iktisadiyat

  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Kemal Tahir ve Keynes

Can Madenci | July 16, 2010

Geçen gün Kemal Tahir’in “Sosyalizm, Toplum ve Gerçek” adlı kitabını karıştırıyordum. Aslında kitap Kemal Tahir’in Bağlam Yayınları’ndan çıkan ve defterlerinden derlenen Notlar serisine ait. Kitabın bir yerinde Tahir’in Keynes’in Genel Teori kitabından bahsettiğini gördüm. Üstelik kitaptan bir alıntı da vardı. Ancak Tahir’in ikinci cümlesi ve alıntı düşük cümleli. Şöyle yazmış Tahir (köşeli parantez içindeki sayfa numaraları linkini verdiğim kitaba ait):

Keynes kapitalist ekonomilerin İncil’i sayılan İşgücü, Faiz ve Para’nın Genel Teorisi adlı kitabını 1923-33 buhranı yıllarında yazdı, ki bizim bu yıllarda devletçiliğe sarılmamız (hele liberalizme bir daha dönmemek istediğimiz bir dönemde) rastlantı olmasa gerek…  (Bir dış – İngiliz – öğüdü) bu kitap, çıkmazdan sıyrılmanın tek çaresini, devleti kapitalizm yararına çalıştırmayı salık veriyordu.

“Devlet yatırımcıları bir çeşit yatırımları sosyalistleştirirken de devletin böylece ödev alanlarını genişletmesi günümüz (hâkim) ekonomik müesseseleri kurtaracak tek yoldur.” (Keynes) [s. 68-9]

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Serbest Atış, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Hayek – “İktisat ve Bilgi” (Economics and Knowledge) Çevirisi

Can Madenci | May 23, 2010

Daha önceki bir yazımda Hayek’in “Economics and Knowledge” adlı makalesinden bahsetmiştim. Makalenin benim tarafımdan yapılan çevirisi geçen yaz Liberal Düşünce dergisinde yayınlandı. Burada önceden yazdığım yazıyı da küçük bir-iki ilâveyle makaleye takdim olarak ekledim. Yazıların linklerini aşağıda verdim:

Takdim

İktisat ve Bilgi

Bu makale Hayek’in ekonomide kullanılan bilgi meselesi üzerine yazdığı iki makalesinin ilki. Esas itibariyle 1936’da yapılan bir konuşmanın metni olan makale 1937’de Economica dergisinde yayınlanmış. Benim bildiğim kadarıyla içeriğinin soyut olması nedeniyle Hayek’in ağır makalelerinden biri. Diğer makale de 1945’te yayınlanan “The Use of Knowledge in Society”. Her ikisi de 1948’de çıkan ve Hayek’in yazılarının bir derlemesi olan “Individualism and Economic Order” kitabında yeniden yayınlanmış (kitabın linki şurada). 

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Schumpeter’den Özdeyişler

Can Madenci | May 6, 2010

Sonunda Thomas K. McCraw’ın “Prophet of Innovation” adlı 700 küsur sayfalık Schumpeter biyografisini bitirdim. Kitabın kolay okunan, sıkmayıcı bir üslubu var.

Kapitalizmin işleyişini anlamaya çalışanlardan sola eğilenler Marx’ı, ortaya eğilenler Keynes’i, sağa eğilenler de Hayek’i okurlar. Bu iktisatçıların her biri piyasa ekonomisini sınırları gayet belli bir bakış açısıyla ele alır. Dolayısıyla, örneğin, Hayek’in fikirlerini beğendiğini söyleyen birinin piyasa ekonomisiyle ilgili düşünceleri de aşikârdır. Schumpeter ise bu iktisatçılar kadar tanınmaz, ama kanaatimce Marx’tan sonraki en özgün kapitalizm açıklamasını yapmıştır.

“The Theory of Economic Development” kitabında Schumpeter kapitalizmin itici gücü olarak gördüğü girişimciden ve onun yaptığı yeniliklerden bahseder. En tanınmış eseri olan “Capitalism, Socialism and Democracy” kitabında da kapitalizmi evrimsel bir süreç olarak ele alır. Kapitalizm doğası itibariyle bir “iktisadî değişim biçimi ya da yöntemidir.”

Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)

Can Madenci | April 18, 2010

Bu yazıda Marx’a ait bölümdeki yanlış ve çarpıtmalardan bahsedeceğim. (Yazının ilk bölümü burada.)

Öncelikle şunu ifade edelim: Bir liberalin Marx’ı eleştirmesi gayet doğaldır, Marx eleştirilemez değildir. Hatta zaman zaman Marx’ın fikirlerinin kendisi kapitalizmin nihaî analizini yapmış ve bu konuda son sözü söylemiş gibi sunulması ve böylece aşırı derecede dogmatikleştirilmesi söz konusu olduğunda, Marx’ın teorilerindeki kusurları göstermek gereklidir. Bu teorileri “düzgün şekilde” öğrenmeye heves eden öğrenciler de bunların doğrularını ve eksikliklerini birlikte öğrenmeliler.

Ancak Skousen’ın kitabında buna yönelik bir şey bulmak mümkün değil. Marx’la ilgili bölümde ilk olarak Marx’ın özel hayatı alaycı bir dille ve yer yer çarpıtılarak aktarılıyor. Böylece okuyucu daha en başta Marx’ı kişisel açıdan sorunlu bir insan olarak görmeye başlıyor. Bu kısımlar maalesef önyargı uyandıracak şekilde yazılmış. Gerçi arada bazı ufak tefek övücü sözler söyleniyor, ama yazılanların üslubundan amacın Marx’ı küçük düşürmek olduğu anlaşılıyor.

İkinci olarak, başta Marx hakkındaki kötüleyici ifadeleri okuyanlar, ilerleyen sayfalarda teorileri anlatıldığında Skousen’ın “çürütmelerini” hemen kabul etmeye yatkın oluyor. Üstelik metinde bu teoriler hakkında kimi yerlerde yanlış bilgiler veriliyor. Bu yanlışların en önemli özelliği, Marx’ın fikirlerini özünü bozacak derecede çarpıtmış olmaları. Skousen gibi büyük iktisatçılar hakkında ders verdiğini söyleyen birinin bu kadar çok yanlışı fark etmeden yapması bence mümkün değil.

Gerçi sosyalizm gibi konulardan bahsedildiğinde belirli bir nesnellik sağlamak ve ideolojiden uzak durmak kolay değildir – nitekim iktisat da hiçbir zaman ideolojiden uzak bir bilim olmamıştır. Fakat Skousen’ın yazdıkları nesnellik ve tarafgirlik arasındaki sınırı kolayca aşıyor. Tüm bunları düzeltmek için âdeta kısa bir makale yazmak gerekir. Bu nedenle burada sadece Marx’ın fikirleri hakkında Skousen’ın (çok bariz şekilde) yanlış aktardığı yerlere değineceğim.

Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
Okuma Önerileri, İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (1)

Can Madenci | April 12, 2010

Ne zamandan beridir Mark Skousen’ın “İktisadî Düşünce Tarihi” (Modern İktisadın İnşası) kitabı hakkında yazmak istiyordum. Hem etrafımdan işittiklerimden hem de siteye bırakılan kimi yorumlardan anladığım kadarıyla Skousen’ın kitabı oldukça beğenilen bir kitap. 2003 yılında ilk çıktığında kitabı ben de okumuş ve beğenmiştim; fena değildi, hatta beni sıkmayan ilk iktisat tarihi kitabıydı. Ama ilgilendiğim konular hakkında zamanla daha fazla okudukça kitap hakkındaki fikrimi yavaş yavaş değiştirdim.

Kitabı ilk okumaya başladığınızda üslubu ve konuları ele alış tarzı hoşunuza gidiyor. İktisat tarihi kitaplarının ne kadar sıkıcı olduğu düşünüldüğünde, bu kitap diğerlerinin arasından hemen sıyrılıyor. Konular anlatılırken önce iktisatçıların özel yaşamlarından ve yer yer “garip” kişisel özelliklerinden bahsediliyor, sonra bu iktisatçıların teorileri basit bir dille anlatılıyor. Bölüm aralarına yerleştirilen kutucuklarda da diğer ilgi çekici konular hakkında bilgiler veriliyor. Kişiyi sıkmayan ve nispeten eğlenceli bir tarzda yazıldığı için, kitaba başladıktan sonra okumaya kolayca devam edebiliyorsunuz. Eminim, bu türden meselelerle ilgilenen birçok kişinin iktisat tarihi kitabı olarak okudukları ve yazım tarzı nedeniyle de sürekli dönüp baktıkları tek kitap bu olsa gerek.

Bununla birlikte, kitabın (sonradan bahsedeceğim yanlışlar dışında) iki kötü özelliği var. İlk olarak, iktisatçıların kişisel yaşamlarına ait “magazinsel” sayılabilecek bilgilere normalde böyle bir kitapta olması gerekenden daha fazla yer ayrıldığı için, bu kişilerin teorileriyle ilgili bölümler nispeten zayıf kalmış. Gerçi kimin ne dediği, neyi savunduğu az çok öğreniliyor, ama bu bilgiler çok yüzeysel kalıyor. Herhalde kitabın daha da kalınlaşacağı düşünüldüğünden teorilerin fazla derinine inilmemiş ve verilen bilgiler kimi yerlerde yetersiz kalmış.

İkinci olarak, kitap çok yanlı bir bakış açısıyla yazılmış. Her ne kadar Skousen kitabın (kendisinin “doğal özgürlük sistemi” adını verdiği) belirli bir bakış açısıyla yazıldığını ve bir hayli dik kafalı olduğunu en başta belirtse de, bu türden ifadelerin dozu zaman zaman fazla aşırıya kaçmış ve Skousen’la hemfikir olmayan (yani piyasa ekonomisini savunmayan) iktisatçıların alaycı bir şekilde yapılan yergisine dönüşmüş. Bu “renkli karalamalar” belki bir liberali kitabı okurken fazlasıyla tatmin edebilir, ama belirli bir nesnellik beklentisi olan kişinin bunlardan hayal kırıklığına uğrayacağı aşikâr.

Read the rest of this entry »

Comments
12 Comments »
Categories
Okuma Önerileri, İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Okuma Önerileri: Mikro İktisat ve Oyun Teorisi

Murad TiRYAKiOĞLU | January 18, 2010

Alışılmış Mikro İktisat Türkçe ders kitaplarınının dışında iki kitap var bu arada raflarda boy gösteren…

Birincisi Adres Yayınlarından çıktı. Mark Skousen’a ait. Orjinal adı “Economic Logic“. Türkçe baskısının adı ise Mikro İktisat olarak tercih edilmiş. Özellikle iktisat bölümünde okuyan öğrencileri ilgilendiren tavsiyelerin yer aldığı bölümü (s.329-339) keyifle okudum. Bu kitap, birazdan bahsedeceğim diğer kitap gibi gerçek hayattan örneklerle-sorularla süslenmiş. İşte bir tanesi:

“Mutfakta masanın üstünde bir kutu kurabiye var; fakat kimse onları yemiyor. Bu sınırsız insan istekleri evrensel prensibini ihlâl eder mi?”

İkinci okuma önerisi ise Palme Yayınları tarafından Türkçeleştirilmiş olan Mikro İktisat. Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman ve Princeton Üniversitesi iktisatçılarından Robin Wells tarafından kaleme alınmış. Benzer şekilde gerçek hayattan ve Amerikan iktisadi yaşantısından örneklerle zenginleştirilmiş kitap, özellikle lisans düzeyinde Türkçe literatür için önemli bir katkı sağlamış gibi gözüküyor. ‘Tuzaklar’, ‘Uygulamada İktisat’ ve ‘Araştırıcı Zihinler İçin’ gibi bölümlerin kitabın yararlılığını arttırdığı kanısındayım. 

Oyun teorisi ile ilgili (en azından benim bildiğim ve takip ettiğim kadarıyla)  ilk Türkçe kitap Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisat bölümü hocalarından Doç. Dr. Ensar YILMAZ tarafından kaleme alınmış: “Oyun Teorisi“. “Soyutlama, analitik derinlik ve istenilen teknik formasyon açısından kitaplarda karşılaşılan genel bir problem, öğrencilerin tek aşamada her şeyi anlamalarının istenmesidir. Bu tehlikenin farkında olduğumdan, kitapta orta ve ileri düzey anlatımı birleştirmeyi, seçilen bolca örnek ve uygulamayla bu düzey geçişkenliğini sağlamayı amaçladım. Bu, aynı zamanda teori ile reel olan arasındaki bağın kopmamasına yardımcı olmaktadır.” diyen hocamızın ilgili alanda, önemli olan bir açığı kapatmış olduğunu düşünüyorum. Kitap Literatür Yayıncılık tarafından basılmış.

Oyun teorisi ile ilgili olarak Türkçe literatüre Sabancı Üniversitesi yayınları tarafından kazandırılmış olan bir diğer kitap, alanla ilgili çok kimsenin tanıdığı İki isme ait: Aninash K. Dixit ve Barry J. Nalebuff. Eserleri:  Stratejik Düşünme: İş, Politika ve Günlük Yaşamın Rekabetçi Yanı.  Yakın zamanda kaybettiğimiz ünlü iktisatçı Paul Samuelson‘un bu kitaba ilişkin yorumu şu:  

“Modern çağda bir aydın olmak için oyun teorisi hakkında genel bir anlayışa sahip olmanız gerekir. Dixit ve Nalebuff çözümün anahtarını veriyorlar. Stratejik Düşünme ‘den yararlanacak ve kitabı seveceksiniz.”

 Keyifli Okumalar…

.

Comments
No Comments »
Categories
Okuma Önerileri, Oyun Teorisi, İktisat Teorisi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisatta Yöntem ve Kötü Çeviri

Can Madenci | November 14, 2009

Mark Blaug

İktisat tarihi ile uğraşanların yakından tanıdığı bir isim olan Mark Blaug’un “The Methodology of Economics” adlı kitabı Türkçeye çevrilmiş. (Yayınevinin sitesi şurada.) Bu türden kitapların Türkçede bulunmaması büyük eksiklik – özellikle de bu konulara hevesli, ama İngilizce bilmeyen ya da dili yetersiz olan öğrenciler için.

Kitap İngilizce aslından daha büyük boyutta. Yazı karakteri hariç, sayfa tasarımında kitabın aslına sadık kalınmış. Sayfalar beyaz kağıda basılmış. Bence kitap bu hâliyle İngilizcesinden daha kaliteli basılmış. Ama maalesef çeviri konusunda olumlu şeyler söyleyemeyeceğim.

Son zamanlarda Avusturya Okulu’yla uğraştığım için kitabı elime alır almaz Avusturya İktisadı’yla ilgili kısımlara bakayım dedim. Baktığım yerler kitapta toplam 2.5 sayfa tutuyor. Ama bu kadar az yerde bile kötü çevirilere rastladım. Aslına sadık özenli bir baskıda böylesine çeviri hataları bir hayli hayal kırıcı olmuş. Bunların bazılarını aşağıda gösterdim; çeviri kitaptaki metinleri oldukları gibi bıraktım.  (Karşılaştırmada İngilizce şu baskıyı kullandım.)

(1) Önce Türkçe çeviriyi verelim:

Ekonomik doğruların herhangi bir özel vakada kesinlikle uygulanacağını yalnızca kontrol etmek için sağlama yapılması gerektiğine inanma şıkkı Robbins’in Essay’nde olduğu kadar başka hiçbir yerde bu kadar hevesle ve güzel sözlerle ifade edilmemişti. Bu doğrular, tutarlı tercih sıralamasına sahip maksimizasyon arayan bir tüketici; düzgün işleyen üretim fonksiyonuyla karşı karşıya olan maksimizasyon arayan bir girişimci ve ürün ve faktör piyasalarının her ikisinde birden var olan aktif rekabet gibi masum ve mantıklı varsayımlara dayanmaktaydı. (s. 89-90)

İlk cümlede ne yazdığını anlamak mümkün değil. İngilizcesi şöyle:

The case for believing that economic truths – based as they are on such innocent and plausible postulates as a maximizing consumer with a consistent preference ordering, a maximizing entrepreneur facing a well-behaved production function, and active competition in both product and factor markets – require verification only to check that they do apply in any particular case was never stated with more verve and eloquence than in Robbins’s Essay. (s. 80)

“Case” kelimesi Türkçeye “şık” diye çevrilmiş. İktisatçıların böyle bir şıkkı mı var? Robbins şıkları mı açıklıyor? Biraz inisiyatifle ben şöyle çevirdim:

Ekonomik gerçeklerin, sadece, belirli bir olayda geçerli olup olmadıklarının kontrol edilmesi amacıyla doğrulanmaları gerektiği inancı en hevesli ve güzel ifadesini Robbins’in Essay’inde bulmuştur. Bu gerçekler, tutarlı bir tercih sıralamasına sahip maksimizasyon yapan bir tüketici, uyumlu bir üretim fonksiyonuna sahip maksimizasyon yapan bir girişimci ve mal ve faktör piyasalarında etkin rekabetin olması gibi masum ve inandırıcı önermelere dayanıyordu.

(2) Önce Türkçe çeviri:

Mises’in radikal apaçıklık konusunda yazdığı önermeler o kadar uzlaşmaz bir tutum içindeydi ki inanmak için okunmaları zorunluydu: Ekonomiye saf bilgi ve bilginin pratik kullanımı konusunda tuhaf ve benzersiz bir konum yakıştıran onun tikel teoremlerinin deneyim temelinde sağlama ya da yanlışlamaya açık olmadığı gerçeğidir. … bir ekonomik teoremin doğru olup olmadığının tek kıstası sadece deneyim yardımı olmadan yapılan mantık yürütmedir.” (s. 90)

İngilizcesi de şöyle:

Mises’s statements of radical apriorism are so uncompromising that they have to be read to be believed: “What assigns economics its peculiar and unique position in the orbit of pure knowledge and of the practical utilization of knowledge is the fact that its particular theorems are not open to any verification or falsification on the ground of experience. … the ultimate yardstick of an economic theorem’s correctness or incorrectness is solely reason unaided by experience.” (s. 80)

“Apriorism” ifadesi “apaçıklık” diye çevrilmiş. Apriorizmin apaçık olmayla ne ilgisi olduğunu bilmiyorum. Normalde “a priori” ifadesi deneysel olmayan, çıkarımsal anlamına geliyor. Mises’te de apriorizm çıkarımsal ya da tümdengelimsel anlamına geliyor. Yani Mises’e göre, insan davranışlarına ilişkin olarak yapılacak birkaç varsayımdan hareketle ve bunlardan yapılacak mantıksal çıkarımlarla belirli bir teori inşa edilebilir. Bunun da apaçık olmayla hiçbir ilgisi yok. Kendi çevirim şöyle:

Mises’in radikal apriorizm ile ilgili ifadeleri o kadar taviz vermez niteliklidir ki, böyle olduklarına inanmak için okunmaları şarttır: “Saf bilginin ve bilginin pratik açıdan kullanımının söz konusu olduğu alanda iktisat bilimine özel ve kendine özgü konumunu veren şey, bu bilimin belirli teoremlerinin deneyime dayalı hiçbir doğrulamaya ya da yanlışlamaya açık olmamasıdır. … iktisadî bir teoremin doğru ya da yanlış olduğuna ilişkin nihai ölçüt, sadece, deneyim yardımı olmadan yapılan bir akıl yürütmeden ibarettir.

(3) Okuduğum sayfalarda gördüğüm en kötü çevrilmiş yere geldik. Önce İngilizce metni vereyim:

In the 1920’s, Mises made important contributions to monetary economics, business cycle theory and of course socialist economics, but his later writings on the foundations of economic science are so idiosyncratic and dogmatically stated that we can only wonder that they have been taken seriously by anyone. (s. 81)

Şimdi de Türkçe çevirisi:

1920’lerde, Mises para ekonomisi, iş döngüleri kuramı ve tabii sosyalist ekonomiye önemli katlılarda bulundu ancak ekonomi biliminin temelleri üzerine son yazdıkları o kadar kendine özgü durumlarla ilgili ve dogmatik önermelerle doludur ki kimsenin ciddiye alabileceğini sanmıyoruz. (s. 92)

İngilizcesinde başka şey, Türkçesinde başka şey yazıyor. “Monetary economics” ifadesi “para ekonomisi” diye çevrilmiş. Oysa “economics” kelimesi “ekonomi” değil, “iktisat bilimi” demek. Özgün metindeki “dogmatically stated” ifadesi “dogmatik önermelerle doludur” diye çevrilmiş. Daha vahimi, “we can only wonder that they have been taken seriously by anyone” ifadesi tamamıyla farklı, aslıyla hiç ilgisi olmayan bir şekilde çevrilmiş. Benim çevirim ise şöyle:

1920’lerde Mises parasal iktisada, iş çevrimleri teorisine ve tabii sosyalist ekonomi konusuna önemli katkılar yapmıştı; fakat iktisat biliminin temelleri hakkındaki sonraki yazıları o kadar kendine mahsus ve dogmatiktir ki, bunların herhangi biri tarafından ciddiye alınmış olmasına sadece hayret edebiliriz.

(4) Benzeri bir örnek daha. Önce Türkçesi:

Hutchison 1938 gibi erken bir zamanda Popper’in getirdiği ayrım ölçütünün önemini ortaya çıkmasıyla birlikte kavramış olmalıydı. (s. 93)

İngilizcesi:

That Hutchison should recognized the significance of Popper’s demarcation criterion as early as 1938 is itself remakable. (s. 83)

Benim çevirim de böyle:

Hutchison’ın 1938 gibi erken bir tarihte Popper’in ayrım ölçütünün öneminin farkına varmış olması başlı başına dikkate değer bir olaydır.

Yayınevinde çevirileri gözden geçiren birileri hiç mi yok? İlâveten, “the properties of final equilibrium states” ifadesi “en son denge durumlarının özellikleri” (s. 91) diye çevrilmiş. Oysa doğrusu “nihai denge durumunun özellikleri” olacak. Bunların dışında metinde bazı yerlerde hiç virgül kullanılmamış, bu da cümleleri karmaşık hâle getirmiş. Kötü çeviri için başka örnek vermeye gerek yok.

Kitaba şöyle bir göz attığınızda kötü çevirilere ek olarak iktisat kavramlarının da garip bir şekilde çevrildiğini görüyorsunuz. Örneğin, “Pareto optimalitesi” kavramı “Pareto uygunluğu” olmuş (s. 139). Walras’ın “yordamlama” (tatonnement) kavramı “el yordamıyla erişme” yapılmış (s. 181). “Economics” kelimesi sürekli olarak “ekonomi” diye çevrilmiş. Böylece “Neo-klasik iktisat” olmuş “Neo-klasik ekonomi”, “Marksist iktisat” olmuş “Marksçı ekonomi” (s. 120-121) – sanki bu türden piyasa çeşitleri var. “Ex-post büyüklükler” olmuş “sonradan gerçeklere dayanan büyüklükler” (s. 194). Görünen o ki, kitabın çevirmeni iktisat kavramlarının Türkçedeki yerleşmiş kullanımlarını bilmiyor.

Yazık. Oysa kitabın baskı kalitesi gerçekten iyi. Bu çeviriyi gördükten sonra konuyla ilgilenen kişilere kitabı almamalarını tavsiye etmekten başka bir seçenek kalmıyor. Yayınevinin yayın programında Mark Blaug’un “Economic Theory in Retrospect” adlı kitabı da bulunuyormuş. Acaba onun çevirisi nasıl olacak?

Comments
4 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Hayek Çevirileri

Can Madenci | September 22, 2009

Hayek’in bazı makalelerinin ve The Road to Serfdom adlı kitabının bir kısmının 40’ların başlarında Türkçeye çevrildiğini biliyordum. Son yazımdan sonra internete girip biraz karıştırınca bu çevirileri Ankara Üniversitesi’nin dergilerine ait veritabanında bulabildim. Çevirilerin hepsi Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi Dergisi’nde yayınlanmış. Fakat metinler yarım yüzyıldan fazla bir süre önce çevrildikleri için dilleri gayet eski; bu nedenle anlaşılmaları kimi yerlerde zorlaşıyor.

Dergiler iki farklı siteye konulmuş. Bunların birinde derginin bazı sayıları bulunmuyor. O yüzden aşağıda yazdığım makale linklerinden biri diğerlerinden faklı. Dergilerin künyeleri sitede biraz karışık verildiği için aşağıda künyeleri parantez içinde yazdım. Sayfa numaraları dosyalar açıldığında gözüküyor.

Hayek’in editörlüğünü yaptığı Collectivist Economic Planning adlı kitabı için yazdığı iki makale Planlı Kolektivist İktisat adı altında dört bölüm hâlinde yayınlanmış. Bunların linklerini makalelerin orijinal isimlerini yazarak aşağıda verdim. İngilizcesine güvenenler için aynı makalelerin olduğu Hayek’in bir başka kitabının linkini de ekledim.

Hayek’in en bilinen kitabı The Road to Serfdom da Esaret Yolu adıyla üç bölüm hâlinde yayınlanmış. Ancak dergide yayınlanan son bölümde “devam edecek” denmesine rağmen çevirinin devamı gelmemiş. Dolayısıyla giriş ve sonuç bölümleriyle birlikte toplam 20 bölüm tutan kitabın sadece ilk dokuz bölümü yayınlanmış.

Collectivist Economic Planning

(a) The Nature and History of the Problem

1. bölüm (Cilt 1, Sayı 4, 1943)

2. bölüm (Cilt 2, Sayı 1, 1947)

(b) The Present State of the Debate

1. bölüm (Cilt 2, Sayı 3, 1947)

2. bölüm (Cilt 3, Sayı 1, 1948)

İngilizce kitap için link.

The Road to Serfdom

1. bölüm (Cilt 2, Sayı 3, 1947)

2. bölüm (Cilt 3, Sayı 1, 1948)

3. bölüm (Cilt 3, Sayı 3, 1948)

Comments
2 Comments »
Categories
İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İki Eleştiri

Can Madenci | September 7, 2009

Tez için okuma yaparken bana ilginç gelen iki pasajla karşılaştım. Bunlardan biri sosyalizm, diğeri de liberal iktisat eleştirisi sayılabilir.

(1) Sosyalizm eleştirisi Alfred Marshall’dan geliyor:

Sosyalizme eğilimim vardı; bu eğilim daha sonraları Mill’in Fortnightly Review’de yayınlanan denemeleriyle daha da güçlendi. Böylece, on yıldan fazla bir süre boyunca, “sosyalizm” kelimesiyle ilişkili olarak öne sürülen önerilerin, tüm dünya için olmasa bile, en azından benim için en önemli araştırma konularını oluşturdukları inancını taşıdım. Fakat sosyalistlerin yazıları beni cezbettiği kadar itti de; çünkü bunlar gerçeklerle ilişkili olmaktan çok uzaktılar ve, kısmen bu nedenle, üzerinde daha fazla düşününceye değin bu meseleler hakkında fazla bir şey söylememeye karar verdim.

Şimdi, ilerlemiş yaşım düşünmek ve konuşmak için zamanımın neredeyse sona erdiğini gösterirken, işçi-sınıfı kesiminin tüm yönlerde olağanüstü gelişmeler kaydettiğini ve, kısmen bunun sonucu olarak, sosyalizm projeleri için Mill’in yazdığı döneme kıyasla daha geniş ve sağlam temellerin mevcut olduğunu görüyorum. Ancak şu âna değin ileri sürülen hiçbir sosyalist proje, ne yüksek yatırım düzeyinin sürdürülmesi ne de kişilerin karakterlerinin güçlendirilmesi konusunda yeterli koşulları sağlamış görünüyor. Bu projeler, ülkenin toplam geliri eşit şekilde paylaşılsa bile, ticarî kuruluşların ve diğer maddî üretim donanımlarının sayısında, el işçisi sınıfların reel gelirlerinin (tıpkı yakın geçmişte olduğu gibi) hızla artmaya devam etmesini sağlamaya yetecek derecede hızlı bir artış gerçekleştirmeyi vaat ediyor da görünmüyorlar. Batı dünyasında insan doğasının ortalama seviyesi son elli yıl boyunca hızla yükselmiştir. Fakat bana öyle geliyor ki, ideal açıdan mükemmel olan toplumsal örgütlenmeyi amaçlayan uzak hedefe yönelik olarak en hakikî gelişmeyi gösteren kişiler, enerjilerini yolları üzerindeki bazı özel güçlüklere yoğunlaştırmışlar ve bunları hızla geçip gitmeyi denemek için güçlerini kullanmamışlardır.[1] (Kalın yerler bana ait.)

Türkiye İş Bankası bu yılın sonuna doğru Kapital’in Almancadan yapılmış bir çevirisini yayınlamaya başlayacak. Piyasada sadece tek bir çevirinin tekeli olduğu düşünüldüğünde aslından yapılmış yeni bir çevirinin yayınlanması iyi bir şey. Ama Marksizm’in diğer klasik eserleri hâlâ çevrilmedi. Rosa Luxemburg’un The Accumulation of Capital adlı kitabının Türkçe çevirisinin iyi olmadığını duydum. Rudolf Hilferding’in Finans-Kapital kitabının tam bir çevirisi hâlâ yayınlanmadı. Bizim memlekette durum bu. Öte yandan benim esas merak ettiğim, finans kesimiden kaynaklanan ekonomik krizleri açıklayan yeni Marksist bir teorinin olup olmadığı. Post-Keynesçilerin Hyman Minsky’sinin “Finansal İstikrarsızlık Hipotezi” (Financial Instability Hypothesis) var. Marksistlerin neyi var?

(2) Liberal iktisat eleştirisi de Knut Wicksell’den geliyor:

Ekonomik fenomenleri ciddî şekilde bir bütün olarak görmeye ve tüm insanların refahı için gerekli olan koşulları araştırmaya başladığımız andan itibaren, proletaryanın çıkarları hakkında düşünceler de ortaya çıkmaya başlar. Ve bu vakitten sonra herkesin eşit haklara sahip olduğu ileri sürmek yetersiz kalır.

Bu nedenle, politik iktisat anlayışı ya da bu adı taşıyan bir bilimin varlığı, açık söylemek gerekirse, tamamıyla devrimci olan bir program içerir. Söz konusu anlayışın muğlak olması şaşırtıcı değildir, zira devrimci programlar çoğu defasında böyle olurlar. Gerçekten de, ekonomik ya da toplumsal gelişmenin hedefi açıkça anlaşılıncaya değin, pek çok pratik ve teorik sorun çözülmemiş hâlde durur. Bu arada, eski bakış açısı lehine bazı şeyler söylenebilir; fakat, her halükârda, açıkça ve kaçamak yapmadan söylenmelidir bu. Örneğin, çalışan sınıfları aşağı türden varlıklar olarak görürsek ya da, bu kadar ileri gitmeden, bu sınıfların toplumun üretiminden tam bir pay almaya henüz hazır olmadıklarını düşünürsek, bunun böyle olduğunu açıkça söylemeli ve daha sonraki muhakemelerimizi bu görüşe dayandırmalıyız. Bilim açısından değersiz olan tek bir şey varsa, o da gerçeği saklamak ya da çarpıtmaktır. Yani ele aldığımız durumda, bu sınıfların durumlarını, makul bir şekilde diledikleri veya bekledikleri tüm şeyleri hâlihazırda almışlar gibi göstermektir ya da ekonomik ilerlemelerin herkes için mümkün olan en yüksek doyuma yönelik olduğu gibi temelsiz ve iyimser inançlara dayanmaktır. Bu sonuncu hata özellikle son yüzyılın ortalarında, “uyum” iktisatçıları olarak adlandırılan Amerikalı Carey ve diğer açılardan takdire değer Fransız Bastiat gibi iktisatçılar tarafından yapılmıştır. Her ikisinin de hem kendi ülkelerinde hem de bizim ülkemizde önceden ve şimdilerde hâlâ pek çok müridi vardır.[2] (Kalın yerler bana ait.)

Son ekonomik krizden sonra özellikle makro iktisadın gerçek hayattan kopuk olan ve gereksiz yere matematik kullanan modelleri hakkında yazılanlar Wicksell’in eleştirisinin özünü değiştirmemiş görünüyor. Tüm bu modeller ve bunlara dayanarak oluşturulan teorileri öğrencilere derste anlatan kişiler, gerçek hayattaki ekonomik işleyişi açıklayacaklarına, denklemlerle karman çorman hâle getirilmiş hayalî bir dünyayı öğrencilerin kafasına boş yere doldurup duruyorlar. Bu dünyanın önkabulü de piyasaların düzgün işlediği şeklindeki dogmatik inanca dayalı. İşin kötüsü, zavallı öğrenciler iktisat öğrendik zannedip yerine matematik öğreniyorlar. Tabii, onu da ne kadar düzgün öğrendikleri kuşkulu.

Bunları derste anlatan bir hocaya üretim fonksiyonunda sermayeyi nasıl ölçtüğünü bir sorun, bakalım ne cevap verecek.

————————————–

[1] Alfred Marshall, Industry and Trade, s. 9.

[2] Knut Wicksell, Lectures on Political Economy, Cilt I, Çev. E. Classen, New Jersey: Augustus M. Kelley, 1977, s. 4-5.

Comments
5 Comments »
Categories
İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisat ve Matematik

Ceyhun_Elgin | May 23, 2009

Öncelikle, İktisadiyat.com okuyucularına merhaba. Site için ilk yazımı, doğrudan spesifik bir iktisadi konuya ayırmak istemedim. Bu şekildeki yazıları daha sonrası için saklamak isterim. Bu ilk yazıda, kısa bir şekilde, iktisat teorisinde süregelen bir tartışmadan hareketle, metodolojik bir perspektif çizmek istiyorum.

Metodolojik tartışmanın konusu, iktisatta matematiğin artan sıklıkta kullanımı.

Sadece 1-2 ders iktisat dersi almış olan lisans öğrencileri dahi iktisadın araçlarını giderek daha sık kullandığı bilimlerden birinin de matematik olduğunu bilirler. Öyle ki, günümüzde, önde gelen akademik bir iktisat dergisinde yayımlanan bir makaleyi anlayabilmek için lisans düzeyinde matematik bilgisi yeterli olmayabilmektedir. Lisans programlarında sık sık alıştırması yapılan, türev ya da integral almanın çok ötesinde, gerçel analiz, topoloji, fonksiyonel analiz, olasılık ve ölçüm teorisi gibi dersler çerçevesinde, doktora düzeyinde matematik birikimine sahip olmak, ana-akım (ya da teknik ifadeyle ortodoks) bir makro ya da mikro iktisatçı için olmazsa olmazlardandır.

Matematiğin iktisatta kullanılmasının egemen görüş ve bir zorunluluk haline gelmesiyle, dünyada ezici sayıdaki ekonomi bölümünün matematiksel yöntemleri benimsemesi sonucunu doğurmuştur. Lisans ve yüksek lisans derslerine gittikçe artan bir ölçüde matematik dersleri eklenmiştir. Diğer yandan, bu durum, özellikle matematik dışındaki, tarih, siyaset bilimi, sosyoloji gibi diğer bilimlerin araç, konu ve yöntemlerini kullanan veya yukarda bahsettiğim çerçevede matematik bilgisine sahip olmayan iktisatçılarca oldukça tepkiyle karşılanmaktadır.

İktisadi düşünce tarihine baktığımızda, her ne kadar öncesinde de çeşitli matematiksel yöntemler iktisatta kullanılsa da (örneğin Kapital’de dahi birçok matematiksel ifade vardır, bunu sevgili Can Madenci’nin sitede yayınlanan son yazısında da görebiliriz.) matematiğin iktisatta yoğun biçimde kullanımının, 19. yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başında William Stanley Jevons, Alfred Marshall, John Bates Clark gibi ilk ikisi İngiliz ve üçüncüsü Amerikalı neoklasik iktisatçılar tarafından başlatıldığını görürüz. Bu kullanım daha sonra 1930′da, tüzüğünde temel amacının matematiksel yöntemlerin iktisatta kullanılması olduğunu yazan Econometric Society adı verilen iktisatçılar topluluğunun kurulmasıyla da hız kazanmıştır. 2. Dünya Savaşı sonrası başlayan Soğuk Savaş döneminde hızla gelişen oyun teorisi ile birlikte Batı’da iktisat ve matematik ilişkisi gittikçe gelişmiştir. Yüksek matematik kullanan oyun teorisi modelleri sadece mikroekonomiyi etkilemekle kalmamış zamanla makroekonomik analize de girmiştir. Öte yandan, Sovyet matematikçileri ve iktisatçıları da planlı ekonominin gerektirdiği hesaplama ihtiyacı nedeniyle, lineer programlama ve dinamik optimizasyon gibi teknikleri geliştirmişlerdir.

Günümüzde ise, akademik dünyada neoklasik ortodoksi denen ve çeşitli alt akımları da içinde bulunduran egemen görüş, matematiği iktisatta kurduğu modeller çerçevesinde artan sıklıkta kullanmaya devam etmektedir. Bunun karşısında ise, farklı görüşlerdeki ana-akım dışı ve eleştirel (Teknik ifadeyle heterodoks) iktisatçılar vardır. Tüm heterodoks iktisatçılar olmasa da, bu grubun önemli bir kısmı (Bunların içinde yelpazenin bir ucundaki Avusturya okulu üyelerini, diğer ucunda Marksist iktisatçıları veya ortadan kimi Post-Keynesyenleri ya da konu ayrımıyla özellikle iktisat tarihçilerini ve iktisat sosyolojisi çalışanları sayabiliriz.) matematiğin iktisatta kullanımına şiddetle karşı çıkmaktadır. Matematiğin iktisattan toptan atılması çağrısı yapılan metinler hazırlanmakta ve bunlar kimi heterodoks yayınlarda yer almaktadır. Avusturyalılar, matematiğin iktisatta kullanımının er ya da geç, planlı ekonominin pazara üstünlüğüne varacağından korkmakta, diğerleri ise genelde matematiksel modelleme yapmadıkları için dışlandıkları egemen görüşü eleştirmektedirler. Bu eleştiri son zamanlarda şiddetini oldukça arttırmış ve matematiksel modeller içeren iktisat makalelerine bir bütün olarak Otistik İktisat adı verilmiştir.

Oysa, unutulmamalıdır ki, iktisatta matematiğin kullanılması çeşitli sayıdaki yöntem tercihlerinden birisidir. Disiplinlerarası olmasıyla övündüğümüz iktisat biliminin, pek doğaldır ki, sosyoloji, psikoloji, matematik ve hatta fizikle dahi kesişim alanları olacaktır. Bu kesişim alanlarını iktisattan soyutlamanın, iktisat bilimine hiçbir katkı sağlamayacağı açıktır. Unutulmamalıdır ki, iktisat biliminde matematik bir amaç değil, iktisadi gerçeklikleri açıklayabilmek için kullanılan bir araçtır. Pazar ekonomisine karşı olan biriyseniz, düşünmelisiniz ki, pazar ekonomisinin güzelliklerini meşrulaştıran modellerde eğer varsa suç, matematiğin değil, gerçek dışı varsayımlar yapan iktisatçılarındır. İktisadi modeller, dünyadaki bir gerçekliği açıklayamıyorsa, burada yalan söyleyen matematik değil, iktisatçının kendisidir. Örneğin, matematiğin yoğun olarak kullanıldığı kimi modeller, çeşitli varsayımlar altında liberalizmi, pazar ekonomisini ya da eşitsizliği meşrulaştırıyor olabilirler. Ancak, aynı modeller, farklı varsayımlar altında, daha eşitlikçi bir sistemi ve hatta sosyalizmi dahi meşrulaştırabilirler. Önemli olansa bu varsayımların ne olduğunun ve bunların modele olan etkisini sorgulamaktır. Ancak, altını çizerek vurgulamak gerekir ki, matematik ve iktisat ilişkisini güçlendirmek, iktisadı uygulamalı matematik haline getirmek ya da iktisadın sosyal bir bilim olduğunu unutarak, siyaset bilimini, sosyolojiyi, psikolojiyi, tarihi, felsefeyi iktisattan koparıp atmak olarak görülmemelidir. İktisadi perspektifin, en az matematiksel boyutunun olduğu kadar, sosyolojik, felsefi, tarihi ve siyasi boyutları da önemlidir. İktisat disiplinlerarası özellikleri ağır basan sosyal bir bilimdir ve bu özelliği onun gelişmesi için büyük bir avantajdır.

Ceyhun Elgin

Comments
1 Comment »
Categories
Serbest Atış, İktisat Teorisi
Tags
heterodoks, iktisat, matematik, metodoloji, ortodoks, Yeni etiket ekle
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Günün Sözü

Eğer tanrı varsa insan köledir; insan özgür olabilirse ve olmak zorundaysa, tanrı yoktur. — Mikhail Bakunin

Üye Olun

Subscribe via RSS Subscribe via Email

Son Yapılan Yorumlar

  • fatih_vural on Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)
  • fatih_vural on Schumpeter’den Özdeyişler
  • fatih_vural on Hayek’in Diktatör Röportajları Sonunda Kullanıldı(!)

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (4)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (16)
  • Duyurular (13)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (1)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (15)
  • İktisat Tarihi (13)
  • İktisat Teorisi (15)
  • İktisatçılar (25)
  • Köşe Yazarları (4)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (6)
  • Müzik (3)
  • Nöroekonomi (7)
  • Nöropazarlama (3)
  • Okuma Önerileri (7)
  • Oyun Teorisi (8)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (41)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (12)

 

September 2010
M T W T F S S
« Aug    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Baglantilar

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox