<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iktisadiyat &#187; İktisat Teorisi</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/category/iktisat-teorisi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Wed, 08 Sep 2010 23:00:38 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.0.1</generator>
		<item>
		<title>Kemal Tahir ve Keynes</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/07/16/kemal-tahir-ve-keynes/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/07/16/kemal-tahir-ve-keynes/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Jul 2010 05:42:04 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1631</guid>
		<description><![CDATA[Geçen gün Kemal Tahir’in “Sosyalizm, Toplum ve Gerçek” adlı kitabını karıştırıyordum. Aslında kitap Kemal Tahir’in Bağlam Yayınları’ndan çıkan ve defterlerinden derlenen Notlar serisine ait. Kitabın bir yerinde Tahir’in Keynes’in Genel Teori kitabından bahsettiğini gördüm. Üstelik kitaptan bir alıntı da vardı. Ancak Tahir&#8217;in ikinci cümlesi ve alıntı düşük cümleli. Şöyle yazmış Tahir (köşeli parantez içindeki sayfa numaraları linkini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.dunyabizim.com/images/news/13727.jpg" alt="" width="206" height="210" /></p>
<p style="text-align: justify">Geçen gün Kemal Tahir’in <em><span style="color: #0000ff"><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=3644&amp;sa=61507101" target="_blank"><span style="color: #0000ff">“Sosyalizm, Toplum ve Gerçek”</span></a></span></em> adlı kitabını karıştırıyordum. Aslında kitap Kemal Tahir’in Bağlam Yayınları’ndan çıkan ve defterlerinden derlenen <em>Notlar</em> serisine ait. Kitabın bir yerinde Tahir’in Keynes’in <em>Genel Teori</em> kitabından bahsettiğini gördüm. Üstelik kitaptan bir alıntı da vardı. Ancak Tahir&#8217;in ikinci cümlesi ve alıntı düşük cümleli. Şöyle yazmış Tahir (köşeli parantez içindeki sayfa numaraları linkini verdiğim kitaba ait):</p>
<p><span style="color: #0000ff">Keynes kapitalist ekonomilerin <em>İncil</em>’i sayılan <em>İşgücü, Faiz ve Para’nın Genel Teorisi</em> adlı kitabını 1923-33 buhranı yıllarında yazdı, ki bizim bu yıllarda devletçiliğe sarılmamız (hele liberalizme bir daha dönmemek istediğimiz bir dönemde) rastlantı olmasa gerek…  (Bir dış – İngiliz – öğüdü) bu kitap, çıkmazdan sıyrılmanın tek çaresini, devleti kapitalizm yararına çalıştırmayı salık veriyordu.</span></p>
<p><span style="color: #0000ff">“Devlet yatırımcıları bir çeşit yatırımları sosyalistleştirirken de devletin böylece ödev alanlarını genişletmesi günümüz (hâkim) ekonomik müesseseleri kurtaracak tek yoldur.” (Keynes)</span> [s. 68-9]</p>
<p><span id="more-1631"></span></p>
<p>Kitapta Keynes’in isminin geçtiği tek yer burası, o yüzden Tahir’in Keynes hakkında başka bir şey bilip bilmediği belli değil. <em>Genel Teori</em> kitabından Tahir’in bahsettiği yeri buldum, ancak burada yazılanların Tahir’in yazdıklarıyla ilgisi yok. İlgili cümleyi italikle gösterdim (kaynak olarak <em>Genel Teori</em>’nin 1957’de çıkan Macmillan baskısını kullandım):</p>
<p><span style="color: #0000ff">The State will have to exercise a guiding influence on the propensity to consume partly through its scheme of taxation, partly by fixing the rate of interest, and partly, perhaps, in other ways. Furthermore, it seems unlikely that the influence of banking policy on the rate of interest will be sufficient by itself to determine an optimum rate of investment. <em>I conceive, therefore, that a somewhat comprehensive socialisation of investment will prove the only means of securing an approximation to full employment</em>; though this need not exclude all manner of compromises and of devices by which public authority will co-operate with private initiative. But beyond this no obvious case is made out for a system of State Socialism which would embrace most of the economic life of the community.</span> [s. 378]</p>
<p>Tahir’in <em>Genel Teori</em>’yi okuduğunu sanmıyorum. Nitekim yaptığı alıntı doğru değil, sayfa numarası da yok, birilerinden işitmiş olabilir. Keynes metinde yatırımların <em>sosyalistleştirilmesi</em>nden değil, <em>sosyalleştirilmesi</em>nden bahsediyor. Hem, yatırımların sosyalistleştirilmesi ne demek? Kemal Tahir bunu yanlış anlamış.</p>
<p>Kendisinden önceki klasik iktisatçıların aksine, Keynes ücretler, fiyatlar ve faiz oranlarının tam istihdam yaratacak şekilde kendiliğinden değişmediğini ileri sürer. Tam istihdam bunlardaki değişmelerle korunacak türden bir şey değil, bir sonuçtur. Tüketim ve yatırım düzeyi efektif talebi belirler, bu talep de üretim ve dolayısıyla istihdam düzeyini belirler. <em>Genel Teori</em>’de ele alınan konular genel itibariyle bunlar üzerinedir. Bunun yatırımların sosyalleştirilmesiyle ilgisi şöyle:</p>
<p>Keynes’e göre iktisadî ajanlar, geleceğin belirsiz ve geçmişin değiştirilemez olduğu koşullarda iş görürler. Firmalar ve tüketiciler gelecek hakkında iyimser olduklarında, sermaye yatırımlarından beklenen getiri, paranın beklenen getirisinin (yani faiz oranının) üzerine yükselir. Bu da yatırımları, dolayısıyla istihdamı ve çıktıyı arttırır. Ekonomide beklentiler kötümser olduğunda ise, firmalar ve tüketiciler tüketim ve yatırım mallarına harcama yapmak yerine paralarını likit olarak ellerinde tutmayı tercih ederler (gömüleme); bu da işsizliği arttırır. Keynes’e göre bu son durum paranın en likit ekonomik varlık olmasından kaynaklanır.</p>
<p>Bu nedenle, ekonomide yatırımların artmasını ve elde para tutmanın azalmasını sağlayacak koşulları yaratmak için Keynes üç politika önerisinde bulunur: <em>(a)</em> likit varlıkları istihdam yaratacak türden likit olmayan varlıklara yönlendirmek; <em>(b)</em> faizleri düşürerek rantiyeleri ortadan kaldırmak; <em>(c)</em> yatırımların sosyalleştirmek. Bu sonuncusundan kastedilen şey, tam istihdama ulaşmayı sağlayacak düzeyde bir efektif talep yaratmak için marjinal tüketim eğilimi ve yatırım eğilimi arasında vergi ve faiz politikaları yoluyla birtakım ayarlamalar yapmaktır. Tabii, bunu yapacak olan da devlettir.</p>
<p>Keynes bu sosyalleştirmenin devletin üretim araçlarının mülkiyetini üzerine alması anlamına gelmediğini söylüyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">It is not the ownership of the instruments of production which it is important for the State to assume. If the State is able to determine the aggregate amount of resources devoted to augmenting the instruments and the basic rate of reward to those who own them, it will have accomplished all that is necessary. Moreover, the necessary measures of socialisation can be introduced gradually and without a break in the general traditions of society.</span> [s. 378]</p>
<p>Kemal Tahir yatırımların sosyalleştirilmesi kısmını yanlış anlamış, ancak Keynes’in devleti kapitalizm yararına çalıştırmayı salık verdiğini yazarken doğru söylüyor. Nitekim Keynes devletin yetki alanının genişlemesini iktisadî koşulları ve ferdi girişimi korumanın tek yolu olarak gördüğünü yazıyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">(…) therefore, the enlargement of the functions of government, involved in the task of adjusting to one another the propensity to consume and the inducement to invest, would seem to a nineteenth-century publicist or to a contemporary American financier to be a terrific encroachment on individualism. I defend it, on the contrary, both as the only practicable means of avoiding the destruction of existing economic forms in their entirety and as the condition of the successful functioning of individual initiative.</span> [s. 380]</p>
<p>Biz yine Kemal Tahir’den alıntılayarak bitirelim. Bizim gibi memleketlerde sosyalizmin durumu hakkında aynı kitapta şöyle yazmış:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Sosyalizmin çıkarlı işlemesi, kurtarıcı olabilmesi, doğulu toplum aydınlarının – devrimcilerinin – kendi memleketlerindeki tarihsel gerçekleri sosyalist bilimi yerlileştirecek, aksiyonda işe yarar teori hâline getirebilecek kadar bilgiye sahip olmaları şartına bağlıdır. Bu şart yoksa, sosyalist olduğunu sanan bir memleket uzun süre uydu olmaktan ve uyduluğun getirdiği büyük maddi ve manevi zararlardan kurtulamaz.</span> [s. 28]</p>
<p>Peki, bizim aydınlarımız ne durumdaymış?</p>
<p><span style="color: #0000ff">Batı’daki aydınlar halktan ayrı bir takım değildir. Genel işbölümünde belli ödevler almış halk insanlarıdır. Bizim aydınlarımıza gelince, aydın olmak bizde halktan ayrılmak, halktan ayrı düşünüp duyan, halkla bütün bağlantılarını koparmış idareci kadrolara katılmak demektir. Bu sebepten bizim aydınlar bir tarikata bağlı insanlar sayılabilir. Bunlara küçük bir gayretle ancak okuma-yazma bilen köylüler bile katılabilir. Kökleri devşirme idareci kadrolar çağına kadar giden bu aydınlar grubuna, Anadolu Türk halklarının – belki de şimdi bile – Osmanlı mülkünün yersiz yurtsuz, hatta köksüz aydın serserileri demek pek de yanlış olmaz.</span> [s. 47]</p>
<p>Şimdilerde bir değişiklik var mı?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/07/16/kemal-tahir-ve-keynes/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayek – “İktisat ve Bilgi” (Economics and Knowledge) Çevirisi</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/05/23/hayek-%e2%80%93-%e2%80%9ciktisat-ve-bilgi%e2%80%9d-economics-and-knowledge-cevirisi/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/05/23/hayek-%e2%80%93-%e2%80%9ciktisat-ve-bilgi%e2%80%9d-economics-and-knowledge-cevirisi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 23 May 2010 16:02:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1545</guid>
		<description><![CDATA[Daha önceki bir yazımda Hayek’in “Economics and Knowledge” adlı makalesinden bahsetmiştim. Makalenin benim tarafımdan yapılan çevirisi geçen yaz Liberal Düşünce dergisinde yayınlandı. Burada önceden yazdığım yazıyı da küçük bir-iki ilâveyle makaleye takdim olarak ekledim. Yazıların linklerini aşağıda verdim: Takdim İktisat ve Bilgi Bu makale Hayek’in ekonomide kullanılan bilgi meselesi üzerine yazdığı iki makalesinin ilki. Esas [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.corbisimages.com/images/67/0A15AC98-1E4E-4FF8-8B8F-89288E9B2D08/U1217201.jpg" alt="" width="300" height="235" /></p>
<p>Daha önceki bir yazımda Hayek’in “<em>Economics and Knowledge”</em> adlı makalesinden bahsetmiştim. Makalenin benim tarafımdan yapılan çevirisi geçen yaz<em> Liberal Düşünce</em> dergisinde yayınlandı. Burada önceden yazdığım yazıyı da küçük bir-iki ilâveyle makaleye takdim olarak ekledim. Yazıların linklerini aşağıda verdim:</p>
<p><em><span style="color: #0000ff"><a href="http://www.barisurhan.com/takdim.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">Takdim</span></a></span></em></p>
<p><em><span style="color: #0000ff"><a href="http://www.barisurhan.com/iktisat-ve-bilgi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">İktisat ve Bilgi</span></a></span></em></p>
<p>Bu makale Hayek’in ekonomide kullanılan bilgi meselesi üzerine yazdığı iki makalesinin ilki. Esas itibariyle 1936’da yapılan bir konuşmanın metni olan makale 1937’de <em>Economica</em> dergisinde yayınlanmış. Benim bildiğim kadarıyla içeriğinin soyut olması nedeniyle Hayek’in ağır makalelerinden biri. Diğer makale de 1945’te yayınlanan “<em>The Use of Knowledge in Society”</em>. Her ikisi de 1948’de çıkan ve Hayek’in yazılarının bir derlemesi olan <em>“Individualism and Economic Order”</em> kitabında yeniden yayınlanmış (kitabın linki <em><span style="color: #0000ff"><a href="http://mises.org/books/individualismandeconomicorder.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şurada</span></a></span></em>). </p>
<p><span id="more-1545"></span></p>
<p><em> “The Use of Knowledge”</em> makalesinin çevirisi de önce <em>Piyasa</em>, ardından <em>Liberal Düşünce</em> dergilerinde yayınlandı. (<em>Piyasa</em> dergisi kapanalı sanırım 3-4 sene oluyor.) İki dergideki çeviri de aynı. Çevirinin linki <em><span style="color: #0000ff"><a href="http://72.29.74.39/~turanyay/files/other/bilgi.pdf" target="_blank"><span style="color: #0000ff">burada</span></a></span></em>; ancak bazı yerlerinde sorunlar var. İngilizcesi Hayek’in diğer makalelerine kıyasla daha sade bir dille yazılmış olmasına rağmen, Türkçe metnin kimi yerleri bir hayli karmaşık çevrilmiş ve bazı çeviri hataları yapılmış. Hataların bazılarını aşağıda gösterdim. Karşılaştırma yaparken İngilizce makale için yukarıda linkini verdiğim <em>“Individualism and Economic Order”</em> kitabını kullandım. Örneklerin hepsini makalenin altıncı kısmından aldım (sayfa numaralarını veremedim, çünkü verdiğim linkte çıkan metinde numaralar gözükmüyor):</p>
<p><strong>(1)</strong> İlk olarak, Hayek’in fiyat mekanizmasının işleyişi hakkındaki görüşünü başka yerlere çeken bir örnek verelim. Altıncı kısmın ilk paragrafta şöyle yazıyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Bu sistemle ilgili en önemli gerçek, sistemin <span style="text-decoration: underline">bilgi ekonomisi</span> ile işlemesi ya da bireysel katılımcının doğru faaliyette bulunabilmesi için ne kadar az bilmeye ihtiyacı olmasıdır.</span></p>
<p>İngilizcesi de şöyle:</p>
<p><span style="color: #0000ff">The most significant fact about this system is <span style="text-decoration: underline">the economy of knowledge</span> with which it operates, or how little the individual participants need to know in order to be able to take the right action.</span> (s. 86)</p>
<p>İngilizce metindeki “the economy of knowledge” ifadesi “bilgi ekonomisi” olarak çevrilmiş. İyi de, makalenin yayınlandığı 1945 yılında bilgi ekonomisi diye bir şey var mı? Hayek burada fiyat sistemini bilgi aktaran bir mekanizma olarak ele alıyor ve bu mekanizmanın iktisadî ajanlara sadece kendi işleriyle ilgili şeyleri aktardığını söylüyor. Bu kadarı da bireylerin doğru eylemlerde bulunmaları için yeterli oluyor. Böylece fiyat mekanizması bilgiden tasarrufta bulunulmasını sağlıyor, yani gereksiz bilgiyi ayıklıyor. Bu durumda metnin çevirisi şöyle olacak:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Bu sistemle ilgili en önemli gerçek, sistemin birlikte işlediği <span style="text-decoration: underline">bilgiden tasarrufta bulunulması</span> ya da münferit katılımcıların doğru eylemlerde bulunabilmeleri için çok az bilgiye ihtiyaç duymalarıdır.</span></p>
<p>Cümlenin yapısı Türkçe çeviride “ne kadar az” şeklinde bir ifade kullanılması için uygun değil.  İngilizcesinde “ne kadar az” (how little) ifadesi, katılımcıların aslında çok fazla şey bilmeye gerek duymadıklarını vurgulamak için kullanılmış.</p>
<p><strong>(2)</strong> Bu seferki Hayek’in düşüncesini saptıran bir örnek. Önce Türkçe metin:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Problem açıkça, bizim kaynak kullanma alanımızı, tek bir aklın kontrol alanının ötesine nasıl genişletebileceğimiz, ve bundan dolayı <span style="text-decoration: underline">bilinçli kontrol ihtiyacının nasıl dağıtılacağı</span> ve kendilerine ne yapılacağı söylenmeksizin bireyleri arzulanan şeyleri yapmaya yöneltecek teşviklerin nasıl sağlanacağıdır.</span></p>
<p>İngilizcesi:</p>
<p><span style="color: #0000ff">The problem is precisely how to extend the span of our utilization of resources beyond the span of the control of any one mind; and, therefore, <span style="text-decoration: underline">how to dispense with the need of conscious control</span> and how to provide inducements which will make the individuals do the desirable things without anyone having to tell them what to do.</span> (s. 88)</p>
<p>Türkçe çeviriye göre Hayek bilinçli kontrolün dağıtılmasından bahsediyor. Bu tarz bir kontrole karşı çıkan Hayek bunun dağıtmak derken ne kastedebilir? İngilizce metne bakıldığında, çeviri hatasının “dispense” kelimesinden kaynaklandığı görülüyor. Tek başına kullanıldığında “dispense” kelimesinin anlamlarından biri, para ya da hizmet şeklindeki bir şeyi tedarik etme anlamında dağıtmaktır. Ancak burada kullanılan “dispense with” ifadesi, bir şeye ihtiyaç duymamak ya da ondan vazgeçmek anlamına geliyor. Hayek’in muhalefeti göz önüne alındığında çeviri şöyle oluyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Söz konusu mesele, tamamıyla, kaynakları kullanım alanımızın tek bir aklın kontrol alanının ötesine nasıl genişletileceği, dolayısıyla <span style="text-decoration: underline">bilinçli kontrole duyulan ihtiyacın nasıl gereksiz kılınacağı</span> ve kendilerine ne yapılacağının söylenmesine gerek olmadan bireyleri arzulanan şeyleri yapmaya yöneltecek teşviklerin nasıl sağlanacağı meselesinden ibarettir.</span></p>
<p><strong>(3)</strong> Son örnek olarak Hayek’in düşüncesini tersine çeviren çok fahiş bir hatayı verelim. Beşinci paragrafta şöyle yazıyor:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Fiyat sistemi, (henüz onun en iyi şekilde kullanılmasını öğrenmekten uzak olunsa da) insanoğlunun, anlamaksızın, <span style="text-decoration: underline">deneme-yanılma ile kullanmayı öğrendiği</span> tam bu çeşit yapılardan biridir. Fiyat sistemi sayesindedir ki, aynı şekilde dağılmış bilgiden hareketle, yalnız işbölümü değil, kaynakların koordineli kullanımı da mümkün olmaktadır. (…) insanoğlu uygarlığımızın dayandığı işbölümünü, <span style="text-decoration: underline">deneme-yanılma yolu ile bulunan</span> bir metotla geliştirebilmiştir.</span></p>
<p>İngilizcesi:</p>
<p><span style="color: #0000ff">The price system is just one of those formations which man has learned to use (though he is still very far from having learned to make the best use of it) after <span style="text-decoration: underline">he had stumbled upon it</span> without understanding it. Through it not only a division of labor but also a co-ordinated utilization of resources based on an equally divided knowledge has become possible. (…) man has been able to develop that division of labor on which our civilization is based because <span style="text-decoration: underline">he happened to stumble upon a method</span> which made it possible.</span> (s. 88-9)</p>
<p>Türkçe çeviriye göre insanlar fiyat sistemini “deneme-yanılma yolu” ile bulmuşlar. Oysa Hayek’in bu konuda böyle bir şey söylemesi mümkün değil. Eğer fiyat sistemi bu yolla bulunuyorsa, bu, insanların önceden böyle bir sistemi kafalarında tasarladıkları, sonra da ona ulaşmak için denemeler yaptıkları anlamına gelir. Bu durumda fiyat sistemi tasarım sonucu ortaya çıkmış bir sistem olur. Halbuki Hayek’in yapı-kuruculuk (constructivism) eleştirisi tam da bu tarz fikirlere yöneltilmiştir: bu tarz sistemler insanların amaçlı eylemlerinin “amaçlanmamış” ve hâliyle tasarlanmamış sonuçlarıdır.</p>
<p>Çevirinin neden yanlış yapıldığı üzerine şöyle bir “spekülasyon” yapılabilir: “stumble” kelimesinin anlamlarından biri takılmak, tökezlemek ya da sendelemektir. Bunlar kimi zaman Türkçede mecazî olarak hata yapmak anlamında da kullanılırlar. Çevirmenin de böyle düşündüğünü tahmin ediyorum. Ancak metinde geçen “stumble upon” ifadesinin tesadüfen bulmak/keşfetmek, denk gelmek, rastlamak anlamları var. O zaman metni (“happen to” ifadesini “şans eseri” anlamında alırsak) şöyle çevirebiliriz:</p>
<p><span style="color: #0000ff">Fiyat sistemi, tam da insanoğlunun ne olduğunu anlamaksızın <span style="text-decoration: underline">tesadüf eseri bulduktan sonra</span> nasıl kullanılacağını öğrendiği oluşumlardan biridir (ancak ondan en iyi nasıl yararlanılacağını öğrenmekten henüz oldukça uzaktadır). Fiyat sistemi vasıtasıyla, sadece bilginin eşit şekilde dağılımına dayalı bir işbölümü değil, aynı zamanda kaynakların bu bölüşüme dayanan koordineli kullanımını da mümkün olmuştur. (…) insanlık, uygarlığımızın temelini oluşturan bu işbölümünü geliştirebilmiştir, çünkü bunu mümkün kılan <span style="text-decoration: underline">yönteme şans eseri denk gelmiştir</span>.</span></p>
<p>Hatta Hayek piyasa ekonomisinin işleyişinde şansa ya da talihe de vurgu yapar. Ona göre bireylerin piyasada başarılı olmaları biraz da kader-kısmet işidir.</p>
<p><strong>(4)</strong> İngilizce metindeki “information” ve “knowledge” kelimeleri sürekli “bilgi” şeklinde çevrilmiş. Örneğin, Türkçe çeviride ilk sayfanın ilk paragrafında “ilgili bilgi” ifadesi kullanılmış; ancak İngilizce metinde “relevant information” yazıyor.  Yine, üçüncü kısmın ikinci paragrafında “eşsiz-biricik bilgi” ifadesi kullanılmış ve yanına parantez içinde İngilizcesi verilerek “unique knowledge” yazılmış. Oysa orijinal metinde “unique information” yazıyor.</p>
<p>İngilizcede “information” ve “knowledge” kelimeleri aynı anlama sahip değiller. “Information” aktarım yoluyla edinilen bilgi, &#8220;knowledge” da tecrübe ya da eğitim yoluyla edinilen bilgi anlamına geliyor. İlkine haberleri dinleyerek, gazete okuyarak ya da birilerinden işitilerek öğrenilen şeyler, ikincisine de bir tüccarın işlerini nasıl yürüteceğine ilişkin tecrübeye dayalı bilgisi örnek olarak verilebilir.</p>
<p>Daha önce de yazmıştım, Avusturya iktisatçılarına göre bilgi (knowledge) sürekli değişen çok yönlü bir niteliğe sahiptir. Bilgi parçalara bölünmüş ve ekonomi genelinde dağılmış hâlde olduğundan, iktisadî ajanların karar alırken bu bilgiyi elde etmeleri ve kullanmaları gerekir. Fiyat mekanizması da burada devreye giriyor. Enformasyon (information) ise sabit niteliktedir. Bilgi, o esnada bilinen şeylere ilişkin alanın genişlemesiyle yeni şeylerin keşfi ve akışı gibi unsurları içerirken; enformasyon, sadece o anda bilinen şeylerin bir mevcudu, diğer bir ifadeyle mevcut (sabit) bilgidir.</p>
<p>Bana göre, Hayek’i merak eden kişilerin konuyla ilgili makaleleri ve kitapları İngilizcelerinden okumaları en iyisi olacak. Zira hem bu konularla ilgili çevirilerin sayısı az, hem de çevirilerin bazılarında yukarıda bahsettiğim türden sorunlar var. Aynı sorunlar sadece Hayek çevirilerinde değil, diğer liberal düşünürlere ait kitapların çevirilerinde de var. Dolayısıyla en “sağlıklı” yol, bu kişilerin eserlerini asıllarından okumak. Elbette yeteri kadar İngilizceyi öğrenmek hemen olacak bir iş değil. O yüzden bu işe girişecek olanların en başta sabırlı olmaları gerekiyor. Ancak, bunun uzun vadedeki faydası da yadsınamaz.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/05/23/hayek-%e2%80%93-%e2%80%9ciktisat-ve-bilgi%e2%80%9d-economics-and-knowledge-cevirisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Schumpeter&#8217;den Özdeyişler</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/05/06/schumpeterden-ozdeyisler/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/05/06/schumpeterden-ozdeyisler/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 06 May 2010 04:48:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1493</guid>
		<description><![CDATA[Sonunda Thomas K. McCraw’ın “Prophet of Innovation” adlı 700 küsur sayfalık Schumpeter biyografisini bitirdim. Kitabın kolay okunan, sıkmayıcı bir üslubu var. Kapitalizmin işleyişini anlamaya çalışanlardan sola eğilenler Marx’ı, ortaya eğilenler Keynes’i, sağa eğilenler de Hayek’i okurlar. Bu iktisatçıların her biri piyasa ekonomisini sınırları gayet belli bir bakış açısıyla ele alır. Dolayısıyla, örneğin, Hayek’in fikirlerini beğendiğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://etablissements.ac-amiens.fr/0600001a/SPIP-v1-8-1/IMG/jpg/SCHUMPETER_J_A.jpg" alt="" width="324" height="190" /></p>
<p>Sonunda Thomas K. McCraw’ın <a href="http://www.amazon.com/Prophet-Innovation-Schumpeter-Creative-Destruction/dp/0674034813/ref=sr_1_4?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1273079276&amp;sr=8-4" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">“Prophet of Innovation”</span></em></a> adlı 700 küsur sayfalık Schumpeter biyografisini bitirdim. Kitabın kolay okunan, sıkmayıcı bir üslubu var.</p>
<p>Kapitalizmin işleyişini anlamaya çalışanlardan sola eğilenler Marx’ı, ortaya eğilenler Keynes’i, sağa eğilenler de Hayek’i okurlar. Bu iktisatçıların her biri piyasa ekonomisini sınırları gayet belli bir bakış açısıyla ele alır. Dolayısıyla, örneğin, Hayek’in fikirlerini beğendiğini söyleyen birinin piyasa ekonomisiyle ilgili düşünceleri de aşikârdır. Schumpeter ise bu iktisatçılar kadar tanınmaz, ama kanaatimce Marx’tan sonraki en özgün kapitalizm açıklamasını yapmıştır.</p>
<p><em>“The Theory of Economic Development”</em> kitabında Schumpeter kapitalizmin itici gücü olarak gördüğü girişimciden ve onun yaptığı yeniliklerden bahseder. En tanınmış eseri olan <em>“Capitalism, Socialism and Democracy”</em> kitabında da kapitalizmi evrimsel bir süreç olarak ele alır. Kapitalizm doğası itibariyle bir “iktisadî değişim biçimi ya da yöntemidir.”</p>
<p><span id="more-1493"></span></p>
<p>Kapitalizmin motorunu harekete geçiren ve işleten şey, girişimcilerin ortaya koyduğu yeni tüketim malları, üretim ve ulaşım teknikleri, yine girişimcilerin yarattığı yeni piyasalar ve endüstriyel örgütlerdir. Tüm bunlar Schumpeter’in deyimiyle “yeniliklerdir” ve iktisadî yapıyı içeriden devrimci bir şekilde dönüştürürler; eski yapıyı yok edip sürekli olarak yenisini yaratırlar. Schumpeter bu sürece “yaratıcı yıkım” adını verir.</p>
<p>Marx gibi Schumpeter de kapitalizmin bir gün ortadan kalkacağını savunur, zira kapitalizmin özünde kendini yok etmeye yönelik bir eğilim vardır. <em>“Capitalism, Socialism and Democracy”</em> kitabının en bilinen yerlerinden biri şöyledir: <em>“Kapitalizm yaşamını sürdürebilir mi? Hayır. Sürdürebileceğini sanmıyorum.”</em> Marx’ın aksine, Schumpeter’de kapitalizmi yıkan şey kapitalist zihniyet ya da burjuva rasyonelliğidir.</p>
<p>Ancak Schumpeter’in bu son kitabını biraz dikkatli okumak gerekir. Nitekim Marx ve kapitalizmden bahsedilen bölümlerde ciddi bir analiz varken, sosyalizmin olduğu bölüme geçildiğinde Schumpeter’in üslubu değişir ve alaycılaşır. Kimi zaman cümleler zannedilen anlamı ifade etmez ve tam tersini ima eder. Bu tavır, Schumpeter’in Avusturya&#8217;da kafelerde tartışmalar yaptığı günlerden kalma bir özelliğidir. Kendisi kitapta hoş betimlemeler de kullanır. Örneğin:</p>
<p><em>Bazı sosyalistler, ellerini kavuşturmuş hâlde ve dudaklarında kutsanmışların gülümsemesiyle, adalet, eşitlik, genel anlamda özgürlük ve özelde “insanın insan tarafından sömürüsünden” kurtuluşu, barış ve aşk, kırılan zincirler ve zincirlerinden boşalan kültürel güçler, açılan yeni ufuklar, açığa çıkan yeni değerler hakkında ilâhiler söyleyecek kadar istekliler. Fakat bu, içine bir parça Bentham katılmış Rousseau’dan ibarettir.</em></p>
<p>Yukarıda bahsettiğim biyografisinde yazdığına göre, Schumpeter öğrencileri tarafından sevilen, bir anlattığı dersi ikinci defa anlatmayıp her defasında yenileyen, derslerinde kendi fikirlerinden bahsetmeyen, çalışmalarına atıfta bulunmayan ve gösteriş yapmaya düşkün biriymiş. Öğrencilerine ağır okuma ödevleri vermekle birlikte, kendisinden yardım isteyenlere daima açıkmış. Hatta bir tren yolculuğunda karşılaştığı sıradan bir öğrencinin tezinin ana hatlarını neredeyse yedi saat boyunca elden geçirmiş. (Bizim için fazlasıyla yabancı olan şeyler, değil mi?)</p>
<p>Schumpeter’e göre bir öğrencinin en üretken yılları kendisinin “kutsal üçüncü on yıl” dediği 20 ile 30 yaşları arasındaymış. O yüzden öğrencilerini ve meslektaşlarını dikkatlerini dağıtacağı için genç yaşta evlenmemeleri için uyarıyor, beyinlerini taze fikirler için boşaltarak çalışmaları üzerinde yoğunlaşmalarını öğütlüyormuş. Keynes bir defasında Schumpeter’e dünya üzerinde para teorisini anlayan en fazla beş kişinin olduğunu söylemiş. Tabii, Schumpeter bunların arasında kendini de sayıyormuş.</p>
<p>Schumpeter’in Türkçeye sadece <em>“Capitalism, Socialism and Democracy”</em> adlı kitabı – o da 60’lı yıllarda – çevrildi. Varlık Yayınları’ndan çıkan, küçük boy ve iki cilt olarak yayınlanan kitap (özellikle de ilk cilt) maalesef hem kötü hem de “kırpılarak” çevrilmiş. Kimi dipnotlar ya çevrilmemiş ya da eksik çevrilmiş, paragrafların önemli bir bölümü cümleler atlanarak çevrilmiş (arada atlanan paragraflar da var), Schumpeter’in ilk baskıya ve diğer baskılara yazdığı önsözler ve İngilizce kitabın sonundan 100 sayfalık bir bölüm Türkçe baskıya alınmamış. Böylece kitap âdeta kuşa dönmüş. İnternette kitabın yeni bir baskısının satıldığını gördüm, ama aynı çeviri olup olmadığını bilmiyorum. (Burada bir güncellemede bulunayım. Kitapyurdu sitesinden yeni baskıyı kontrol ettim. Sitenin linki <em><a href="http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=450206&amp;sa=58172435" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şurada</span></a></em>. “İç sayfalar” bölümünde kitabın ilk altı sayfası görülebiliyor. Bunu Varlık Yayınları’ndan çıkan baskıyla karşılaştırınca iki çevirinin de aynı olduğunu, yeni baskıda sadece bazı kelimelerin değiştirildiğini gördüm. Bunun dışında hiçbir değişiklik yok. Sitede yeni çevirinin kime ait olduğu yazmıyor.)</p>
<p>Son olarak özdeyişlere gelirsek, II. Dünya Savaşı&#8217;nın yaşandığı yıllarda Schumpeter’in ruhsal dengesi bozulmuş, bu da günlüğüne yazdıklarına yansımış. Biyografisinde bunların bir kısmı yazıyor. İlginç bulduklarımı aşağıda yazdım (soldaki italikler günlük tarihini gösteriyor):</p>
<p><em>10.9.1942</em> – İnsanlık gerçeğin dışında her şeye inanmaya hazırdır.</p>
<p><em>5.29.1943</em> – İnsanlık özgürlükle ilgilenmiyor. İnsanların çoğu özgürlüğün sorumluluğunu üzerlerine alamayacaklarının farkında: tek istedikleri şey doyurulmak, yönlendirilmek, eğlendirilmek, ve her şeyden çok, eğitilmek. Fakat [özgürlük] deyimiyle ilgilenmiyorlar.</p>
<p><em>11.11.1943 – </em>Roma İmparatorluğu, yönetimi zalimleştiği, verimsizleştiği, yozlaştığı zaman çökmedi; dünyanın kültürel merkezi olmak için bir nedene sahip olduktan sonra çöktü.</p>
<p><em>11.19.1943</em> – Kadınlar ve yiyecek için avlanmak ve düşmanlarını öldürmek – insanların istediği ve <em>şimdiye dek hep istemiş olduğu</em> ve onlara uygun düşen şey budur. En büyük sayıda kişinin en büyük mutluluğunu oluşturan da budur.</p>
<p><em>12.12.1943</em> – Nefret iyi bir şeydir, hatta zehirli bir hançer de iyidir; fakat bir dua kitabının arasına saklanmamalıdır bu.</p>
<p><em>12.21.1943</em> – İki tür insana güvenmem: ucuza inşaat yapacağını iddia eden mimarlar ve basit cevaplar vereceğini iddia eden iktisatçılar.</p>
<p><em>12.21.1943</em> – Hayatta iki değer vardır: ilki zafer, ikincisi de intikamdır.</p>
<p><em>1.2.1944</em> – Günler ve yaşam neyin nesidir? Bir sanat eseri meydana getirmen için tanrının sana verdiği bir mermer parçasıdır.</p>
<p><em>2.28.1944 </em></p>
<p>Yaşamak, sevmek demektir</p>
<p>Ama aynı zamanda nefret etmektir</p>
<p>Yaşamak, mücadele etmektir</p>
<p>Ama aynı zamanda yalan söylemektir</p>
<p><em>6.?.1944</em> – Politikacılar kötü at binicilerine benzerler. At sırtında kalmaya çalışmakla o kadar meşgullerdir ki, nereye gittikleriyle ilgilenemezler.</p>
<p><em>1944</em> – Bu ülke [Amerika] gerçekleri hiçbir zaman görmüyor. Onun için sloganlar dışında hiçbir şey yok.</p>
<p><em>8.?.1944</em> – Modern insanlık hakkında ne kadar çok şey öğrenirsem, Cengiz Han’ın nispi kibarlığından da o kadar çok etkileniyorum.</p>
<p><em>11.?.1944</em> – Zafer – intikam – nefret – aşk: yaşamın dört ana noktası.</p>
<p><em>2.?.1945</em> – Devlet adamı, hırsız levyesi yerine cümleleri kullanan bir suçludur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/05/06/schumpeterden-ozdeyisler/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/04/18/mark-skousen-%e2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-2/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/04/18/mark-skousen-%e2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 18:51:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1366</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda Marx’a ait bölümdeki yanlış ve çarpıtmalardan bahsedeceğim. (Yazının ilk bölümü burada.) Öncelikle şunu ifade edelim: Bir liberalin Marx’ı eleştirmesi gayet doğaldır, Marx eleştirilemez değildir. Hatta zaman zaman Marx’ın fikirlerinin kendisi kapitalizmin nihaî analizini yapmış ve bu konuda son sözü söylemiş gibi sunulması ve böylece aşırı derecede dogmatikleştirilmesi söz konusu olduğunda, Marx’ın teorilerindeki kusurları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.mskousen.info/wp-content/uploads/2010/01/totempoll010200.jpg" alt="" width="200" height="150" /></p>
<p>Bu yazıda Marx’a ait bölümdeki yanlış ve çarpıtmalardan bahsedeceğim. (Yazının ilk bölümü <em><span style="color: #0000ff"><a href="http://iktisadiyat.com/2010/04/12/mark-skousen-%E2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-1/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">burada</span></a></span></em>.)</p>
<p>Öncelikle şunu ifade edelim: Bir liberalin Marx’ı eleştirmesi gayet doğaldır, Marx eleştirilemez değildir. Hatta zaman zaman Marx’ın fikirlerinin kendisi kapitalizmin nihaî analizini yapmış ve bu konuda son sözü söylemiş gibi sunulması ve böylece aşırı derecede dogmatikleştirilmesi söz konusu olduğunda, Marx’ın teorilerindeki kusurları göstermek gereklidir. Bu teorileri “düzgün şekilde” öğrenmeye heves eden öğrenciler de bunların doğrularını ve eksikliklerini birlikte öğrenmeliler.</p>
<p>Ancak Skousen’ın kitabında buna yönelik bir şey bulmak mümkün değil. Marx’la ilgili bölümde ilk olarak Marx’ın özel hayatı alaycı bir dille ve yer yer çarpıtılarak aktarılıyor. Böylece okuyucu daha en başta Marx’ı kişisel açıdan sorunlu bir insan olarak görmeye başlıyor. Bu kısımlar maalesef önyargı uyandıracak şekilde yazılmış. Gerçi arada bazı ufak tefek övücü sözler söyleniyor, ama yazılanların üslubundan amacın Marx’ı küçük düşürmek olduğu anlaşılıyor.</p>
<p>İkinci olarak, başta Marx hakkındaki kötüleyici ifadeleri okuyanlar, ilerleyen sayfalarda teorileri anlatıldığında Skousen’ın “çürütmelerini” hemen kabul etmeye yatkın oluyor. Üstelik metinde bu teoriler hakkında kimi yerlerde yanlış bilgiler veriliyor. Bu yanlışların en önemli özelliği, Marx’ın fikirlerini özünü bozacak derecede çarpıtmış olmaları. Skousen gibi büyük iktisatçılar hakkında ders verdiğini söyleyen birinin bu kadar çok yanlışı fark etmeden yapması bence mümkün değil.</p>
<p>Gerçi sosyalizm gibi konulardan bahsedildiğinde belirli bir nesnellik sağlamak ve ideolojiden uzak durmak kolay değildir – nitekim iktisat da hiçbir zaman ideolojiden uzak bir bilim olmamıştır. Fakat Skousen’ın yazdıkları nesnellik ve tarafgirlik arasındaki sınırı kolayca aşıyor. Tüm bunları düzeltmek için âdeta kısa bir makale yazmak gerekir. Bu nedenle burada sadece Marx’ın fikirleri hakkında Skousen’ın (çok bariz şekilde) yanlış aktardığı yerlere değineceğim.</p>
<p><span id="more-1366"></span></p>
<p><strong>(1)</strong></p>
<p>Öncelikle, kitapta benim en “sevdiğim” ve en fahiş olan hatayı vereyim. Skousen Marx hakkında aynen şöyle yazıyor: <em>“‘Kapitalizm’ terimini keşfeden odur,”</em> (s. 149).  İngilizcesini de hemen verelim: <em>“He invented the term ‘capitalism,’”</em> [s. 134].  Oysa Marx’la “düzgün” bir şekilde ilgilenen herkesin bildiği gibi, Marx hiçbir eserinde “kapitalizm” kelimesini kullanmamıştır. Bunun yerine yazılarında “burjuva üretim biçimi” türünden ifadeler kullanır. Marx’ın kelimeyi bilmediğini söyleyen Braudel <em>“Maddi Uygarlık”</em> kitabının ikinci cildinde (<em>“Mübadele Oyunları”</em>, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi) şunları yazıyor:</p>
<p><em>Kelime fiili olarak (…) siyasal tartışmaların içinden, tam gücüne kavuşmuş olarak ancak yüzyılımızın </em>[20. yüzyıl] <em>başında fışkırabilmiştir. Bilimsel çevrelerde, W. Sombart’ın parlak kitabı Der Moderne Kapitalismus (ilk yayınlanışı 1902) tarafından lanse edilmiştir. Marx tarafından kullanılmayan kelime Marksist modele dahil olacaktır. Öylesine ki, Kapital yazarı tarafından yapılan büyük aşamalar ayrımını ifade etmek üzere, sıklıkla kölecilik, feodalizm, kapitalizm denilecektir.</em> (s. 208)</p>
<p>İşin en vahim tarafı Marx’ın kelimeyi hiç kullanmamış olması. Böyle birini insan nasıl olur da kelimenin “mucidi” yapar? Bir akademisyen için çok kötü bir hata bu.</p>
<p><strong>(2)</strong></p>
<p style="text-align: center"><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/04/can_resim1.jpg"><img class="size-medium wp-image-1321 aligncenter" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/04/can_resim1-300x226.jpg" alt="" width="300" height="226" /></a></p>
<p>Skousen kitabında Hegelci diyalektiği ve Marx’ın tarihsel görüşünü yukarıda verdiğim iki diyagram vasıtasıyla göstermiş. Türkçe kitapta bunlar (kelimeler Türkçeye çevrilerek) aynen yukarıdaki biçimde verilmiş. Altında şöyle yazıyor:</p>
<p><em>Şekil 6.2’deki diyagram Hegelci diyalektiği göstermektedir. Marx kendisinin determinist tarih görüşüne Hegelci diyalektiği uygulamıştır. Böylece, Hegelci diyalektiği kullanarak tarihin seyri Şekil 6.2’de gösterildiği gibi izah edilmektedir.</em> (s. 168)</p>
<p>Orijinal kitapta da şeklin altında şöyle yazıyor:</p>
<p><em>The diagram in Figure 6.2 reflects this Hegelian dialectic. Marx applied Hegel’s dialectic to his deterministic view of history. Thus, the course of history could be described as shown in Figure 6.3 by using Hegelian concepts. </em>[s. 152]</p>
<p>Oysa kitabın hem İngilizcesinde hem de Türkçesinde yanlış var. İşin doğrusu şöyle: Hegelci diyalektik Şekil 6.2’deki diyagramda gösteriliyor. Marx’ın görüşü de Şekil 6.3’teki diyagramda gösteriliyor. Orijinal kitapta Marx’a ait diyagramın altına bunun Şekil 6.3 olduğu yazılmamış ve hem İngilizcesinde hem de Türkçesinde iki diyagram da Şekil 6.2 olarak adlandırılmış.</p>
<p>İlâveten, Hegelci diyalektiğin olduğu diyagram doğru iken, onun altında Marx’a ait diyagramda iki vahim yanlış var. Diyagramlara baktığınızda şöyle bir durum ortaya çıkıyor: İlk olarak, kölelik (tez) ve feodalizm (antitez) birleşip kapitalizmi (sentez) meydana getiriyor. İkinci olarak, kapitalizm (tez) ve sosyalizm (antitez) birleşip komünizmi (sentez) meydana getiriyor. Yani iki üretim biçimi birbirlerinin tezi ve antitezi biçiminde birleşip yeni bir üretim biçimine (senteze) dönüşüyor. Marx’ın tarihsel maddecilik anlayışının neresinde böyle şeyler var? Burada tarihsel maddecilik anlayışı açıkça tahrif edilmiş.</p>
<p><strong>(3)</strong></p>
<p>Yukarıdaki yanlışlardan hareketle, bir alttaki paragrafta Skousen akıllara durgunluk veren bir şekilde şöyle yazıyor:</p>
<p><em>Bu teoriye göre kölelik Yunan-Roma devirlerinde geçerli olan temel üretim araçları, ya da tez, olarak görülmektedir. Orta çağlarda feodalizm bunun temel antitezi hâline gelmiştir. Sentez ise kapitalizm formunda ortaya çıkmıştır, ki bu da Aydınlanmadan sonra yeni tez hâline gelmiştir. Ancak kapitalizm de bizzat kendisinin antiteziyle – sosyalizmin büyüyen tehdidi – karşı karşıya kalmıştır. Eninde sonunda bu mücadele nihaî üretim sistemi olan komünizmle noktalanacaktır.</em> (s. 168) [s. 152]</p>
<p>Bu pasajın her cümlesinde yanlış var. Yunan-Roma devrindeki kölelik temel üretim aracı değil, temel “üretim biçimi”dir. Yukarıda yazdığım gibi, feodalizm köleliğin antitezi değildir; kapitalizm de bu ikisinin sentezi değildir. Kapitalizmin Aydınlanma devrinden sonra feodalizmin antitezi olması gibi bir şey söz konusu olabilir mi? Öyle görünüyor ki, Skousen’ın ticaret ve sanayi kapitalizmi ayrımından ve bu ikisinin ne zaman ortaya çıktığından haberi yok. Yine, sosyalizm kapitalizmin “bizzat” antitezi değildir. Skousen Marx’ın böyle düşündüğünü nereden çıkartmış?</p>
<p>Marx bir üretim biçiminin kendi “iç çelişkileri” vasıtasıyla bir başka üretim biçimine dönüşeceğini söylerken, üretim sistemlerini Skousen’ın yaptığı gibi tez-antitez-sentez biçiminde göstermek akıl alır şey değil. Dahası, metinde komünizmin tarihin varacağı nihaî üretim sistemi olduğu yazıyor. Marx hangi eserinde böyle bir şey söylüyor? Böyle yazıldığında Fukuyama’nın tarihin sonunu ilân etmesi gibi, Marx’ın da ekonomik açıdan tarihin sonunu ilân ettiğini söylenmiş oluyor. Bu kadarına da “pes” demek gerek.</p>
<p><strong>(4)</strong></p>
<p>Marx hakkındaki çarpıtmalar bir sonraki sayfada da aynı şekilde devam ediyor:</p>
<p><em>Komünist Manifesto</em>’da Marx ve Engels işçi devriminin başlarında, kendi ifadeleriyle, “[kapitalist] üretim tarzını tamamıyla altüst etmenin bir aracı olması bakımından kaçınılmaz olan önlemler” olarak 10 maddelik bir liste verirler. Skousen bu listeyi aktarmadan önce şöyle yazıyor:</p>
<p><em>Her şeyden önemlisi Marx, devletin şiddetle (“zor kullanarak”) devrilip, yerine devrimci sosyalizmin kurulmasının önde gelen bir savunucusuydu. Şiddetten pek hoşlanırdı.</em> (s. 169) [s. 152]</p>
<p>Marx devletin devrimle devrilmesinden değil, işçi sınıfının devrim esnasında devleti ele geçirmesinden yanaydı. Devrim de Sokusen’ın zannettiği gibi devlete karşı değil, esas itibariyle kapitalist sisteme karşı yapılıyor. Devrimden sonra devletin “sönümlenmesi”nden bahseden Engels değil miydi? Arada Marx’ın şiddetten hoşlandığı da söylenmiş. Ama bu iddianın hangi kaynağa dayandığı belli değil.</p>
<p>Bu yanlışların ardından Skousen <em>“Bu tedbirlerden bazılarının zor kullanılmadan nasıl devreye sokulabileceğini tasavvur etmek güçtür”</em> (s. 169) [s. 152] diyerek <em>Manifesto</em>’daki listeyi eleştirmeye başlıyor. Oysa Marx ve Engels <em>Manifesto</em>’nun 1872’deki Almanca baskısına yazdıkları önsözde söz konusu 10 maddenin bazı bakımlardan eskimiş olduğunu söylerler. Bu devrimci önlemler için dedikleri şöyledir:</p>
<p><em>That passage would, in many respects, be very differently worded today. In view of the gigantic strides of Modern Industry since 1848, and of the accompanying improved and extended organization of the working class, in view of the practical experience gained, first in the February Revolution, and then, still more, in the Paris Commune, where the proletariat for the first time held political power for two whole months, this programme has in some details been antiquated.</em> (Bu pasajı internetteki Marx arşivinden aldım. Linki <a href="http://www.marxists.org/archive/marx/works/1848/communist-manifesto/preface.htm" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">şurada</span></em></a>.)</p>
<p>Türkçesi:</p>
<p><em>Pek çok açıdan, bu pasaj bugün çok farklı ifade edilebilirdi. Modern endüstrinin 1848’den bu yana attığı devasa adımlar ve işçi sınıfının buna eşlik eden gelişmiş ve genişlemiş örgütlenmesi karşısında, ilk olarak Şubat Devrimi’nde ve ardından, daha da fazla olarak, proletaryanın ilk defa politik gücü iki ayın tamamı boyunca elinde tuttuğu Paris Komünü’nde kazanılan pratik tecrübe karşısında, bu program bazı ayrıntıları bakımından eskimiş bulunuyor. </em></p>
<p>Marx ve Engels böyle yazmalarına rağmen, Skousen sanki her ikisi de hayatlarının geri kalanı boyunca bu önlemleri aynen savunmaya devam etmişler gibi yazmış.</p>
<p><strong>(5)</strong></p>
<p>Bunları yazdıktan sonra Skousen şöyle devam ediyor:</p>
<p>[Marx] <em>Özel mülkiyetin kavga, sınıf mücadelesi ve bir kölelik olduğunu öne süren teorisine dayanarak özel mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılmasından yanadır (1964: 27). “Mülkiyet hırsızlıktır” görüşünde Proudhon’la aynı fikirdedir.</em> (s. 169) [s. 153]</p>
<p>Bu pasajda da iki yanlış var:</p>
<p>(1) İlk cümlede, Marx’ın özel mülkiyetle ilgili fikirleri için Skousen <em>Komünist Manifesto</em>’nun 1964’te yayınlanan Monthly Review Press baskısını kaynak olarak göstermiş. Bu kitapta sayfa 27’de güya bunlar yazıyormuş. Tesadüf eseri, <em>Manifesto</em>’nun bu baskısı elimde bulunuyor. Aynı sayfayı açıp bakıyorum ve orada şöyle yazıyor:</p>
<p><em>The distinguishing feature of Communism is not the abolition of property generally, but the abolition of bourgeois property. But modern bourgeois private property is the final and most complete expression of the system of producing and appropriating products, that is based on class antagonism, on the exploitation of the many by the few. </em></p>
<p>Türkçesi de şöyle:</p>
<p><em>Komünizmin ayırt edici özelliği özel mülkiyetin genel itibariyle kaldırılması değil, burjuva özel mülkiyetinin kaldırılmasıdır. Fakat burjuva özel mülkiyeti, sınıf karşıtlıklarına, çoğunluğun azınlık tarafından sömürülmesine dayanan bir üretim ve mülk edinme sisteminin nihaî ve en tam ifadesidir</em>.</p>
<p>Alıntıladığım yerin neresinde Marx “özel mülkiyetin kavga, sınıf mücadelesi ve kölelik olduğunu” söylüyor ve “özel mülkiyetin tamamen ortadan kaldırılmasından” bahsediyor? Bu paragrafın devamında Marx ve Engels “bu anlamdaki” diye yazarak sadece “burjuva özel mülkiyeti”nin kaldırılmasından bahsediyorlar. Hatta komünistlerin kişisel olarak edinilen özel mülkiyetin kaldırılmasını istemekle suçlandıklarını söyleyerek, “bunu kaldırmaya gerek yok” diyorlar. Anlaşıldığı üzere, ne Marx ne de Engels özel mülkiyetin “tamamen” ortadan kaldırılmasını savunuyor. Ama Skousen öyle bir şekilde yazmış ki, okuduğunuzda Marx’ın her türden özel mülkiyete karşı olduğunu düşünüyorsunuz.</p>
<p>(2) Skousen, Marx’ın mülkiyetin hırsızlık olduğu konusunda Prouhon ile aynı fikirde olduğunu yazıyor. Halbuki Proudhon’un mülkiyetin hırsızlık olduğunu söylediği <em>“Mülkiyet Nedir”</em> adlı kitabı hakkında yazdığı bir mektupta Marx şunları diyor (mektubun <a href="http://www.marxists.org/archive/marx/works/1865/letters/65_01_24.htm" target="_blank"><em>linki</em></a>):</p>
<p><em>The deficiency of the book is indicated by its very title. The question is so badly formulated that it cannot be answered correctly. (…) But as Proudhon entangled the whole of these economic relations in the general legal concept of </em>“property,” “la propriété,” <em>he could not get beyond the answer which, in a similar work published before 1789,</em> Brissot <em>had already given in the same words:</em> “La propriété’ c’est le vol.”</p>
<p><em>(…) since </em>“theft” <em>as a forcible violation of property</em> presupposes the existence of property, <em>Proudhon entangled himself in all sorts of fantasies, obscure even to himself, about true bourgeois property. </em></p>
<p>Türkçesi de şöyle:</p>
<p><em>Kitabın eksikliğini doğrudan kendi adı gösteriyor. Soru o kadar kötü formüle edilmiştir ki, doğru olarak yanıtlanması mümkün değildir. (…) Fakat Proudhon bu ekonomik ilişkilerin tümünü genel bir hukukî kavram olarak</em> “mülkiyet” (“la propriété”) <em>biçiminde karmakarışık ettiğinden, 1789’da yayınlanan benzeri bir çalışmada</em> Brissot<em>’nun aynı kelimelerde önceden verdiği yanıtın ötesine geçemiyor:</em> “Mülkiyet hırsızlıktır.” (“La propriété’ c’est le vol.”)</p>
<p><em>(…) mülkiyetin güç kullanılarak ihlâl edilmesi anlamında</em> “hırsızlık” mülkiyetin mevcut olduğunu varsaydığından <em>dolayı, gerçek burjuva mülkiyeti konusunda Proudhon kendisi için bile bulanık olan her türden fanteziyle başını derde sokmuştur. </em></p>
<p>Bunları yazan ve <em>“Felsefenin Sefaleti”</em> kitabını yayınlayan Marx, Proudhon’la nasıl aynı fikirde olabilir?</p>
<p><strong>(6)</strong></p>
<p>Marx’ın artı-değer teorisi anlatılırken şöyle bir cümle geçiyor:</p>
<p><em>Eğer gerçekte değerin tamamı emeğin ürünüyse, o zaman sermayedarların aldığı kâr ve toprak sahiplerinin kazandığı faizin tümü, çalışan sınıfın haklı kazançlarından haksız yere alınan “artık değer” olmalıydı. </em>(s. 165) [s. 149]</p>
<p>Sermayenin kazancının kâr olduğunu biliyoruz, ama toprak sahipleri ne zamandan beri “faiz” getirisi elde etmeye başladı? Toprak sahipleri “rant” elde etmiyorlar mıydı? Dahası, artı-değer nasıl oluyor da işçilerin gelirlerinden “haksız” yere alınan bir değer hâline geliyor? Marx işçilere kendi değerlerinin tam karşılığının ödendiğini (değişken sermaye ya da geçimlik ücret ödemesi) varsaymıyor mu? Böyle olduktan sonra haksızlık nerede? Marx kapitalizm eleştirisini âdaletsizlik ya da haksızlık üzerinden yapmaz.</p>
<p><strong>(7)</strong></p>
<p>Bir sonraki sayfada Skousen yanlışlarına devam ediyor:</p>
<p><em>Ve böylece günün galibi, kusursuz bir mantıkla kapitalizmin doğası gereği işçiler, kapitalistler ve toprak sahipleri arasında korkunç derecede kötü bir sınıf çatışması yarattığını – ve kapitalistlerle toprak sahiplerinin haksız bir avantaj elde ettiklerini – kanıtlamış olan Marx oldu.</em> (s. 166) [s. 150]</p>
<p>Marx’ın kapitalizmde işçiler ile kapitalistler arasında sınıf savaşımı olduğunu söylediğini biliyorum, ama “toprak sahipleri” nereden çıktı? Dahası, Marx kapitalistlerin ve toprak sahiplerinin sınıf çatışmasında “haksız bir avantaj” elde ettiklerini nerede “kanıtlıyor”?</p>
<p><strong>(8)</strong></p>
<p>Başka bir yerde Skousen Marx’ın Kapital’in ilk cildini yayınladıktan sonra bir daha tam bir kitap yazmayı reddettiği yazıyor. (s. 163) [s. 147] Bu iddianın dayanağı nedir, belli değil.</p>
<p>Bir diğer yerde de Marx’ın <em>Dönüşüm Sorunu</em>’nu (Transformation Problem) asla çözemediği ve bununla hayatı boyunca boğuştuğu yazıyor. (s. 175) [s. 157] Bu da doğru değil. Marx sorunu <em>Kapital</em>’in üçüncü cildinde matematiksel olarak yanlış da olsa çözüyor. Hayatı boyunca sorunla uğraşmak da nereden çıkarılıyor?</p>
<p>Bu arada, çeviri hakkında bir şeyi belirtmek gerekiyor: Artı-değer (surplus value) terimi Türkçeye sürekli olarak “artık değer” biçiminde çevrilmiş. Bu çok yanlış bir çeviri. Artı-değer teorisine göre, artı-değer işçilerden elde edilen bir “fazlalık” (surplus) ya da ilâve değerdir, yoksa işçilerin ürettiklerinden işçilerin payları düşüldükten sonra kapitalistlere (tıpkı bir şişenin dibinde artakalan su gibi) “kalan” ya da “artan” kısım (residual) değildir. Oysa artık değer denildiğinde tam da bu son anlamı veriyor.</p>
<p><strong>(9)</strong></p>
<p>Burada da geçen yazıyla ilişkili bir ekleme yapmam gerekiyor. Yazıda Skousen’ın Hayek için Hıristiyan ve Mises için Yahudi olduğunu yazdığından bahsetmiştim. Mises’in Yahudi olduğu doğru, ancak o da Hayek gibi agnostiktir. Nitekim önceki yazıda alıntı yaptığım <em>“Hayek on Hayek”</em> adlı kitapta Hayek “ben de Mises kadar agnostiğim” diyor (s. 62). Mises’in <em>“Socialism”</em> kitabından aktatırsak:</p>
<p><em>Today the Islamic and Jewish religions are dead. They offer their adherents nothing more than a ritual. They know how to prescribe prayers and fasts, certain foods, circumcision and the rest; but that is all. They offer nothing to the mind. Completely despiritualized, all they teach and preach are legal forms and external rule. They lock their follower into a cage of traditional usages, in which he is often hardly able to breathe; but for his inner soul they have no message. They suppress the soul, instead of elevating and saving it. </em>[s. 370] (Alıntı şu <a href="http://www.amazon.com/SOCIALISM-Lib-Works-Ludwig-Mises/dp/0913966622/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1271585749&amp;sr=8-1" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">baskıdan</span></em></a>.)</p>
<p>Türkçesi:</p>
<p><em>Bugün İslâm ve Yahudi dinleri ölüdür. Kendilerine bağlı olanlara ayinlerden başka bir şey sunmazlar. Dua etmeyi ve oruç tutmayı, belirli yiyecekleri, sünnet olmayı ve diğer şeyleri nasıl emredeceklerini bilirler; fakat hepsi bu kadardır. Düşünsel açıdan verecekleri hiçbir şey yoktur. Maneviyattan tamamıyla arınmış hâlde, tüm öğrettikleri ve vaaz ettikleri şey hukukî biçimlerden ve dış yaşama ait kurallardan ibarettir. Takipçilerini içinde çoğu kez zorlukla nefes alabildikleri geleneksel davranışlardan oluşan bir kafese kilitlerler; fakat onların ruhlarına verecekleri hiçbir mesajları yoktur. Ruhu yüceltmek ve korumak yerine baskı altına alırlar. </em></p>
<p>Bu alıntıladığım yer (çevirisi sorunlu da olsa) kitabın Liberte Yayınları’ndan çıkan <a href="http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=Nw==&amp;kat=&amp;kat1=" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">çevirisinde</span></em></a> sayfa 456’ta da yazıyor.</p>
<p style="text-align: center">* * *</p>
<p>Şimdiye dek yazdıklarım elbette kitabı çeviren ve basan kişilerin emeklerini eleştirme amacını taşımıyor. Belki yayınevi, içinde iktisatçıların kişiliklerine ait bilgiler olduğu ve kolay okunabildiği için kitabın diğer iktisat tarihi kitaplarına kıyasla daha fazla satabileceğini düşünmüş olabilir. Bunda garipsenecek hiçbir şey yok. İktisatçılar hakkında bu tarz bilgilerin olduğu bir kitap, konuların sıkıcı havasından uzaklaşmak isteyenlerin işine yarayacaktır. Nitekim kötü yazılmış sıkıcı bir kitabın hevesli yeni bir öğrencinin hevesini kursağında bırakması ve onu konudan soğutması muhtemeldir.</p>
<p>Doğa bilimlerinde olan türden bir nesnelliği toplumsal bilimlerden beklemek mümkün değildir. İktisat bilimi insan eylemleriyle ilişkili bir bilim dalıdır. Bu durum diğer toplumsal bilimler için de geçerli bir durum ortaya çıkarır: iktisat biliminin nesnesi olan insan aynı zamanda bu bilimi yapan iktisatçının kendisidir. Dolayısıyla iktisatçının kendini içinde bulunduğu konumdan (kültüründen, toplumundan, dünya görüşünden vs.) sıyırıp incelediği olgulara tarafsız bir gözle bakması ancak sınırlı derecede olabilir. Önemli olan, bunun daima akılda tutulması ve kişinin kendini zaman zaman kendi dünya görüşüne kaptırmaktan kaçınması ya da bunu yapmaya başladığı anda durumu fark etmesidir  – elbette kolay bir şey değil bu.</p>
<p>Maalesef Skousen’ın kitabında bu farkındalığı en alt düzeyde dahi göremiyoruz. Skousen’ın yanlı yazdığını başta belirtmiş olması, yapılan yanlışlar ve çarpıtmalar dikkate alındığında geçerli bir mazeret sunmuyor. Zira bu tarz bir kitaptan sadece yanlış bilgi edinilmiyor; bunun yanında çok daha vahim olan, belki de bir bilim dalı için en tehlikeli iki şey de ediniliyor: dogmatizm ve önyargı. Burada dogmatizm piyasa ekonomisinin üstünlüğü, önyargı da piyasa ekonomisini savunan görüşlerin dışında kalan neredeyse tüm görüşlerin yanlış olduğu şeklinde ortaya çıkıyor.</p>
<p>Kitabın onu okuyanları hiç bilgilendirmediğini ileri sürmüyorum, fakat böyle bir kitabın bu işlerle ciddi şekilde uğraşmak isteyen kişilerin bilgilerine yararlı anlamda çok fazla şey katacağını sanmıyorum. Bilimsel bir kitaptan beklenen şey, belirli iktisadî görüşleri kötülemek (hatta çarpıtmak) ve sadece tek bir doğrunun olduğu fikrini dayatmak olmasa gerek.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/04/18/mark-skousen-%e2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (1)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/04/12/mark-skousen-%e2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-1/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/04/12/mark-skousen-%e2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-1/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2010 20:45:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1284</guid>
		<description><![CDATA[Ne zamandan beridir Mark Skousen’ın “İktisadî Düşünce Tarihi” (Modern İktisadın İnşası) kitabı hakkında yazmak istiyordum. Hem etrafımdan işittiklerimden hem de siteye bırakılan kimi yorumlardan anladığım kadarıyla Skousen’ın kitabı oldukça beğenilen bir kitap. 2003 yılında ilk çıktığında kitabı ben de okumuş ve beğenmiştim; fena değildi, hatta beni sıkmayan ilk iktisat tarihi kitabıydı. Ama ilgilendiğim konular hakkında [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.liberte.com.tr/resimler/b2-27.jpg" alt="" width="198" height="292" /></p>
<p>Ne zamandan beridir Mark Skousen’ın <em>“İktisadî Düşünce Tarihi” (Modern İktisadın İnşası)</em> kitabı hakkında yazmak istiyordum. Hem etrafımdan işittiklerimden hem de siteye bırakılan kimi yorumlardan anladığım kadarıyla Skousen’ın kitabı oldukça beğenilen bir kitap. 2003 yılında ilk çıktığında kitabı ben de okumuş ve beğenmiştim; fena değildi, hatta beni sıkmayan ilk iktisat tarihi kitabıydı. Ama ilgilendiğim konular hakkında zamanla daha fazla okudukça kitap hakkındaki fikrimi yavaş yavaş değiştirdim.</p>
<p>Kitabı ilk okumaya başladığınızda üslubu ve konuları ele alış tarzı hoşunuza gidiyor. İktisat tarihi kitaplarının ne kadar sıkıcı olduğu düşünüldüğünde, bu kitap diğerlerinin arasından hemen sıyrılıyor. Konular anlatılırken önce iktisatçıların özel yaşamlarından ve yer yer “garip” kişisel özelliklerinden bahsediliyor, sonra bu iktisatçıların teorileri basit bir dille anlatılıyor. Bölüm aralarına yerleştirilen kutucuklarda da diğer ilgi çekici konular hakkında bilgiler veriliyor. Kişiyi sıkmayan ve nispeten eğlenceli bir tarzda yazıldığı için, kitaba başladıktan sonra okumaya kolayca devam edebiliyorsunuz. Eminim, bu türden meselelerle ilgilenen birçok kişinin iktisat tarihi kitabı olarak okudukları ve yazım tarzı nedeniyle de sürekli dönüp baktıkları tek kitap bu olsa gerek.</p>
<p>Bununla birlikte, kitabın (sonradan bahsedeceğim yanlışlar dışında) iki kötü özelliği var. İlk olarak, iktisatçıların kişisel yaşamlarına ait “magazinsel” sayılabilecek bilgilere normalde böyle bir kitapta olması gerekenden daha fazla yer ayrıldığı için, bu kişilerin teorileriyle ilgili bölümler nispeten zayıf kalmış. Gerçi kimin ne dediği, neyi savunduğu az çok öğreniliyor, ama bu bilgiler çok yüzeysel kalıyor. Herhalde kitabın daha da kalınlaşacağı düşünüldüğünden teorilerin fazla derinine inilmemiş ve verilen bilgiler kimi yerlerde yetersiz kalmış.</p>
<p>İkinci olarak, kitap çok yanlı bir bakış açısıyla yazılmış. Her ne kadar Skousen kitabın (kendisinin “doğal özgürlük sistemi” adını verdiği) belirli bir bakış açısıyla yazıldığını ve bir hayli dik kafalı olduğunu en başta belirtse de, bu türden ifadelerin dozu zaman zaman fazla aşırıya kaçmış ve Skousen’la hemfikir olmayan (yani piyasa ekonomisini savunmayan) iktisatçıların alaycı bir şekilde yapılan yergisine dönüşmüş. Bu “renkli karalamalar” belki bir liberali kitabı okurken fazlasıyla tatmin edebilir, ama belirli bir nesnellik beklentisi olan kişinin bunlardan hayal kırıklığına uğrayacağı aşikâr.</p>
<p><span id="more-1284"></span>Esas meseleye gelirsek, ne yazık ki Skousen’ın kitabında sürekli olarak bilgi yanlışları ve çarpıtmalar var. Gerçi bir iktisatçıdan tüm iktisat teorileri hakkında bilgi sahibi olmasını ya da bunları yeter düzeyde bilmesini bekleyemezsiniz. Herkesin uzmanlık alanı farklıdır. Ancak Skousen’ın yaptığı öyle hatalar var ki, bunları bu konularla uğraşan bir akademisyenin yapması mümkün değil. Üstelik bunların bir kısmının genel bilgi kapsamına girdiği de söylenebilir. İşin ilginç yanı, Skousen üniversitede ders veriyormuş. Ders veren biri böyle yanlışları nasıl yapar?</p>
<p>Çarpıtmalara da çoğunlukla Marx’la ilgili bölümde rastladım. Bir kişinin düşüncelerini beğenmemesi yüzünden Marx’ı eleştirmesi başka şey, aynı nedenden dolayı Marx’ın dediklerini eğip bükmesi başka şey. Maalesef kitapta bu ikincisine ait örnekler var. Bunların bir kısmı hem Marx’ın hem de kapitalizmi eleştiren diğer iktisatçıların özel yaşamlarının anlatıldığı bölümlere ait. Bu şekilde Skousen kitap boyunca kendisiyle aynı fikirde olmayanları her fırsatta âdeta karalıyor. Schumpeter gibi sosyalist olmayan biri bile buna maruz kalmış. Eğer Türkiye’deki liberaller kapitalizm savunularını ve Marksizm’e karşı çıkışlarını Skousen’ın kitabındaki tarzda bilgi yanlışlarına dayandırıyorlarsa yazık.</p>
<p>Kitapta yer alan tüm konuların uzmanı olmadığım için, sadece aşina olduğum konularda karşılaştığım yanlışları ve çarpıtmaları yazdım. Diğer konularda çalışan kişiler kitabı okuduklarında belki kendi araştırma alanlarına ait bu türden örnekler görebilirler. Açıkçası, benim gördüklerimden sonra diğer konularda da yanlışların ve çarpıtmaların bulunması ihtimalinin az olmadığını düşünüyorum – bu benim tahminim tabii.</p>
<p>Yaptığım alıntılarda Türkçe baskıdaki sayfa numaralarını normal parantezler, İngilizce baskıdaki sayfa numaralarını da köşeli parantezler içinde gösterdim. Türkçe baskı olarak kitabın 2003 yılında Liberte Yayınları’ndan çıkan ilk baskısını kullandım. Kitabın son (dördüncü) baskısı Adres Yayınları tarafından yapılmış. Yanlış ve çarpıtmaların sonraki baskılarda düzeltilip düzeltilmediğini bilmiyorum. Ama hem Liberte hem de Adres yayınları Liberal Düşünce Topluluğu’nca yürütüldüğünden, bunların düzeltilmeden aynen bırakılmış olmaları kuvvetle muhtemel. Hatta kitabın yazının başına koyduğum dördüncü baskısının resmine bakarsanız, kapakta alt başlıkta &#8220;iktisadın&#8221; yerine yanlışlıkla &#8220;ikdisadın&#8221; yazıldığını görürsünüz. (Kitabın Liberte Yayınları’ndaki sayfası <em><a href="http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=Mjc=" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şurada</span></a></em>.) İngilizce baskı olarak da 2001 yılında M. E. Sharpe’dan çıkan ilk baskıyı kullandım. (Amazon <em><a href="http://www.amazon.com/Making-Modern-Economics-Lives-Thinkers/dp/0765604809" target="_blank"><span style="color: #0000ff">linki</span></a></em>.)</p>
<p>Bu yazıda Avusturya Okulu’yla ilgili yanlışları göstereceğim. İkinci yazıda da Marx’la ilgili yanlış ve çarpıtmalardan bahsedeceğim. Skousen gibi düşüncelerinin Avusturya Okulu’na yakın olduğunu tahmin ettiğim biri, bu iktisat okulunun üyesi olan iktisatçılar hakkında nasıl da böyle yanlış şeyler yazmış, hayret. (Meraklısı için Amerika’daki Mises Enstitüsü’nün sitesindeki bir eleştiri yazısı <a href="http://mises.org/misesreview_detail.aspx?control=178" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">şurada</span></em></a>.)</p>
<p><strong>(1)</strong></p>
<p>Ludwig von Mises’in enflasyonla ilgili görüşlerinin anlatıldığı kısımda Skousen şöyle bir olay aktarıyor:</p>
<p><em>Sonunda hiper-enflasyonun doruğunda, bir Milletler Cemiyeti komisyonu Viyana’ya gönderildi. Kaygı içindeki Avusturya hükümet yetkililerinin yanı sıra, Mises’i de ziyaret ederek bu korkunç enflasyona nasıl son verileceği konusunda tavsiyesini aldılar. Mises pervasızca karşılık verdi, “Benimle bu binada gece yarısı saat 12’de buluşun, size o zaman söyleyeceğim.” Görevliler kafalarını şaşırmış bir edayla salladılar, fakat sonunda razı oldular. Onunla gece yarısı belirlenen yerde buluştular, endişeli bir şekilde sordular, “Profesör Mises, bu enflasyonu nasıl durdurabiliriz?” Şöyle karşılık verdi, “Şu gürültüyü işitiyor musunuz? Onu kesin!” O bina devletin banknot matbaasına dönüşmüştü, gece gündüz yeni banknotlar basıyordu. Sesin susturulması, Avusturya hükümetinin yaptığı yegâne şeydi ve enflasyon sona ermişti (Hayek 1994: 70).</em> (s. 325-6) [s. 289]</p>
<p>Skousen anlattığı bu “hikâye” için 1994’te yayınlanan ve Hayek’le yapılan bazı röportajların derlendiği <em>“Hayek on Hayek”</em> adlı kitabı kaynak olarak göstermiş. (Amazon linki <a href="http://www.amazon.com/Hayek-Autobiographical-Dialogue-Collected-Works/dp/0226320626/ref=tmm_hrd_title_0" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">şurada</span></em></a>. Aşağıda kitabın bu baskısını kullandım.) Öncelikle, Skousen’ın alıntı yaptığı kitapta olay sayfa 70’te değil, 60’ta anlatılıyor. Olayı anlatan da Hayek değil, onunla röportaj yapan kişi. Kitapta şöyle yazıyor:</p>
<p><em>There is a story, perhaps apocryphal, that Mises was asked during this inflation how to stop it. And he said, “Meet me at 12 o’clock at this building.” And it turned out at 12 midnight they met him at the printing office, where they were printing the money. And they said, “How can we stop this inflation?” And he said, “Hear that noise? Turn it off.”</em> [s. 60]</p>
<p>Türkçesi de kabaca şöyle:</p>
<p><em>Bir hikâye var, belki uydurmadır, bu enflasyonun olduğu sırada Mises’e bunu nasıl durdurabileceklerini sormuşlar. O da şöyle demiş: “Benimle bu binada saat 12’de buluşun. Sonuçta, para basılan basımevinde gece yarısı saat 12’de buluşmuşlar ve şöyle demişler: “Bu enflasyonu nasıl durdurabiliriz?” O da, “Şu sesi duyuyor musunuz? Kesin onu!” demiş. </em></p>
<p>Olayı anlatan kişi bunun uydurma olabileceğini söylemesine rağmen Skousen olayı sanki gerçekten yaşanmış gibi uzun uzun anlatmış. Üstelik işin içine “drama” da katmış: Güya görevliler kafaları karışmış hâlde başlarını sallamışlar, endişeli bir şekilde sormuşlar, Mises pervasızca karşılık vermiş. İyi de, bunlar nerede yazıyor? Yukarıda asıl kitaptan alıntıladığım yerde böyle şeyler var mı? Kitapta Hayek bu olay hakkında tek kelime söz etmiyor bile.</p>
<p><strong>(2)</strong></p>
<p>Mises ve Hayek’in iktisadî planlamaya karşı çıkışları hakkında şöyle yazmış Skousen: <em>“Ekonomideki yüksek cehalet derecesi, Mises ve Hayek’in sosyalist merkezî planlama olasılığını görmezden gelmelerinin nedenlerinden biridir,”</em> (s. 354). İngilizcesi de şöyle:<em> “The high degree of ignorance in the economy is one reason Mises and Hayek dismissed the possibility of socialist central planning,” </em>[s. 315].</p>
<p>Türkçe çeviri hakkında iki şey söylemek lazım: (1): “Ignorance” kelimesi “cehalet” şeklinde çevrilebilir, ama Hayek’in ekonomide bilginin rolüne yaptığı vurgu dikkate alındığında, kelimenin “bilgisizlik” olarak çevrilmesi daha uygun görünüyor. Hayek genel itibariyle cehaletten değil, bilgi eksikliğinden bahseder. Hem, cehalet kelimesinin bilgisizlikten daha geniş bir anlamı var. (2) “Dismiss” kelimesi “görmezden gelme” olarak çevrilmiş. Oysa Mises ve Hayek iktisadî planlamayı eleştirdiklerine göre bunu görmezden geliyor olamazlar. Kelimenin doğru çevirisi “reddetme” olacak – yani Mises ve Hayek böyle bir ihtimali reddediyorlar.</p>
<p>Cümledeki bilgi yanlışına gelince; planlamaya karşı çıkışta Hayek bilginin rolünden bahsetmekle birlikte, Mises bilgiyi bir karşı argüman olarak kullanmaz. Eleştirisini fiyat mekanizmasından hareketle yapar ve fiyatların olmadığı bir yerde etkin kaynak dağılımı olamayacağını söyler. Hayek’in tersine, Mises planlamacıların planlama yapmaları için gerekli olan tüm bilgiyi bildiklerini varsayar. <em>“Human Action”</em> kitabından bir alıntıyla gösterelim:</p>
<p><em>Yöneticinin kendi yaşadığı döneme ait bütün teknolojik bilgiyi kullandığını varsayalım. Bundan başka, bu kişi mevcut tüm maddî üretim araçlarının tam bir envanterine ve istihdam edilebilir işgücünü gösteren bir listeye de sahip olsun. Bu açılardan, bürolarında topladığı bilirkişi ve uzmanlar yığını ona eksiksiz bilgi sağlayacak ve soracağı tüm sorulara doğru cevap verecektir. (…) Bu sorun sadece seçilen nihaî hedeflere ulaşmak için kullanılacak araçlarla ilgilidir.</em> (<em>&#8220;Human Action&#8221;</em>, 4. basım, San Francisco: Fox &amp; Wilkes, 1996, s. 696-7)</p>
<p><strong>(3)</strong></p>
<p>Sosyalist Hesaplama Tartışması’ndan bahsedilen bir paragrafta şunlar yazıyor:</p>
<p><em>Ludwig von Mises, 1920’de yazdığı</em> “Sosyalist Ülkelerde Ekonomik Hesaplama” <em>isimli bir makalede tamamen ekonomik yönden sosyalizmin bir eleştirisini yaparak, o zamanın kolektivist ruhunu sorgulayan ilk kişi idi. Mises, bu konu üzerine, sosyalistlerin 1917 devrimini takiben Rusya’da bir gerçek-dünya komünist devleti yaratma düşüncesini büyük bir iştahla yürekten onaylamalarına ve İtalyan Enrico Barone’un 1908’de sosyalist üretimin matematiksel formülasyonunu yapmasına karşı çıkmak amacıyla yazmıştır.</em> (s. 468) [s. 414]</p>
<p>İlk olarak; Mises’in 1920’deki makaleyi yazmasının nedeni Barone değil, Viyana Çevresi’nin bir üyesi olan sosyolog Otto Neurath idi. Neurath o dönemde savaş ekonomisi olarak bilinen bir düşüncenin savunucusu olarak isim yapmıştı ve savaş esnasında ortaya çıkan merkezî planlamanın barış döneminde de sürdürülmesini savunuyordu. Hatta Mises’in Barone’nin makalesinden haberi olup olmadığı belli değildir. Bazı iktisatçılar Mises’in makaleden haberi olmadığını söylerler. (Meraklıları için Neurath’ın savaş ekonomisini anlattığı makalesi şurada: Otto Neurath, <em>“Through War Economy to Economy in Kind”</em>, <strong>Empricism and Sociology</strong>, Ed. Marie Neurath ve Robert S. Cohen, Dordrech, Holland: D. Reidel, 1973, s. 121-157.)</p>
<p>İkinci olarak; Barone makalesinde sosyalist ekonomide fiyatların belirlenmesi sorununu ele almıştı; ancak amacı, sorunun çözümü için kullanılabilecek gerçek bir mekanizma geliştirmek değil, merkezî planlama otoritelerinin karşılaşacağı değer sorununun yeni bir formülasyonunu yapmaktı. Barone makalesinde ne kolektivizm lehine ne de aleyhine argüman ileri sürüyordu; temel amacı kolektivist rejimin temel izahındaki bazı yanlışları ve çelişkileri ortadan kaldırmaktı. Dolayısıyla, formel benzerliklerden hareketle kolektivist programın uygulanabilirliğine dair bir sonuç çıkarmak mümkün değildi. Nitekim Barone’ye göre, <em>“(…) kolektivist rejimdeki üretimin ‘anarşik’ üretimde olandan temel itibariyle daha farklı bir tarzda düzenlenebileceğini hayal eden doktrinlerin ne kadar gerçek dışı oldukları aşikârdır.” </em>(Enrico Barone, <em>“The Ministry of Production in the Collectivist State”</em>, <strong>Collectivist Economic Planning</strong>, Ed. F. A. Hayek, London: George Routledge &amp; Sons, 1935, s. 245.)</p>
<p><strong>(4)</strong></p>
<p>İlginç bir şekilde, Skousen Hayek için şöyle yazmış: <em>“Hayek Hıristiyandı, Mises Yahudiydi,”</em> (s. 330) [s. 293]. Mises Yahudiydi, ama Hayek Katolik olarak doğmasına ve vaftiz edilmesine rağmen Hıristiyan değil, agnostikti. Bir önceki yazımda <a href="http://marksistarastirmalar.org/pdfs/friedrich_von_hayek_roportaj1.pdf" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">linkini</span></em></a> verdiğim röportajlarının ilkinde son sayfada şöyle diyor Hayek:</p>
<p><em>Tanrı kelimesinin anlamını hiçbir zaman anlamadım. Bunun kanunları muhafaza etmek için önemli olduğuna inanıyorum. Fakat şunda ısrar ediyorum ki, tanrı kelimesinin anlamını bilmediğimden dolayı tanrının varlığına inandığımı ya da inanmadığımı söyleyemem.<br />
</em><br />
Yine, son kitabı <em>“The Fatal Conceit”</em>de şunları yazıyor (alıntıyı şu <em><a href="http://www.amazon.com/Fatal-Conceit-Errors-Socialism-Collected/dp/0226320669/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1271103024&amp;sr=8-1" target="_blank"><span style="color: #0000ff">baskıdan</span></a></em> aldım.):</p>
<p><em>(…)  bu kelimenin ne anlama geldiğini bilmediğimi itiraf etmem gerekiyor. Terimin her türlü antromorfik, kişisel ya da animistik yorumunu, pek çok insanın bu terime bir anlam vermeyi başardığı yorumları kesinlikle reddediyorum. İnsana benzer ya da akla benzer şekilde hareket eden bir varlık düşüncesi, bana daha ziyade insan benzeri aklın becerilerinin kibirli bir şekilde abartılmasının bir ürünüymüş gibi geliyor. </em>(s. 139)</p>
<p><strong>(5)</strong></p>
<p>Ludwig von Mises’in kardeşi Richard von Mises’ten bahsedilen paragrafta şöyle yazıyor:</p>
<p><em>Richard, bir filozoflar grubu olan Viyana Çevresi’nin üyesiydi. Grupta, teorilerin test edilmesinde empirik kanıtların kullanımını öngören mantıksal pozitivizmi savunan Ludwig Wittgenstein ve Karl Popper da vardı.</em> (s. 328) [s. 291]</p>
<p>Skousen’a göre hem Wittgenstein hem de Popper Viyana Çevresi denilen grubun üyesiymiş. Oysa gerçek bunun tam tersi. Daha önce başka bir yazımda bahsettiğim <em>“Wittgenstein’ın Maşası”</em> (Çev. Aslı Biçen, Yapı Kredi Yayınları, 2. baskı, 2004) adlı kitaptan aktarayım:</p>
<p><em>Çevre, Karl Popper’le Wittgenstein arasındaki ilk felsefi bağlantıyı da kurmuştu. Wittgenstein üyeliği ve sahiplenilmeyi reddetse de onlar Wittgenstein’ı şeref üyesi ve kılavuz olarak görüyorlardı. Popper üye olmak istese de olamamış, muhalefet rolünü üstlenmişti.</em> (s. 132)</p>
<p>Popper Çevre’ye muhalefet ettiğine göre mantıksal pozitivizmi savunuyor da olamaz. Nitekim otobiyografisinde (<em>&#8220;Bitmeyen Arayış&#8221;</em>, Çev. Mustafa Acar, Plato Film Yayınları, 2006) <em>“Mantıksal Pozitivizmi Kim Öldürdü”</em> başlığı altında şunları yazıyor:</p>
<p><em>Bugünlerde herkes biliyor ki, mantıksal pozitivizm ölüdür. Ancak ‘Bunun sorumlusu kim?’ veya daha çok ‘Bu işi kim yaptı?’ şeklinde bir sorunun sorulması gerektiği kimsenin aklına gelmiyor gibi görünmektedir. Korkarım sorumluluğu kabul etmem gerekiyor.</em> (s. 122.)</p>
<p><strong>(6)</strong></p>
<p>Üç tane de Avusturya Okulu dışında kalan ufak yanlış verelim. İlki yine Skousen’a ait:</p>
<p>(1) Kitapta Hayek’in Böhm-Bawerk’in Viyana Üniversitesi’nde verdiği seminerlere katıldığı yazılmış. (s. 204) [s. 186] Oysa Hayek’in Viyana Üniversitesi’ne giriş tarihi 1918. Böhm-Bawerk’in ölüm tarihi ise 1914. Bu durumda Hayek seminerlere nasıl katılabilir?</p>
<p>Son iki yanlış da Türkçe çeviriden kaynaklanıyor – yani Skousen yanlış yapmamış!</p>
<p>(2) Mises’in sosyalist ekonomi üzerine olan <em>“Economic Calculation in the Socialist Commonwealth”</em> makalesini Hayek’in İngilizceye çevirdiği yazılmış. (s. 468) Makaleyi çeviren Hayek değil, S. Adler. Hayek ise sadece makaleyi editörlüğünü yaptığı <em>“Collectivist Economic Planning”</em> adlı kitapta yayınlıyor. (Meraklısı için makale <em><a href="http://mises.org/econcalc.asp" target="_blank"><span style="color: #0000ff">şurada</span></a></em>.)</p>
<p>(3) Türkçe kitapta şöyle yazıyor: <em>“Mises’in en ünlü öğrencilerinden birisi olan Joseph Schumpeter bile, hocasının tezini reddetmiştir.”</em> (s. 469) Oysa İngilizcesi şöyle: <em>“Even Joseph Schumpeter, one of Mises’s most illustrious classmates, rejected Mises’s thesis.”</em> [s. 415]</p>
<p>Türkçe çeviride “classmate” (sınıf arkadaşı) kelimesi öğrenci diye çevrilmiş ve araya İngilizce metinde olmayan “hoca” kelimesi sokulmuş. İngilizcesinde sınıf arkadaşı denmesinin nedeni, Schumpeter ve Mises’in Viyana Üniversitesi’nde okurken Böhm-Bawerk’in seminerlerine birlikte katılmış olmalarından kaynaklanıyor – yani ikisi de öğrenci, biri diğerinin hocası değil.</p>
<p><strong>(7)</strong></p>
<p>Bu defa da Joseph Schumpeter’e ait bir paragraf dolusu çarpıtmayla karşı karşıyayız. Bunları aşağıda düzelttim. Kaynak olarak Schumpeter’in <em>“Prophet of Innovation” </em>adlı biyografisini kullandım (Amazon <a href="http://www.amazon.com/Prophet-Innovation-Schumpeter-Creative-Destruction/dp/0674034813/ref=sr_1_1?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1271085631&amp;sr=8-1" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">linki</span></em></a>). Parantez içindeki sayfa numaraları bu biyografiye ait. Önce Skousen’ın yazdıklarını aktaralım:</p>
<p><em>Schumpeter’ın aşk hayatı, en basit ifadeyle, garipti. 1906’da, Londra ziyareti sırasında, aniden kendisinden 12 yaş büyük bir İngiliz kadınla evlendi. Bonn’da ders vermek amacıyla Batı Avrupa’ya geri döndüğünde onu terk etti, ama kendisini resmî olarak hiçbir zaman boşamadı. Bir dizi evlilik dışı ilişkiden sonra, o zaman 32 yaşında olan Schumpeter, kalbini 12 yaşındaki(!) Annie Reisinger isimli birine kaptırdı. Kadının eğitimini alması ve yaşı geldiğinde de kendisiyle evlenmesi için birtakım hazırlıklar yaptı. 1925 Kasımı’nda, 22 yaşında olan Annie ile 42 yaşında olan Joseph bir Lutheryen kilisede (kendisi Katolik olmasına rağmen) evlendiler.</em> (s. 473) [s. 418]</p>
<p>Şimdi de bunları düzeltelim:</p>
<p>(1) 1913 yılında Columbia Üniversitesi o dönem Avusturya’daki Graz Üniversitesi’nde hocalık yapan Schumpeter’i iki seminer vermesi için Amerika’ya davet ediyor. Amerika’ya gelmek istemeyen Schumpeter’in karısı ise İngiltere’ye gidiyor. Schumpeter Amerika’da beş ay kalıyor ve Avusturya’ya döndükten üç ay sonra I. Dünya Savaşı başlıyor. Savaş yüzünden Schumpeter’in o esnada hâlâ İngiltere’de olan karısı Avusturya’ya dönemiyor. Dört sene süren savaş ve sonrasındaki üç senelik karışıklık dönemi boyunca aralarındaki ilişki yavaş yavaş kopuyor. Sonunda 1920’ye gelindiğinde karısını yedi senedir görmemiş olan Schumpeter evliliklerinin fiilen bittiğine karar veriyor. (s. 88) Dolayısıyla ortada savaş yüzünden bitmiş bir evlilik var – terk etme değil!</p>
<p>(2) Viyana’da annesiyle yaşayan Schumpeter aynı apartmanda oturduklarından dolayı Annie’yi çocukluğundan beri tanıyor. Daha sonra Schumpeter Graz şehrindeki üniversiteye hoca olarak gidiyor, ancak annesi aynı yerde oturmaya devam ediyor. Schumpeter Annie’yi arada Viyana’ya annesini ziyarete geldiğinde görüyor. Annie 17 yaşına geldiğinde ikisi mektuplaşmaya başlıyor, zaman zaman da birlikte geziyorlar. Schumpeter’in yıllardır tanıdığı Annie’yle evlenmeyi düşünmeye başlaması ise kız 22 yaşındayken oluyor. (s. 113-117) Dolayısıyla Schumpeter’in 12 yaşındaki bir kıza gönlünü kaptırması söz konusu değil – nerede kaldı aynı kızı yıllarca evliliğe hazırlamak!</p>
<p><strong>(8)</strong></p>
<p>Diğer yanlışlara kıyasla daha küçük iki bilgi yanlışı da Schumpeter’in 1934’te İngilizceye çevrilen <em>“The Theory of Economic Development” </em>adlı kitabı hakkında yapılmış. Skousen’ın dediğine göre:</p>
<p>[Schumpeter] <em>1906’ta mezun olduktan sonra, ilk kitabı olan ve Mises’in</em> Para ve Kredi Teorisi <em>(1912) ile aynı yıl yayınlanan</em> Ekonomik Gelişme Teorisi’ni <em>(1934 [1912]) yazdı.</em> (s. 472) [s. 417]</p>
<p>Cümlede aynı anda iki bilgi yanlışı var. İlk olarak, Schumpeter’in ilk kitabı 1908’de yayınladığı <em>“Das Wesen und Hauptinhalt der theoretischen Nationalokonomie” </em>adlı kitabıdır (İngilizcesi: <em>“The Nature and Essence of Theoretical Economics”</em>). İkinci olarak, <em>“The Theory of Economic Development”</em> kitabı Mises’in parayla ilgili kitabıyla aynı yıl değil, ondan bir yıl önce, yani 1911’de <em>“Theorie der wirtschaftlichen Entwicklung”</em> adıyla yayınlanıyor.</p>
<p>Yazının ikinci bölümü <a href="http://iktisadiyat.com/2010/04/18/mark-skousen-%e2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-2/" target="_blank"><em><span style="color: #0000ff">burada</span></em></a>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/04/12/mark-skousen-%e2%80%93-iktisadi-dusunce-tarihi-modern-iktisadin-insasi-bilgi-yanlislari-ve-carpitmalar-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>12</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Okuma Önerileri: Mikro İktisat ve Oyun Teorisi</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/01/18/okuma-onerileri-mikro-iktisat-ve-oyun-teorisi/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/01/18/okuma-onerileri-mikro-iktisat-ve-oyun-teorisi/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2010 00:00:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Murad TiRYAKiOĞLU</dc:creator>
				<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=1086</guid>
		<description><![CDATA[Alışılmış Mikro İktisat Türkçe ders kitaplarınının dışında iki kitap var bu arada raflarda boy gösteren&#8230; Birincisi Adres Yayınlarından çıktı. Mark Skousen&#8217;a ait. Orjinal adı &#8220;Economic Logic&#8220;. Türkçe baskısının adı ise Mikro İktisat olarak tercih edilmiş. Özellikle iktisat bölümünde okuyan öğrencileri ilgilendiren tavsiyelerin yer aldığı bölümü (s.329-339) keyifle okudum. Bu kitap, birazdan bahsedeceğim diğer kitap gibi gerçek [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Alışılmış Mikro İktisat Türkçe ders kitaplarınının dışında iki kitap var bu arada raflarda boy gösteren&#8230;</p>
<p>Birincisi Adres Yayınlarından çıktı. Mark Skousen&#8217;a ait. Orjinal adı &#8220;<em><strong>Economic Logic</strong></em>&#8220;. Türkçe baskısının adı ise <em><strong>Mikro İktisat </strong></em>olarak tercih edilmiş. Özellikle iktisat bölümünde okuyan öğrencileri ilgilendiren tavsiyelerin yer aldığı bölümü (s.329-339) keyifle okudum. Bu kitap, birazdan bahsedeceğim diğer kitap gibi gerçek hayattan örneklerle-sorularla süslenmiş. İşte bir tanesi:</p>
<p>&#8220;<em>Mutfakta masanın üstünde bir kutu kurabiye var; fakat kimse onları yemiyor. Bu sınırsız insan istekleri evrensel prensibini ihlâl eder mi?</em>&#8221;</p>
<p>İkinci okuma önerisi ise Palme Yayınları tarafından Türkçeleştirilmiş olan <em><strong>Mikro İktisat</strong></em>. Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman ve Princeton Üniversitesi iktisatçılarından Robin Wells tarafından kaleme alınmış. Benzer şekilde gerçek hayattan ve Amerikan iktisadi yaşantısından örneklerle zenginleştirilmiş kitap, özellikle lisans düzeyinde Türkçe literatür için önemli bir katkı sağlamış gibi gözüküyor. &#8216;Tuzaklar&#8217;, &#8216;Uygulamada İktisat&#8217; ve &#8216;Araştırıcı Zihinler İçin&#8217; gibi bölümlerin kitabın yararlılığını arttırdığı kanısındayım. </p>
<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2010/01/oyun.jpg"></a></p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.tulumba.com/mmTULUMBA/Images/bk/zBK347223IF653_250.jpg" alt="" width="140" height="140" /></p>
<p>Oyun teorisi ile ilgili (<em>en azından benim bildiğim ve takip ettiğim kadarıyla</em>)  <strong><em>ilk</em></strong> Türkçe kitap Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisat bölümü hocalarından Doç. Dr. Ensar YILMAZ tarafından kaleme alınmış: &#8220;<em><strong>Oyun Teorisi</strong></em>&#8220;. <em>&#8220;Soyutlama, analitik derinlik ve istenilen teknik formasyon açısından kitaplarda karşılaşılan genel bir problem, öğrencilerin tek aşamada her şeyi anlamalarının istenmesidir. Bu tehlikenin farkında olduğumdan, kitapta orta ve ileri düzey anlatımı birleştirmeyi, seçilen bolca örnek ve uygulamayla bu düzey geçişkenliğini sağlamayı amaçladım. Bu, aynı zamanda teori ile reel olan arasındaki bağın kopmamasına yardımcı olmaktadır.&#8221; </em>diyen hocamızın ilgili alanda, önemli olan bir açığı kapatmış olduğunu düşünüyorum. Kitap Literatür Yayıncılık tarafından basılmış.</p>
<p><em><strong><img class="alignright" src="http://kitapdenizi.com/resim/urun/127951stratejikdusunmek.jpg" alt="" width="100" height="149" /></strong></em></p>
<p>Oyun teorisi ile ilgili olarak Türkçe literatüre Sabancı Üniversitesi yayınları tarafından kazandırılmış olan bir diğer kitap, alanla ilgili çok kimsenin tanıdığı İki isme ait: Aninash K. Dixit ve Barry J. Nalebuff. Eserleri:  <strong><em>Stratejik Düşünme: İş, Politika ve Günlük Yaşamın Rekabetçi Yanı.  </em></strong>Yakın zamanda kaybettiğimiz ünlü iktisatçı <em>Paul Samuelson</em>&#8216;un bu kitaba ilişkin yorumu şu: <em> </em></p>
<p><em>&#8220;Modern çağda bir aydın olmak için oyun teorisi hakkında genel bir anlayışa sahip olmanız gerekir. Dixit ve Nalebuff çözümün anahtarını veriyorlar. Stratejik Düşünme &#8216;den yararlanacak ve kitabı seveceksiniz.&#8221; </em></p>
<p><strong><em> Keyifli Okumalar&#8230;</em></strong></p>
<p>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/01/18/okuma-onerileri-mikro-iktisat-ve-oyun-teorisi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisatta Yöntem ve Kötü Çeviri</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/11/14/828/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/11/14/828/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 14 Nov 2009 14:29:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=828</guid>
		<description><![CDATA[İktisat tarihi ile uğraşanların yakından tanıdığı bir isim olan Mark Blaug’un “The Methodology of Economics” adlı kitabı Türkçeye çevrilmiş. (Yayınevinin sitesi şurada.) Bu türden kitapların Türkçede bulunmaması büyük eksiklik – özellikle de bu konulara hevesli, ama İngilizce bilmeyen ya da dili yetersiz olan öğrenciler için. Kitap İngilizce aslından daha büyük boyutta. Yazı karakteri hariç, sayfa [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www1.fee.uva.nl/pp/bin/mblaugphoto.jpg" alt="Mark Blaug" width="185" height="249" /></p>
<p>İktisat tarihi ile uğraşanların yakından tanıdığı bir isim olan Mark Blaug’un <em>“The Methodology of Economics”</em> adlı kitabı Türkçeye çevrilmiş. (Yayınevinin sitesi <a href="http://www.eflatunyayinevi.com/detay.asp?kid=83" target="_blank">şurada</a>.) Bu türden kitapların Türkçede bulunmaması büyük eksiklik – özellikle de bu konulara hevesli, ama İngilizce bilmeyen ya da dili yetersiz olan öğrenciler için.</p>
<p>Kitap İngilizce aslından daha büyük boyutta. Yazı karakteri hariç, sayfa tasarımında kitabın aslına sadık kalınmış. Sayfalar beyaz kağıda basılmış. Bence kitap bu hâliyle İngilizcesinden daha kaliteli basılmış. Ama maalesef çeviri konusunda olumlu şeyler söyleyemeyeceğim.</p>
<p>Son zamanlarda Avusturya Okulu’yla uğraştığım için kitabı elime alır almaz Avusturya İktisadı’yla ilgili kısımlara bakayım dedim. Baktığım yerler kitapta toplam 2.5 sayfa tutuyor. Ama bu kadar az yerde bile kötü çevirilere rastladım. Aslına sadık özenli bir baskıda böylesine çeviri hataları bir hayli hayal kırıcı olmuş. Bunların bazılarını aşağıda gösterdim; çeviri kitaptaki metinleri oldukları gibi bıraktım.  (Karşılaştırmada İngilizce şu <a href="http://www.amazon.com/Methodology-Economics-Economists-Cambridge-Literature/dp/0521436788/ref=sr_1_2?ie=UTF8&amp;s=books&amp;qid=1258206064&amp;sr=8-2" target="_blank">baskıyı</a> kullandım.)</p>
<p><strong>(1)</strong> Önce Türkçe çeviriyi verelim:</p>
<p><em>Ekonomik doğruların herhangi bir özel vakada kesinlikle uygulanacağını yalnızca kontrol etmek için sağlama yapılması gerektiğine inanma şıkkı Robbins’in </em>Essay<em>’nde olduğu kadar başka hiçbir yerde bu kadar hevesle ve güzel sözlerle ifade edilmemişti. Bu doğrular, tutarlı tercih sıralamasına sahip maksimizasyon arayan bir tüketici; düzgün işleyen üretim fonksiyonuyla karşı karşıya olan maksimizasyon arayan bir girişimci ve ürün ve faktör piyasalarının her ikisinde birden var olan aktif rekabet gibi masum ve mantıklı varsayımlara dayanmaktaydı.</em> (s. 89-90)</p>
<p>İlk cümlede ne yazdığını anlamak mümkün değil. İngilizcesi şöyle:</p>
<p><em>The case for believing that economic truths – based as they are on such innocent and plausible postulates as a maximizing consumer with a consistent preference ordering, a maximizing entrepreneur facing a well-behaved production function, and active competition in both product and factor markets – require verification only to check that they do apply in any particular case was never stated with more verve and eloquence than in Robbins’s </em>Essay. (s. 80)</p>
<p>“Case” kelimesi Türkçeye “şık” diye çevrilmiş. İktisatçıların böyle bir şıkkı mı var? Robbins şıkları mı açıklıyor? Biraz inisiyatifle ben şöyle çevirdim:</p>
<p><em>Ekonomik gerçeklerin, sadece, belirli bir olayda geçerli olup olmadıklarının kontrol edilmesi amacıyla doğrulanmaları gerektiği inancı en hevesli ve güzel ifadesini Robbins’in </em>Essay<em>’inde bulmuştur. Bu gerçekler, tutarlı bir tercih sıralamasına sahip maksimizasyon yapan bir tüketici, uyumlu bir üretim fonksiyonuna sahip maksimizasyon yapan bir girişimci ve mal ve faktör piyasalarında etkin rekabetin olması gibi masum ve inandırıcı önermelere dayanıyordu.</em></p>
<p><strong>(2)</strong> Önce Türkçe çeviri:</p>
<p><em>Mises’in radikal apaçıklık konusunda yazdığı önermeler o kadar uzlaşmaz bir tutum içindeydi ki inanmak için okunmaları zorunluydu: Ekonomiye saf bilgi ve bilginin pratik kullanımı konusunda tuhaf ve benzersiz bir konum yakıştıran onun tikel teoremlerinin deneyim temelinde sağlama ya da yanlışlamaya açık olmadığı gerçeğidir. … bir ekonomik teoremin doğru olup olmadığının tek kıstası sadece deneyim yardımı olmadan yapılan mantık yürütmedir.”</em> (s. 90)</p>
<p>İngilizcesi de şöyle:</p>
<p><em>Mises’s statements of radical apriorism are so uncompromising that they have to be read to be believed: “What assigns economics its peculiar and unique position in the orbit of pure knowledge and of the practical utilization of knowledge is the fact that its particular theorems are not open to any verification or falsification on the ground of experience. … the ultimate yardstick of an economic theorem’s correctness or incorrectness is solely reason unaided by experience.” </em>(s. 80)</p>
<p>“Apriorism” ifadesi “apaçıklık” diye çevrilmiş. Apriorizmin apaçık olmayla ne ilgisi olduğunu bilmiyorum. Normalde “a priori” ifadesi deneysel olmayan, çıkarımsal anlamına geliyor. Mises’te de apriorizm çıkarımsal ya da tümdengelimsel anlamına geliyor. Yani Mises’e göre, insan davranışlarına ilişkin olarak yapılacak birkaç varsayımdan hareketle ve bunlardan yapılacak mantıksal çıkarımlarla belirli bir teori inşa edilebilir. Bunun da apaçık olmayla hiçbir ilgisi yok. Kendi çevirim şöyle:</p>
<p><em>Mises’in radikal apriorizm ile ilgili ifadeleri o kadar taviz vermez niteliklidir ki, böyle olduklarına inanmak için okunmaları şarttır: “Saf bilginin ve bilginin pratik açıdan kullanımının söz konusu olduğu alanda iktisat bilimine özel ve kendine özgü konumunu veren şey, bu bilimin belirli teoremlerinin deneyime dayalı hiçbir doğrulamaya ya da yanlışlamaya açık olmamasıdır. … iktisadî bir teoremin doğru ya da yanlış olduğuna ilişkin nihai ölçüt, sadece, deneyim yardımı olmadan yapılan bir akıl yürütmeden ibarettir.</em></p>
<p><strong>(3)</strong> Okuduğum sayfalarda gördüğüm en kötü çevrilmiş yere geldik. Önce İngilizce metni vereyim:</p>
<p><em>In the 1920’s, Mises made important contributions to monetary economics, business cycle theory and of course socialist economics, but his later writings on the foundations of economic science are so idiosyncratic and dogmatically stated that we can only wonder that they have been taken seriously by anyone.</em> (s. 81)</p>
<p>Şimdi de Türkçe çevirisi:</p>
<p><em>1920’lerde, Mises para ekonomisi, iş döngüleri kuramı ve tabii sosyalist ekonomiye önemli katlılarda bulundu ancak ekonomi biliminin temelleri üzerine son yazdıkları o kadar kendine özgü durumlarla ilgili ve dogmatik önermelerle doludur ki kimsenin ciddiye alabileceğini sanmıyoruz.</em> (s. 92)</p>
<p>İngilizcesinde başka şey, Türkçesinde başka şey yazıyor. “Monetary economics” ifadesi “para ekonomisi” diye çevrilmiş. Oysa &#8220;economics” kelimesi “ekonomi” değil, “iktisat bilimi” demek. Özgün metindeki “dogmatically stated” ifadesi “dogmatik önermelerle doludur” diye çevrilmiş. Daha vahimi, “we can only wonder that they have been taken seriously by anyone” ifadesi tamamıyla farklı, aslıyla hiç ilgisi olmayan bir şekilde çevrilmiş. Benim çevirim ise şöyle:</p>
<p><em>1920’lerde Mises parasal iktisada, iş çevrimleri teorisine ve tabii sosyalist ekonomi konusuna önemli katkılar yapmıştı; fakat iktisat biliminin temelleri hakkındaki sonraki yazıları o kadar kendine mahsus ve dogmatiktir ki, bunların herhangi biri tarafından ciddiye alınmış olmasına sadece hayret edebiliriz.</em></p>
<p><strong>(4)</strong> Benzeri bir örnek daha. Önce Türkçesi:</p>
<p><em>Hutchison 1938 gibi erken bir zamanda Popper’in getirdiği ayrım ölçütünün önemini ortaya çıkmasıyla birlikte kavramış olmalıydı.</em> (s. 93)</p>
<p>İngilizcesi:</p>
<p><em>That Hutchison should recognized the significance of Popper’s demarcation criterion as early as 1938 is itself remakable. </em>(s. 83)</p>
<p>Benim çevirim de böyle:</p>
<p><em>Hutchison’ın 1938 gibi erken bir tarihte Popper’in ayrım ölçütünün öneminin farkına varmış olması başlı başına dikkate değer bir olaydır.</em></p>
<p>Yayınevinde çevirileri gözden geçiren birileri hiç mi yok? İlâveten, “the properties of final equilibrium states” ifadesi “en son denge durumlarının özellikleri” (s. 91) diye çevrilmiş. Oysa doğrusu “nihai denge durumunun özellikleri” olacak. Bunların dışında metinde bazı yerlerde hiç virgül kullanılmamış, bu da cümleleri karmaşık hâle getirmiş. Kötü çeviri için başka örnek vermeye gerek yok.</p>
<p>Kitaba şöyle bir göz attığınızda kötü çevirilere ek olarak iktisat kavramlarının da garip bir şekilde çevrildiğini görüyorsunuz. Örneğin, &#8220;Pareto optimalitesi&#8221; kavramı &#8220;Pareto uygunluğu&#8221; olmuş (s. 139). Walras&#8217;ın &#8220;yordamlama&#8221; (tatonnement) kavramı &#8220;el yordamıyla erişme&#8221; yapılmış (s. 181). &#8220;Economics&#8221; kelimesi sürekli olarak &#8220;ekonomi&#8221; diye çevrilmiş. Böylece &#8220;Neo-klasik iktisat&#8221; olmuş &#8220;Neo-klasik ekonomi&#8221;, &#8220;Marksist iktisat&#8221; olmuş &#8220;Marksçı ekonomi&#8221; (s. 120-121) &#8211; sanki bu türden piyasa çeşitleri var. &#8220;Ex-post büyüklükler&#8221; olmuş &#8220;sonradan gerçeklere dayanan büyüklükler&#8221; (s. 194). Görünen o ki, kitabın çevirmeni iktisat kavramlarının Türkçedeki yerleşmiş kullanımlarını bilmiyor.</p>
<p>Yazık. Oysa kitabın baskı kalitesi gerçekten iyi. Bu çeviriyi gördükten sonra konuyla ilgilenen kişilere kitabı almamalarını tavsiye etmekten başka bir seçenek kalmıyor. Yayınevinin yayın programında Mark Blaug’un <em>“Economic Theory in Retrospect”</em> adlı kitabı da bulunuyormuş. Acaba onun çevirisi nasıl olacak?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/11/14/828/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hayek Çevirileri</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/09/22/hayek-cevirileri/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/09/22/hayek-cevirileri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 22 Sep 2009 12:57:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=740</guid>
		<description><![CDATA[Hayek’in bazı makalelerinin ve The Road to Serfdom adlı kitabının bir kısmının 40’ların başlarında Türkçeye çevrildiğini biliyordum. Son yazımdan sonra internete girip biraz karıştırınca bu çevirileri Ankara Üniversitesi’nin dergilerine ait veritabanında bulabildim. Çevirilerin hepsi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi’nde yayınlanmış. Fakat metinler yarım yüzyıldan fazla bir süre önce çevrildikleri için dilleri gayet eski; bu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="aligncenter" src="http://thinkmarkets.files.wordpress.com/2009/05/hayek1.jpg" alt="" width="400" height="200" /></p>
<p>Hayek’in bazı makalelerinin ve <em>The Road to Serfdom</em> adlı kitabının bir kısmının 40’ların başlarında Türkçeye çevrildiğini biliyordum. Son yazımdan sonra internete girip biraz karıştırınca bu çevirileri Ankara Üniversitesi’nin dergilerine ait veritabanında bulabildim. Çevirilerin hepsi <em>Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi</em>’nde yayınlanmış. Fakat metinler yarım yüzyıldan fazla bir süre önce çevrildikleri için dilleri gayet eski; bu nedenle anlaşılmaları kimi yerlerde zorlaşıyor.</p>
<p>Dergiler iki farklı siteye konulmuş. Bunların birinde derginin bazı sayıları bulunmuyor. O yüzden aşağıda yazdığım makale linklerinden biri diğerlerinden faklı. Dergilerin künyeleri sitede biraz karışık verildiği için aşağıda künyeleri parantez içinde yazdım. Sayfa numaraları dosyalar açıldığında gözüküyor.</p>
<p>Hayek’in editörlüğünü yaptığı <em>Collectivist Economic Planning</em> adlı kitabı için yazdığı iki makale <em>Planlı Kolektivist İktisat</em> adı altında dört bölüm hâlinde yayınlanmış. Bunların linklerini makalelerin orijinal isimlerini yazarak aşağıda verdim. İngilizcesine güvenenler için aynı makalelerin olduğu Hayek&#8217;in bir başka kitabının linkini de ekledim.</p>
<p>Hayek’in en bilinen kitabı <em>The Road to Serfdom</em> da <em>Esaret Yolu</em> adıyla üç bölüm hâlinde yayınlanmış. Ancak dergide yayınlanan son bölümde “devam edecek” denmesine rağmen çevirinin devamı gelmemiş. Dolayısıyla giriş ve sonuç bölümleriyle birlikte toplam 20 bölüm tutan kitabın sadece ilk dokuz bölümü yayınlanmış.</p>
<p><strong>Collectivist Economic Planning</strong></p>
<p><em>(a) The Nature and History of the Problem</em></p>
<p><a href="http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/42/355/3710.pdf" target="_blank">1. bölüm</a> (Cilt 1, Sayı 4, 1943)</p>
<p><a href="http://www.politics.ankara.edu.tr/eski/dergi/pdf/2/1/13_F.A.Hayek.pdf" target="_blank">2. bölüm</a> (Cilt 2, Sayı 1, 1947)</p>
<p><em>(b) The Present State of the Debate</em></p>
<p><a href="http://www.politics.ankara.edu.tr/eski/dergi/pdf/2/3/8_F._A._Hayek.pdf" target="_blank">1. bölüm</a> (Cilt 2, Sayı 3, 1947)</p>
<p><a href="http://www.politics.ankara.edu.tr/eski/dergi/pdf/3/1/12_F_A_HAYEK.pdf" target="_blank">2. bölüm</a> (Cilt 3, Sayı 1, 1948)</p>
<p>İngilizce kitap için <a href="http://mises.org/books/individualismandeconomicorder.pdf" target="_blank">link</a>.</p>
<p><strong>The Road to Serfdom</strong></p>
<p><a href="http://www.politics.ankara.edu.tr/eski/dergi/pdf/2/3/10_F._A._Hayek.pdf" target="_blank">1. bölüm</a> (Cilt 2, Sayı 3, 1947)</p>
<p><a href="http://www.politics.ankara.edu.tr/eski/dergi/pdf/3/1/13_F_A_HAYEK.pdf" target="_blank">2. bölüm</a> (Cilt 3, Sayı 1, 1948)</p>
<p><a href="http://www.politics.ankara.edu.tr/eski/dergi/pdf/3/3/10_F_A_HAYEK.pdf" target="_blank">3. bölüm</a> (Cilt 3, Sayı 3, 1948)</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/09/22/hayek-cevirileri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İki Eleştiri</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/09/07/iki-elestiri/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/09/07/iki-elestiri/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Sep 2009 10:46:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=692</guid>
		<description><![CDATA[Tez için okuma yaparken bana ilginç gelen iki pasajla karşılaştım. Bunlardan biri sosyalizm, diğeri de liberal iktisat eleştirisi sayılabilir. (1) Sosyalizm eleştirisi Alfred Marshall’dan geliyor: Sosyalizme eğilimim vardı; bu eğilim daha sonraları Mill’in Fortnightly Review’de yayınlanan denemeleriyle daha da güçlendi. Böylece, on yıldan fazla bir süre boyunca, “sosyalizm” kelimesiyle ilişkili olarak öne sürülen önerilerin, tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="center;"><img class="aligncenter" src="http://cupe.ca/updir/images/economics-0.jpg" alt="" width="400" height="300" /></p>
<p>Tez için okuma yaparken bana ilginç gelen iki pasajla karşılaştım. Bunlardan biri sosyalizm, diğeri de liberal iktisat eleştirisi sayılabilir.</p>
<p><strong>(1)</strong> Sosyalizm eleştirisi Alfred Marshall’dan geliyor:</p>
<p><em>Sosyalizme eğilimim vardı; bu eğilim daha sonraları Mill’in </em>Fortnightly Review<em>’de yayınlanan denemeleriyle daha da güçlendi. Böylece, on yıldan fazla bir süre boyunca, “sosyalizm” kelimesiyle ilişkili olarak öne sürülen önerilerin, tüm dünya için olmasa bile, en azından benim için en önemli araştırma konularını oluşturdukları inancını taşıdım. Fakat sosyalistlerin yazıları beni cezbettiği kadar itti de; çünkü bunlar gerçeklerle ilişkili olmaktan çok uzaktılar ve, kısmen bu nedenle, üzerinde daha fazla düşününceye değin bu meseleler hakkında fazla bir şey söylememeye karar verdim. </em></p>
<p><em>Şimdi, ilerlemiş yaşım düşünmek ve konuşmak için zamanımın neredeyse sona erdiğini gösterirken, işçi-sınıfı kesiminin tüm yönlerde olağanüstü gelişmeler kaydettiğini ve, kısmen bunun sonucu olarak, sosyalizm projeleri için Mill’in yazdığı döneme kıyasla daha geniş ve sağlam temellerin mevcut olduğunu görüyorum. Ancak <strong>şu âna değin ileri sürülen hiçbir sosyalist proje, ne yüksek yatırım düzeyinin sürdürülmesi ne de kişilerin karakterlerinin güçlendirilmesi konusunda yeterli koşulları sağlamış görünüyor. </strong>Bu projeler, ülkenin toplam geliri eşit şekilde paylaşılsa bile, ticarî kuruluşların ve diğer maddî üretim donanımlarının sayısında, el işçisi sınıfların reel gelirlerinin (tıpkı yakın geçmişte olduğu gibi) hızla artmaya devam etmesini sağlamaya yetecek derecede hızlı bir artış gerçekleştirmeyi vaat ediyor da görünmüyorlar. Batı dünyasında insan doğasının ortalama seviyesi son elli yıl boyunca hızla yükselmiştir. Fakat bana öyle geliyor ki, <strong>ideal açıdan mükemmel olan toplumsal örgütlenmeyi amaçlayan uzak hedefe yönelik olarak en hakikî gelişmeyi gösteren kişiler, enerjilerini yolları üzerindeki bazı özel güçlüklere yoğunlaştırmışlar ve bunları hızla geçip gitmeyi denemek için güçlerini kullanmamışlardır.</strong></em>[1] (Kalın yerler bana ait.)</p>
<p>Türkiye İş Bankası bu yılın sonuna doğru <em>Kapital</em>’in Almancadan yapılmış bir çevirisini yayınlamaya başlayacak. Piyasada sadece tek bir çevirinin tekeli olduğu düşünüldüğünde aslından yapılmış yeni bir çevirinin yayınlanması iyi bir şey. Ama Marksizm’in diğer klasik eserleri hâlâ çevrilmedi. Rosa Luxemburg’un <em>The Accumulation</em> <em>of Capital</em> adlı kitabının Türkçe çevirisinin iyi olmadığını duydum. Rudolf Hilferding’in <em>Finans-Kapital </em>kitabının tam bir çevirisi hâlâ yayınlanmadı. Bizim memlekette durum bu. Öte yandan benim esas merak ettiğim, finans kesimiden kaynaklanan ekonomik krizleri açıklayan yeni Marksist bir teorinin olup olmadığı. Post-Keynesçilerin Hyman Minsky’sinin <em>“Finansal İstikrarsızlık Hipotezi”</em> (Financial Instability Hypothesis) var. Marksistlerin neyi var?</p>
<p><strong>(2)</strong> Liberal iktisat eleştirisi de Knut Wicksell’den geliyor:</p>
<p><em>Ekonomik fenomenleri ciddî şekilde </em>bir bütün olarak<em> görmeye ve tüm insanların refahı için gerekli olan koşulları araştırmaya başladığımız andan itibaren, proletaryanın çıkarları hakkında düşünceler de ortaya çıkmaya başlar. Ve bu vakitten sonra herkesin </em>eşit<em> haklara sahip olduğu ileri sürmek yetersiz kalır. </em></p>
<p><em>Bu nedenle, politik iktisat anlayışı ya da bu adı taşıyan bir bilimin varlığı, açık söylemek gerekirse, tamamıyla devrimci olan bir program içerir. Söz konusu anlayışın muğlak olması şaşırtıcı değildir, zira devrimci programlar çoğu defasında böyle olurlar. Gerçekten de, ekonomik ya da toplumsal gelişmenin hedefi açıkça anlaşılıncaya değin, pek çok pratik ve teorik sorun çözülmemiş hâlde durur. Bu arada, eski bakış açısı lehine bazı şeyler söylenebilir; fakat, her halükârda, açıkça ve kaçamak yapmadan söylenmelidir bu. Örneğin, <strong>çalışan sınıfları aşağı türden varlıklar olarak görürsek ya da</strong>, bu kadar ileri gitmeden, <strong>bu sınıfların toplumun üretiminden tam bir pay almaya henüz hazır olmadıklarını düşünürsek, bunun böyle olduğunu açıkça söylemeli ve daha sonraki muhakemelerimizi bu görüşe dayandırmalıyız. Bilim açısından değersiz olan tek bir şey varsa, o da gerçeği saklamak ya da çarpıtmaktır. </strong>Yani ele aldığımız durumda, <strong>bu sınıfların durumlarını, makul bir şekilde diledikleri veya bekledikleri tüm şeyleri hâlihazırda almışlar gibi göstermektir ya da ekonomik ilerlemelerin herkes için mümkün olan en yüksek doyuma yönelik olduğu gibi temelsiz ve iyimser inançlara dayanmaktır. </strong>Bu sonuncu hata özellikle son yüzyılın ortalarında, “uyum” iktisatçıları olarak adlandırılan Amerikalı Carey ve diğer açılardan takdire değer Fransız Bastiat gibi iktisatçılar tarafından yapılmıştır. Her ikisinin de hem kendi ülkelerinde hem de bizim ülkemizde önceden ve şimdilerde hâlâ pek çok müridi vardır.</em>[2] (Kalın yerler bana ait.)</p>
<p>Son ekonomik krizden sonra özellikle makro iktisadın gerçek hayattan kopuk olan ve gereksiz yere matematik kullanan modelleri hakkında yazılanlar Wicksell’in eleştirisinin özünü değiştirmemiş görünüyor. Tüm bu modeller ve bunlara dayanarak oluşturulan teorileri öğrencilere derste anlatan kişiler, gerçek hayattaki ekonomik işleyişi açıklayacaklarına, denklemlerle karman çorman hâle getirilmiş hayalî bir dünyayı öğrencilerin kafasına boş yere doldurup duruyorlar. Bu dünyanın önkabulü de piyasaların düzgün işlediği şeklindeki dogmatik inanca dayalı. İşin kötüsü, zavallı öğrenciler iktisat öğrendik zannedip yerine matematik öğreniyorlar. Tabii, onu da ne kadar düzgün öğrendikleri kuşkulu.</p>
<p>Bunları derste anlatan bir hocaya üretim fonksiyonunda sermayeyi nasıl ölçtüğünü bir sorun, bakalım ne cevap verecek.</p>
<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8211;</p>
<p>[1] Alfred Marshall, <a href="http://socserv.mcmaster.ca/econ/ugcm/3ll3/marshall/Industry&amp;Trade.pdf">Industry and Trade</a>, s. 9.</p>
<p>[2] Knut Wicksell, <strong>Lectures on Political Economy</strong>, Cilt I, Çev. E. Classen, New Jersey: Augustus M. Kelley, 1977, s. 4-5.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/09/07/iki-elestiri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisat ve Matematik</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2009/05/23/iktisat-ve-matematik/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2009/05/23/iktisat-ve-matematik/#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 23 May 2009 22:48:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyhun_Elgin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[heterodoks]]></category>
		<category><![CDATA[iktisat]]></category>
		<category><![CDATA[matematik]]></category>
		<category><![CDATA[metodoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ortodoks]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni etiket ekle]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=517</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle, İktisadiyat.com okuyucularına merhaba. Site için ilk yazımı, doğrudan spesifik bir iktisadi konuya ayırmak istemedim. Bu şekildeki yazıları daha sonrası için saklamak isterim. Bu ilk yazıda, kısa bir şekilde, iktisat teorisinde süregelen bir tartışmadan hareketle, metodolojik bir perspektif çizmek istiyorum. Metodolojik tartışmanın konusu, iktisatta matematiğin artan sıklıkta kullanımı. Sadece 1-2 ders iktisat dersi almış olan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Öncelikle, İktisadiyat.com okuyucularına merhaba. Site için ilk yazımı, doğrudan spesifik bir iktisadi konuya ayırmak istemedim. Bu şekildeki yazıları daha sonrası için saklamak isterim. Bu ilk yazıda, kısa bir şekilde, iktisat teorisinde süregelen bir tartışmadan hareketle, metodolojik bir perspektif çizmek istiyorum.</p>
<p>Metodolojik tartışmanın konusu, iktisatta matematiğin artan sıklıkta kullanımı.</p>
<p>Sadece 1-2 ders iktisat dersi almış olan lisans öğrencileri dahi iktisadın araçlarını giderek daha sık kullandığı bilimlerden birinin de matematik olduğunu bilirler. Öyle ki, günümüzde, önde gelen akademik bir iktisat dergisinde yayımlanan bir makaleyi anlayabilmek için lisans düzeyinde matematik bilgisi yeterli olmayabilmektedir. Lisans programlarında sık sık alıştırması yapılan, türev ya da integral almanın çok ötesinde, gerçel analiz, topoloji, fonksiyonel analiz, olasılık ve ölçüm teorisi gibi dersler çerçevesinde, doktora düzeyinde matematik birikimine sahip olmak, ana-akım (ya da teknik ifadeyle ortodoks) bir makro ya da mikro iktisatçı için olmazsa olmazlardandır.</p>
<p>Matematiğin iktisatta kullanılmasının egemen görüş ve bir zorunluluk haline gelmesiyle, dünyada ezici sayıdaki ekonomi bölümünün matematiksel yöntemleri benimsemesi sonucunu doğurmuştur. Lisans ve yüksek lisans derslerine gittikçe artan bir ölçüde matematik dersleri eklenmiştir. Diğer yandan, bu durum, özellikle matematik dışındaki, tarih, siyaset bilimi, sosyoloji gibi diğer bilimlerin araç, konu ve yöntemlerini kullanan veya yukarda bahsettiğim çerçevede matematik bilgisine sahip olmayan iktisatçılarca oldukça tepkiyle karşılanmaktadır.</p>
<p>İktisadi düşünce tarihine baktığımızda, her ne kadar öncesinde de çeşitli matematiksel yöntemler iktisatta kullanılsa da (örneğin Kapital&#8217;de dahi birçok matematiksel ifade vardır, bunu sevgili Can Madenci&#8217;nin sitede yayınlanan son yazısında da görebiliriz.) matematiğin iktisatta yoğun biçimde kullanımının, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında William Stanley Jevons, Alfred Marshall, John Bates Clark gibi ilk ikisi İngiliz ve üçüncüsü Amerikalı neoklasik iktisatçılar tarafından başlatıldığını görürüz. Bu kullanım daha sonra 1930&#8242;da, tüzüğünde temel amacının matematiksel yöntemlerin iktisatta kullanılması olduğunu yazan Econometric Society adı verilen iktisatçılar topluluğunun kurulmasıyla da hız kazanmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrası başlayan Soğuk Savaş döneminde hızla gelişen oyun teorisi ile birlikte Batı&#8217;da iktisat ve matematik ilişkisi gittikçe gelişmiştir. Yüksek matematik kullanan oyun teorisi modelleri sadece mikroekonomiyi etkilemekle kalmamış zamanla makroekonomik analize de girmiştir. Öte yandan, Sovyet matematikçileri ve iktisatçıları da planlı ekonominin gerektirdiği hesaplama ihtiyacı nedeniyle, lineer programlama ve dinamik optimizasyon gibi teknikleri geliştirmişlerdir.</p>
<p>Günümüzde ise, akademik dünyada neoklasik ortodoksi denen ve çeşitli alt akımları da içinde bulunduran egemen görüş, matematiği iktisatta kurduğu modeller çerçevesinde artan sıklıkta kullanmaya devam etmektedir. Bunun karşısında ise, farklı görüşlerdeki ana-akım dışı ve eleştirel (Teknik ifadeyle heterodoks) iktisatçılar vardır. Tüm heterodoks iktisatçılar olmasa da, bu grubun önemli bir kısmı (Bunların içinde yelpazenin bir ucundaki Avusturya okulu üyelerini, diğer ucunda Marksist iktisatçıları veya ortadan kimi Post-Keynesyenleri ya da konu ayrımıyla özellikle iktisat tarihçilerini ve iktisat sosyolojisi çalışanları sayabiliriz.) matematiğin iktisatta kullanımına şiddetle karşı çıkmaktadır. Matematiğin iktisattan toptan atılması çağrısı yapılan metinler hazırlanmakta ve bunlar kimi heterodoks yayınlarda yer almaktadır. Avusturyalılar, matematiğin iktisatta kullanımının er ya da geç, planlı ekonominin pazara üstünlüğüne varacağından korkmakta, diğerleri ise genelde matematiksel modelleme yapmadıkları için dışlandıkları egemen görüşü eleştirmektedirler. Bu eleştiri son zamanlarda şiddetini oldukça arttırmış ve matematiksel modeller içeren iktisat makalelerine bir bütün olarak Otistik İktisat adı verilmiştir.</p>
<p>Oysa, unutulmamalıdır ki, iktisatta matematiğin kullanılması çeşitli sayıdaki yöntem tercihlerinden birisidir. Disiplinlerarası olmasıyla övündüğümüz iktisat biliminin, pek doğaldır ki, sosyoloji, psikoloji, matematik ve hatta fizikle dahi kesişim alanları olacaktır. Bu kesişim alanlarını iktisattan soyutlamanın, iktisat bilimine hiçbir katkı sağlamayacağı açıktır. Unutulmamalıdır ki, iktisat biliminde matematik bir amaç değil, iktisadi gerçeklikleri açıklayabilmek için kullanılan bir araçtır. Pazar ekonomisine karşı olan biriyseniz, düşünmelisiniz ki, pazar ekonomisinin güzelliklerini meşrulaştıran modellerde eğer varsa suç, matematiğin değil, gerçek dışı varsayımlar yapan iktisatçılarındır. İktisadi modeller, dünyadaki bir gerçekliği açıklayamıyorsa, burada yalan söyleyen matematik değil, iktisatçının kendisidir. Örneğin, matematiğin yoğun olarak kullanıldığı kimi modeller, çeşitli varsayımlar altında liberalizmi, pazar ekonomisini ya da eşitsizliği meşrulaştırıyor olabilirler. Ancak, aynı modeller, farklı varsayımlar altında, daha eşitlikçi bir sistemi ve hatta sosyalizmi dahi meşrulaştırabilirler. Önemli olansa bu varsayımların ne olduğunun ve bunların modele olan etkisini sorgulamaktır. Ancak, altını çizerek vurgulamak gerekir ki, matematik ve iktisat ilişkisini güçlendirmek, iktisadı uygulamalı matematik haline getirmek ya da iktisadın sosyal bir bilim olduğunu unutarak, siyaset bilimini, sosyolojiyi, psikolojiyi, tarihi, felsefeyi iktisattan koparıp atmak olarak görülmemelidir. İktisadi perspektifin, en az matematiksel boyutunun olduğu kadar, sosyolojik, felsefi, tarihi ve siyasi boyutları da önemlidir. İktisat disiplinlerarası özellikleri ağır basan sosyal bir bilimdir ve bu özelliği onun gelişmesi için büyük bir avantajdır.</p>
<p><strong>Ceyhun Elgin</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2009/05/23/iktisat-ve-matematik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
