<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iktisadiyat &#187; Serbest Atış</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/category/serbest-atis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 06:01:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Eğitimli İşsizlik</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/05/10/egitimli-issizlik/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/05/10/egitimli-issizlik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 10 May 2012 12:34:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Idil Bilgic Alpaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İşgücü Piyasaları]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3496</guid>
		<description><![CDATA[Bir ülkedeki ortalama eğitim seviyesiyle genel ekonomik durum arasında, literatürde sıkça incelenen önemli bir ilişki vardır. Ekonomistlerin eğitim düzeyi ve eğitimin niteliği ile ilgilenmesinin temel iki nedeni vardır. Bunlardan ilki eğitim düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki pozitif korelasyondur. İkincisi ise eğitimin işsizlik riskini düşürerek, ekonominin geneline yaptığı olumlu katkıdır. Ekonomik büyüme ile eğitim seviyesi arasındaki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir ülkedeki ortalama eğitim seviyesiyle genel ekonomik durum arasında, literatürde sıkça incelenen önemli bir ilişki vardır. Ekonomistlerin eğitim düzeyi ve eğitimin niteliği ile ilgilenmesinin temel iki nedeni vardır. Bunlardan ilki eğitim düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki pozitif korelasyondur. İkincisi ise eğitimin işsizlik riskini düşürerek, ekonominin geneline yaptığı olumlu katkıdır.</p>
<p>Ekonomik büyüme ile eğitim seviyesi arasındaki ilişki hem mikro hem de makro perspektiften incelenebilir. Eğitimin kişilerin kazançları üzerindeki etkisi, mikro yaklaşıma iyi bir örnektir. Krueger ve Lindahl 2001 yılında yayınladıklar makalede [<a title="Krueger and Lindahl" href="http://www.unibg.it/dati/corsi/91015/49249-JEL%202000_kruegerlindahl.pdf" target="_blank">1</a>] 42 ülke için ülkedeki ortalama eğitim süresi ile kişilerin kazançları arasındaki ilişkiyi incelemişler ve iki değişken arasındaki pozitif ilişkiyi göstermişlerdir.</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/05/sekil1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3497" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/05/sekil1.jpg" alt="" width="819" height="460" /></a></p>
<p><span id="more-3496"></span></p>
<p>Makro perpektiften baktığımızda ise eğitim düzeyi ile çıktıdaki artış arasındaki ilişki önemli ve kayda değerdir. Barro tarafından yazılan makale [<a title="Barro" href="http://www.oecd.org/dataoecd/5/49/1825455.pdf" target="_blank">2</a>], konunun incelendiği önemli bir referanstır. 100 ülkenin 1960 ve 1995 yılları arasında incelendiği makalede, 25 ve daha üzerindeki yaştaki erkeklerin ortaokul ve üzeri düzeylerde aldıkları eğitim arttıkça, ekonomik büyümenin bu durumdan olumlu etkilendiği gösterilmiştir.</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/05/sekil2.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3500" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/05/sekil2.jpg" alt="" width="390" height="338" /></a></p>
<p>Bu durum, hem kamu hem de özel sektör tarafından eğitim alanına yapılan yatırımların ekonomik fayda sağladığını ve hem doğrudan, hem de yaratılan dışsallıklar etkisiyle pozitif sonuçlara yol açtığını göstermektedir. En başta da belirtildiği üzere, eğitimin ekonomik alana etki ettiği bir diğer önemli kanal da işsizlik riskinin azaltılmasına olan katkısıdır. Mincer&#8217;in seminer makalesinin [<a title="Mincer" href="http://www.nber.org/papers/w3838" target="_blank">3</a>] açılış cümlesi şudur: &#8220;A major benefit of education is the lower risk of unemployment at higher educational levels.&#8221; Alınan eğitim seviyesi arttıkça işsiz kalmanın süresinden çok, işsizlik riskinin azaldığı çeşitli çalışmalarda da gösterilmiştir. Ancak, son zamanlarda dünya çapında yaşanan çeşitli gelişmeler bu çok tanıdık bilginin sorgulanmasını gerekli kılmaktadır.</p>
<p>Bazı Avrupa ülkeleri ve Türkiye için veriler incelendiğinde, 1960&#8242;dan bu yana ortalama okulda kalma süresinin her yerde arttığını görüyoruz. İşsizlik verileri incelendiğinde ise ilkokul mezunları arasındaki işsizlik oranı azalırken, lise ve dengi okul mezunlarında işsizlik oranının devamlı arttığı görülmekte. Bu durumun çok basit bir açıklaması var: Tüm ülkelerde insanlar daha eğitimli hale geliyorlar ve düşük eğitimliler işgücünden çıktıklarından, az eğitimlilerin işsizlik oranları azalıyor. Buna karşılık, daha yüksek eğitim sahibi olanlarda işsizlik oranları artıyor. Bu durum Mincer&#8217;in ve diğer bir çok yazarın bahsettiği, eğitimin işsizlik riskini azalttığı hipotezine ters bir durum. Eğittiğimiz kadar insana iş sağlayamadığımız ve beceri uyumsuzluklarını gideremediğimiz için, gittikçe daha çok eğitimli insan işsiz kalıyor.</p>
<p>Geçenlerde AP&#8217;ye düşen bir haber oldukça ilgi çekiciydi. Bu haberde ABD&#8217;deki üniversite mezunlarının nasıl işsiz kaldıkları ve bunun sonucu olarak da çok düşük ücretlerle hizmetler sektöründe barmenlik, garsonluk, komilik, vb. işler yaparak hayatta kalmaya çalıştıkları anlatılıyordu. [<a title="AP_jobless" href="http://finance.yahoo.com/news/1-2-graduates-jobless-underemployed-140300522.html" target="_blank">4</a>] Kariyer danışmanları ile durumu çözmek üzere konuşan gençlerin yaygın olarak aldıkları bir tavsiye, lisansüstü seviyesinde eğitimlerine devam etmeleri yönünde oluyor. Bu ise durumu daha da kötüleştiriyor çünkü başlangıç seviyesi için fazla kalifiye hale gelen ancak iş tecrübesi olmayan gençler, hayattaki beklentilerinden çok daha azı ile yetinmek zorunda kalıyorlar.</p>
<p>2008 krizinden bu yana herkes genç işsizliğinden bahsetse de, son zamanlarda bu konu iyiden iyiye gündemi meşgul eder hale geldi. 2010 Aralık ayında Tunus&#8217;ta fitili ateşlenen Arap Baharı&#8217;nın önemli nedenlerinden birinin eğitimli gençlerin işsizliği olduğu, Dünya Bankası tarafından da kabul ediliyor. Kriz ile ortaya çıkan diğer bir yapısal sorun da, bölge genelindeki beceri uyumsuzluğu problemi. Dünya Bankası ve yerel otoriteler konunun çözümünü çeşitli toplantılarda tartışmaktalar. Ancak beceri uyumsuzluğu sorunu sadece Kuzey Afrika ve Orta Doğu&#8217;da değil, Avrupa ve Amerika gibi gelişmiş ülkelerde de ciddi bir problem teşkil ediyor. Özellikle küresel krizin ardından ABD&#8217;de işlerin gerektirdiği eğitim seviyesi ile kişilerin sahip oldukları eğitim seviyesi arasındaki fark ciddi bir şekilde açılmakta. Beceri uyumsuzluğunun daha yüksek olduğu metropoller, işsizliğin de daha yüksek olduğu yerler olarak göze çarpıyor.</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/05/sekil3.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3507" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/05/sekil3.jpg" alt="" width="710" height="487" /></a></p>
<p>Görüldüğü üzere yıllardır eğitim alarak işsizlik ihtimalini düşürmeyi uman gençlerin, beklentilerine ulaşamamalarının çok ciddi sonuçları oluyor. Elbette işsizliğin her türlüsü çok vahim bir sorun teşkil ediyor ancak mantar gibi açılan üniversitelerin pek de işe yaramayan nice bölümünde eğitilen ve beklentileri şişirilen gençler, beklentilerinin balon olduğunu görünce sorun masabaşında çözülebilecek bir sorun olmaktan çıkıyor. Bu sorunun çözümü için ekonomilerin gidişatları iyi takip edilmeli ve yeni açılacak bölümler yükselen sektörlere yönelik olmalı. Eğitimde karar alma mekanizmaları, ekonomideki hızla değişen şartlara uyacak şekilde yeniden tasarlanmalı. Eğitimle ilgili yanlış kararlar ciddi sonuçlara yol açabildiği gibi, eğitime yapılan doğru yatırımlar da büyümeyi destekleyerek daha fazla iş potansiyeli yaratabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>[1] Krueger and Lindahl, &#8220;Education for Growth: Why and For Whom?&#8221;, Journal of Economic Literature, 2001.</p>
<p>[2] Barro, &#8220;Education and Economic Growth&#8221;, 2002.</p>
<p>[3] Mincer, &#8220;Education and Unemployment&#8221;, NBER Working Papers, 1991.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/05/10/egitimli-issizlik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/05/08/ureticiler-soruyor-adil-fiyat-nedir-ve-tuketiciler-neden-magdur-rolu-oynar/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/05/08/ureticiler-soruyor-adil-fiyat-nedir-ve-tuketiciler-neden-magdur-rolu-oynar/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 May 2012 00:23:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serkan Kiremit</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3485</guid>
		<description><![CDATA[Üreticileri Koruma Derneği’nin Bildirisi: “Serkan Kiremit geçenlerde bir fotoğrafçıya tabetmesi için fotoğraflarını vermiştir. Daha sonra fotoğraflarını almak için gittiğinde, kendisinin hesap ettiği miktardan yaklaşık 10-20 kat aşağıda fiyat vermiş olan fotoğrafçıyı, aklından geçenleri söylemeyerek ve tabettiği fotoğraflara âdil fiyattan daha aşağıda ödeme yaparak kandırmıştır. Serkan Kiremit’in aklından geçen fiyat 15 ile 5 bin lira arasındayken, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://interspire-developers.com/wp-content/uploads/2010/11/shopping_cart_racing.png" alt="" width="216" height="195" /></p>
<p><span style="color: #000000"><em>Üreticileri Koruma Derneği’nin Bildirisi: “Serkan Kiremit geçenlerde bir fotoğrafçıya tabetmesi için fotoğraflarını vermiştir. Daha sonra fotoğraflarını almak için gittiğinde, kendisinin hesap ettiği miktardan yaklaşık 10-20 kat aşağıda fiyat vermiş olan fotoğrafçıyı, aklından geçenleri söylemeyerek ve tabettiği fotoğraflara âdil fiyattan daha aşağıda ödeme yaparak kandırmıştır. Serkan Kiremit’in aklından geçen fiyat 15 ile 5 bin lira arasındayken, fotoğrafçıya onun talep ettiği 500 lirayı ödemiştir. Bu hem haksızlıktır hem de hilekârlıktır. Çünkü aklından geçen fiyatı fotoğrafçıya söylemeyerek, onun tam bilgi ve tam rekabet piyasasından uzaklaşmasına neden olmuştur. Serkan Kiremit böyle davranmakla rasyonellikten uzaklaşmış ve ekonominin dengesini altüst etmiştir. Tüm piyasa aktörlerinin bilgisine.”</em></span></p>
<p><span id="more-3485"></span></p>
<p><span style="color: #000000">Bütün üreticiler adına haykırıyoruz. Serkan Kiremit ve onun gibi düşünen bütün tüketiciler bizi aldatıyor. Bizi koruyacak kimse yok. Biz üreticiler, kâr peşinde koşturan, kimsenin iyiliği için özel bir çaba göstermeyen, açgözlülüğümüzün sebep olduğu, sadece kendi faydamızı düşünen bencil kimseleriz. Ama sizin hiç mi suçunuz yok? Bütün günahların ve yozlaşmanın sebebi sadece bizler miyiz? Siz hiç açgözlülüğünüzü, hırsınızı ve çıkarınızı bize – üreticilere – karşı kullanmadınız mı? Elbette kullandınız. Bütün satıcıları aldatmak için kendi vahşi doğanızı donatarak dükkânımıza girmediniz mi, satın alacağınız mala odaklanarak, o malın gerçek fiyatının ne olduğunu bildiğiniz halde – âdil fiyatın ne olduğunu biliyorsunuz ya – malın gerçek değeri altında aldığınızda neden bizi uyarıp paranızın üstünü vermediniz, soruyoruz…</span></p>
<p><span style="color: #000000">Serkan Kiremit sıcacık yatağında yatarken, kız arkadaşıyla gezerken, yemek yerken, çay içerken, yazı yazarken, kitap okurken ve hafta sonunu ailesiyle geçirirken biz ne yapıyorduk biliyor musunuz? Serkan Kiremit’in çayını Seylan adalarından getiriyorduk. O sıcacık yatağında uyurken biz sabah ezanında onun kahvaltısı için ekmek hazırlıyorduk. Kışın ortasında canı çeker diye, seralarda domates üretiyorduk. Arabası için Sibiryalarda ham petrolü benzine dönüştürüyorduk. Sokaklarda yürürken ayağı acımasın diye ayakkabı üretiyorduk. Üşümesin diye elbisesini dikiyorduk ve kız arkadaşına vereceği gülü yetiştirmeye çalışıyorduk. Biz bunu sadece Serkan Kiremit için de yapmıyorduk. Sizin için ve bütün tüketiciler için yapıyorduk. Karşılığında bize verdiğiniz değer bu kadar mı? Doğru, biz malımıza paha biçerken asla size merhamet etmiyorduk. Peki, bizler malları üretirken ve sunarken siz oturduğunuz yerden ne kadar merhamet ettiniz bize? Size hizmet etmek için uğraşıp dururken hanginiz bizlere değerli vaktimizi geri getirebilir? Hanginiz bizim bu üstlendiğimiz riskleri azaltmanın yollarını düşünür? Hiçbirinizin değerli vakti üreticilerin sorunları üzerine yoğunlaşmaz. Çünkü siz, bizden daha çıkarcı ve egoistsiniz. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Bütün üreticiler adına haykırıyoruz. Tüketiciler, üreticileri aldatmaya devam ediyor. Bütün emeğimizi ve zamanımızı harcayarak ürettiğimiz mallara talep etmeyerek bizi zor duruma soktunuz. Mallarımızın fiyatını ne kadar düşürürsek düşürelim satın almaya tenezzül bile etmediniz. Bizi iflas ettirerek bütün çalışanlarımızın rızkı ile oynadınız. Bizi çalışkanlığımızdan dolayı desteklemediniz. Mallarımızı alırken hiç güler bir yüzle teşekkür etmediniz. Oysa biz, sizin bütün ihtiyaçlarınıza cevap vermek için gece gündüz çalışmıştık. Karşılığında ne gördük? Kendi çıkarını düşünen, açgözlü ve bencil insanlar. Sizin bizden farkınız ne o zaman? Peki, neden bütün üreticiler kötü, tüketiciler iyi? Neden tüketicileri koruma hakları, kanunları ve dernekleri var? Neden üreticileri koruma derneği yok?</span></p>
<p><span style="color: #000000">Mal sahiplerine karşı kiracıları, işverenlerin yerine işçileri destekleyen, üretenlerin yanında olmak varken grev yapanların haklarını koruyan bir düzen bizim arzuladığımız türden bir düzen olamaz. Biz artık düzenimizi istiyoruz. Yenidünya düzeni, bilinenin aksine bizim için çalışmıyor. Çünkü o üreticilerin ya da büyük sermayenin değil, tüketicilerin ve herkesin düzeni. Ey adaletin sahibi, doğruluğun bekçisi, gücün yegâne temsilcisi, haksızlığın karşısında duran ulu savaşçı, fakirlerin ve sömürülenlerin babası devlet! Nerdesin? Bütün üreticiler adına şikâyetçiyiz. Ürettiğimiz maldan umduğumuzdan daha fazla zevk alan, fayda sağlayan ve tatmin olan bütün müşterilerimizden daha fazla para talep etmekteyiz. Çünkü hiçbiriniz ödediğiniz paradan daha fazla mutlu olduğunuzu bize söylemediniz. Ama hep sizden daha fazla para alarak, kâr yaptığımızı dile getirdiniz. Bu bizim hakkımız ve hakkımızı istiyoruz. Âdil ve gerçek fiyatın ne olduğu bilenlere sesleniyoruz: Çabuk paralarımızı getirin!</span></p>
<p><span style="color: #000000">Yağma yok! Hiç biriniz bizden araba istememiştiniz, onun yerine at arabalarını desteklemiştiniz. Sizi gidi ilkelciler! Daktiloya karşı bilgisayar klavyesini kullanmamak için İngiltere’de greve gitmiştiniz. Sizi gidi teknoloji düşmanları! Tarımda işinizi kolaylaştıracak biçer-döver makinelerini işimizi kaybedeceğiz diye kırıp dökmüştünüz. Sizi gidi makine kırıcıları! Pamuğu dikenli bitkisinden ayıracak makineyi keşfettiğimizde köleliği de ortadan kaldırmaya çoktan yaklaşmıştık, ama siz onun yerine savaşla köleliği kaldırmayı denediniz. Sizi gidi Yankeeler! Biz aspirini piyasaya sunup hastalıkları azaltmaya çalıştığımızda, siz insanların aczinden yararlandığımızı düşünüp bizi kınadınız. Biz insanları eğlendirmek için spor karşılaşmalarını renklendirmeye uğraşırken, siz bize entelektüellerden daha fazla para kazanan sporcuların hesabını sordunuz. Sizi gidi sosyal adaletçiler!</span></p>
<p><span style="color: #000000">Yağma yok! Biz yarattık ve siz dağıtacaksınız. Bu yaptıklarınıza hakkınız yok. Çünkü tarihte, bütün yeniliklere karşı direnmiştiniz, bizi küçümsemiş ve gayri ahlâki kişiler olarak görmüştünüz. Bu neyin üzerine bir hak talebi, soruyorum size. Biz yaratırız, siz beğenmezsiniz. Biz geliştiririz ve sonunda siz alırsınız. Bu gönüllülüktür. Arz ve talep tarafından belirlenen bir uzlaşmada kimse kimseyi sömüremez. Çünkü tüketiciler, daha önce akıllarına bile gelmemiş olan şeyi, üreticilerin ve girişimcilerin sayesinde sahip olurlar. O mal keşfedilirken, üretilirken, geliştirilirken ve piyasaya sunulurken ne külfetler çekilmiştir, ne büyük maliyetlere ve risklere katlanılmıştır, bilir misiniz? Tüketicilerin bu konuda (tasarruf yapmak hariç) zahmet çektiği hiç görülmez. O zaman tüketicilerin mağduru oynamalarındaki amaç ne olabilir? Yüksek fiyattan dolayı asabı bozulan alıcı, acaba hiç düşündü mü bu mal keşfedilirken, üretilirken ve satışa sunulurken alınan riskleri ve maliyetleri? Yüksek fiyattan satılıyor denilen bu malın bilgisine daha önce sahip miydiniz? Soruyoruz.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Eğer âdil fiyatın ne olduğunu biliyorsanız, ürettiğimiz mal ve hizmetin hangi bilgiyle, hangi zahmetle ve hangi riskler altında gerçekleştiğini de biliyorsunuzdur ve satın aldığınız mal ve hizmetten ne kadar zevk aldığınızı, ne kadar yararlandığınızı ve ne kadar tatmin olduğunuzu da biliyorsunuzdur. Haydi, bakalım, hodri meydan! Kim daha çok sömürmüş görelim. Hesaplar ortada. Yok, biz bu hissiyatları ve karmaşık ilişkileri kâğıda dökemeyiz ve rakamlara dönüştüremeyiz diyorsanız, ben de size Amazon ormanlarında kahve yetiştirmenizi ve sonra bunu Türkiye’ye nakletmenizi ve güzel bir fincanda müşteriye sunmanızı söylerim. Bakalım bir fincan kahveye ödediğiniz fiyatla harcadığınız enerji eşit mi? Brezilya ordaysa, bir fincan kahve de burada.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/05/08/ureticiler-soruyor-adil-fiyat-nedir-ve-tuketiciler-neden-magdur-rolu-oynar/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>20</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Antidepresan Kullanımı Artıyor Mu?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/02/16/turkiyede-antidepresan-kullanimi-artiyor-mu/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/02/16/turkiyede-antidepresan-kullanimi-artiyor-mu/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Feb 2012 11:49:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Mutluluk ve Refah İktisadı]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3099</guid>
		<description><![CDATA[iletisim: barisurhan[at]gmail[dot]com Bu soruya &#8220;evet&#8221; ya da &#8220;hayır&#8221; gibi kestirme bir cevap vermektense isterseniz işi biraz daha heyecanlı hale getirelim ve şu soruyu soralım &#8220;Türkiye&#8217;de insanlar yaşadığı hayattan memnun mu?&#8221;. Bu sorunun cevabını sevgili TÜİK&#8217;ten istediğimizde karşımıza şöyle bir grafik çıkıyor: Görünüşe göre işler yolunda gibi, ne dersiniz? Nüfusun Yaklaşık %60&#8242;ı hayatından memnun. %15&#8242;lik kısmı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em>iletisim:</em> barisurhan[at]gmail[dot]com</p>
<p>Bu soruya &#8220;evet&#8221; ya da &#8220;hayır&#8221; gibi kestirme bir cevap vermektense isterseniz işi biraz daha heyecanlı hale getirelim ve şu soruyu soralım &#8220;Türkiye&#8217;de insanlar yaşadığı hayattan memnun mu?&#8221;. Bu sorunun cevabını sevgili TÜİK&#8217;ten istediğimizde karşımıza şöyle bir grafik çıkıyor:</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/mutluluk.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3100" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/mutluluk.jpg" alt="" width="628" height="278" /></a></p>
<p>Görünüşe göre işler yolunda gibi, ne dersiniz? Nüfusun Yaklaşık %60&#8242;ı hayatından memnun. %15&#8242;lik kısmı pek memnun değil&#8230; Geriye kalan %25&#8242;lik kısım ise ne öyle, ne böyle&#8230; &#8220;Eh işte&#8221;ciler! Grafiğin önemli bir diğer noktası ise yıllar itibariyle mutlu olanların öyle çok da ciddi bir hareketlilik yaşamadığını yani %54 -%64 bandında gezdiklerini göstermesi! Grafiğe baktığınızda &#8220;Hükümet insanı mutsuz eder&#8221; de diyebilirsiniz, &#8220;Hükümet, siz tam mutsuz olduğunuzu sanarken mutlu eder&#8221; de! Biz ise bunların hiçbirini söylemeyeceğiz. Gelin bakalım bu mutlu olduğunu söyleyen insanlar, aynı dönemde başka göstergeler ışığında ne haldelermiş?</p>
<p><em><strong>Ara not:</strong> Eğer metni &#8220;daha ciddi&#8221; bir dille yazılmış ve birkaç fazla grafikle (mesela kadınların intihar oranı erkeklerden fazla mı?) rapor şeklinde okumak isterseniz pdf dosyasını <a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/U_Baris_Urhan-TRde_Antidepresan_Kullanimi_2012.pdf">şuradan</a> indirebilirsiniz. Zaten grafikler de nottan kesme. Belli değil mi düzensiz grafik numaralarından? :- )  Y<em>ok efendim, ben blogdan devam edeceğim diyenler buyursunlar&#8230;</em></em></p>
<p><span id="more-3099"></span></p>
<p>Antidepresan sadece bizim değil tüm dünyanın sorunu! Sorun diyorum çünkü mevcut sağlık sisteminde reçeteyle satılmayan bu ilaçlar, piyasada peynir ekmek gibi gidiyor. Nereden mi biliyorum?</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/anti-depresan_pazari_TR.jpg"><img class="size-full wp-image-3124 aligncenter" title="anti-depresan_pazari_TR" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/anti-depresan_pazari_TR.jpg" alt="" width="479" height="227" /></a></p>
<p>IMS (Intercontinental Marketing Services)&#8217;in verilerine göre Türkiye&#8217;deki antidepresan (ve %1&#8242;lik &#8220;mood stability&#8221; grubu ilaçların) toplam piyasası 2005 yılında yaklaşık 300 milyon TL&#8217;ymiş. Aynı dönemde Türkiye&#8217;deki toplam ilaç piyasasının 10 milyar TL olduğunu düşünürsek, hiç de küçümsenecek bir rakam olmadığını anlarız! Türkiye&#8217;deki duruma daha detaylıca yaklaşmadan önce isterseniz uzaklara, Sam Amca&#8217;ya bir ziyarette bulunalım!</p>
<p><em><strong>ABD&#8217;de Antidepresan Piyasası</strong></em><br />
Dünyanın en büyük ilaç sektörüne sahip ülkesi ABD&#8217;nin durumu bizden hiç de farklı değil!</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/ABD_antidepresan.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3137" title="ABD_antidepresan" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/ABD_antidepresan.jpg" alt="" width="596" height="279" /></a></p>
<p>IMS verilerine göre 2010 yılı itibariyle ABD antidepresan piyasasının büyüklüğü 11,6 milyar dolar civarında. Bu büyüklükle, antidepresanlar ABD ilaç sektöründe 7. sırada yer alıyor! Yıllar itibariyle yazılan reçetelere baktığınızda ise durumun vehameti bir kat daha ortaya çıkıyor. 2010 yılının sonu itibariye ABD&#8217;de yaklaşık olarak 255 milyon reçete yazılmış! Peki Türkiye&#8217;de durum nasıl sizce?</p>
<p><em><strong>Türkiye&#8217;de Antidepresan Tüketimi</strong></em><br />
Ruh halimiz hiç de iç açıcı durumda değil dostlar! Ben söylemiyorum, depolardan verileri toplayan IMS söylüyor:</p>
<p style="text-align: center;"><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/Turkiyede_antipresan_kutu.jpg"><img class="size-full wp-image-3139 aligncenter" title="Turkiyede_antipresan_kutu" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/Turkiyede_antipresan_kutu.jpg" alt="" width="605" height="295" /></a></p>
<p>Türkiye&#8217;de, 2010 yılı itibariyle, tam 34 milyon kutu antidepresan kullanılmış! Kim kullandı demeyin; siz kullandınız, doktorunuz verdi, facebook&#8217;taki bir arkadaşınıza tavsiye ettiniz, sınav stresini azaltır diye eczacı kalfası verdi, alkolle pek güzel &#8220;kafa yapıyor&#8221; diyen arkadaşınız önerdi&#8230; Bu sözlerime alınmayın lütfen. Neden alınıyorsunuz? Siz sanıyor musunuz ki bizde, bu ilaçları tavsiye edebilecek kadar psikiyatrist var? Herkes doktor gözetiminde mi bunları alabiliyor? Sağlık Bakanlığı&#8217;na göre pek de fazla psikiyatristimiz yok:</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/psikiyatrist_sayisi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3147" title="psikiyatrist_sayisi" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/psikiyatrist_sayisi.jpg" alt="" width="600" height="287" /></a></p>
<p>Elimizdeki en son veri 2008&#8242;e kadar yaklaşabiliyor&#8230; Siz deyin 200 psikiyatrist daha artmış olsun. Üzerine bir de üniversite hastanelerinden ekleyelim 500 tane&#8230; Bu sayılar aslında bizi şunu söylüyor, antidepresanların reçetesiz kullanımı piyasanın açlığını doyuruyor ama toplumsal sağlığı da ciddi şekilde tehdit edebilecek potansiyele sahip!</p>
<p>Kaldı ki bu psikiyatristlerin yılda kaç hasta baktığını söylesem dudaklarınız uçuklar! Sadece 1997 yılında, 390 psikiyatrist yaklaşık olarak 1 milyon 300 bin hastayla ilgilenmiş!!! Sizce hasta başına kaç dakika ayırabilmişlerdir? İlerleyen yılların durumunu da masaya koyduğunuzda tablo iyice dehşet verici bir hale geliyor:</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/poliklinik_milyon_kisi.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3149" title="poliklinik_milyon_kisi" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/poliklinik_milyon_kisi.jpg" alt="" width="512" height="239" /></a></p>
<p>Özellikle 2001 yılından sonra Sağlık Bakanlığı&#8217;na bağlı hastanelere ruh sağlığı ile ilgili bir şikayetle giriş yapanların sayısı 4,5 milyon kişi kadar artmış. Bu artışın birçok sebebi olabilir ama herhalde hiç kimse bunun tek sebebinin &#8220;sağlıktaki reform sonucu doktora ulaşabilmenin kolaylaşmasından&#8230;&#8221; ileri geldiğini söylemez!</p>
<p>Durum kabaca şöyle: Türkiye olarak, 80 milyona yaklaşan nüfus, 34 milyon kutu antidepresanı bir oturuşta yemişiz! Kişi başına bakınca da durum aynı, ha merak eden varsa o can sıkıcı grafik de şöyle:</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/kisi_basi_antidepresan.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3143" title="kisi_basi_antidepresan" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/kisi_basi_antidepresan.jpg" alt="" width="601" height="288" /></a><br />
2010 yılında iki kişiye bir paket pardon kutu düşecek kadar antidepresan tüketmişiz. Buraya kadar her şey normal gelebilir&#8230; <em>Ne var ki? Zaten dünyada herkes tüketiyormuş. Bizde de bu kadar kullanılması normal&#8230;</em> diyebilirsiniz. Demeyin! Demeyin çünkü bu resimde eksik olan, kafamızı karıştıran bir şeyler var. Başta bir cümleyle başlamıştım: &#8220;Türkiye&#8217;de insanlar yaşadığı hayattan memnun mu?&#8221; diye. TÜİK&#8217;e göre memnuniyet oranımız hiç de fena değil&#8230; E, o zaman biz niye kullanıyoruz bu antidepresanları? Durun durun, belki arkadaşlarımızdan memnun değilizdir? Ya da evliliğimizden? Öyle mi acaba?</p>
<p><em><strong>TÜİK Yaşam Memnuniyeti Anketi&#8217;nden Bir Demet</strong></em><br />
Yazının başında necip Türk milletinin genel mutluluk düzeyi hakkında fikriniz olmuştu. Şimdi bu durumu bir adım daha ileri götürerek merak ettiğiniz diğer kısımlara bakalım. Mesela arkadaşlara?.. Siz arkadaşlarınızdan memnun musunuz? Peki ya yan komşunuz sizden memnun mu?</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/arkadas_mutlu.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3152" title="arkadas_mutlu" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/arkadas_mutlu.jpg" alt="" width="634" height="253" /></a><br />
Merak etmenize gerek yok, arkadaşınız da sizden memnunmuş. Hatta hemen hemen herkes birbirinden memnun, arkadaşlıklardan alınan tad almış başını gitmiş. Baksanıza, 2010 yılında arkadaş ilişkilerinden memnun olanların oranı %92&#8242;lerde! Arkadaş ilişkileri böyle de acaba &#8220;hayat arkadaşı&#8221; ile ilişkiler nasıl? Evet, evliliği soruyorum. Haberlerde namus cinayeti diye karısını öldürenler, boşandı diye sokaklarda üstüne saldıranlar&#8230; Sizce evlilik hayatımız ne alemde?</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/evlilik.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3155" title="evlilik" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/evlilik.jpg" alt="" width="663" height="262" /></a><br />
Eee, insanın arkadaşıyla arası iyi olur da hayat arkadaşıyla olmaz mı? Bizde de durum aynı! 2010 yılında milletimizin %92&#8242;sinden fazlası evliliğinden memnun ya da çok memnunmuş. Memnun olmayan tek tük! Öyle de, sizin aklınıza hemen şu soru gelmez mi: &#8220;Peki boşanma sayıları ne alemde?&#8221; Meraklanmayın! Bizim de aklımıza aynı soru geliyor sevgili okur!</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/bosanma.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3158" title="bosanma" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/bosanma.jpg" alt="" width="620" height="287" /></a><br />
Evliliğimizden memnunuz, hatta 2010 yıllından önce yıllara göre daha bir memnunmuşuz ama yine de boşanıyoruz! E niye boşanıyoruz peki? Neden olacak, mutsuz evlilikleri bitirip hemen mutlu bir evliliğin kapısını açmak için olsa gerek herhalde. Sibel hanım yine manşetlerde, ikinci eş tartışmasına giriyor! Haklı; ikinci eş imkanı olsa niye boşanalım? Evlilikten memnun olmamak da neymiş? Bakın görün, grafiğimizdeki mutluların değeri Rusya seçimlerini aratmaz, %150&#8242;leri geçer!<br />
Eh, her şeyden memnun muyuz peki? Arkadaş, eş&#8230; Hmm&#8230; İş ya, işi unuttuk! Gelirimizden memnun muyuz peki?</p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/gelir_memnuniyet.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3161" title="gelir_memnuniyet" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/gelir_memnuniyet.jpg" alt="" width="672" height="237" /></a><br />
Yok arkadaş! Ne kadar zam yaparsan yap kimseyi memnun edemezsin! Bir kere şükretmek yok! Eh, nesil dindar da olmayınca ne bilsin şükrü! Asgari ücretin brütü gelmiş 830TL&#8217;ye dayanmış ama milletimizin neredeyse yarısı hala gelirinden memnun değil! Bu ne canım? Ne yani, her gün et mi yiyeceksiniz? Yemeyin, Sağlık Bakanı da demişti, az yiyeceksiniz! Makarna neyinize yetmiyor?</p>
<p><em><strong>Sonuç Niyetine</strong></em><br />
Türkiye’de son beş yıl içinde artan antidepresan kullanımı meselenin ne kadar ciddi olduğunu, sanırım, bir miktar da olsa anlatabiliyordur! Zira kişilerin yaşamlarındaki genel mutluluk düzeylerinin yüksekliğine rağmen ciddi miktarda antidepresan kullanımı olduğunuz görüyoruz. Tüketimimiz 2005&#8242;te 100 kutuyken, 2010&#8242;da 165 kutu seviyesine çıkmış!</p>
<p>Peki, herkes mutluysa neden antidepresan kullanımı artıyor? Acaba kişiler kendilerini bu antidepresanlar yardımıyla mı mutlu hissediyor? Cevabını ben de bilmiyorum ama bu sorunun önemli olduğunu düşündüğüm için sizinle paylaşıyorum.<br />
Bu meselenin önemli olmasını birkaç sebebi var aslında. Öncelikle antidepresanlar ciddi yan etkilere sahip ürünler. Gerek fiziksel ve gerekse ruhsal birçok etkisi var. Bu ilaçların, dozuna bağlı olarak, ilk kullanıldıkları günlerdeki yan etkileri sizi günlük işlerinizi yapmaktan alıkoyabilecek düzeye kadar çıkıyor. Sonrasında, bırakmak istediğinizde de yine benzer sorunlarla karşılaşabilir, ciddi sıkıntılar yaşayabiliyorsunuz.</p>
<p>Yapılan çalışmalar ülkemizdeki depresyon vakalarının sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Özellikle az gelişmiş bölgelerde çocuğun aile içindeki iletişim zorluğu, tetikleyici bir unsur olarak göze çarpıyor.</p>
<p>Çalışmaların bir diğer önemli bulgusuysa Türkiye&#8217;deki hastaların depresyon belirtisi olarak ciddi fiziksel rahatsızlıklar belirtmeleri. Bunun iktisatla ilgisi ne? Verim kaybı&#8230; Her gün yataktan eklem ağrılarıyla kalkan birisi ne kadar iyi iş çıkarabilir sizce?</p>
<p>Bilmiyorum bizim bakanlıkların bu konuyla ilgili bir çalışması var mı ama başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere birçok bakanlığın üzerinde durması gereken ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.</p>
<p>Tamam, nesil dindar olsun diyorsunuz ama bir zahmet depresyonda da olmasın!</p>
<p><em><strong>Kaynakça</strong></em><br />
Daha fazlasını, detaylarıyla isteyenler şuralara bakabilirler:</p>
<ul>
<li>Bauer, Michael ve diğerleri. (2008). “Presciribing patterns of antidepressants in Europe: Results from the factors influencing depression endpoints research (FINDER) study”, European Psychiatry, Vol. 23, pp. 66-73</li>
<li>Busch, Susan, Golberstein, Ezra and Mara, Ellen. (2011). “The FDA and ABCs: The unintended consequences of antidepressant warnings on human capital”, NBER Working Paper Series, No: 17426</li>
<li>Demir Türkay ve diğerleri. (2011). “Epidemiology of depression in an urban population of Turkish children and adolescents”, Journal of Affective Disorders, Vol. 134, pp. 168-176</li>
<li>G. Wade, Alan, Johnson, Paul CD. ve McConnachie, Alex. (2010). “Antidepressant treatment and cultural differences – a survey of the attitudes of psysicians and patients in Sweden and Turkey”, BMC Family Practice, Vol. 11:93</li>
<li>Intercontinental Marketing Services verileri</li>
<li>Özmen, Erol ve diğerleri. (2011). “Public opinions and beliefs about the treatment of depression in urban Turkey”, Social Psychiatry and Psychiatric Epidemiology, Vol. 40, pp.869-876</li>
<li>Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı verileri</li>
<li>Ünsal, Ayla, Ünaldı, Cansu ve Baytemir, Çiğdem. (2011). “Anxiety and depression levels of impatients in the city centre of Kirşehir in Turkey”, International Journal of Nursing Practice, Vol. 17, pp. 411-418</li>
</ul>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/02/16/turkiyede-antidepresan-kullanimi-artiyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>8</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İktisaçının Aşkı &#8211; 14 Şubat&#8217;a selam olsun! :-)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/02/14/bir-iktisacinin-aski-14-subata-selam-olsun/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/02/14/bir-iktisacinin-aski-14-subata-selam-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 21:17:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat ve İdeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3176</guid>
		<description><![CDATA[BİR İKTİSATÇININ AŞKI Yatay seyir izleyen kalp grafiğimi yukarı yönlü harekete geçirensin, Yüksek seviyeden arz ettim aşkımı; yoğun talep beklentisiyle, Arzımın talebinle kesiştiği noktada dengeye gelecek aşkımız, O noktada maksimize edeceğiz marjinal faydamızı göreceksin. Kararlı denge kuracağız seninle, yapay şoklara dayanaklı, Uzun vadeli olacak aşkımız çünkü makro büyüklüklerde sevdim seni, mikro mekanlarda. Dilerim ki birbirimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİR İKTİSATÇININ AŞKI</strong><br />
Yatay seyir izleyen kalp grafiğimi yukarı yönlü harekete geçirensin,<br />
Yüksek seviyeden arz ettim aşkımı; yoğun talep beklentisiyle,<br />
Arzımın talebinle kesiştiği noktada dengeye gelecek aşkımız,<br />
O noktada maksimize edeceğiz marjinal faydamızı göreceksin.</p>
<p>Kararlı denge kuracağız seninle, yapay şoklara dayanaklı,<br />
Uzun vadeli olacak aşkımız çünkü makro büyüklüklerde sevdim seni, mikro mekanlarda.<br />
Dilerim ki birbirimize hep dürüst olalım, hiç net hata noksanlar olmasın kalplerimizde.<br />
Ve farkında olmadan direnç noktanı kırarsam,<br />
Resesyon yapma, kısa zamanda tepki alımlarımla alacağım gönlünü.</p>
<p><span id="more-3176"></span></p>
<p>Benim sevgim nominal değil, reel bir sevgidir,<br />
Ne zaman ki dış mihraklar ilişkimizi krize sokmak ister ve<br />
İlişkimiz dalgalı seyir izlerse kota koyalım onlara.<br />
Anti-damping yapalım dışa kapalı, içe dönük devam edelim yolumuza.<br />
Sakın spekülatörlere inanma sevgilim.<br />
Aşkının kotasyonu çoktan girildi kalbime.</p>
<p>Sen benim hazinemsin gönlümün karşılıksız alacaklar hesabında,<br />
Şu dalgalı konjonktüre sahip yüreğim hibe olsun sana.<br />
Sevgi dolu, likidite fazlası yüksek kalbim tümüyle senin.<br />
Bil ki, sana olan aşk esnekliğim sonsuz benim.<br />
Konsorsiyum kuralım ve bu ortaklık hiç bitmesin sevgilim&#8230;</p>
<p>Yerine kimseyi ikame edemem, sen benim tamamlayıcımsın.<br />
İster kayıt dışı yaşayalım aşkımızı kimse bilmesin,<br />
İster kayıt altına alalım cümle alem duysun&#8230;<br />
Yeter ki aşk eğrimiz,<br />
Ortalama değişken özlem eğrisinin altında olmasın.</p>
<p>Uzat elini, aşkımız konsolide olsun ve bütün kaygılarımızı ihraç edip mutluluk ithal edelim sevgilim.<br />
Sermayem aşkımız, yatırımım sen,<br />
Çocuklarımız ise net kârımız olacak.<br />
Mortgage dan pembe panjurlu bir ev alacağız sen ve ben,<br />
Beşeri sermaye yatırımımız çocuklarımız için.</p>
<p>Aşk piyasasında tam rekabetçi değil yüreğim,<br />
Monopson olsun kalbim bir ömür boyu yalnız sana,<br />
Yeter ki marjinal fedakarlıklarımız marjinal sevinçlerimize eşitlensin,<br />
O zaman optimum olacak sevgimiz sonsuza dek…</p>
<p><strong>ALİ K. GAYGILI</strong><em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/02/14/bir-iktisacinin-aski-14-subata-selam-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atilla Yayla ve Kes-Yapıştır – Cato Journal’dan Yazı &#8220;Almak&#8221;</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/01/16/atilla-yayla-ve-kes-yapistir-%e2%80%93-cato-journal%e2%80%99dan-yazi-almak/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/01/16/atilla-yayla-ve-kes-yapistir-%e2%80%93-cato-journal%e2%80%99dan-yazi-almak/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 09:48:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=2990</guid>
		<description><![CDATA[Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz ay gazetedeki köşesinde Hakikatin Krallığı, İnsanın Köleliği başlıklı bir yazı yayınlamış ve yazısının ilk paragrafında Rus düşünür Nikolai Berdyaev’den bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre Berdyaev 1990 yılında bir kitap çıkarmış ve kitabında Rus halkı ve Rus aydınlarının “hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık” arayışına yatkın olduğunu yazmış. Yayla daha sonra [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><span style="color: #000000"><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/01/YAYLAWIN_1.jpg"><img class="aligncenter size-large wp-image-3021" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/01/YAYLAWIN_1-1024x682.jpg" alt="" width="442" height="294" /></a></span></p>
<p style="text-align: left"><span style="color: #000000">Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz ay gazetedeki köşesinde <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.zaman.com/haber.do?haberno=1215546&amp;title=yorum-atilla-yayla-hakikatin-kralligi-insanin-koleligi&amp;haberSayfa=0" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Hakikatin Krallığı, İnsanın Köleliği</span></a></em></span> başlıklı bir yazı yayınlamış ve yazısının ilk paragrafında Rus düşünür Nikolai Berdyaev’den bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre Berdyaev 1990 yılında bir kitap çıkarmış ve kitabında Rus halkı ve Rus aydınlarının “hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık” arayışına yatkın olduğunu yazmış. Yayla daha sonra Tolstoy’un bir hikâyesinden bahsederek bunları bir şekilde Marksizm ile ilişkilendirmiş.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın yazısını okuyunca biraz şaşırdım. Zira Berdyaev’in ismini daha evvel duymamıştım ve Yayla gibi sosyalizmden, Marksizmden ve Sovyet Rusya’dan hiç hazzetmeyen birinin Berdyaev ve Tolstoy gibi Rus yazarlardan bahsetmesi, hatta Berdyaev’den haberdar olması garibime gitmişti. Yayla’nın Rus yazarlar hakkında bu kadar bilgi sahibi olduğunu bilmiyordum. Üstelik Yayla yazısında daha da ileri giderek Shakespeare, Thomas More ve Campanella’nın isimlerini de anıyor, bu yazarların bazı fikirlerinden bahsediyordu. Yayla’nın bu yazarları aralarında bağlantı kuracak derecede okuduğunu bilmiyordum. </span></p>
<p><span style="color: #000000"><span id="more-2990"></span></span></p>
<p><span style="color: #000000">Ancak asıl şaşkınlığı Berdyaev’in kim olduğunu öğrenmek için İngilizce <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Nikolai_Berdyaev" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Wikipedia</span></a></em></span>’ya baktığımda yaşadım. Çünkü Berdyaev 1948 yılında ölmüştü! Oysa Atilla Yayla Berdyaev’in 1990’da kitap yazdığını söylüyordu. Ama garip bir şekilde, Yayla yazısında bu kitabın ismini vermiyordu. Böyle olunca işin aslını öğrenmek için internette biraz dolandım. Maalesef karşıma çıkanlar bir hayli canımı sıktı, çünkü Yayla’nın yazdıkları kendisine ait değildi ve başka bir yerden alınmıştı. Geçen sene bu zamanlarda <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://iktisadiyat.com/2011/01/11/ronald-coase-ve-firmalar-atilla-yaylanin-yanlislari-ve-degistirdikleri/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">burada</span></a></em></span> yayınladığım bir yazıda, Yayla’nın <em>The Economist</em> dergisindeki bir yazıdan kaynak göstermeden parçalar alarak Zaman gazetesindeki bir yazısında kullandığını yazmıştım. Ama bu defa durum biraz daha ağırdı. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın yazısının neredeyse ilk altı paragrafı <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/pubs/journal/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Cato Journal</span></a></em></span> adlı akademik bir dergide yayınlanan bir yazıdan âdeta cümle cümle tercüme edilerek yazılmıştı. Orijinal yazıdan Tolstoy’la ilgili yerleri alırken Yayla tek bir paragraf dahi atlamamış, sadece bazı ufak tercüme değişiklikleri yapmıştı. Yazısının son paragrafının yarısı da aynı dergide yayınlanan bir başka makaleden “kısmen” tercüme edilerek yazılmıştı. <em>Cato Journal</em> merkezi Washington’da bulunan ve liberal bir düşünce kuruluşu olan <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Cato Enstitüsü</span></a></em></span>’nün üç ayda bir yayınladığı ve hakemli dergi denilen türden bir dergi. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla yazısında bu derginin 1991 yılında yayınlanan bir sayısını (volume 11, number 2, fall 1991) kullanmış. Bu sayının içeriği <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/pubs/journal/cj11n2/cj11n2.html" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şurada</span></a></em></span> bulunabilir. Yayla’nın yazısının ilk altı paragrafı Otto Latsis’in <em>“Obstacles in the Pursuit of Happiness”</em> (ss. 259-268) adlı yazısından alınmış. Daha az kullandığı diğer yazı da Charles Murray’nin <em>“The Pursuit of Happiness Under Socialism and Capitalism”</em> (ss. 239-258) başlıklı makalesi. Bu iki yazı tek dosya hâlinde <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.cato.org/pubs/journal/cj11n2/cj11n2-5.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şuradan</span></a></em></span> indirilebilir. Ne yazık ki Atilla Yayla Zaman gazetesindeki yazısında bu iki yazıya hiçbir şekilde atıfta bulunmuyor ve bu nedenle yazılanların kendisine ait olduğu izlenimini yaratıyor. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Aşağıda Yayla’nın Türkçeye çevirerek kendi yazısında kullandığı yerleri (tespit edebildiğim kadarıyla) gösterdim. İngilizce alıntıların sonunda bunların alındığı yerlerin sayfa numaralarını köşeli parantezler içinde verdim. 1 ve 2 numaraları alıntılar Latsis’in yazısından, 3 ve 4 numaralı alıntılar da Murray’nin makalesinden yapılmış. Verdiğim linklere girerek yazılara bakabilir, alıntıları cümle cümle karşılaştırabilir ve kendi kararınızı verebilirsiniz. </span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>(1)</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">Yukarıda Yayla’nın Berdyaev’in 1990 yılında kitap yazdığını söylediğinden bahsetmiştim. Yayla’nın böyle düşünmesinin nedeni, Otto Latsis’in yazısında Berdyaev’in Rusça aslı 1937’de yayınlanan ve tercüme ismi <em>The Source and Meaning of Russian Communism</em> olan kitabının 1990 baskısını kullanmış olması. (Berdyaev’in kitabının bir diğer tercümesi de <em>The Origin of Russian Communism</em> adıyla 1955’te yayınlanmış.) Tabii Yayla Berdyaev’in kim olduğunu kontrol etmediği için onun hâlâ hayatta olan bir Rus yazar olduğunu ve 1990 yılında kitap yazdığını zannetmiş. </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Rus düşünür Nikolai Berdyaev, 1990&#8242;da yazdığı bir kitapta &#8220;Rus halkı ve Rus aydınları hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık arayışına yatkındır.&#8221; dedi. Milyonlarca Rus, on yıllar boyunca, sosyalizmin böyle bir krallık olduğuna inandı.</span></p>
<p><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">As the Russian philosopher Nikolai Berdyaev (1990, p. 9) pointed out, the Russian people and the Russian intelligentsia are prone to the quest for a kingdom built upon truth. Entire generations, for the most part, believed that socialism was such a kingdom.</span> [s. 259]</span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>(2)</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın en uzun alıntı yaptığı yer de aşağıdaki şekilde. Yayla alıntı yaparken bazı ufak değişiklikler yapmış, ama aldığı yerin içeriğini korumuş. Kendisinin kullanmadığı İngilizce cümleyi parantez içinde gösterdim:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">19. yüzyıl edebiyatçısı Leo Tolstoy, &#8220;Bir Tavuk Yumurtası Kadar Büyük Bir Tohum (Grain)&#8221; adlı eserinde insanların tabiatla uyumlu, ahlaken ve fiziksel olarak sağlıklı, uzun ve mutlu bir şekilde yaşamasını garanti edeceğine inandığı âdil bir ortamı hikâye eder. Bu âdil ortamın oluşması için paranın, ticaretin ve mülkiyetin olmaması gerektiğini söyler. Hikâyede yaşlı bir köylü Çar&#8217;a şöyle seslenir:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">&#8220;Benim zamanımda hiç kimse ekmek satma ve alma gibi bir günahı düşünemezdi bile. Paraya gelince, hiç kimse böyle bir şeyi bilmezdi: Herkesin kendi yeterli ekmeği vardı&#8230; Benim tarlam Tanrı&#8217;nın toprağıydı. Nereyi sabanla sürersen, tarla orasıydı. Toprak o zaman özgürdü (serbestti). Hiç kimse bir toprak parçasının kendisinin olduğunu söyleyemezdi; yalnızca senin emeğin senindi.&#8221;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Tolstoy bu &#8220;adil&#8221; ortamdan ve yüksek ahlâkî pozisyondan düşüşü de aşağıdaki gibi ifade eder: </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">&#8220;Bunların hepsi insanların artık emekleriyle yaşamaması yüzünden oldu; insanlar gözlerini başka insanların sahip oldukları şeylere diktiler. Bu eski zamanlardaki yaşayış biçimleri değildi; eski zamanlarda insanlar Tanrı&#8217;ya saygı duyarak (godly) yaşardılar. Kendilerinin olan şeylere sahiptiler ve başkalarının olan şeylere imrenmediler.&#8221; </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Tolstoy tarihten haberdardı; tasvir ettiği bu &#8220;güzel&#8221; geçmişin asla yaşanmamış olduğunu biliyordu. Tolstoy&#8217;u bunları yazmaya tahrik ve teşvik eden, tomurcuklar hâlindeki kapitalist gelişmenin Rus köylüsünün hayatına tesirleriydi ve yazar geçmişe atıfla bir gelecek düşlemekteydi. Günün popüler kültüründe eşit adalet, eşit iş bölümü, eşyaların eşit paylaşımı, paranın ve mülkiyetin olmaması gibi özlemler-talepler-vaatler Marksizm&#8217;e atfedilir; ama Marksistler bu fikirlerin mucidi değildir. Keza, bu fikirler, kapitalizme reaksiyon olarak da doğmamıştır. Meselâ, &#8220;paranın kötülüğü&#8221; fikri Shakespeare&#8217;de de vardır. &#8220;Adil&#8221; ve rasyonel bir dünya tasavvuru Thomas More ve Campanella&#8217;nın eserlerinde de görülür. </span></p>
<p><span style="color: #000000"> </span><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">One key story by Tolstoy is a tale called “A Grain as Big as a Chicken Egg.” It expresses the dream of a just life that ensures human harmony with nature, moral and physical health, and longevity. What are the secrets of this happiness? Absence of money, trade, and property. The old peasant says to the Tsar:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“In my time, no one could even think of such a sin as selling or buying bread. As for money, no one even knew of such a thing: everyone had enough bread of his own&#8230; . My field was God’s land. Wherever you ploughed, that’s where the field was. The land was free then. No one could call a piece of land his own; only your labor was yours.”</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">This is how Tolstoy’s hero explains the fall of the high morality of old:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“All of this happened because people no longer lived by their labor; they began to set their eyes on what other people had. That’s not how they lived in the old times; in the old times people lived in a godly way: they had what was theirs, and did not covet what was someone else’s.” </span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">(The other tales and stories preach reasonable self-restraint, limited consumption, and modest wants.) Tolstoy had studied history in depth; he knew very well that the beautiful past he was describing had never existed. The tales convey the dream of a just life that is typical of the patriarchal peasantry, which was bewildered and frightened at the turn of the century by the onslaught of capitalist ways on the communal traditions of the Russian village. </span></span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">The dream of a world of equal justice, equal division of labor and goods—a world where no one has too much or too little—is surely a universal human dream. These ideas were certainly not originated by Marxists. The idea that “money is the root of all evil” can be found not only in Tolstoy but also in Shakespeare. And projects for a just, rational world order were developed centuries ago by Sir Thomas More and Campanella.</span> [ss. 260-261]</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000">(3)</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000">Aşağıdaki kısım Yayla’nın sonuç paragrafının bir bölümünü oluşturuyor ve nispeten serbestçe tercüme edilmiş:</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Sınırlı devlet sistemini benimsemenin gerekçesi, ona eşlik eden özel mülkiyet ve piyasa ekonomisinin ekonomik üretimi artırması değildir. Farklı hakikatlere ve farklı mutluluk anlayışına sahip vatandaşları barışçıl ve ahenkli şekilde bir arada tutabilmesi ve onlara kendi yollarında ilerleme imkânı-fırsatı vermesidir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">The ultimate reason to adopt a system of limited government that protects a free market and private </span><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">property is not to increase economic production. The ultimate reason is that such a system better enables its citizens to live together harmoniously and to fulfill their potential as human beings – in short, to pursue happiness.</span> [s. 240]</span></p>
<p><strong><span style="color: #000000">(4)</span></strong></p>
<p><span style="color: #000000">Aşağıdaki diğer kısım da Yayla’nın sonuç paragrafının son kısmını oluşturuyor. Bu bölüm orijinal yazıdan diğerlerine kıyasla daha esnek bir şekilde alınarak kullanılmış, ancak “sınırlı devlet” vurgusuna dikkat edin. Yayla İngilizce makaledeki Jefferson alıntısını doğrudan kullanmış, ama Jefferson’ın dediklerini hangi kitaptan aldığını yazmamış. Oysa makalede parantez içinde kaynak gösteriliyor. </span></p>
<p><span style="color: #0000ff">Sınırlı devlet, Amerikan Bağımsızlık Beyannamesi&#8217;nin yazarı ve 3. ABD Başkanı Thomas Jefferson&#8217;ın 1801&#8242;deki göreve başlama nutkunda tanımladığı üzere, &#8220;İnsanları birbirine zarar vermekten alıkoyan, böyle yapmadıkları sürece onları kendi gayretlerini ve iyiliklerini düzenlemede (regüle etmede) serbest bırakacak olan akıllı ve sade devlet&#8221;tir. </span></p>
<p><span style="color: #000000">&#8212;&#8212;&#8211;</span></p>
<p><span style="color: #000000"><span style="color: #0000ff">Specifically, I am presenting a case for “limited government,” the kind of state that is sometimes called “Jeffersonian,” after Thomas Jefferson, author of the Declaration of Independence and third president of the United States. This is how he described what he called “the sum of good government” in his inaugural speech as he assumed the office of president in 1801: “A wise and frugal government, which shall restrain men from injuring one another, which shall leave them otherwise free to regulate their own pursuits of industry and improvement” (Peterson 1975, p. 293).</span> [s. 249]</span></p>
<p style="text-align: center"><span style="color: #000000">* * * </span></p>
<p style="text-align: left" align="center"><span style="color: #000000">Böyle baktığınız vakit, Atilla Yayla’nın Zaman gazetesindeki yazısının yarısının <em>Cato Journal</em> dergisinden alındığını görüyorsunuz. Ne yazık ki, Yayla yazısının hiçbir yerinde<em> </em>bu dergiden alıp kullandığı yerler için kaynak göstermiyor. Yayla’nın yazısında ne derginin, ne makalelerin, ne de bu makalelerin yazarlarının ismi geçiyor. Bu nedenle yazımın başlığında &#8220;kes-yapıştır&#8221; ifadesini kullandım. Bu size belki sert bir ifade gibi gelebilir, hatta yukarıda yazdıklarıma da katılmayabilirsiniz, ama ben gördüklerimi (istemeye istemeye) başka türlü değerlendiremiyorum. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yayla’nın yazısını okuyan ve bu konuları yeteri kadar bilmeyen bir üniversite öğrencisi düşünün. Bu öğrenci yazıyı okuduğunda Yayla’nın Berdyaev, Tolstoy, Shakespeare, Thomas More ve Campanella’yı gerçekten okuduğunu ve bu yazıyı onların fikirlerini karşılaştırarak yazdığını düşünecektir. Böyle yapmakla da maalesef yanlış bir izlenime kapılacaktır. Oysa </span><span style="color: #000000">Yayla zaman zaman kendisinin bir fikir adamı ve akademisyen olduğunu ifade ediyor. Ama başkalarının yazdıklarını böyle almakla nasıl fikir adamı ve akademisyen olunabilir? </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yazının başına koyduğum resim 2007 yılında Atilla Yayla&#8217;yı Stockholm&#8217;de bulunan <span style="color: #0000ff"><a href="http://www.stockholm-network.org/index.php" target="_blank"><span style="color: #0000ff"><em>The Stockholm Network</em></span></a></span> adlı liberal bir düşünce kuruluşundan <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://www.stockholm-network.org/Conferences-and-Programmes/Events/Photos" target="_blank"><span style="color: #0000ff">yılın adamı</span></a></em></span> ödülünü alırken gösteriyor. Bir resme bakıyorum, bir de Yayla&#8217;nın yazısına ve sıkılarak sormadan edemiyorum: Başkasının emeğinin ürünü olan yazılardan hiç kaynak göstermeden parçalar alarak ve üzerine kendi ismini koyarak bunları yayınlamak, zamanında üniversite hocalığı yapmış bir profesöre ve şu anda bir meslek yüksek okulunda hoca olan birine yakışıyor mu?  </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/01/16/atilla-yayla-ve-kes-yapistir-%e2%80%93-cato-journal%e2%80%99dan-yazi-almak/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>16</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlık meselesi: Bir doktora gittik, sonra diğerine ve sonra&#8230;</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/12/30/saglik-meselesi-bir-doktora-gittik-sonra-digerine-ve-sonra/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/12/30/saglik-meselesi-bir-doktora-gittik-sonra-digerine-ve-sonra/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Dec 2011 00:09:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://ec2-46-137-161-244.eu-west-1.compute.amazonaws.com/wordpress/?p=2938</guid>
		<description><![CDATA[Uzun bir aradan sonra sıra tekrar bize geldi, hem de en yoğun ve yorgun zamanımda. Eh, suyun başında olunca bir yudum içeceksin ki diğerleri de o güvenle içmeye devam etsin. Haliyle bize de yazmadan bu haftaya geçmemek düşüyor. Tabi bunda, yazısını geç girenin 40TL&#8217;ye kadar bir kitap alıp, kurayla diğer arkadaşlarından birisine vermesinin de etkisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun bir aradan sonra sıra tekrar bize geldi, hem de en yoğun ve yorgun zamanımda. Eh, suyun başında olunca bir yudum içeceksin ki diğerleri de o güvenle içmeye devam etsin. Haliyle bize de yazmadan bu haftaya geçmemek düşüyor. Tabi bunda, yazısını geç girenin 40TL&#8217;ye kadar bir kitap alıp, kurayla diğer arkadaşlarından birisine vermesinin de etkisi büyük! : -)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: center"><a href="http://ec2-46-137-161-244.eu-west-1.compute.amazonaws.com/wordpress/wp-content/uploads/2011/12/acil_servis.jpg"><img class="size-full wp-image-2939 aligncenter" src="http://ec2-46-137-161-244.eu-west-1.compute.amazonaws.com/wordpress/wp-content/uploads/2011/12/acil_servis.jpg" alt="" width="275" height="183" /></a></p>
<p>Yaklaşık 4 haftadır dedemin ameliyat sonrası ortaya çıkan rahatsızlıkları ile ilgileniyoruz. Bu süreçte, hiç görmediğim kadar hastane, doktor, tahlil sonucu ve fiyat politikası gördüm. Yazının konusu doğrudan kişileri ve kurumları hedef almadığı ancak işleyen sistemi hedef aldığı için, isimlere yer verilmeyecek. Dedikodu isteyenler bundan sonrasını pas geçsin ama sonuç bölümünü kaçırmasın, harika bir tatlı tarifim var! :- P</p>
<p><span id="more-2938"></span>Kasık fıtığı teşhisiyle özel bir hastanede ameliyat oldu. Ameliyat iyi geçti, hatta o gece yanından kaldığım için sağlığının da iyi olduğunu gözlerimle gördüm. Sabah oldu ama hayır olmadı. Acilen yoğun bakıma alınması gerektiğini söylediler, peki dedik. Sebebi zatürre olmasıymış. Peki dedik, boynumuz kıldan ince haliyle. Üç gece yoğun bakımda kaldı, çıktığında girdiğinden çok ama çok daha kötüydü. Tıbbi açıdan iyiymiş ama iletişim ve diğer nörolojik faktörlerin açısından hiç görmediğimiz kadar kötüydü. Ertesi gün çıkış işlemleri verildi, ancak son anda vazgeçildi ve 2 gece daha yattı serviste. Sonunda, bir pazartesi günü, sosyalleşme becerileri bir hayli düşmüş ve ayakları davul gibi şiş olarak &#8220;sağlıklı&#8221; bir şekilde eve postalandı&#8230; Peki sonra ne oldu? Sonrası şöyle devam etti:</p>
<ul>
<li>Hemen bir başka doktora gittik, özel ofisinde makul bir muayene ücreti ödedik ve karşılığında zatürre olmadığı, yoğun bakımda kalbiyle ilgili bir sorun olduğunu öğrendik.</li>
<li>Hemen başka bir özel hastane bulduk, kardiyolojiye götürdük. Kardiyolog kalbiyle ilgili bir sorun olmadığını söyledi. Ancak ayağı şiş olduğu için hastaneye yatması gerektiğini söyledi. Hasta yatış bizden &#8220;1000TL avans, 5000TL&#8217;lik senet&#8221; istedi. Üstüne tüm masrafların %70&#8242;nin bize ait olduğu ve 22TL&#8217;lik oda farkı (özel oda 375TL) söylendi. İnsanın aklına &#8220;baştan bu kadar istiyorsan, herhalde en az bu kadarlık masraf çıkarırsın&#8221; düşüncesi geliyor ve gelen bu düşünce seni bu hastaneden çıkarıyor.</li>
<li>Sonrasında çok sevdiğim bir hocamın vasıtası ile üniversite hastanelerinden bir tanesine gittik. Sağ olsun Prof. Dr. bir hayli ilgilendi. Sonuç &#8220;yatmasına gerek yok, zaten böyle bir şeyden yatırılmaz hastanede&#8230;&#8221;. Açıkça sordum &#8220;acaba özel bir klinik diye mi demişlerdir?&#8221; diye. Cevabı gülümseyerek verdi: &#8220;yani&#8230;&#8221;</li>
<li>Oradan çıktık, ameliyat olduğu yere geldik. Ürolog baktı, yatmasına gerek yok dedi. Dermatolog baktı, yatmasına gerek yok dedi.</li>
<li>Nörolog baktı, yoğun bakımdaki süreçte bir şeyler olabilir dedi.</li>
<li>Hastaneye döndük ama yoğun bakım epikrizi (hastaya ne işlemler yapıldığını (tahliller, ilaçlar vb.) ve gözlemleri içeren, her gün tutulan not) yokmuş. İstedik, hazırlanıyor.</li>
</ul>
<div>Sonuçta şunu öğrendim:</div>
<div>
<div>
<div>
<ol>
<li>Biz Ankara gibi bir yerde bunu yaşıyorsak, Hakkari&#8217;de, Van&#8217;da, Ağrı&#8217;da olanın vay haline! (burası Çarkıfelek tadında oldu ama tespit işte, ne yaparsın!)</li>
<li>Özel hastanelerin ne işlem yaptıkları, neden yaptıkları vb. konuları çok ama ÇOK ciddi araştırılmalı.</li>
<li>Sağlık şart!</li>
</ol>
</div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/12/30/saglik-meselesi-bir-doktora-gittik-sonra-digerine-ve-sonra/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tüketim, kredi kartı, yılbaşı derken&#8230;..</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/12/01/tuketim-kredi-karti-yilbasi-derken/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/12/01/tuketim-kredi-karti-yilbasi-derken/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Dec 2011 17:02:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zeliha_hatipoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=2909</guid>
		<description><![CDATA[Yazı dizime bu kez ara veriyor yine davranışsal iktisattan temel alan bir saptamaya gidiyor, sizi de peşimden sürüklemek istiyorum&#8230; Davranışsal iktisat, kendi içinde de yenilenen, değişimlere gayet açık bir alan. Sadece deneyimsel olmakla kalmayıp, işin içine hisleri dahi katıyor. Üzerinde çalıştığım bir makale olan &#8216;Behavioral Economics, Human Errors and Market Corrections- Richard Epstein,2010&#8242; nda hepimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yazı dizime bu kez ara veriyor yine davranışsal iktisattan temel alan bir saptamaya gidiyor, sizi de peşimden sürüklemek istiyorum&#8230;</p>
<p>Davranışsal iktisat, kendi içinde de yenilenen, değişimlere gayet açık bir alan. Sadece deneyimsel olmakla kalmayıp, işin içine hisleri dahi katıyor. Üzerinde çalıştığım bir makale olan &#8216;Behavioral Economics, Human Errors and Market Corrections- Richard Epstein,2010&#8242; nda hepimize çok tanıdık gelen, çoğumuzun bazen gözünün önünde gerçekleşen birdurumu kısaca ifade ediyor Richard Epstein;</p>
<p><em>&#8221;Kredi kartı, tüketici için cazip gelir; çünkü nakit öderken ya da kişisel çek yazarken yaşadığı ayrılık acısını azaltır.Dikkatsiz tüketici, böylece, miyopluğun çeşitli formlarını üretir; ileride gerçekten ihtiyaç duymayacağı  ve istemeyeceği şeyleri satın alır ve bu, yetersiz kontrol anlamına gelir. Aşırı güvenli olmak, borçlarını ödeyebileceklerine inanmak, onları , kredi kartı kullanmayan tüketiciye göre  daha yüksek oranda iflasa sürükler&#8221;<span id="more-2909"></span></em></p>
<p>&#8216;Öderiz yaa, borç yiğidin kamçısıdır&#8217; olarak kendi kültürümüzden bir özdeyiş(!) de Epstein&#8217; i doğrular gibi. Bir tüketim toplumu yaratmak idealiyle, ne kadar serbest piyasayı gerçekleştirdik sorularına bir yanıt da artan tüketici kredileri ve kredi kartı alımları-başvurularına bakılarak değerlendirilmekte. 2001 sonrasında, gözlerinden mahmurluğu atan Türkiye de, daha öngörülebilir bir ortamda, kredi kartı kullanımı, tüketici harcamalarıyla,  hızlıca bir tüketim toplumuna dönüştüğümüzü gösteriyor. Yazıya 2 gün evvel başlarken, bugün Merkez Bankası&#8217;ndan gelen açıklama da isabetli oldu.Açıklamanın kısacası ; &#8216;Cari açık artıyor, tasarrufu artıralım, ihtiyatlı olalım&#8217;. Bugünlerde, &#8216; Tasarruf artmalı, gelecekte kazanmayı planladığımız parayı biraz da kenara ayıralım&#8217; derken ,Mart 2007 Business dergisinde Servet Yıldırım, &#8216; kredi kartı kullanımı, hane borçlanması düşük seviyelerde, normalleşmeliyiz&#8217; diyor.Tabi burada normları, serbest piyasa belirlemiş olmalı&#8230; Biraz da gidişata bakalım;</p>
<p> <a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2011/11/bu.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2915" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2011/11/bu.jpg" alt="" width="619" height="519" /></a></p>
<p>Anlaşılan Servet Yıldırım&#8217;a göre giderek daha da normalleşmişiz. Son yıl içinde, enflasyonun artmaya başlaması, cari açık gibi etkilerle olduğunu tahmin ettiğim tüketim harcamalarındaki düşüş, tasarruflarda da artış gözlenmekte. Yıl sonu kredi kartı sayısı verisi henüz açıklanmadığından ekleyemedim fakat, ben bile sisteme dahil olduysam bu yıl, artmıştır diye umuyorum.Dinamik bir ekonomi olduğumuz kesin, bir yandan da dinamik bir tüketim toplumu olduğumuz. Bugünlerde, daha rahat tüketme kısmına kafa yorulup, bir de cepten para çıkarıp uzatmanın acısını dindirelim deyip, keklik gibi avlanmayalım(!) diye nakit yerine banka kartları da artan oranda sisteme entegre ediliyor. Eeeee ne diyelim artık, sınırlı bilişsel güçler, karmaşık ve hızlı bir dünya, uğraşmayalım para çıkartmaya, hatta yoksa da kredi kullanırız sanal cüzdandan, hediyeler de çamın dibine lütfen&#8230;.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/12/01/tuketim-kredi-karti-yilbasi-derken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yer vardı da, biz mi yazmadık? (!)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/10/07/yer-vardi-da-biz-mi-yazmadik/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/10/07/yer-vardi-da-biz-mi-yazmadik/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Oct 2011 13:25:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Idil Bilgic Alpaslan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://46.137.161.244/?p=2764</guid>
		<description><![CDATA[Ben biraz geç kalmışım, Eylül ayında sosyal medyanın çeşitli mecralarında adı çokça geçmiş bir çalışmaya yeni rastladım. Dünya Bankası tarafından yayınlanmış bu makale[1], ekonomi bloglarının bilgi yayılımı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Ekonomi yazarları ile okuyucuların karşılaştıkları mecralar çok çeşitli. Makaleden aldığım ilhamla, bu mecraların bir kaçına ve aradaki farklılıklara bir göz atmak istedim. Nacizane… Ekonomi ile [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben biraz geç kalmışım, Eylül ayında sosyal medyanın çeşitli mecralarında adı çokça geçmiş bir çalışmaya yeni rastladım. Dünya Bankası tarafından yayınlanmış bu makale<a href="http://www.iktisadiyat.com/Users/Idil/Desktop/iktisadiyat-2.docx#_ftn1">[1]</a>, ekonomi bloglarının bilgi yayılımı üzerindeki etkilerini tartışıyor. Ekonomi yazarları ile okuyucuların karşılaştıkları mecralar çok çeşitli. Makaleden aldığım ilhamla, bu mecraların bir kaçına ve aradaki farklılıklara bir göz atmak istedim. Nacizane…</p>
<p>Ekonomi ile ilgilenen ancak konu hakkında akademik bilgisi olmayanların en kolay erişebildikleri yazılı bilgi kaynağı, gazetelerdeki ekonomi haberleri. Bu haberlerin özelliği minimum yorum ile, olayları doğrudan aktarmaları. Merkez Bankası faizde 25 baz puan indirime gitti, S&amp;P Türkiye’nin yerel para cinsinden ratingini arttırdı, ülkeye gelen doğrudan yabancı yatırım miktarı arttı, Ocak ayı enflasyonu şu kadar oldu, Mayıs’ta işsizlik rakamı bu kadar, vs…  Okuyucunun ham veriyi işledikten sonra gerçekçi analizler yapabilmesi ve sığ sulardan çıkması içinse biraz daha çaba göstermesi ve değişkenler arasındaki bağlantıları çözmesi gerekiyor. Ekonomi gibi herkesi ilgilendiren ve hayatın belki de ta kendisi olan bir alanda, herkesin fikir sahibi olması ve konu hakkında konuşmaya can atması ise, konunun tartışılmasını daha da zor hale getiriyor. Bu noktada başvurulabilecek birçok referans olmasına karşın, genel bir tembellik durumundan muzdarip olmamız ve her şeyi hızla tüketme alışkanlığımızdan olsa gerek, TV’de görüp gazetede okuduklarımızı veri kabul ederek yorum yapmayı yeğliyoruz.</p>
<p><span id="more-2764"></span></p>
<p>Oysaki ekonomi ile aşinalığını arttırmak isteyenler için çok kestirme bir yol var: gazetelerdeki ekonomi köşe yazıları. Bu köşe yazıları, sıradan insanların ekonomi ve değişkenler arasındaki etkileşimler hakkında fikir edinmelerinde oldukça önemli bir yere sahip. Ekonomistlerin çözüm aradığı temel sorun bu noktada da karşımıza çıkıyor. “Kıt kaynakların etkin kullanımı.” Gazete ve bu gazetelerde ekonomi yazarlarına ayrılan köşe sayısı sınırlı. Bu durumda, her isteyenin gazetede köşe sahibi olması ve yazı yazması mümkün değil. Gazete editörleri ise oylarını, okunurluğu çok olacak ve tecrübesi kitleler tarafından kabullenilmiş ekonomistlerden yana kullanıyorlar haliyle. Her yazar kendi görüşleri ve deneyimleri çerçevesinde fikirlerini yazıyor. Dolayısıyla, köşe yazısı sayısının artması, görüş çeşitliliğine katkıda bulunuyor. Ancak ne yazık ki, var olan kısıtlar altında, sonsuz sayıda ekonomi köşe yazısı olması gerçekçi bir olasılık değil. Ya da, “değildi” mi demeliyim?</p>
<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/10/e-blog1.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2772" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/10/e-blog1.jpg" alt="" width="429" height="184" /></a></p>
<p>İnternetin yaygınlaşması ve herkesin sesini duyurmasına olanak veren blogların popülerlik kazanması, geçmişteki durumun değişmesini sağladı. Artık, herkesin her konuda yazı yazması ve görüşlerini tüm dünya ile paylaşması mümkün. Ekonominin ve ekonomi yazınının durumu da farklı değil. Eskiden çok sınırlı sayıda kişinin yazıp çizdiği bir alan olan ekonomi, artık çok çeşitli eğitim geçmişlerine sahip binlerce, milyonlarca kişi tarafından konuşulur, tartışılır ve yazılır hale geldi.</p>
<p>“Blogging” denilen yeni kavramın (ideal) çıkış noktası, bilginin aktarımı ve paylaşımı. Ne yazık ki, günümüzde her blog için aynı olumlu yargıya varmak mümkün değil. Kimi bloglar araştırma temelli ve bilimsel nitelikte iken, kimileri de çok daha sıradan. Ancak, özellikle iyi ekonomi bloglarının, araştırma ve derin düşüncenin ürünü olduğu yadsınamaz bir gerçek. Bu tür bir üretim sürecininse, yazarlara ün kazandırdığı ya da var olan ünlerini arttırdığı görülüyor.</p>
<p>Akademik dünyada adını duyurması uzun zaman alacak ya da yayın dünyasında tanıdığı olmayan kişilerin, büyük bir okuyucu kitlesine ulaşmalarının yeni yolu blog dünyasından geçiyor. Çalışmalarını ve sonuçlarını, çok daha anlaşılır bir dille ve daha geniş bir kitleye hitap edecek şekilde anlattıklarında, tanınırlıklarını arttırma olanağını da yakalamış oluyorlar.</p>
<p>Bir geri besleme mekanizmasından söz etmek mümkün. İyi ve nitelikli yazılar yazarlarına ün kazandırıyor, ün kazanan yazarlar da her yazılarında daha da iyi olmak için özen gösteriyorlar. Hem yazarlar, hem de okuyanlar bu durumdan kazançlı çıkıyorlar.  Hani bu yazının bilimsel tarafı diyenlere ise, başta bahsettiğim makaleyi okunmalarını öneriyorum. Girişte de bahsettiğim, Dünya Bankası tarafından Ağustos ayında yayınlanmış olan ve ekonomi bloglarının etkilerini tartışan araştırma notu, bu konuda sayısal veriler kullanılarak yapılan ilk çalışma. İlgi çekici bir yazı. Uzun uzadıya anlatmama gerek yok, ancak aslında dipnot ile bu çalışmaya referans vermiş olmam ve yazımı okuyanlardan bir kısmının bile o metni incelemiş olması, yazının özünde söylenenleri teyit eder nitelikte. Çalışmaya göre, bir akademik metin ekonomi bloglarında kaynak olarak gösterildiğinde, bu metnin indirilme (download) olasılığı da artıyor. Ayrıca, blog sahibi ekonomistlerin, benzer yayın geçmişine sahip çalışma arkadaşlarına göre daha fazla beğeni topladıkları ve tanınırlıklarının arttığı görülmüş.</p>
<p>Bunca olumluluğa rağmen neden daha fazla ekonomistin blog sahibi olmadığı sorusu ise, referans metinde de sorulan ve insanın aklını kurcalayan bir konu. Aslında belki de bu sorunun cevabı, yeni bir yazı için konu olabilir başlı başına. Ama görüşümü kısaca belirteyim. Çoğumuz, yaptığımız araştırmaları ve ekonometrik tekniklerle elde ettiğimiz sayısal verileri o kadar çok umursuyoruz ki, bunları akademi dışındaki insanların da anlayacağı bir dille ifade etmeyi gerekli görmüyoruz. Her ne kadar itiraf etmesek de, bunu yapabilmek ise okulda öğretilmeyen ve kişinin kendi kendine uğraşarak, zaman içerisinde edinebileceği bir beceri. Buna zaman ayırmaktansa, üç regresyon daha yazmak kısa vadede optimal çıktı olarak görülüyor. Oysaki uzun vadedeki sonuçlar meçhul. Miyopik bakış açısı ve uzun vadedeki faydanın şu an fark edilemiyor olması, terzi kendi söküğünü dikemezmiş lafını akıllara getiriyor. Belki de gidip, Laibson’un “hyperbolic discounting” (hiperbolik iskonto) makalesini bir daha, bir daha, bir daha okumamız gerekiyor…</p>
<div align="center">
<hr align="center" size="1" width="100%" />
</div>
<p><a href="http://www.iktisadiyat.com/Users/Idil/Desktop/iktisadiyat-2.docx#_ftnref1">[1]</a> McKenzie, David and Berk Özer, “<strong>The Impact of Economic Blogs</strong>”, World Bank Policy Research Working Paper, 5783. (<a href="http://www-wds.worldbank.org/external/default/WDSContentServer/WDSP/IB/2011/08/29/000158349_20110829130036/Rendered/PDF/WPS5783.pdf">http://www-wds.worldbank.org/external/default/WDSContentServer/WDSP/IB/2011/08/29/000158349_</a></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/10/07/yer-vardi-da-biz-mi-yazmadik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kültürsüz Bir Dünya?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/09/02/kultursuz-bir-dunya/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/09/02/kultursuz-bir-dunya/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 18:30:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Cunedioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://Otlamasıiçinatıçayırasalmazsınız.Atınkaçmaihtimalinigözönünealarak,yereçaktığınızbirkazığaipbağlar,buipiatınboynunadolarveataboynunatakılıolanipinizinverdiğialandaotlamaşansıverirsiniz.Aslındainsanyaşamıdabundanpekf</guid>
		<description><![CDATA[Otlaması için atı çayıra salmazsınız. Atın kaçma ihtimalini göz önüne alarak, yere çaktığınız bir kazığa ip bağlar, bu ipi atın boynuna dolar ve ata boynuna takılı olan ipin izin verdiği alanda otlama şansı verirsiniz. Aslında insan yaşamı da bundan pek farklı değildir. İçine doğduğumuz kültür bizim için yere çakılmış bir kazıktır ve bu kazık bizim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Otlaması için atı çayıra salmazsınız. Atın kaçma ihtimalini göz önüne alarak, yere çaktığınız bir kazığa ip bağlar, bu ipi atın boynuna dolar ve ata boynuna takılı olan ipin izin verdiği alanda otlama şansı verirsiniz. Aslında insan yaşamı da bundan pek farklı değildir. İçine doğduğumuz kültür bizim için yere çakılmış bir kazıktır ve bu kazık bizim tamamen özgür olmamızı kısıtlar. Bizim değiştirebileceğimiz tek şey boynumuza dolanmış olan ipin uzunluğunu belirlemektir. Sonsuz uzunlukta bir ipiniz olsa dahi dünya çayırında tadamayacağınız bir parça yeşillik vardır ve bu yeşillik yere çakılı kazığınızın kapladığı bölgededir. Bu örneği niye mi verdim? Çünkü bu kısa yazı ile olası bir kültürsüzleşme senaryosunda nasıl bir dünyanın bizi bekliyor olacağını tartışmaya açmak istiyorum.</p>
<p><span id="more-2690"></span>Kültürün yere çakılmış bir kazık olduğunu söyledim. Bu kazık ebeveynlerden çocuklarına aktarılarak nesiller boyu dolaşır. Toplumun evrimine baktığımızda söz konusu kazığın hep aynı olmadığını görüyoruz. Bunun sebebi kazığın yağan yağmura maruz kalmasıdır. Kimi kazıklar paslanmaz çeliktendir ve nesiller boyu kendini muhafaza eder, oysa kimisi demirdendir ve suyla temas edince paslanır. Paslanan kısım dökülünce geriye daha ince bir kazık kalır. İşte, yerleşik kültürlerin giderek daha çok özgürlükçü olmasının temel nedeni budur. Kazık inceldikçe nasiplenebileceğiniz ot miktarı da artmaktadır. Peki, demirden kazıklarımız bir gün tamamen paslanır ve toprakla bir bütün olursa ne olacak? Bu durumun gerçekleşmesi imkânsız gibi görünmüyor. Eğer kazıklarımız olmazsa çayırlarda özgürce otlayan adamlar mı olacağız yoksa boşlukta sallanan adamlar mı?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İnsanoğlunun kaotik bir sistem olduğunu biliyoruz. Kaotik sistemlerin çekicileri vardır ve hareketlerini bu çekiciler belirler. Eğer bir çekiciniz yoksa başı dönmüş koyun gibi dolanırsınız. İnsanoğlunun yaşamına yön veren çekici aslında bizim “yaşamımız kolaylaştıran kurallar bütünü” dediğimiz kurumlardır. Kurumların yozlaşması ya da içlerinin boşalması çekicinin yapısını bozar ve sistem krize sürüklenir. Çekicisinden çıkan bir sistemin kendine faz uzayı üzerinde yeni bir çekici bulmasını bekleriz, ama kuralların olmadığı bir dünyada böyle bir çekiciyi nereden bulacağız?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/09/02/kultursuz-bir-dunya/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akbank Neden Etik Bir Banka Değil? Ya da AXESS Kime Yeter?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/08/03/akbank-neden-etik-bir-banka-degil-ya-da-axess-kime-yeter/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/08/03/akbank-neden-etik-bir-banka-degil-ya-da-axess-kime-yeter/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 03 Aug 2011 08:08:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://AKBANK&#039;latanışmambundan6ayöncesinedayanıyor.Axess&#039;leyurtdışındayaptığımızalışverişler3taksitebölünebildiğiiçinAxessYeterBana!diyereksadeceAxess&#039;ebaşvurdum.YurtdışınaçıkışamacımıbelirttiğimdeşubemüdürününilgisiylehemWings</guid>
		<description><![CDATA[AKBANK&#8217;la tanışmam bundan 6 ay öncesine dayanıyor. Axess&#8217;le yurt dışında yaptığımız alış verişler 3 taksite bölünebildiği için &#8220;Axess Yeter Bana!&#8221; diyerek sadece Axess&#8217;e başvurdum. Yurt dışına çıkış amacımı belirttiğimde şube müdürünün ilgisiyle hem Wings hem de Axess&#8217;e başvurduk. 15 gün içerisinde gelen cevapta Wings&#8217;in çıkmadığı, Axess&#8217;in ise seyahatımdan önceki son iş gününde elime geçeceği söylendi. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>AKBANK&#8217;la tanışmam bundan 6 ay öncesine dayanıyor. Axess&#8217;le yurt dışında yaptığımız alış verişler 3 taksite bölünebildiği için &#8220;Axess Yeter Bana!&#8221; diyerek sadece Axess&#8217;e başvurdum. Yurt dışına çıkış amacımı belirttiğimde şube müdürünün ilgisiyle hem Wings hem de Axess&#8217;e başvurduk. 15 gün içerisinde gelen cevapta Wings&#8217;in çıkmadığı, Axess&#8217;in ise seyahatımdan önceki son iş gününde elime geçeceği söylendi.<br />
Bir cuma akşamı elime geçen kartın limiti 1.000TL&#8217;ydi. Cebimde tonla param yok; ancak ABD&#8217;ye de her yaz gitmiyorum. Hem kendime, hem de yakınlarıma alış veriş yapabilmek için kredi kartının taksit imkanlarından yararlanmak isteyerek başvurduğum Axess, kapıdan geçene verdiği limiti vermekte beyis görmedi. Üstüne üstlük şube müdürünün imzasıyla yaptığımız limit artırımı talebine ise &#8220;3 ay sonra tekrar değerlendiririz&#8221; diyerek karşılık verdi.</p>
<p><span id="more-2657"></span></p>
<p>Maaş bordromu veriyorum ama limiti artıramıyorum. Böyle bir saçmalığı Akbank&#8217;tan başka kim yapabilir ki? Maaşımın yettiği limit artırımını bile yapamıyorum ve bu kart yüzünden saçma sapan 3 kartla yolculuk yapıp her şeyi peşin almak; sonrasında kredilendirerek faiz ödemek zorunda kalıyorum. Kısacası AKBANK hem şube müdürünü eziyor; hem de sizin maddi zarara uğramanızı zerre kadar umursamıyor!</p>
<p>&nbsp;</p>
<h1><strong>AKBANK&#8217;a güvenmek mi? Tövbe!</strong></h1>
<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/08/axess_reklam.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2658" title="axess_reklam" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/08/axess_reklam.jpg" alt="" width="723" height="604" /></a></p>
<p>Lakin eşeklik bir kere geldi mi, bir daha gelmemezlik edemiyor! Bendeniz, AKBANK&#8217;ın <em>&#8220;borç transfer edin, 0.79 faizle borçlarınızı ödeyin&#8221;</em> lafına inanarak bankaya telefon açıyorum. Halihazırda müşterileriyim  de&#8230; Banka başka bir numaraya yönlendiriyor; numarayı arıyorum, sesli yanıt sisteminde cep telefonumdan TC kimlik numarama kadar her türlü bilgiyi veriyorum ve tam onay aşamasına geleceğim ki AKBANK etik dışı davranışlarının bir alışkanlık olduğunu göstererek <em>&#8220;Bizim bir de çektiğiniz kredinin %5&#8242;i kadar, 1 seferlik, kampanya katılım ücretimiz var. Yani 1000TL transfer ederseniz, faiz olarak 6 ay için 32 TL ama bir de fazladan 50TL kesiyoruz</em>&#8221; diyor&#8230;</p>
<p>Hal böyle olunca onay verir misiniz? Tüm hesap değişiyor haliyle. Uğradığım maddi zarar (zaman=para) ise AKBANK&#8217;ın yine umrunda değil. Yaptığı reklam her şartta tüketiciyi yanıltmaya yönelik; eksik bilgi yüklü bir reklam yani açık açık suç da işliyor ama AKBANK&#8217;sanız umrunuzda olmuyor&#8230;</p>
<p>İki gün önce TEB için<em> &#8220;Yeni TEB, yeni eziyet&#8230;&#8221; </em>yazılı bir mesaj attım Twitter&#8217;dan. Ertesi gün aradılar. AKBANK hazretlerine kredi kartı için onca yazı yazdım, cevap veren de sorunu çözmek isteyen de olmadı! Yurt dışından, saat farkı sebebiyle, sabahın 5&#8242;lerinde kaç defa telefon açtım ama tık yok!<br />
Şimdi siz olsanız hangi bankayla çalışırsınız? Allah&#8217;a emanet ol sevgili AKBANK! Benim üzerimden 1 kuruş kazanmana izin vermem; varsın TEB %10 daha fazla alsın!..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/08/03/akbank-neden-etik-bir-banka-degil-ya-da-axess-kime-yeter/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

