz konusu kazığın hep aynı olmadığını görüyoruz. Bunun sebebi kazığın yağan yağmura maruz kalmasıdır. Kimi kazıklar paslanmaz çeliktendir ve nesiller boyu kendini muhafaza eder, oysa kimisi demirdendir ve suyla temas edince paslanır. Paslanan kısım dökülünce geriye daha ince bir kazık kalır. İşte, yerleşik kültürlerin giderek daha çok özgürlükçü olmasının temel nedeni budur. Kazık inceldikçe nasiplenebileceğiniz ot miktarı da artmaktadır. Peki, demirden kazıklarımız bir gün tamamen paslanır ve toprakla bir bütün olursa ne olacak? Bu durumun gerçekleşmesi imkânsız gibi görünmüyor. Eğer kazıklarımız olmazsa çayırlarda özgürce otlayan adamlar mı olacağız yoksa boşlukta sallanan adamlar mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanoğlunun kaotik bir sistem olduğunu biliyoruz. Kaotik sistemlerin çekicileri vardır ve hareketlerini bu çekiciler belirler. Eğer bir çekiciniz yoksa başı dönmüş koyun gibi dolanırsınız. İnsanoğlunun yaşamına yön veren çekici aslında bizim “yaşamımız kolaylaştıran kurallar bütünü” dediğimiz kurumlardır. Kurumların yozlaşması ya da içlerinin boşalması çekicinin yapısını bozar ve sistem krize sürüklenir. Çekicisinden çıkan bir sistemin kendine faz uzayı üzerinde yeni bir çekici bulmasını bekleriz, ama kuralların olmadığı bir dünyada böyle bir çekiciyi nereden bulacağız?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/09/02/kultursuz-bir-dunya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akbank Neden Etik Bir Banka Değil? Ya da AXESS Kime Yeter?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/08/03/akbank-neden-etik-bir-banka-degil-ya-da-axess-kime-yeter/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/08/03/akbank-neden-etik-bir-banka-degil-ya-da-axess-kime-yeter/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 08:08:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://AKBANK&#039;latanışmambundan6ayöncesinedayanıyor.Axess&#039;leyurtdışındayaptığımızalışverişler3taksitebölünebildiğiiçinAxessYeterBana!diyereksadeceAxess&#039;ebaşvurdum.YurtdışınaçıkışamacımıbelirttiğimdeşubemüdürününilgisiylehemWings</guid>
		<description><![CDATA[AKBANK&#8217;la tanışmam bundan 6 ay öncesine dayanıyor. Axess&#8217;le yurt dışında yaptığımız alış verişler 3 taksite bölünebildiği için &#8220;Axess Yeter Bana!&#8221; diyerek sadece Axess&#8217;e başvurdum. Yurt dışına çıkış amacımı belirttiğimde şube müdürünün ilgisiyle hem Wings hem de Axess&#8217;e başvurduk. 15 gün içerisinde gelen cevapta Wings&#8217;in çıkmadığı, Axess&#8217;in ise seyahatımdan önceki son iş gününde elime geçeceği söylendi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AKBANK&#8217;la tanışmam bundan 6 ay öncesine dayanıyor. Axess&#8217;le yurt dışında yaptığımız alış verişler 3 taksite bölünebildiği için &#8220;Axess Yeter Bana!&#8221; diyerek sadece Axess&#8217;e başvurdum. Yurt dışına çıkış amacımı belirttiğimde şube müdürünün ilgisiyle hem Wings hem de Axess&#8217;e başvurduk. 15 gün içerisinde gelen cevapta Wings&#8217;in çıkmadığı, Axess&#8217;in ise seyahatımdan önceki son iş gününde elime geçeceği söylendi.<br />
Bir cuma akşamı elime geçen kartın limiti 1.000TL&#8217;ydi. Cebimde tonla param yok; ancak ABD&#8217;ye de her yaz gitmiyorum. Hem kendime, hem de yakınlarıma alış veriş yapabilmek için kredi kartının taksit imkanlarından yararlanmak isteyerek başvurduğum Axess, kapıdan geçene verdiği limiti vermekte beyis görmedi. Üstüne üstlük şube müdürünün imzasıyla yaptığımız limit artırımı talebine ise &#8220;3 ay sonra tekrar değerlendiririz&#8221; diyerek karşılık verdi.</p>
<p><span id="more-2657"></span></p>
<p>Maaş bordromu veriyorum ama limiti artıramıyorum. Böyle bir saçmalığı Akbank&#8217;tan başka kim yapabilir ki? Maaşımın yettiği limit artırımını bile yapamıyorum ve bu kart yüzünden saçma sapan 3 kartla yolculuk yapıp her şeyi peşin almak; sonrasında kredilendirerek faiz ödemek zorunda kalıyorum. Kısacası AKBANK hem şube müdürünü eziyor; hem de sizin maddi zarara uğramanızı zerre kadar umursamıyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1><strong>AKBANK&#8217;a güvenmek mi? Tövbe!</strong></h1>
<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/08/axess_reklam.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2658" title="axess_reklam" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/08/axess_reklam.jpg" alt="" width="723" height="604" /></a></p>
<p>Lakin eşeklik bir kere geldi mi, bir daha gelmemezlik edemiyor! Bendeniz, AKBANK&#8217;ın <em>&#8220;borç transfer edin, 0.79 faizle borçlarınızı ödeyin&#8221;</em> lafına inanarak bankaya telefon açıyorum. Halihazırda müşterileriyim  de&#8230; Banka başka bir numaraya yönlendiriyor; numarayı arıyorum, sesli yanıt sisteminde cep telefonumdan TC kimlik numarama kadar her türlü bilgiyi veriyorum ve tam onay aşamasına geleceğim ki AKBANK etik dışı davranışlarının bir alışkanlık olduğunu göstererek <em>&#8220;Bizim bir de çektiğiniz kredinin %5&#8242;i kadar, 1 seferlik, kampanya katılım ücretimiz var. Yani 1000TL transfer ederseniz, faiz olarak 6 ay için 32 TL ama bir de fazladan 50TL kesiyoruz</em>&#8221; diyor&#8230;</p>
<p>Hal böyle olunca onay verir misiniz? Tüm hesap değişiyor haliyle. Uğradığım maddi zarar (zaman=para) ise AKBANK&#8217;ın yine umrunda değil. Yaptığı reklam her şartta tüketiciyi yanıltmaya yönelik; eksik bilgi yüklü bir reklam yani açık açık suç da işliyor ama AKBANK&#8217;sanız umrunuzda olmuyor&#8230;</p>
<p>İki gün önce TEB için<em> &#8220;Yeni TEB, yeni eziyet&#8230;&#8221; </em>yazılı bir mesaj attım Twitter&#8217;dan. Ertesi gün aradılar. AKBANK hazretlerine kredi kartı için onca yazı yazdım, cevap veren de sorunu çözmek isteyen de olmadı! Yurt dışından, saat farkı sebebiyle, sabahın 5&#8242;lerinde kaç defa telefon açtım ama tık yok!<br />
Şimdi siz olsanız hangi bankayla çalışırsınız? Allah&#8217;a emanet ol sevgili AKBANK! Benim üzerimden 1 kuruş kazanmana izin vermem; varsın TEB %10 daha fazla alsın!..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/08/03/akbank-neden-etik-bir-banka-degil-ya-da-axess-kime-yeter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üzüntü ve sevinç aynı postada!..</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/07/31/uzuntu-ve-sevinc-ayni-postada/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/07/31/uzuntu-ve-sevinc-ayni-postada/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jul 2011 11:56:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Ekrem Cünedioğlu Almanya&#8217;nın önemli doktora programlarından Mannheim Üniversitesi&#8216;nin iktisat doktora programına (Center for Doctoral Studies in Economics) kabul almıştır. Eğitimine Ağustos ayının sonları itibariyle başlayacak Ekrem&#8217;e başarılar diliyoruz&#8230; Üzüntülü haber ise tatildeki yazarlar kervanına, haklı sebeplerle, kendisinin de katılıyor olması&#8230; Her ne kadar &#8220;arada bir yazarım ama düzenli zor olur ilk başlarda&#8221; dese de; biz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ekrem Cünedioğlu Almanya&#8217;nın önemli doktora programlarından <a href="http://www.uni-mannheim.de/1/startseite/index.html" target="_blank">Mannheim Üniversitesi</a>&#8216;nin iktisat doktora programına <a href="http://cdse.uni-mannheim.de/economic.php" target="_blank">(Center for Doctoral Studies in Economics)</a> kabul almıştır. Eğitimine Ağustos ayının sonları itibariyle başlayacak Ekrem&#8217;e başarılar diliyoruz&#8230;</p>
<p>Üzüntülü haber ise tatildeki yazarlar kervanına, haklı sebeplerle, kendisinin de katılıyor olması&#8230; Her ne kadar <span style="color: #008000;">&#8220;arada bir yazarım ama düzenli zor olur ilk başlarda&#8221;</span> dese de; biz kendisinden ilk 7 ay pek umutlu değiliz.</p>
<p>Neden mi?</p>
<p style="text-align: center;"><span style="font-size: small;"><span style="line-height: normal;"><br />
<a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/07/dersler-ekrem.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2642" title="dersler-ekrem" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/07/dersler-ekrem.jpg" alt="" width="585" height="85" /></a><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/07/dersler-ekrem.jpg"><br />
</a></span></span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/07/31/uzuntu-ve-sevinc-ayni-postada/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Friedman versus Rothbard</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/07/29/friedman-versus-rothbard/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/07/29/friedman-versus-rothbard/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 29 Jul 2011 17:53:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz salı günü Milton Friedman’ın yine babası gibi iktisatçı olan oğlu David Friedman bloğunda Murray Rotbard hakkında Austrian Fantasy başlıklı bir yazı yazdı. Aslında Friedman’ın yazısı Mises Enstitüsü’nün kurucularından Lew Rockwell’ın kendi sitesinde Milton Friedman hakkında yaptığı kısa bir yoruma karşılık olarak yazılmıştı. Rockwell yorumunda The Economist dergisinde enflasyon meselesiyle ilgili Missing Milton Friedman başlıklı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://images.mises.org/DailyArticleBigImages/2215.jpg" alt="" width="296" height="232" />Geçtiğimiz salı günü Milton Friedman’ın yine babası gibi iktisatçı olan oğlu David Friedman bloğunda Murray Rotbard hakkında <a href="http://daviddfriedman.blogspot.com/2011/07/austrian-fantasy.html" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>Austrian Fantasy</em></span></a> başlıklı bir yazı yazdı. Aslında Friedman’ın yazısı Mises Enstitüsü’nün kurucularından Lew Rockwell’ın kendi sitesinde Milton Friedman hakkında yaptığı kısa bir <a href="http://www.lewrockwell.com/blog/lewrw/archives/91965.html" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>yoruma</em></span></a> karşılık olarak yazılmıştı.</p>
<p>Rockwell yorumunda <em>The Economist</em> dergisinde enflasyon meselesiyle ilgili <a href="http://www.economist.com/blogs/democracyinamerica/2011/07/free-marketeers-and-inflation?fsrc=rss" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>Missing Milton Friedman</em></span></a> başlıklı bir yazıdan bahsediyor, ardından Rohtbard’ın aynı meselede Friedman’ı yerle bir ettiğini söylüyor ve Rothbrad’ın <a href="http://mises.org/journals/jls/16_4/16_4_3.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>Milton Friedman Unraveled</em></span></a> yazısına link veriyordu. (Rockwell makalenin kendi sitesindeki versiyonuna link vermiş, ben ise doğrudan <em>Journal of Liberterian Studies</em>’teki aslına link verdim.)</p>
<p><span id="more-2618"></span>Rockwell’e göre Rotbard’ı “tüm dünya” okuyormuş, ama Milton Friedman’ı ana akım akademisyen iktisatçılar dışında kimse okumuyormuş. David Friedman ise yazdığı yazıda Rothbard ve Friedman’ın Amazon sitesindeki kitap satış rakamlarını karşılaştırarak işin aslının öyle olmadığını gösteriyor ve Rockwell’ın kendi yarattığı hayal dünyasında yaşadığını söylüyordu. Friedman arada Rothbard’ın eleştirdiği bazı blog yazılarına da link veriyordu:</p>
<p><a href="http://daviddfriedman.blogspot.com/2011/06/murray-rothbard-on-me-and-vice-versa.html" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Murray Rothbard on Me and Vice Versa</span></a></p>
<p><a href="http://daviddfriedman.blogspot.com/2006/06/old-news-friedman-contra-rothbard.html" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Old News: Friedman Contra Rothbard</span></a></p>
<p>İlk yazıda Friedman&#8217;ın Mises Enstitüsü&#8217;nden David Gordon ile yaptığı tartışmanın linki de var.</p>
<p>Yazılanların tamamından bahsedecek değilim, kalanını linklerden okuyabilirsiniz. Ancak David Friedman’ın <em>Austrian Fantasy</em> yazısına yapılan yorumlara verdiği cevaplardan birini aşağıya yazmadan edemedim – ne de olsa 150 küsur yorumun arasından bulmak zor olabilir.</p>
<p><span style="color: #0000ff">Rothbard had a problem. He thought he was a great economist, but practically nobody within the profession agreed and most of them had never heard of him. </span></p>
<p><span style="color: #0000ff"> Rothbard had a solution. He was ignored because he held extreme pro-market views, which were ideologically unpopular in the academy.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff"> Rothbard had a problem. Milton Friedman held extreme pro-market views&#8211;not as extreme as Rothbard&#8217;s, but far enough from academic orthodoxy so that the same effect should have existed. But Milton Friedman not only wasn&#8217;t ignored, he was viewed within the profession as a leading figure&#8211;despite his unpopular political views.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff"> Rothbard had a solution&#8211;to persuade himself and his followers that Milton Friedman was really one of them instead of one of us, hence his acceptance by the profession didn&#8217;t contradict Rothbard&#8217;s view of the reason for Rothbard&#8217;s non-acceptance.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff"> Maintaining that claim was difficult&#8211;at one point I remember being told by a Rothbard supporter, explaining why he was not going to publish a letter of mine in his journal that contained quotes from my father inconsistent with Rothbard&#8217;s account of my father&#8217;s views, that if Rothbard and Friedman disagreed about what Friedman&#8217;s views were, Rothbard was right.</span></p>
<p>İlâveten, yine aynı çevrelerde bilinen bir isim olan George Selgin de yazıya yorum bırakarak kendini Avusturyalı olarak tanımlamadığını söylemiş:</p>
<p><span style="color: #0000ff">David, for the record, I don&#8217;t &#8220;describe myself as an Austrian,&#8221; and haven&#8217;t done so since graduate school. Indeed, I consider myself no less a fan of your dad&#8217;s work than I am of work by Hayek and Mises. I think a good economists cannot concern himself or herself with belonging to any school, or being loyal to one. I&#8217;m pretty sure your dad would have said the same. It was others who labelled him a &#8220;Chicago&#8221; economist, while the only label he sought was &#8220;good&#8221; economist.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff"> Rothbard, on the other hand, was only too determined to identify himself with the Austrian School and, more than that, to both take part in a personality cult, built around von Mises, and attract such a cult himself. One sign of the presence of such a cult is precisely the scorn its members heap on potential rivals to the cult figure. </span></p>
<p><span style="color: #0000ff"> As a monetary economist (I don&#8217;t pretend to judge Rothbard&#8217;s other economic contributions) Rothbard was mediocre to bad. His version of the Austrian business cycle theory was naive&#8211;in essence it equated behavior of M consistent with keeping interest rates at their &#8220;natural&#8221; levels with the elimination of fractional-reserve banking&#8211;an equation that holds only with the help of about a dozen auxilliary assumptions, all of which are patently false. He then went on to conjure up an equally false history of banking and of bank contracts designed to square his theory of the cycle, with its implied condemnation of fractional reserve banking, with his libertarian ethics. </span></p>
<p><span style="color: #0000ff"> Thanks to all this nonsense people like myself and Larry White (who does still call himself an Austrian) have to waste oodles of time debunking his ideas&#8211;we most certainly haven&#8217;t simply &#8220;ignored&#8221; them&#8211;that we&#8217;d rather spend attacking central banker&#8217;s shenanigans.</span></p>
<p>Yazılanlardan görüleceği üzere Friedman ve Selgin Rotbard’ı fena sallamışlar. Örneğin Friedman yorum kısmında ve diğer bazı linklerde Rothbard için “dürüst değildi” (dishonest) diyor. Özellikle Friedman’ın aynı yazıya yazdığı diğer yorumları da okumak gerekiyor, arada ilginç şeyler var.</p>
<p>Aslında Rothbard bu kadar sallanınca Rothbard’ın Hayek’e ettiği küfürleri de yazmak gerekiyor. Bunları okuyunca Avusturya Okulu’na duyduğunuz ilgi ciddi anlamda sönüyor. Bir de Rothbard gibi adamları Türkiye&#8217;de ciddiye alanlar var. Allah bunlara akıl fikir versin şu &#8220;mübarek&#8221; Ramazan ayı başında. Amin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/07/29/friedman-versus-rothbard/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mises, Hayek ve Norveç Katliamı</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/07/25/mises-hayek-ve-norvec-katliami/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/07/25/mises-hayek-ve-norvec-katliami/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 25 Jul 2011 12:35:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Norveç’te geçtiğimiz hafta silahla ve bombayla gerçekleştirdiği katliamda en az 93 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik’in saldırıdan saatler önce 5700 kişiye maille yolladığı 2083 – A European Declaration of Independence adlı 1500 küsur sayfalık manifesto sonunda internete düşmüş. Norveç’teki sağcı ve muhafazakâr-liberal bir parti olan Fremskrittspartiet’in bir dönem üyesi de olan Breivik, manifestosunda kendisini iktisadî [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.farklihaber8.com/Upload/Haber/d776e837-5f73-4023-9b30-cb66db372ac8.jpg" alt="" width="352" height="268" /></p>
<p>Norveç’te geçtiğimiz hafta silahla ve bombayla gerçekleştirdiği katliamda en az 93 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik’in saldırıdan saatler önce 5700 kişiye maille yolladığı <a href="http://www.kevinislaughter.com/wp-content/uploads/2083+-+A+European+Declaration+of+Independence.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>2083 – A European Declaration of Independence</em></span></a> adlı 1500 küsur sayfalık manifesto sonunda internete düşmüş.</p>
<p>Norveç’teki sağcı ve muhafazakâr-liberal bir parti olan <em>Fremskrittspartiet</em>’in bir dönem üyesi de olan Breivik, manifestosunda kendisini iktisadî açıdan liberal olarak nitelendiriyor, devrimci ve kültürel bir muhafazakâr olarak tanımlıyormuş.</p>
<p>Breivik’in manifestosunun bizim açımızdan ilgi çeken tarafı, içinde Ludwig von Mises ve Friedrich von Hayek adlı liberallerin isimlerinin de geçiyor olması. Mises&#8217;in ismi bir, Hayek&#8217;inki de yedi defa geçiyor. Ayrıca Mises Enstitüsü’nün internette yayınladığı yazılardan üçüne de link veriliyor.</p>
<p><span id="more-2597"></span>Metinde Mises’ten çok kısaca bahsedilmiş ve <em>Socialism</em> adlı kitabından bir alıntı yapılmış (ancak alıntının bu kitaptan yapıldığı yazılmamış). Aynı yerde Karl Popper’in ismi de geçiyor. Hayek&#8217;in isminin geçtiği yerlerde de Hayek&#8217;in <em>The Road to Serfdom</em> kitabından üç, <a href="http://aetds.hnuc.edu.cn/uploadfile/20080316211019875.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>The Intellectuals and Socialism</em></span></a> adlı makalesinden iki defa bahsedilmiş. İlâveten, Hayek&#8217;in ismi Milton Friedman’ın anıldığı iki yerde daha geçiyor.</p>
<p>Mises&#8217;in <em>Socialism</em> adlı kitabı <a href="http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=Nw==" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>Sosyalizm</em></span></a> adıyla Türkçeye çevrildi. Ancak kitabın çevirisinin kötü olduğunu burada sıkça yazdım. Hayek&#8217;in <em>The Road to Serfdom</em> adlı kitabının Türkçesi çevirisi de uzun bir süredir <a href="http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=MjI=" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>Kölelik Yolu</em> </span></a>adıyla piyasada bulunuyor. Fakat kitabın büyük bir bölümünün çevirisi yarım yüzyıldan fazla bir süre önce yapılmış, nitekim kitabın sonunda Osmanlıca-Türkçe bir sözlük var. <em>The Intellectuals and Socialism </em>makalesinin Türkçesi de şurada bulunuyor: <em>Entelektüeller ve Sosyalizm</em>, Çev. Mustafa Demirci, <strong>Liberal Düşünce</strong>, Kış 2004, Sayı: 33, s. 27-39.</p>
<p>Breivik’in kullandığı metinlerin Türkçeye çevrilmiş olması iyi bir tesadüf. Böylece merak edenler buralarda ne yazdığını kendileri okuyup öğrenebilirler. Herhangi bir yanlış anlamayı da hemen düzeltelim:</p>
<p>Bunları yazmakla Norveç’teki katliamın sorumlularının aslında Mises ve Hayek olduğunu ya da bu ikisinin fikirlerinin insanları böyle bir katliama teşvik ettiğini ileri sürmüyorum elbette. Ancak, katliamı yapan şahsın kendi fikirlerini meşrulaştırmak için kullandığı isimlerin arasında Mises ve Hayek’in de olması bizi biraz şüpheye sevk etmeli. Bu liberallerin fikirleri gerçekte nedir? Bu kişilerin fikirleri bu tarz eylemlerin meşrulaştırılmasına açık kapı bırakıyor mu? (Nitekim <a href="http://iktisadiyat.com/2010/03/25/hayekin-diktator-roportajlari/" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>burada</em></span></a> daha önce Hayek&#8217;in diktatörleri desteklediğini yazmıştım.)</p>
<p>Türkiye&#8217;de Mises ve Hayek&#8217;in fikirlerinden hareketle liberallik yaptığını iddia eden insanlar var. “İddia eden” diyorum, zira bu kişilerin hepsinin Mises ve Hayek&#8217;i tam olarak bildiklerini ya da anladıklarını zannetmiyorum. Bu kişiler yazılarında ve konuşmalarında liberalizm (ve tabii sosyalizm) hakkında öylesine çok yanlış yapıyorlar, piyasa ekonomisini savunurken öylesine yalan yanlış şeyler söylüyorlar ki, bunların ne Mises’in ve Hayek&#8217;in <em>gerçek</em> fikirleriyle ilgisi bulunuyor, ne de aklı başında herhangi bir liberalin bunları ciddiye alması mümkün görünüyor.</p>
<p>Mises ve Hayek&#8217;in kimi Türkçe çevirilerinde sorunların ve yer yer yanlışların olduğu bilinen bir şey. Her ikisinin de makalelerinin çok azı Türkçeye çevrildi. Sanırım bu çeviriler bir elin parmaklarını ya geçer ya geçmez. Mises&#8217;in dört, Hayek&#8217;in de sadece bir kitabı şu anda piyasada bulunuyor. Bu kadar az ve sorunlu kaynakla bu ikisinin fikirlerini düzgün öğrenmek maalesef mümkün değil. Mises ve Hayek&#8217;in fikirleri tam olarak öğrenilmediği ve hâliyle anlaşılmadığı için, bunlara dayanarak yapılan liberallik de baştan aşağı sorunlu oluyor. İngilizce bilen meraklı kişilerin bunları İngilizcelerinden okuması bana işin en doğrusu olarak görünüyor.</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p>Manifestoda Mises&#8217;in ve Hayek&#8217;in isimlerin geçtiği yerlerde yazılanları aşağıya ekledim. Manifestoda sayfalar numaralandırılmamış. Bu nedenle sayfa numarası olarak akrobat dosyasının sol üst köşesindeki kutucukta yazan numaraları verdim.</p>
<p><strong>I</strong></p>
<p>Manifestoda link verilen Mises Enstitüsü yazıları şöyle (köşeli parantezlerdeki numaralar yazılara link verilen sayfa numaralarını gösteriyor):</p>
<p><a href="http://www.mises.org/story/2451" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Making Kids Worthless: Social Security’s Contribution to the Fertiliy Crisis</span></a> [s. 359]</p>
<p><a href="http://www.mises.org/story/2190" target="_blank"><span style="color: #0000ff">How the Welfare State Corrupted Sweden</span></a> [s. 363]</p>
<p><a href="http://mises.org/daily/1937" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Why Nazism was Socialism and Why Socialism is Totalitarian</span></a> [s. 642]</p>
<p><strong>II</strong></p>
<p>Mises&#8217;in ismi şöyle geçiyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">What exactly is democracy? Karl Popper has said that “I personally call the type of government which can be removed without violence ‘democracy,’ and the other, ‘tyranny.’” Ludwig von Mises held similar views, stating that “The essence of democracy is not that everyone makes and administers laws but that lawgivers and rulers should be dependent on the people’s will in such a way that they may be peaceably changed if conflict occurs.”</span> [s. 556]</p>
<p><strong>III</strong></p>
<p>Hayek’ten bahsedilen yerler de şöyle:</p>
<p><strong>1</strong></p>
<p>[s. 55-56]</p>
<p><span style="color: #0000ff">In his essay The Intellectuals and Socialism, F.A. Hayek noted already decades ago that “Socialism has never and nowhere been at first a working-class movement. It is a construction of theorists” and intellectuals, “the secondhand dealers in ideas.” “The typical intellectual need not possess special knowledge of anything in particular, nor need he even be particularly intelligent, to perform his role as intermediary in the spreading of ideas. The class does not consist of only journalists, teachers, ministers, lecturers, publicists, radio commentators, writers of fiction, cartoonists, and artists.” It also “includes many professional men and technicians, such as scientists and doctors.”</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“These intellectuals are the organs which modern society has developed for spreading knowledge and ideas, and it is their convictions and opinions which operate as the sieve through which all new conceptions must pass before they can reach the masses.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“The most brilliant and successful teachers are today more likely than not to be socialists.” According to Hayek, this is not because Socialists are more intelligent, but because “a much higher proportion of socialists among the best minds devote themselves to those intellectual pursuits which in modern society give them a decisive influence on public opinion.” “Socialist thought owes its appeal to the young largely to its visionary character.” “The intellectual, by his whole disposition, is uninterested in technical details or practical difficulties. What appeal to him are the broad visions.”</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">He warns that “It may be that as a free society as we have known it carries in itself the forces of its own destruction, that once freedom has been achieved it is taken for granted and ceases to be valued, and that the free growth of ideas which is the essence of a free society will bring about the destruction of the foundations on which it depends.” “Does this mean that freedom is valued only when it is lost, that the world must everywhere go through a dark phase of socialist totalitarianism before the forces of freedom can gather strength anew?” “If we are to avoid such a development, we must be able to offer a new liberal program which appeals to the imagination. We must make the building of a free society once more an intellectual adventure, a deed of courage.”</span></p>
<p><strong>2</strong></p>
<p>[s. 315]</p>
<p><span style="color: #0000ff">The European Union cannot be anything but anti-liberty because it concentrates far too much power in a centralised bureaucratic system that is almost impossible for outsiders to understand. As the Austrian economist Friedrich Hayek warned in <em>The Road to</em> <em>Serfdom</em>:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“To imagine that the economic life of a vast area comprising many different people can be directed or planned by democratic procedure betrays a complete lack of awareness of the problems such planning would raise. Planning on an international scale, even more than is true on a national scale, cannot be anything but a naked rule of force, an imposition by a small group on all the rest of that sort of standard and employment which the planners think suitable for the rest.”</span></p>
<p><strong>3</strong></p>
<p>[s. 378-379]</p>
<p><span style="color: #0000ff">But why is the situation like this? One could claim that this is the effect of the Western Cultural Revolution of the 1960s and 1970s, or alternatively a product of the Cold War. But if you believe the esteemed Friedrich Hayek, the trend was discernable already in the late 1940s, before the Cold War had left a major impact. How do we explain that? One plausible hypothesis could be to assume that those with conservative viewpoints will generally direct their energies towards business and commerce, while those with left leaning sympathies desire to get into positions where they can influence people&#8217;s minds. Over time, this could mean that in an open society, the media, the academia and the intelligentsia will tend to gravitate towards the political Left and become dominated by people sympathetic towards Utopian ideas. Because of the positions they have gained, their political bias will significantly influence what information is presented to the general masses, and how.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">In his essay The Intellectuals and Socialism, Hayek noted already around 1950 that &#8220;Socialism has never and nowhere been at first a working-class movement. It is a construction of theorists&#8221; and intellectuals, &#8220;the secondhand dealers in ideas. The typical intellectual need not possess special knowledge of anything in particular, nor need he even be particularly intelligent, to perform his role as intermediary in the spreading of ideas. The class does not consist of only journalists, teachers, ministers, lecturers, publicists, radio commentators, writers of fiction , cartoonists, and artists.&#8221; It also &#8220;includes many professional men and technicians, such as scientists and doctors.&#8221;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">&#8220;The most brilliant and successful teachers are today more likely than not to be socialists.&#8221; According to Hayek, this is not because Socialists are more intelligent, but because &#8220;a much higher proportion of socialists among the best minds devote themselves to those intellectual pursuits which in modern society give them a decisive influence on public opinion. Socialist thought owes its appeal to the young largely to its visionary character. The intellectual, by his whole disposition, is uninterested in technical details or practical difficulties. What appeal to him are the broad visions.&#8221;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">He warns that &#8220;It may be that as a free society as we have known it carries in itself the forces of its own destruction, that once freedom has been achieved it is taken for granted and ceases to be valued, and that the free growth of ideas which is the essence of a free society will bring about the destruction of the foundations on which it depends. Does this mean that freedom is valued only when it is lost, that the world must everywhere go through a dark phase of socialist totalitarianism before the forces of freedom can gather strength anew? If we are to avoid such a development, we must be able to offer a new liberal program which appeals to the imagination. We must make the building of a free society once more an intellectual adventure, a deed of courage.&#8221;</span></p>
<p><strong>4 </strong></p>
<p>[s. 528]</p>
<p><span style="color: #0000ff">Why is the European Union not democratic? One element is its sheer size; another is the massive bureaucracy that has grown up around it. As F.A. Hayek writes in The Road to Serfdom[7]:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“Least of all shall we preserve democracy or foster its growth if all the power and most of the decisions rest with an organisation far too big for the common man to survey or comprehend. Nowhere has democracy ever worked well without a great measure of local self-government, providing a school of political training for the people at large as much as for their future leaders. It is only where responsibility can be learnt and practised in affairs with which most people are familiar, where it is awareness of one’s neighbour rather than some theoretical knowledge of the needs of other people which guides action, that the ordinary man can take a real part in public affairs because they concern the world he knows. Where the scope of the political measures becomes so large that the necessary knowledge is almost exclusively possessed by the bureaucracy, the creative impulses of the private person must flag.”</span></p>
<p><strong>5</strong></p>
<p>[s. 537-538]</p>
<p><span style="color: #0000ff">But as the esteemed writer F.A. Hayek wrote in his classic <em>The Road to Serfdom</em>:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“What our generation is in danger of forgetting is not only that morals are of necessity a phenomenon of individual conduct, but also that they can exist only in the sphere in which the individual is free to decide for himself and called upon voluntarily to sacrifice personal advantage to the observance of a moral rule. Outside the sphere of individual responsibility there is neither goodness nor badness, neither opportunity for moral merit nor the chance of proving one’s conviction by sacrificing one’s desires to what one thinks right. Only where we ourselves are responsible for our own interests and are free to sacrifice them, has our decision moral value. Neither good intentions nor efficiency of organisation can preserve decency in a system in which personal freedom and individual responsibility are destroyed.”</span></p>
<p><strong>6 </strong></p>
<p>[s. 674]</p>
<p><span style="color: #0000ff">Lastly, I will focus on Milton Friedman, who along with F. Hayek is one of the villains of Klein’s book. According to her, Friedman has stated that “only a crisis — actual or perceived — produces real change. When that crisis occurs, the actions that are taken depend on the ideas that are lying around. That, I believe, is our basic function: to develop alternatives to existing policies, to keep them alive and available until the politically impossible becomes politically inevitable.” Friedman believes that during a crisis, we only have a brief window of opportunity before society slips back into the “tyranny of the status quo,” and that we need to use this opportunity or lose it.</span></p>
<p><strong>7</strong></p>
<p>[s. 704]</p>
<p><span style="color: #0000ff">The economist Milton Friedman, along with F. Hayek, is one of the villains of Naomi Klein’s book. According to her, Friedman has stated that “only a crisis — actual or perceived — produces real change. When that crisis occurs, the actions that are taken depend on the ideas that are lying around. That, I believe, is our basic function: to develop alternatives to existing policies, to keep them alive and available until the politically impossible becomes politically inevitable.” Friedman believes that during a crisis, we only have a brief window of opportunity before society slips back into the “tyranny of the status quo,” and that we need to use this opportunity or lose it.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">This is actually sound advice and in my view the strategy Western survivalists should follow. When I first started writing as Fjordman I focused on how to “fix the system.” I’ve gradually come to the conclusion that the system cannot be fixed. Not only does it have too many enemies; it also contains too many internal contradictions. If we define the “system” as mass immigration from alien cultures, Globalism, multiculturalism and suppression of free speech in the name of “tolerance,” then this is going to collapse. It’s inevitable.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/07/25/mises-hayek-ve-norvec-katliami/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>NPYD #8 – Nöropazarlama Sektörü ve Şirketler</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/06/30/npyd-8-noropazarlama-sektoru-ve-sirketler/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/06/30/npyd-8-noropazarlama-sektoru-ve-sirketler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 30 Jun 2011 11:47:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Tuna_Cakar</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://&nbsp;Nöropazarlamasektöründefaaliyetgösterenşirketlerinçifthanelisayılaraulaştığınıgörebiliyoruz.Diğeryandanasılamacınöropazarlamayapmakolmayançokulusluşirketlerdebuteknolojidenfaydalanmayabaşladı.Bütünbuşirketleranasektörl</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Nöropazarlama sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin çift haneli sayılara ulaştığını görebiliyoruz. Diğer yandan asıl amacı nöropazarlama yapmak olmayan çok uluslu şirketler de bu teknolojiden faydalanmaya başladı. Bütün bu şirketler ana sektörlerindeki rekabet nedeniyle reklam kalitesini ve etki gücünü arttırmayı hedefliyor. Bunu yapmak için de –daha önceki yazılarda bahsettiğim- sinirbilimsel/ nörobilimsel tekniklerden faydalanıyor. Bu teknikler hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Nöropazarlama sektöründe faaliyet gösteren şirketlerin çift haneli sayılara ulaştığını görebiliyoruz. Diğer yandan asıl amacı nöropazarlama yapmak olmayan çok uluslu şirketler de bu teknolojiden faydalanmaya başladı. Bütün bu şirketler ana sektörlerindeki rekabet nedeniyle reklam kalitesini ve etki gücünü arttırmayı hedefliyor. Bunu yapmak için de –daha önceki yazılarda bahsettiğim- sinirbilimsel/ nörobilimsel tekniklerden faydalanıyor. Bu teknikler hakkında bir sonraki bölümde yine kısa da olsa hatırlatma yapılacaktır. Ama bu yazıda asıl üzerinde durmak istediğim konu, nöropazarlama sektöründe aktif olarak faaliyet gösteren birçok firmaya danışmanlık yapan şirketler ve nöropazarlama tekniklerinden yararlanan çok uluslu şirketlerdir. Giderek büyüyen bu sektör analiz edilerek ülkemize olası yansımaları aktarılacaktır.</p>
<p><span id="more-2565"></span></p>
<p><strong>Nöropazarlama Sektöründeki Şirketler</strong></p>
<p>Aşağıdaki şirketler nöropazarlama konusunda aktif olarak araştırma yapan ve danışmanlık hizmeti sunan firmalardır. Kurumsal olarak bu şirketlere başvurduğunuzda ve şirketinizin reklamları konusunda danışmanlık istediğinizde çok muhtemelen olumlu yanıt dönecekler ancak oldukça yüklü bir meblağ talep edeceklerdir. Bunlar dışında da nöropazarlama konusunda aktif danışmanlık hizmeti veren şirketler var tabii, ancak bunlar sektörde en önde gelen, adından en çok bahsettiren şirketler.</p>
<p>Buyology (ABD / <a href="http://www.buyologyinc.com/">www.buyologyinc.com</a>)</p>
<p>EmSense (ABD / <a href="http://www.emsense.com/">www.emsense.com</a>)</p>
<p>FKF Applied Research (ABD / <a href="http://www.fkfappliedresearch.com/">www.fkfappliedresearch.com/</a>)</p>
<p>Gallup &amp; Robinson (ABD / <a href="http://www.gallup-robinson.com/">www.gallup-robinson.com</a>)</p>
<p>Innerscope Research (ABD / <a href="http://www.innerscoperesearch.com/">www.innerscoperesearch.com</a>)</p>
<p>MindLab International (İngiltere / <a href="http://www.themindlab.co.uk/">www.themindlab.co.uk</a>)</p>
<p>Mindmetic (İngiltere / <a href="http://www.mindmetic.com/">www.mindmetic.com</a>)</p>
<p>MindSign (ABD / <a href="http://www.mindsignonline.com/">www.mindsignonline.com/</a>)</p>
<p>MSW Research (ABD / <a href="http://www.mswresearch.com/">www.mswresearch.com/</a>)</p>
<p>Neuro-Insight (Avusturalya / <a href="http://www.neuro-insight.com/">www.neuro-insight.com</a>)</p>
<p>NeuroFocus (ABD / <a href="http://www.neurofocus.com/">www.neurofocus.com</a>)</p>
<p>NeuroSense (İngiltere / <a href="http://www.neurosense.com/">www.neurosense.com</a>)</p>
<p>One-to-One Sight (ABD / <a href="http://www.onetooneglobal.com/insight/">www.onetooneglobal.com/insight/</a>)</p>
<p>Sands Research (ABD / <a href="http://www.sandsresearch.com/">www.sandsresearch.com</a>)</p>
<p>Sensory Logic (ABD / <a href="http://www.sensorylogic.com/">www.sensorylogic.com/</a>)</p>
<p>Bu listeye ilave edilmesi gerektiğini düşündüğünüz şirketler varsa aşağıdaki e-posta adresini kullanarak bana bildirebilirsiniz. Bu şirketler incelendiğinde dikkati çeken en önemli nokta 15 şirketten 11’inin ABD menşeine sahip olması. Aslında çok da şaşırtıcı değil, bu tür konularda özellikle ABD’nin öncülük etmesine oldukça alışkınız. Ancak nöropazarlama sektör olarak ortaya çıktığından bu yana diğer ülkelerde bir sıçrama yaşanmamış olması biraz düşündürücü. İnsanın aklında ister istemez araştırma maliyetleriyle ilgili soru işaretleri oluşmasına sebep oluyor. Aslında temel düzeyden başlanırsa çok da büyük maliyetler söz konusu değil. İleri safhalarda araştırma yapılması gerekirse bilhassa fMRI veya MEG gibi cihazların kullanılması söz konusuysa maliyet oldukça artabiliyor. GRIT raporuna göre nöropazarlama şirketleri, yapılan genel değerlendirmelerde yenilikçi, innovatif şirketler olarak ön plana çıkmaktadır. Dolayısıyla sektörde bu şirketlerle yarışabilmek için yüksek yatırım gücü olan şirketlere ihtiyaç vardır. Bu da ağırlıklı ABD şirketlerin neden tekel durumda olduğuna yönelik soruya ilk cevaptır. Diğer yandan, sektördeki şirketlerin sayıca çok artmamasının sebeplerinden belki de en önemlisi Microsoft, Yahoo gibi şirketlerin kendi birimlerini oluşturarak bu tür araştırmaları bağımsız olarak yapmak istemeleri. Yani, birçok çok uluslu şirket bir danışman şirket nezdinde çalışmaktansa gerekli bütçeyi ayırıp kendi araştırmalarını bağımsız bir şekilde gerçekleştirmeyi tercih ediyor. Aşağıdaki başlıkta bu bağımsız şirketlere ve yaptıkları araştırmalara bazı örnekler bulabileceksiniz.</p>
<p><strong>Nöropazarlama’da kullanılan Tekniklere bakacak olursak:</strong><br />
fMRI (Functional Magnetic Resonance Imaging)<br />
SST (Steady State Topography)<br />
EEG (Electroencephalography)<br />
Göz İzleme (Eye-Tracking)<br />
Deri İletkenliği (Galvanic Skin Response)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Nöropazarlamayı &#8220;araç&#8221; olarak kullanan Şirketler</strong></p>
<p>Microsoft, EEG tekniğini kullanarak kullanıcı-bilgisayar etkileşimini daha verimli hale getirmeye çalışmakta, daha belirgin bir şekilde ifade etmek gerekirse, yapılan araştırmalar daha çok kullanıcıların hangi durumlarda nasıl nörofizyolojik tepkiler verdiğini ve ne tür duygusal durum değişikleri (şaşkınlık, memnuniyet gibi) yaşadığını anlamaya odaklanmış durumda.</p>
<p>Frito-Lay ise özellikle kadınlar üzerine yoğunlaştırdığı çalışmalarla, kadınların nasıl memnun edilebileceği sorusuna cevap bulmaya çalışmakta. Şu ana kadar süren çalışmalardan elde edilen önemli bulgulardan biri suçluluk duygusunun işlenmemesi fakat sağlıkla ilişkilendirilmelerin ön plana çıkması gerektiği yönünde.</p>
<p>Daimler fMRI çalışmalarına ağırlık vererek geliştirdikleri araba modellerinin daha çok satılması için strateji belirlemek amacıyla kullanmışlardır nörobilimleri.</p>
<p>ABD’nin önde gelen kanallarından, The Weather Channel, EEG, göz-izleme ve deri iletkenliği tekniklerini kullanarak izleyecilerin farklı ortamlardaki tepkilerini ölçmüşlerdir.</p>
<p>Google, proje bazında ortaklık kurduğu MediaVest ile kullanıcılardan biyometrik ölçümler alarak çeşitli video uygulamaları konusunda etkinlik analizi yapmışlardır ve kaydedildiği kadarıyla ilginç ve uygulanabilir sonuçlar alınmıştır.</p>
<p>Özellikle burada listelenen şirketler araştırmaları ve sonuçları konusunda oldukça ketumdurlar ve kendi sektörlerindeki diğer şirketlerle olan rekabetleri nedeniyle gizlilik politikası izlemeyi tercih etmektedirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç ve Öneriler</strong></p>
<p>Türkiye ve yurt içindeki şirketler açısından bakacak olursak nöropazarlama teknolojisinden yararlanma konusunda şu an için en akılcı çözüm yukarıda adı geçen şirketlerin danışmanlık hizmetlerinden faydalanmak olabilir. Diğer yandan birçok şirket yüksek maliyeti nedeniyle bu teknolojiyi kullanmamayı tercih edecektir. Ancak yapılan araştırmalar nöropazarlamanın pazarlama ve şirketlerin ürünlerini daha doğru stratejilerle belirlemelerinde önemli bir araç olacağına işaret ediyor. Bu konuda çalışan başarılı bir şirket kurmak içinse yapılması gereken üniversite-sanayi işbirliğini ön plana çıkartarak KOSGEB gibi desteklerden faydalanıp üniversite veya araştırma laboratuarlarını kullanmak olabilir. Hemen her yazıda olduğu gibi bu yazıda da konunun etik boyutuna ve buradaki sorunların da eşzamanlı olarak giderilmesi gerektiğine değinmeden yazımı bitiremeyeceğim. Yani, diğer yandan sivil toplum kuruluşlarının (özellikle Tüketici Derneklerinin) devreye girerek nöropazarlamanın olası olumsuz kullanımlarının önüne geçmeleri, gerekirse ihbar etmeleri sürecin sağlıklı gelişmesi açısından oldukça önemlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Esenlikler dilerim,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tuna Çakar / <a href="mailto:cakar.tuna@gmail.com">cakar.tuna@gmail.com</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<p>[1] <a href="http://www.neurosciencemarketing.com/blog/companies">http://www.neurosciencemarketing.com/blog/companies</a></p>
<p>[2] <a href="http://www.fastcompany.com/blog/kevin-randall/integrated-branding/neuromarketing-hope-and-hype-5-brands-conducting-brain-resear?partner=homepage_newsletter">http://www.fastcompany.com/blog/kevin-randall/integrated-branding/neuromarketing-hope-and-hype-5-brands-conducting-brain-resear?partner=homepage_newsletter</a></p>
<p>[3] GRIT (GreenBook Research Industry) Raporu:<a href="http://www.greenbookblog.org/grit-spring-2011/" target="_blank"> GRIT Report</a>.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/06/30/npyd-8-noropazarlama-sektoru-ve-sirketler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

