iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Tarih Mises’i Haklı Çıkardı mı? – Atilla Yayla’yı Düzeltmek

Can Madenci | November 17, 2011

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçen haftaki yazısında “kurucu rasyonalizm” olarak adlandırdığı bir düşünce geleneğinden ve İskoç Aydınlaması’ndan bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre, kurucu rasyonalizm toplumsal düzenlerin insan aklı vasıtasıyla kurulabileceğini ileri sürüyor ve böylece yeryüzü cennetleri olabilecek düzenlerin yaratılabileceğini iddia ediyormuş. Bu rasyonalizmin 20. yüzyıldaki tipik temsilcileri de sosyalizm ve faşizm imiş. Ancak toplumsal düzene bakmanın kurucu rasyonalist olmayan, daha çeşitlilikçi, insani, keşifçi bir yolu da varmış ve bu da Aydınlanma’nın İskoç koluyla bağlantılıymış. Yayla bu aydınlamayı rasyonalizme karşı çıkmak için kullanmış.

Bu hususta Yayla özellikle bireylerin toplumda kullandıkları bilgi meselesinden bahsetmiş ve bu meselenin sosyalist ve faşist düzenlerin neden tam olarak işleyemeyeceğini açıkladığını ileri sürmüş. Dediğine göre, mükemmel bir sistemin kurulabilmesi için toplumda kullanılan tüm bilginin tek bir elde toplanması gerekiyormuş. Oysa bu mümkün değilmiş, çünkü bu bilgi hem parçalı hem de dağınıkmış. O yüzden insanlar bu bilginin tamamına sahip olamazlarmış ve sınırlı bilgiyle yaşamak zorundalarmış. Atilla Yayla’nın anlattığı bu meseleler esas itibariyle Avusturya İktisat Okulu’nun kapsamına giriyor. Bu okulun sosyalizm eleştirisiyle bir ara ilgilendiğim için Yayla’nın yazdıklarına biraz bu açıdan baktım. Maalesef Yayla’nın bilgi meselesi ile İskoç Aydınlanmasını bir arada ele alması olmamış. Kurucu rasyonalizme karşı çıkarken Mises’ten bahsetmesi de olmamış. Hele Hayek’in ismini anmadan geçmesi hiç olmamış.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar, Köşe Yazarları
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Ronald Coase ve Firmalar – Atilla Yayla’nın Yanlışları ve Değiştirdikleri

Can Madenci | January 11, 2011

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz haftaki yazısında firmalardan bahsetmiş. Bu meselelere birazcık bulaştığım için ne yazdığını merak edip yazdıklarına bir bakayım dedim. Yazısında Yayla piyasa ekonomisinin planlı ekonomiden daha başarılı olduğunu söylemiş. Ardından firmalara geçip bunları iktisadî kalkınmayla ilişkilendirmeye çalışmış. Firmaların iktisadî gelişmenin başını çektiğini, ülkelerin “yaşam standartlarını yukarı çeken lokomotifler” olduğunu yazmış.

Bu arada, 1991’de Nobel alan iktisatçı Ronald Coase’un 1937’de yayınladığı “The Nature of the Firm” adlı makalesinden de bahsetmiş. Bu makaleyi zamanında Türkçeye çevirmiş ve bir takdim yazısı yazmıştım. Bunlar da artık “piyasadan kalkan” Piyasa dergisinde yayınlanmışlardı. Yayla da yazısında benim çevirimi kaynak olarak göstermiş. Bahsettiği diğer makale de Coase’un 1960’da yayınlanan “The Problem of Social Cost” adlı makalesi. Ancak bu makale firmalarla değil, mülkiyet haklarıyla ilişkili. Makalenin bahsettiği şey, mülkiyet hakları tam bir şekilde tanımlandığında ve bunların serbest ticaretine izin verildiğinde ekonomide iktisadî etkinliğin sağlanacağı.

Read the rest of this entry »

Comments
7 Comments »
Categories
İktisat Teorisi, Köşe Yazarları, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Murat Çokgezen: Bir İktisatçı Gazete Okuyor

U.Baris_Urhan | July 6, 2010


Geçtiğimiz Salı günü MNG Kargo’dan gelen poşeti açtığımda Murat Çokgezen‘in son kitabı “Bir İktisatçı Gazete Okuyor” ile karşılaştım. Murat hocam incelikle bana imzalı bir kitabını göndermiş. Kitabı elime aldığımda hem yazarından imzalı bir kitap almanın hem de bu kitabın Murat hocamın kitabı olmasının sevincini yaşadım. Bu siteyi takip edenler Murat Çokgezen’le röportajımızda da kitabın sinyallerinin verildiğini hatırlayacaklardır. Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisatçılar, Köşe Yazarları, Okuma Önerileri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Yiğit Bulut Vakası

Tolga_Bagci | September 7, 2009

Sansürsüz programındaki Adnan Hoca Vakası’nın ardından Yiğit Bulut’la da ilgili bir analiz oldukça anlamlı olurdu. Ancak bundan önce , http://herseyuzerine.blogspot.com/ blogunun sahibinin , Yiğit Bulut’un evrim üzerine zırvaladığı bir köşe yazısına cevaben yayınladığı bu hoş yazıyı paylaşmak istedim.

Mr. Çok Bilmiş vs. Evrim
Yiğit Bulut, evrime inananlara inanamıyormuş:
“Sevgili dostlar, iki gün önce “kızım neden evlenmiyor” başlıklı yazıda “hayatta tesadüf olamayacağını” daha doğrusu “tesadüflerin” matematiksel olarak “nasıl imkansız” olduğunu “bir genç kızın” 40 milyon kişide “aradığını” bulma ihtimali üzerinden tartışmış ve “matematik olarak” imkansız görünenlerin, nasıl olabildiği noktasında konuyu bırakmıştım. ”
Tesadüfler matematiksel olarak imkansız mıymış? Bunu da matematiksel olarak göstermiş. Hem de genç bir kızın aradığı erkeği bulma ihtimali üzerinden göstermiş. E bravo sana Yiğitcim. Büyük adamsın …

Yazının devamına http://herseyuzerine.blogspot.com/2009/08/mr-cok-bilmis-vs-evrim.html üzerinden erişebilirsiniz.

Comments
No Comments »
Categories
Köşe Yazarları, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mehmet Altan’dan Kuantum Dersleri!

U.Baris_Urhan | November 25, 2008

Dikkat ettiyseniz son yillarda bir “kuantum ticareti”dir gidiyor. Kimileri cikti “kuantum dusunce sistemi” dedi, kimileri de “kuantumu yasaminizda hissetmek” diyerek sacmaladi. Sakin agir gelmesin bu lafim. Sacmaladilar cunku kuantum fizigi ile uzaktan yakindan alakasi olmayan seyleri toparlayip laf salatasi seklinde insanlara pazarladilar; hala da pazarliyorlar.

Mehmet Altan da, ne yazik ki, bu kervana iktisat-kuantum fizigi baglantisinda yazilar yazip konferanslar vererek katilmis.
Yazdiklarindan anladigim kendisinin kuantum fiziginin ne oldugundan bihaber oldugudur. Iktisatta, artik lafi gecmeyen makalelerin “adamdan sayilmadigi” belirsizlik kavramini sanki yeni bir seymis gibi ortaya koyup kuantum fiziginden faydalanmamiz gerektigini soylemis. Durun, sozu kendisine birakalim da daha iyi anlayalim ne demek istedigini

…..Bilim ilerledikçe tesadüf ortadan kalkacak. Tesadüfün bir şekilde insanın bilgi birikiminin, bildiklerinin içine devir olacak. Zaten bilim, bilinmeyenden, bilinene sorunlarını çekmek, çıkartmaktır. Bunun geldiği noktada atom altı parçacıklarının işleyişini değerlendirdiği vakit insanda başka bir noktaya geldik. Çünkü bu Newton’un makro düzeydeki anlatımının tamamen tersi, kontrol edilemeyen, karmakarışık, basit olmayan, nedenselliği anlaşılamayan, hareket yasalarını saptayamadığımız kaotik bir yapı ortaya çıktı. Bu çok düzenli, mekanik, böldüğümüz, kontrol ettiğimiz, saat gibi algıladığımız dünyayı biraz daha derinleşince, biraz daha keşfedince, bunun sadece görüntüde öyle olduğunu, bunun temelinde ise çok daha farklı bir hareket mimarisi olduğunu gördük. Bu hayatın her alanını değiştiriyor. Bizim büyüdüğümüz, yetiştiğimiz, okuduğumuz okullar, çevremiz, beynimizin çalışması, bunların tümünün çok temelindeki değişmeye başlamış vaziyette. Bunun ortaya çıkışı 1900’lerdir.

…Fizikteki buluşun hayata intikali arasında bir zaman vardır. İktisatta ne oluyor, iktisatta çok sıkıntılı bir durum var, bir taraftan da çok keyifli. Bütün eski yapı paradigma olarak kaydoluyor, dengenin bölünmenin kontrol edilebilirliğin ortadan kalktığı bir dünyada tabi iktisada sadece bu açıdan bakmamak lazım, iktisadın temelinde Protestan ahlak vardır. Halbuki bugün dünyanın zaman ruhunda, bu bir başka konu ama bir şey söyleyeceğim iki dakika içerisinde, bu Protestan ahlakın kurduğu iktisadın bu gün gelindiği noktada, sadece fizikte bir değişimden dolayı bir kriz yok, keyifli bir kriz, temelindeki ahlak anlayışının değişiminden de gelen bir kriz de var. Bugün zamanın ruhu o kadar hızlandı ki anti Protestan bir ahlakın egemen olduğu gençlerin hiçbir şekilde mukabele yapmadığı, anı anında tüketmeye yönelik bir hazcılığın öne çıktığı ve bir kontrat sistemine dayalı iktisadın da bu açıdan ırgalandığı bir dönemdeyiz. Bunun üstesinden gelebilmek için yaklaşımı Quantum düşünce modeli olarak belirtiyorlar. Quantum düşünce modeli nedir, aslında bu kaotik bir yapıda yol almayı sağlayan bir yöntem, bir modeldir. Daha sadeleştirilmiş anlamıyla iş adamları için, herkes için geçerli, biz A’dan , B’ye gideceğiz ama A belirgin, B belirgin değil, hangi yoldan gideceğimiz de belirgin değil. Bu daha evvelden eski alışkanlıklarla karar verme, karar alma, önünü görme, nedensellik, kontrol edilebilir Newton’un dengesinin tamamen tersi bir yapı. A’dan , B’ye gideceğiz ama A belirgin, B belirgin değil, hangi yoldan gideceğimiz de belirgin değil. Onun için de her adımda bütün bu bilgi toplumu, enformasyon toplumu, kavramdan eğitimde sezgiye geçmek dedikleri hadise her adımda bütün mevcut yapıyı ve enformasyonu, bilgiyi yeniden değerlendirip B’nin tanımını, gideceği yolu yeniden tespit etmek. Tabi iktisatta da bütün bu dengenin dışında bu kadar belirsiz bu kadar kural dışı atom altı parçacıklarının işleyişine tabi bir iktisadi yapı bunun bilimsel olarak teorize edilmesi,
kavramlaştırılması ve nihayetinde diğer kuşaklara öğretilmeye başlaması noktasından ise uzağız. Benim kısaca anlattığım, anlatmaya çalıştığım özetim budur.

Mehmet Altan, yine, laflari dolandirmis da dolandirmis. Kendisi, bilmediginden yazamamis ama ben kendisine yardimci olayim:
Oncelikle, kuantum fizigi denilen dunyanin kurallari o dunyada gecerlidir. Klasik fizigin dunyasinda kuantum dunyasinin kurallarina gerek yoktur cunku bu dunya zaten klasik fizigin yasalarina gore, hala, yeterince iyi bir sekilde islemektedir. Kuantum fiziginde ”belirsizlik” olarak dile getirilen sey olasilik merkezli istatistiksel bir dagilimda parcaciklarin bulundugu yerlerin tesbiti meselesindeki farkliligi ortaya koymustur. Mehmet Altan’a donersek; ozellikle A’dan B’ye gecme konusundaki yazisi bana oyun teorisindeki adaptasyona bagli ogrenme konusunu hatirlatti ya, neyse!

Bilmiyorum Mehmet Altan bu sekildeki anlatimlarini daha ne kadar surdurecek ama kendisinden ricam gidip bir fizik lisans ogrencisi ile konusup neyin ne oldugunu dogru duzgun ogrenmesidir. Akabinde ikinci bir ricam ise belirsizlik kavrami uzerine daha detayli okumalar yapmasidir. Anlasiliyor ki dahil oldugu Fransiz Ekolu’nun cikmazlarina takilmis, patinaj yapmaya devam ediyor…

Bitirmeden, eger kuantum fizigi ile iktisat arasindaki iliskileri inceleyen bir seyler ariyorsa ”kuantum oyun teorisi”ne de bakmasini oneririm. Kendisi icin bir miktar ileri duzeyde olacaksa da en azindan ”neyi bilmedigini bilmesi” noktasinda fikir verecegini umuyorum.

U.Baris Urhan

Comments
6 Comments »
Categories
Fizik ve İktisat, Köşe Yazarları
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Emre Aköz Örneği ile Yazar Sorumluluğu!

U.Baris_Urhan | November 15, 2008


Emre Akoz, bundan yaklasik 3 ay onceki “Bilim mi cuzdan mi?” baslikli yazisinda soyle demisti:

“…Dünkü SABAH’ta da okudunuz: Dünyanın en iyi üniversitelerini belirleyen bir Çin Üniversitesi var. Jiao Tong adlı Şangay’ daki bu üniversite, çeşitli ölçütler kullanarak ilk 500 üniversiteyi belirliyor.
İlk sıraları ABD üniversitelerinin aldığı listeye Türkiye’den sadece bir üniversite girmiş bu kez: İstanbul Üniversitesi. Bu durum çeşitli açılardan ele alınabilir:

…Üniversite sınavında başarılı olan öğrencilerin yönelimlerine baktığımızda, İstanbul Üniversitesi’nden daha fazla; ODTÜ, Hacettepe, Bilkent, Sabancı ve Boğaziçi gibi üniversitelerin tercih edildiğini görüyoruz.

Belki ” bilimsel kapasite ” yönünden İstanbul Üniversitesi daha başarılı olabilir ama aynı branştaki mesela bir Boğaziçilinin ABD’ye kabul edilmesi daha büyük bir olasılık.

Yogun bilgi eksikligi ile dolu ustunkoru bir yazinin, hem de ulusal capta boylesine buyuk bir gazetede ve bircok insani da bilgisizlikle suclayan birisi tarafindan yazilmis olmasi gercekten icler acisidir! Kendisine  yazisinin yayinlandigi gun bir e-posta gondermeme ragmen takip edebildigim kadariyla su ana kadar bir aciklama ya da duzeltme yazisi yazmadi. Bu sebeple en azindan burayi takip edenlerin bilgilenmesi amaciyla o gun gonderdigim e-postami asagiya koyuyorum:

Merhaba Emre Bey,

Ismim Baris, Kopenhag Universitesi`nde iktisat bolumunde yuksek lisans ogrencisiyim. Bugunku yazinizda bahsettiginiz “bilimsel yayin siralamasi” hakkinda bir makale uzerinde calistigim icin konu uzerinde arastirmalarim oldu. Bu sebeple yazinizdaki, bir bilgi eksiklikliginden kaynaklanan hatayi duzeltmek ve hem sizi hem de sizin vasitaniz ile uygun gorurseniz velileri, okurlari dogru sekilde bilgilendirmek isterim.

Istanbul Universitesi`nin, konu olan universitenin calismasi olan yayin siralamasinda onde olmasinin en buyuk sebebi Cerrahpasa ve Istanbul Tip Fakulteleri`nin yayin sayilaridir. Bu iki fakultenin tek baslarina alan indeksi adi verilen ve dunya uzerinde kabul gormus dergilerde  yaptiklari yayinlarin -ki bu yayin siralamalari bu listelerden derlenir- sayisi 2006 yili itibari ile 824`tur. (Kaynak: http://www.yok.gov.tr/duyuru/pdf_2006_bolum/istanbul_un.pdf). Universitenin 16 fakultesi, enstituleri ve yuksek okullariyla ayni yildaki toplam yayin sayisi ise ne yazik ki 1359`dur.

Iktisat fakultesi bazinda 2006 yilinda ODTU 70 ogretim uyesine karsilik 18, Bogazici 80 ogretim uyesine karsilik 10, Bilkent 76 ogretim uyesine karsilik 38 yayin yapmistir. Oysa Istanbul Universitesi`nin 107 akademisyeni olan iktisat fakultesinin yayin sayisi sifirdir. Dolayisi ile bu okullarin bilimsel anlamda Istanbul Universitesi`nden bir hayli onde oldugunu soyleyebiliriz. Zira bu universitelerin tip fakultelerinin olmadigini da dusunurseniz ne demek istedigimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Konunun Hacettepe Universitesi kismi ise hayli ilginctir cunku 2006 yilinda Hacettepe Tip Fakultesi 260 akademisyen ile 614 yayin yapmistir. Oysa 824 yayin yapan Istanbul Universitesi`nin akademisyen sayisi 623`tur. Buradan Hacettepe`nin akademisyen basina yayin sayisinin neredeyse Istanbul Universitesi`nin iki tip fakultesinin 3 kati oldugunu cikartabiliriz. Diger bir ilginc nokta ise Hacettepe Universitesi`nin 8 fakultesine karsilik toplam yayin sayisinin, 16 fakulte sahibi Istanbul Universitesi`nin 45 yayin kadar altinda olmasidir. Ancak arastirmayi yapan universite Hacettepe`yi listeye koymamistir cunku verimlilik olcutunun olmazsa olmazi “akademisyen basina yayin sayisi” gibi onemli bir kriteri degil sadece toplam yayin sayisini dikkate almaktadir.

Sonuc olarak soyleyebilirim ki; yazinizda konu ettiginiz universite, fakulte bazinda karsilastirma yapmadigi icin aslinda Istanbul Universitesi`nin o listelerde diger universitelerimizin onunde yer almasinin en buyuk sebebi tIp fakultelerinin yayin sayisidir. Keza tIp fakultesi egitimi soz konusu oldugunda ogrencilerin bircogunun ilk siralarda tercih edecegi bir okul olmasi sebebiyle yayin sayilari ile orantili bir ilgiyi gordugunu de soyleyebiliriz.

Ilginiz ve degerli vaktinizi ayirarak bu uzun e-postayi sonuna kadar okudugunuz icin (okumus mudur ki?) tesekkur eder, iyi calismalar dilerim.

U.Baris URHAN

Comments
3 Comments »
Categories
Köşe Yazarları, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • BLC on İktisatta Deney Yapılır mı?
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (25)
  • Duyurular (25)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (24)
  • İktisat Tarihi (23)
  • İktisat Teorisi (32)
  • İktisatçılar (44)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (1)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (10)
  • Nöropazarlama (10)
  • Okuma Önerileri (10)
  • Oyun Teorisi (10)
  • Risk ve Belirsizlik (1)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (74)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (13)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (1)
  • Yoksulluk (3)

 

February 2012
M T W T F S S
« Jan    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox