iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Atilla Yayla ve Kes-Yapıştır – Cato Journal’dan Yazı “Almak”

Can Madenci | January 16, 2012

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz ay gazetedeki köşesinde Hakikatin Krallığı, İnsanın Köleliği başlıklı bir yazı yayınlamış ve yazısının ilk paragrafında Rus düşünür Nikolai Berdyaev’den bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre Berdyaev 1990 yılında bir kitap çıkarmış ve kitabında Rus halkı ve Rus aydınlarının “hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık” arayışına yatkın olduğunu yazmış. Yayla daha sonra Tolstoy’un bir hikâyesinden bahsederek bunları bir şekilde Marksizm ile ilişkilendirmiş.

Yayla’nın yazısını okuyunca biraz şaşırdım. Zira Berdyaev’in ismini daha evvel duymamıştım ve Yayla gibi sosyalizmden, Marksizmden ve Sovyet Rusya’dan hiç hazzetmeyen birinin Berdyaev ve Tolstoy gibi Rus yazarlardan bahsetmesi, hatta Berdyaev’den haberdar olması garibime gitmişti. Yayla’nın Rus yazarlar hakkında bu kadar bilgi sahibi olduğunu bilmiyordum. Üstelik Yayla yazısında daha da ileri giderek Shakespeare, Thomas More ve Campanella’nın isimlerini de anıyor, bu yazarların bazı fikirlerinden bahsediyordu. Yayla’nın bu yazarları aralarında bağlantı kuracak derecede okuduğunu bilmiyordum.

Read the rest of this entry »

Comments
12 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisat, Kendiliğinden Doğan Düzen ve Aydınlanma

Serkan Kiremit | November 25, 2011

Aklın biyolojik işlevi hayatı korumak, canlı tutmak ve sonunu mümkün olduğunca ertelemektir. Düşünme ve eylemde bulunma insan doğasına ters düşen bir şey değildir; insan fıtratının en önemli özelliğidir. İnsan olmayanlardan ayırt edilmiş olarak insanın en uygun tarifi, onun “hayatına yönelik düşmanlık besleyen güçlere karşı amaçlı mücadele eden varlık” olmasıdır. İnsan aklı bu hayati güdüye hizmet eder. Sonuç olarak irrasyonel unsurların ileride olması hakkında yapılan tüm konuşmalar boşunadır. Evren içerisinde akılımızın açıklayamadığı, analiz edemediği insanın rahatsızlığını belli bir ölçüye kadar giderebildiği dar bir saha kaldı. Bu akıl ve rasyonelliğin, bilimin ve amaçlı eylemin alanıdır.

Ludwig von Mises [1]

Bugün ne yazık ki insanın biricik mantığının ve bilincinin aşağılandığı ve yok sayılmaya çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. Son yüzyılda ortaya çıkan felsefelerin, teorilerin ve ideolojik yaklaşımların pek çoğu (post modernizm, yeni sağ düşünceler, post yapısalcılık vs.) insanın amaçlı eylemine ve eleştirel aklına karşı yıkıcı ve bozguncu davranmışlardır. Bugün de bu davranışlarında ısrar ediyorlar. Bunun nedeni ne olabilir? Belki bir neden olarak, insanın eski zamanlarından kalma gelenekleri, yani hurafelere, masallara ve efsanelere inanma alışkanlıkları gösterilebilir. Ancak bunların kökleri kesinlikle romantizmde, seçkincilikte ve tarih-i kadimde aranmalıdır. Aydınlanma tam da bu kökleri reddetme ve ona karşı gelme meselesidir. Maalesef bu eski kökler hantal ve sabit fikirlilik üreten kurumlar yaratmışlardır. Bu özellikle “özgür ve eleştirel aklı” zincire vurmuş, toplumsal dinamizmi ve gelişimi köreltmiştir.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Tarih Mises’i Haklı Çıkardı mı? – Atilla Yayla’yı Düzeltmek

Can Madenci | November 17, 2011

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçen haftaki yazısında “kurucu rasyonalizm” olarak adlandırdığı bir düşünce geleneğinden ve İskoç Aydınlaması’ndan bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre, kurucu rasyonalizm toplumsal düzenlerin insan aklı vasıtasıyla kurulabileceğini ileri sürüyor ve böylece yeryüzü cennetleri olabilecek düzenlerin yaratılabileceğini iddia ediyormuş. Bu rasyonalizmin 20. yüzyıldaki tipik temsilcileri de sosyalizm ve faşizm imiş. Ancak toplumsal düzene bakmanın kurucu rasyonalist olmayan, daha çeşitlilikçi, insani, keşifçi bir yolu da varmış ve bu da Aydınlanma’nın İskoç koluyla bağlantılıymış. Yayla bu aydınlamayı rasyonalizme karşı çıkmak için kullanmış.

Bu hususta Yayla özellikle bireylerin toplumda kullandıkları bilgi meselesinden bahsetmiş ve bu meselenin sosyalist ve faşist düzenlerin neden tam olarak işleyemeyeceğini açıkladığını ileri sürmüş. Dediğine göre, mükemmel bir sistemin kurulabilmesi için toplumda kullanılan tüm bilginin tek bir elde toplanması gerekiyormuş. Oysa bu mümkün değilmiş, çünkü bu bilgi hem parçalı hem de dağınıkmış. O yüzden insanlar bu bilginin tamamına sahip olamazlarmış ve sınırlı bilgiyle yaşamak zorundalarmış. Atilla Yayla’nın anlattığı bu meseleler esas itibariyle Avusturya İktisat Okulu’nun kapsamına giriyor. Bu okulun sosyalizm eleştirisiyle bir ara ilgilendiğim için Yayla’nın yazdıklarına biraz bu açıdan baktım. Maalesef Yayla’nın bilgi meselesi ile İskoç Aydınlanmasını bir arada ele alması olmamış. Kurucu rasyonalizme karşı çıkarken Mises’ten bahsetmesi de olmamış. Hele Hayek’in ismini anmadan geçmesi hiç olmamış.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar, Köşe Yazarları
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mises, Faşizm ve Özgürlükler

Can Madenci | September 15, 2011

Hazır son yazıda Mont Pelerin Topluluğu’ndan bahsetmişken, topluluğun üyelerinden olan Mises’le ilgili kısa bir yazı da girelim.

Mises hem Türkiye’deki hem de dışarıdaki küçük bir kesim tarafından büyük bir liberal olarak biliniyor. Ama bakın kendisi Mussolini’nin iktidara gelmesinden sonra, 1927’de yayınlanan Liberalism – In the Classical Tradition adlı kitabında faşizmi nasıl övüyor:

Diktatörlükler kurmayı hedefleyen faşizm ve benzeri hareketlerin en iyi niyetlerle dolu olduğu ve bu hareketlerin müdahalelerinin şu an için Avrupa medeniyetini koruduğu inkâr edilemez. Faşizmin bu sayede kendine kazandırdığı değer tarihte sonsuza dek yaşamaya devam edecek. Fakat şu an için Avrupa’ya selamet getirmiş olsa bile, faşizmin politikası sürekli başarı vadeden türden bir politika değildir. Faşizm acil durumlarda kullanılan geçici bir çözümdü. Onu bundan daha fazlası olarak görmek vahim bir hata olur. (s. 51)

Read the rest of this entry »

Comments
1 Comment »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Hayek ya da Marx Ne Fark Eder, Söyle!

Serkan Kiremit | August 3, 2011

“[Marx'ın bahsettiği] Bu teknoloji nereden gelir? Teknolojiler nasıl değişim geçirir ya da gelişir? Bu teknolojileri kim uygulamaya koyar? Marksist sistemi meydana getiren yanlışlar silsilesinin ana noktalarından birini, Marx’ın bu soruya asla bir yanıt bulmaya çalışmamış olması oluşturur. Aslında Marx buna yanıt bulamazdı. Zira teknolojik koşulları ya da teknolojik değişmeyi insanların, yani bireylerin eylemlerine bağlaması durumunda tüm sistemi darmadağın olacaktı. Çünkü söz konusu durumda maddi üretken güçlerin insan bilincini ve o aşamadaki bireysel bilinci belirlemesinden ziyade, bunun tam tersi geçerli olacaktı.”

Murray Newton Rothbard

(An Austrian Perspective on the History of Economic Thought, Cilt 2, s. 373)

Yeni Türkü’nün bir şarkısında dediği gibi: “Ölüm ya da ayrılık fark eder mi söyle sensiz…” Bir âşık için sevdiğinden ayrılması ve onu bir daha görememesi ölüm gibidir. Arada hiçbir fark yoktur. Kavramlar farklı bile olsa duygular kişide aynı yoksunluğu birebir karşılayabilir. Âşık için fark yoktur: Ölüm ya da ayrılık. Mesele, sevgilisinin yokluğudur. Başka ne olabilir ki!

Bir âşık ölüm ve ayrılığı sevgilisi için nasıl aynı tutuyorsa, ben de Hayek’in ve Marx’ın bireyin mantığı ve bilinci konusundaki yaklaşımlarını aynı tutuyorum. Benim açımdan aralarında hiçbir fark yok. Hayek ve Marx benim için iki ayrı insan, fakat aynı kümenin elemanları.

Read the rest of this entry »

Comments
6 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Friedman versus Rothbard

Can Madenci | July 29, 2011

Geçtiğimiz salı günü Milton Friedman’ın yine babası gibi iktisatçı olan oğlu David Friedman bloğunda Murray Rotbard hakkında Austrian Fantasy başlıklı bir yazı yazdı. Aslında Friedman’ın yazısı Mises Enstitüsü’nün kurucularından Lew Rockwell’ın kendi sitesinde Milton Friedman hakkında yaptığı kısa bir yoruma karşılık olarak yazılmıştı.

Rockwell yorumunda The Economist dergisinde enflasyon meselesiyle ilgili Missing Milton Friedman başlıklı bir yazıdan bahsediyor, ardından Rohtbard’ın aynı meselede Friedman’ı yerle bir ettiğini söylüyor ve Rothbrad’ın Milton Friedman Unraveled yazısına link veriyordu. (Rockwell makalenin kendi sitesindeki versiyonuna link vermiş, ben ise doğrudan Journal of Liberterian Studies’teki aslına link verdim.)

Read the rest of this entry »

Comments
4 Comments »
Categories
İktisat Teorisi, İktisatçılar, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mises, Hayek ve Norveç Katliamı

Can Madenci | July 25, 2011

Norveç’te geçtiğimiz hafta silahla ve bombayla gerçekleştirdiği katliamda en az 93 kişiyi öldüren Anders Behring Breivik’in saldırıdan saatler önce 5700 kişiye maille yolladığı 2083 – A European Declaration of Independence adlı 1500 küsur sayfalık manifesto sonunda internete düşmüş.

Norveç’teki sağcı ve muhafazakâr-liberal bir parti olan Fremskrittspartiet’in bir dönem üyesi de olan Breivik, manifestosunda kendisini iktisadî açıdan liberal olarak nitelendiriyor, devrimci ve kültürel bir muhafazakâr olarak tanımlıyormuş.

Breivik’in manifestosunun bizim açımızdan ilgi çeken tarafı, içinde Ludwig von Mises ve Friedrich von Hayek adlı liberallerin isimlerinin de geçiyor olması. Mises’in ismi bir, Hayek’inki de yedi defa geçiyor. Ayrıca Mises Enstitüsü’nün internette yayınladığı yazılardan üçüne de link veriliyor.

Read the rest of this entry »

Comments
6 Comments »
Categories
İktisatçılar, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Oktay Yenal Kitabı

Can Madenci | July 6, 2011

Burada birkaç defa bahsettiğimiz iktisatçı Oktay Yenal’ın Türkiye İş Bankası tarafından yayınlanan Tiz Perdeden Gümbür Gümbür adlı söyleşi kitabı çıkmış. Dünya Bankası’nda 25 yıl çalışan, ondan önce Devlet Planlama Teşkilatı, London School of Economics, Chicago ve Princeton üniversiteleri gibi yerlerde bulunan Yenal kitapta çoğunlukla üniversite öncesi döneminden ve Dünya Bankası’ndaki yıllarından bahsediyor.

Yenal zamanında İstanbul Üniversitesi’nde hocalık yapmış olmasına rağmen kitapta anlatılanlar teknik bir iktisatçının anıları. Dolayısıyla akademisyen bir iktisatçının anılarına ilişkin çok fazla şey yok. Aşağıda sadece bana ilginç gelen bazı yerlerden alıntılar yaptım.

Read the rest of this entry »

Comments
5 Comments »
Categories
İktisatçılar, Okuma Önerileri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Bilim nedir? Efendim? Bilim nedir? (Oğuz Atay’dan…)

U.Baris_Urhan | June 12, 2011

2. BÖLÜM / 14: Her Şeyle Uğraşan Adam

“Zannediyorlar ki, kendilerine lazım olan şey karşılarına çıkan matematik denklemleri çözmek, eğrileri çizmek ve buldukları sonuçları hemen Almancaya, İngilizceye çevirerek yabancı dergilere göndermek ve başkalarının kitaplarında bu makalelerden bahsedilmesini temin etmek. Peki, bütün bunları neden yapıyorsunuz? Efendim, bilim uğruna yapıyoruz. Peki, şimdi bir an için, bütün şu yüksek denklemleri ve uzun sonuçları bırak da bana söyle. Bilim nedir? Efendim? Bilim nedir? Dedim. Bilim mi nedir? Evet. Efendim bilim, uğraştığımız şeydir. Bilim, her şeyden önce, üniversiteyi bitirdikten sonra, ‘bilim yoklaması’ ve ‘yabancı dil sınavı’ gibi engelleri aşarak, doktora öğrencisi olmaya hak kazanabilmek için gerekli bir şeydir. Sonra, bir süre kürsüye gelen yabancı kitapları ve dergileri izleyerek bakalım ne var ne yok diye durumu izlemektir; sonra durumu kollamak ve çok küçük bir mesele seçmek ve bu küçük şeyi büyüterek onu bir doktora haline getirmektir ve bu doktorayı yapmaktır. Sonra doktora sınavından başarı göstermektir ve bu başarıyı gösterdikten sonra gülümsemeyi unutmaktır. Bilimin, birinci ve en zor şartı budur. Sonra karşınıza doçentlik sınırı gelir. Bu sınırı aşmak ilk bakışta zor gibi görünürse de asıl zorluk doçent olmak değil, eylemli doçent olmaktır; yani bir kadro ayarlamaktır. Bunun için daha bilimin başında, yani kürsü seçerken boş kadrolu birine kapılanmak ve gereğinde profesörler kurulunda sizin hakkınızı arayabilecek dişli bir kürsü başkanı bulmaktır. Sonra profesörlük bilimi gelir. Bu bilime akıl erdirmek biraz zordur; onun için en iyisi sabırla beş yılı beklemesini bilmektir; bu arada bilime oy verecek profesörleri gücendirmemesini bilmektir. Çünkü, beş yıl sonra bilim seni içine almak için gerekli sayıda parmağı kaldırmaz. Milli Eğitim Bakanı’nın onayı da bilimde önemli bir yer tutar. Bakarsın kendin bile anlamadan biraz ilerici olmuşsundur: evrakın aylarca bakanlıkta beklemiştir. Bilim için ne acılar çekmişsindir. Profesör olan bir bilimin sonu gelmiş gibidir. Onun için demişlerdir ki “Gençliğine doyamadan profesör oldu”. Çünkü bir insan olsa olsa ne olur? En çok profesör olur. Daha sonra ne olur? Hiç. İşte öyleyse profesörlükten sonrası bir hiçtir. Fakat çoğu zaman bilim burada kalmaz. Bir de bakarsın yıllar geçmiş, kürsü başkanı olmak için sıran gelmiştir: fakat bir kürsüde birden fazla bilim olabilir ve genel kurullarda parmak sayısı hesabı birden önem kazanır. Fakat ne de olsa artık profesörsün; kürsü başkanı olamasan da artık senin için karada ölüm yoktur. “Profesörlük takdim tezi”’ni yazalı yıllar geçmiş, artık ne doktora, ne tez, ne de kitap yazma engeli var önünde; bundan sonra olsa olsa öğrencilere ders kitabı yazabilirsin, maddi durumunu düzeltirsin ve profesörler yapı kooperatifine girerek yılardır yorulan kafanı dinleyebilirsin; tabii dekanlık, rektörlük gibi yeni bilimsel araştırmalar seni beklemiyorsa. Görülüyor ki arkadaşlar bilim uzun ve çetin bir yoldur.”

Oğuz Atay / Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan / s. 176-178

Not: TOBB ETÜ İktisat Bölümü’nden Emre Ergin’e katkılarından dolayı teşekkür ederim.

Comments
1 Comment »
Categories
İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mises’in Granitten Duvarı: Tam Sosyalizm İmkânsızdır

Serkan Kiremit | June 8, 2011

“Tüm üretim araçlarını hızla geliştirerek ve ulaşımı, iletişimi sonsuz kolaylaştırarak burjuvazi, en barbar ulusları da uygarlığa çekiyor. Ürettiği mallara koyduğu ucuz fiyatlar, tüm Çin Seddi’ni temelden yıkacak, barbarların en inatçı yabancı düşmanlıklarını teslime zorlayacak ağır toplardır.”

Komünist Manifesto

Sosyalizm, cazibeli ve zor bir sevgilidir. Ulaşılması kolay değildir, elde edildiğinde de kolay kolay bırakılmaz. Başka bir sevgiliyle (ideolojiyle) de aldatılamaz. Sosyalizmin hedefi büyüktür. Bir sınıf savunusundan başlar, ama esası bütün insanlığı kapsar. Sömürüyü bitirir. Toplumu ve bireyi bolluğa kavuşturur ve özgürlüğün dingin sularına taşır. Onları üretimden tüketime, tüketimden de mutlak doygunluğa ulaştırır. Sonunda sosyalizmde adalet, eşitlik ve kardeşlik gelmiştir. Fakirlik, kölelik ve kıtlık sonsuza dek ölüme yollanmıştır. İş tamamlanmıştır. İlerleme durmuş ve son durağa gelinmiştir. Tarihin sonu hazırdır.

Read the rest of this entry »

Comments
10 Comments »
Categories
İktisatçılar, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • BLC on İktisatta Deney Yapılır mı?
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (25)
  • Duyurular (25)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (24)
  • İktisat Tarihi (23)
  • İktisat Teorisi (32)
  • İktisatçılar (44)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (1)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (10)
  • Nöropazarlama (10)
  • Okuma Önerileri (10)
  • Oyun Teorisi (10)
  • Risk ve Belirsizlik (1)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (74)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (13)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (1)
  • Yoksulluk (3)

 

February 2012
M T W T F S S
« Jan    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
272829  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox