iktisadiyat

  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

İKTİSAT TRENİ

ekrem_cunedioglu | May 26, 2010

Koselleck, “İlerleme” adlı kitabında ilerlemenin üç aşaması olduğunu belirtmektedir. Birinci aşamada, evrensellik kazanan özne sonra bir araç haline gelir ve ilerleme kavramına zamanın ilerlemesine dayalı olarak tarihin ilerlemesi görüşü eklenir. İkinci aşamada, ilerlemenin öznesi ve nesnesi yer değiştirir. Zamanı ve tarihi ilerleten öznenin yerine zamanın ve tarihin ilerlettiği özne yerleşir. Üçüncü ve son aşamada ise özne ve nesne birleşir ve tam bir kavram olarak yerleşir. Benzer bir üç aşamalı ilerleme yaklaşımını iktisat için kullanabiliriz. İktisadi davranışın nedenlerini incelemeyle işe başlayan iktisat biliminde iktisadi davranış birinci aşamadaki özneydi. İkinci aşamada, özne ve nesne öyle bir yer değiştirdi ki birinci aşamada nesne olabilecek her kavram özne olup iktisadi davranışla açıklanmaya başladı. İktisat tarihinde özne ve nesneyi birleştirmeye yönelik girişimler olsa da an itibariyle hala ikinci aşamanın egemenliğinde olduğumuzdan üçüncü aşamaya henüz varamadık. Yani üçlü aşama yöntemine göre henüz iktisat ilerlemeyi tam başaramadı.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Serbest Atış, İktisat Tarihi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Hayek – “İktisat ve Bilgi” (Economics and Knowledge) Çevirisi

Can Madenci | May 23, 2010

Daha önceki bir yazımda Hayek’in “Economics and Knowledge” adlı makalesinden bahsetmiştim. Makalenin benim tarafımdan yapılan çevirisi geçen yaz Liberal Düşünce dergisinde yayınlandı. Burada önceden yazdığım yazıyı da küçük bir-iki ilâveyle makaleye takdim olarak ekledim. Yazıların linklerini aşağıda verdim:

Takdim

İktisat ve Bilgi

Bu makale Hayek’in ekonomide kullanılan bilgi meselesi üzerine yazdığı iki makalesinin ilki. Esas itibariyle 1936’da yapılan bir konuşmanın metni olan makale 1937’de Economica dergisinde yayınlanmış. Benim bildiğim kadarıyla içeriğinin soyut olması nedeniyle Hayek’in ağır makalelerinden biri. Diğer makale de 1945’te yayınlanan “The Use of Knowledge in Society”. Her ikisi de 1948’de çıkan ve Hayek’in yazılarının bir derlemesi olan “Individualism and Economic Order” kitabında yeniden yayınlanmış (kitabın linki şurada). 

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

John Bates Clark Madalyası

Ceyhun_Elgin | May 12, 2010

23 Nisan 2010 tarihinde Amerikan İktisat Birliği (American Economic Association) 33. John Bates Clark madalyasını MIT’de çalışan ve uygulamalı mikroekonometri alanındaki çalışmalarıyla tanınan Fransız iktisatçı Esther Duflo’ya verdi.

Read the rest of this entry »

Comments
1 Comment »
Categories
İktisat Tarihi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Schumpeter’den Özdeyişler

Can Madenci | May 6, 2010

Sonunda Thomas K. McCraw’ın “Prophet of Innovation” adlı 700 küsur sayfalık Schumpeter biyografisini bitirdim. Kitabın kolay okunan, sıkmayıcı bir üslubu var.

Kapitalizmin işleyişini anlamaya çalışanlardan sola eğilenler Marx’ı, ortaya eğilenler Keynes’i, sağa eğilenler de Hayek’i okurlar. Bu iktisatçıların her biri piyasa ekonomisini sınırları gayet belli bir bakış açısıyla ele alır. Dolayısıyla, örneğin, Hayek’in fikirlerini beğendiğini söyleyen birinin piyasa ekonomisiyle ilgili düşünceleri de aşikârdır. Schumpeter ise bu iktisatçılar kadar tanınmaz, ama kanaatimce Marx’tan sonraki en özgün kapitalizm açıklamasını yapmıştır.

“The Theory of Economic Development” kitabında Schumpeter kapitalizmin itici gücü olarak gördüğü girişimciden ve onun yaptığı yeniliklerden bahseder. En tanınmış eseri olan “Capitalism, Socialism and Democracy” kitabında da kapitalizmi evrimsel bir süreç olarak ele alır. Kapitalizm doğası itibariyle bir “iktisadî değişim biçimi ya da yöntemidir.”

Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

ÇÖP KIVAMINDA İKTİSAT

ekrem_cunedioglu | April 19, 2010

Ekonomistler günlük hayatımızda sıkça karşımıza çıkar oldular. TV’deki tartışma programlarında ya da haberlerde bize enflasyonun düşeceğini müjdeleyen, yeni vergi yasasını tartışan ya da ekonomideki daralmanın ne zaman biteceğini öngören ekonomistlerle karşılaştığımız gibi gazete ve dergilerde de yine ekonomistlerin yazılarını okuyoruz. Onlarla her gün beraber olsak da çoğu insan ekonomistin ne olduğu ve ne bildiği konusunda mutlak bilgiye sahip değildir ve ekonomistlerin önemi konusunda kuşku duymaktadır(Colander, 2007). Peki, ekonomist nedir ve ne bilmektedir? Tıp lisansına sahip birine tabip, hukuk lisansına sahip birine de avukat dendiği gibi ekonomi lisans eğitimi almış herkese ekonomist diyebilir miyiz? Bunu yapmak yanlış olacaktır çünkü ekonomi lisansına sahip bireylerin çoğu ekonomi ile ilgilenmemektedir. Türkiye’de her yıl yaklaşık 9000 kişinin ekonomi lisans eğitimini tamamladığını düşünürsek bu netice ortaya çıkmaktadır. O halde ekonomi doktorasına sahip bireylere ekonomist sıfatını takmak bir çözüm olabilir. Nitekim Colander(1991) bu kabulü yaparak iktisat eğitimini incelemekte ve bu yazının da konusu olan “Ekonomistler mi daha önemlidir çöpçüler mi?” sorusunu ortaya atmaktadır. Bu soruya cevap ararken ABD’deki en iyi yüksek eğitim kurumlarının doktora öğrencileriyle yaptığı anket çalışmasından elde ettiği verileri kullanarak bir nevi iktisadın yöntemleriyle ekonomistleri analiz etmektedir. Bu çalışmada hem Colander’in konu hakkındaki görüşlerine yer vereceğim hem de konuya farklı açılardan bakmaya çalışacağım.
Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
Serbest Atış, İktisat Tarihi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)

Can Madenci | April 18, 2010

Bu yazıda Marx’a ait bölümdeki yanlış ve çarpıtmalardan bahsedeceğim. (Yazının ilk bölümü burada.)

Öncelikle şunu ifade edelim: Bir liberalin Marx’ı eleştirmesi gayet doğaldır, Marx eleştirilemez değildir. Hatta zaman zaman Marx’ın fikirlerinin kendisi kapitalizmin nihaî analizini yapmış ve bu konuda son sözü söylemiş gibi sunulması ve böylece aşırı derecede dogmatikleştirilmesi söz konusu olduğunda, Marx’ın teorilerindeki kusurları göstermek gereklidir. Bu teorileri “düzgün şekilde” öğrenmeye heves eden öğrenciler de bunların doğrularını ve eksikliklerini birlikte öğrenmeliler.

Ancak Skousen’ın kitabında buna yönelik bir şey bulmak mümkün değil. Marx’la ilgili bölümde ilk olarak Marx’ın özel hayatı alaycı bir dille ve yer yer çarpıtılarak aktarılıyor. Böylece okuyucu daha en başta Marx’ı kişisel açıdan sorunlu bir insan olarak görmeye başlıyor. Bu kısımlar maalesef önyargı uyandıracak şekilde yazılmış. Gerçi arada bazı ufak tefek övücü sözler söyleniyor, ama yazılanların üslubundan amacın Marx’ı küçük düşürmek olduğu anlaşılıyor.

İkinci olarak, başta Marx hakkındaki kötüleyici ifadeleri okuyanlar, ilerleyen sayfalarda teorileri anlatıldığında Skousen’ın “çürütmelerini” hemen kabul etmeye yatkın oluyor. Üstelik metinde bu teoriler hakkında kimi yerlerde yanlış bilgiler veriliyor. Bu yanlışların en önemli özelliği, Marx’ın fikirlerini özünü bozacak derecede çarpıtmış olmaları. Skousen gibi büyük iktisatçılar hakkında ders verdiğini söyleyen birinin bu kadar çok yanlışı fark etmeden yapması bence mümkün değil.

Gerçi sosyalizm gibi konulardan bahsedildiğinde belirli bir nesnellik sağlamak ve ideolojiden uzak durmak kolay değildir – nitekim iktisat da hiçbir zaman ideolojiden uzak bir bilim olmamıştır. Fakat Skousen’ın yazdıkları nesnellik ve tarafgirlik arasındaki sınırı kolayca aşıyor. Tüm bunları düzeltmek için âdeta kısa bir makale yazmak gerekir. Bu nedenle burada sadece Marx’ın fikirleri hakkında Skousen’ın (çok bariz şekilde) yanlış aktardığı yerlere değineceğim.

Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
Okuma Önerileri, İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (1)

Can Madenci | April 12, 2010

Ne zamandan beridir Mark Skousen’ın “İktisadî Düşünce Tarihi” (Modern İktisadın İnşası) kitabı hakkında yazmak istiyordum. Hem etrafımdan işittiklerimden hem de siteye bırakılan kimi yorumlardan anladığım kadarıyla Skousen’ın kitabı oldukça beğenilen bir kitap. 2003 yılında ilk çıktığında kitabı ben de okumuş ve beğenmiştim; fena değildi, hatta beni sıkmayan ilk iktisat tarihi kitabıydı. Ama ilgilendiğim konular hakkında zamanla daha fazla okudukça kitap hakkındaki fikrimi yavaş yavaş değiştirdim.

Kitabı ilk okumaya başladığınızda üslubu ve konuları ele alış tarzı hoşunuza gidiyor. İktisat tarihi kitaplarının ne kadar sıkıcı olduğu düşünüldüğünde, bu kitap diğerlerinin arasından hemen sıyrılıyor. Konular anlatılırken önce iktisatçıların özel yaşamlarından ve yer yer “garip” kişisel özelliklerinden bahsediliyor, sonra bu iktisatçıların teorileri basit bir dille anlatılıyor. Bölüm aralarına yerleştirilen kutucuklarda da diğer ilgi çekici konular hakkında bilgiler veriliyor. Kişiyi sıkmayan ve nispeten eğlenceli bir tarzda yazıldığı için, kitaba başladıktan sonra okumaya kolayca devam edebiliyorsunuz. Eminim, bu türden meselelerle ilgilenen birçok kişinin iktisat tarihi kitabı olarak okudukları ve yazım tarzı nedeniyle de sürekli dönüp baktıkları tek kitap bu olsa gerek.

Bununla birlikte, kitabın (sonradan bahsedeceğim yanlışlar dışında) iki kötü özelliği var. İlk olarak, iktisatçıların kişisel yaşamlarına ait “magazinsel” sayılabilecek bilgilere normalde böyle bir kitapta olması gerekenden daha fazla yer ayrıldığı için, bu kişilerin teorileriyle ilgili bölümler nispeten zayıf kalmış. Gerçi kimin ne dediği, neyi savunduğu az çok öğreniliyor, ama bu bilgiler çok yüzeysel kalıyor. Herhalde kitabın daha da kalınlaşacağı düşünüldüğünden teorilerin fazla derinine inilmemiş ve verilen bilgiler kimi yerlerde yetersiz kalmış.

İkinci olarak, kitap çok yanlı bir bakış açısıyla yazılmış. Her ne kadar Skousen kitabın (kendisinin “doğal özgürlük sistemi” adını verdiği) belirli bir bakış açısıyla yazıldığını ve bir hayli dik kafalı olduğunu en başta belirtse de, bu türden ifadelerin dozu zaman zaman fazla aşırıya kaçmış ve Skousen’la hemfikir olmayan (yani piyasa ekonomisini savunmayan) iktisatçıların alaycı bir şekilde yapılan yergisine dönüşmüş. Bu “renkli karalamalar” belki bir liberali kitabı okurken fazlasıyla tatmin edebilir, ama belirli bir nesnellik beklentisi olan kişinin bunlardan hayal kırıklığına uğrayacağı aşikâr.

Read the rest of this entry »

Comments
12 Comments »
Categories
Okuma Önerileri, İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

KİTAP TANITIMI: İKTİSAT PENCEREMDEN

Ceyhun_Elgin | February 1, 2010

İktisattaki duruşu ve bakış açısında katılmadığım birçok nokta olsa da özgeçmişini gören herkesin takdir edeceği gibi iktisatçılığına kimsenin bir söz söyleyemeyeceği biri, Oktay Yenal. London School of Economics ve Chicago Üniversiteleri’nde eğitim görmüş, sonrasında ise İstanbul, Eruzum Atatürk, Boğaziçi, Princeton, Sussex ve Koç Üniversiteleri ile uzun yıllar Dünya Bankası’nda çalışmış bir iktisatçı.

Bu kadar güçlü ve uzun bir kariyere sahip olduğu için de haliyle, uzun meslek yaşamı boyunca epey anı ve tecrübe biriktirmiş Yenal. Kendisinin anıları da Homer Kitabevi tarafından yayınlanmış. Kitabın birinci baskısı 2005′de yayınlanmasına rağmen, utanarak söylemek gerekirse, bir iktisatçı adayı olarak ben, kitabı 2009 yazının sonunda bir kitabevi rafının arka köşelerinden birinde fark edebildim. Idefixe’de kitap tükenmiş gözüktüğü için kitabı satın alabilmeniz için aşağıdaki adresi verebilirim:

http://www.kitapturk.com/books/Kitap/51646/Iktisat_Penceremden_-_Anilar_Dusunceler.htm

Yenal, hem kariyeri boyunca ve meslek yaşamının sonlandırıp emekli olduğunda Türkiye’ye geldiğinde sık sık hayal kırıklığına uğramış. Örneğin, İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi olduğunda, hiçbir işe yaramadan, ayda bir toplantıya katılıp maaş almayı içine sindiremediğinden istifa etmiş. Koç Üniversitesi mütevveli heyetinde çalışırken, kendi tabiriyle, “üniversitenin bir meslek okulu değil, bilimsel araştırma merkezi” olması için sergilediği gayretler boşa çıkınca bu görevinden ayrılmış. Yenal’ın hayal kırıklığı o kadar büyük ki, “İktisat Penceremden Anılar- Düşünceler” başlıklı bir iktisatçı ya da iktisatçı adayı için çok faydalı olabilecek kitabının, pek ilgi görmeyeceğini dahi düşünmüş. Kendi ifadesiyle kaçan fırsatlar diyarı olarak görmüş kendi Yazık Dünya’sını. Sözü Yenal’a bırakırsak:

“….iktisat bilim dalını sadece meslek olarak değil, fakat yaşam uğraşısı olarak seçmiş olmamdan mutluyum. Nitekim iktisatçı mesleğim bittikten sonra da iktisatçılığım sürüyor. Onun için anılarım, bilinçli ya da bilinçaltı eğilimlerle, çevremde toplumsal yaşamı iyileştirme yönünde kaçırılan fırsatları, bazen de gözlediğim toplumsal aptallıkları yansıtma çabası olarak algılanabilir. Daha iyi olabilecekken olamayan dünya idi benim Yazık Dünyam.”

Kitabın arka kapağına tanıtım yazısı yazan Zafer Toprak’ın deyişiyle “20. yüzyılın ikinci yarısını anlamak için elzem bir anı kitabı Oktay Yenal’ın penceresi”

Comments
3 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisatçılar
Tags
anı, İktisat Tarihi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisatta Yöntem ve Kötü Çeviri

Can Madenci | November 14, 2009

Mark Blaug

İktisat tarihi ile uğraşanların yakından tanıdığı bir isim olan Mark Blaug’un “The Methodology of Economics” adlı kitabı Türkçeye çevrilmiş. (Yayınevinin sitesi şurada.) Bu türden kitapların Türkçede bulunmaması büyük eksiklik – özellikle de bu konulara hevesli, ama İngilizce bilmeyen ya da dili yetersiz olan öğrenciler için.

Kitap İngilizce aslından daha büyük boyutta. Yazı karakteri hariç, sayfa tasarımında kitabın aslına sadık kalınmış. Sayfalar beyaz kağıda basılmış. Bence kitap bu hâliyle İngilizcesinden daha kaliteli basılmış. Ama maalesef çeviri konusunda olumlu şeyler söyleyemeyeceğim.

Son zamanlarda Avusturya Okulu’yla uğraştığım için kitabı elime alır almaz Avusturya İktisadı’yla ilgili kısımlara bakayım dedim. Baktığım yerler kitapta toplam 2.5 sayfa tutuyor. Ama bu kadar az yerde bile kötü çevirilere rastladım. Aslına sadık özenli bir baskıda böylesine çeviri hataları bir hayli hayal kırıcı olmuş. Bunların bazılarını aşağıda gösterdim; çeviri kitaptaki metinleri oldukları gibi bıraktım.  (Karşılaştırmada İngilizce şu baskıyı kullandım.)

(1) Önce Türkçe çeviriyi verelim:

Ekonomik doğruların herhangi bir özel vakada kesinlikle uygulanacağını yalnızca kontrol etmek için sağlama yapılması gerektiğine inanma şıkkı Robbins’in Essay’nde olduğu kadar başka hiçbir yerde bu kadar hevesle ve güzel sözlerle ifade edilmemişti. Bu doğrular, tutarlı tercih sıralamasına sahip maksimizasyon arayan bir tüketici; düzgün işleyen üretim fonksiyonuyla karşı karşıya olan maksimizasyon arayan bir girişimci ve ürün ve faktör piyasalarının her ikisinde birden var olan aktif rekabet gibi masum ve mantıklı varsayımlara dayanmaktaydı. (s. 89-90)

İlk cümlede ne yazdığını anlamak mümkün değil. İngilizcesi şöyle:

The case for believing that economic truths – based as they are on such innocent and plausible postulates as a maximizing consumer with a consistent preference ordering, a maximizing entrepreneur facing a well-behaved production function, and active competition in both product and factor markets – require verification only to check that they do apply in any particular case was never stated with more verve and eloquence than in Robbins’s Essay. (s. 80)

“Case” kelimesi Türkçeye “şık” diye çevrilmiş. İktisatçıların böyle bir şıkkı mı var? Robbins şıkları mı açıklıyor? Biraz inisiyatifle ben şöyle çevirdim:

Ekonomik gerçeklerin, sadece, belirli bir olayda geçerli olup olmadıklarının kontrol edilmesi amacıyla doğrulanmaları gerektiği inancı en hevesli ve güzel ifadesini Robbins’in Essay’inde bulmuştur. Bu gerçekler, tutarlı bir tercih sıralamasına sahip maksimizasyon yapan bir tüketici, uyumlu bir üretim fonksiyonuna sahip maksimizasyon yapan bir girişimci ve mal ve faktör piyasalarında etkin rekabetin olması gibi masum ve inandırıcı önermelere dayanıyordu.

(2) Önce Türkçe çeviri:

Mises’in radikal apaçıklık konusunda yazdığı önermeler o kadar uzlaşmaz bir tutum içindeydi ki inanmak için okunmaları zorunluydu: Ekonomiye saf bilgi ve bilginin pratik kullanımı konusunda tuhaf ve benzersiz bir konum yakıştıran onun tikel teoremlerinin deneyim temelinde sağlama ya da yanlışlamaya açık olmadığı gerçeğidir. … bir ekonomik teoremin doğru olup olmadığının tek kıstası sadece deneyim yardımı olmadan yapılan mantık yürütmedir.” (s. 90)

İngilizcesi de şöyle:

Mises’s statements of radical apriorism are so uncompromising that they have to be read to be believed: “What assigns economics its peculiar and unique position in the orbit of pure knowledge and of the practical utilization of knowledge is the fact that its particular theorems are not open to any verification or falsification on the ground of experience. … the ultimate yardstick of an economic theorem’s correctness or incorrectness is solely reason unaided by experience.” (s. 80)

“Apriorism” ifadesi “apaçıklık” diye çevrilmiş. Apriorizmin apaçık olmayla ne ilgisi olduğunu bilmiyorum. Normalde “a priori” ifadesi deneysel olmayan, çıkarımsal anlamına geliyor. Mises’te de apriorizm çıkarımsal ya da tümdengelimsel anlamına geliyor. Yani Mises’e göre, insan davranışlarına ilişkin olarak yapılacak birkaç varsayımdan hareketle ve bunlardan yapılacak mantıksal çıkarımlarla belirli bir teori inşa edilebilir. Bunun da apaçık olmayla hiçbir ilgisi yok. Kendi çevirim şöyle:

Mises’in radikal apriorizm ile ilgili ifadeleri o kadar taviz vermez niteliklidir ki, böyle olduklarına inanmak için okunmaları şarttır: “Saf bilginin ve bilginin pratik açıdan kullanımının söz konusu olduğu alanda iktisat bilimine özel ve kendine özgü konumunu veren şey, bu bilimin belirli teoremlerinin deneyime dayalı hiçbir doğrulamaya ya da yanlışlamaya açık olmamasıdır. … iktisadî bir teoremin doğru ya da yanlış olduğuna ilişkin nihai ölçüt, sadece, deneyim yardımı olmadan yapılan bir akıl yürütmeden ibarettir.

(3) Okuduğum sayfalarda gördüğüm en kötü çevrilmiş yere geldik. Önce İngilizce metni vereyim:

In the 1920’s, Mises made important contributions to monetary economics, business cycle theory and of course socialist economics, but his later writings on the foundations of economic science are so idiosyncratic and dogmatically stated that we can only wonder that they have been taken seriously by anyone. (s. 81)

Şimdi de Türkçe çevirisi:

1920’lerde, Mises para ekonomisi, iş döngüleri kuramı ve tabii sosyalist ekonomiye önemli katlılarda bulundu ancak ekonomi biliminin temelleri üzerine son yazdıkları o kadar kendine özgü durumlarla ilgili ve dogmatik önermelerle doludur ki kimsenin ciddiye alabileceğini sanmıyoruz. (s. 92)

İngilizcesinde başka şey, Türkçesinde başka şey yazıyor. “Monetary economics” ifadesi “para ekonomisi” diye çevrilmiş. Oysa “economics” kelimesi “ekonomi” değil, “iktisat bilimi” demek. Özgün metindeki “dogmatically stated” ifadesi “dogmatik önermelerle doludur” diye çevrilmiş. Daha vahimi, “we can only wonder that they have been taken seriously by anyone” ifadesi tamamıyla farklı, aslıyla hiç ilgisi olmayan bir şekilde çevrilmiş. Benim çevirim ise şöyle:

1920’lerde Mises parasal iktisada, iş çevrimleri teorisine ve tabii sosyalist ekonomi konusuna önemli katkılar yapmıştı; fakat iktisat biliminin temelleri hakkındaki sonraki yazıları o kadar kendine mahsus ve dogmatiktir ki, bunların herhangi biri tarafından ciddiye alınmış olmasına sadece hayret edebiliriz.

(4) Benzeri bir örnek daha. Önce Türkçesi:

Hutchison 1938 gibi erken bir zamanda Popper’in getirdiği ayrım ölçütünün önemini ortaya çıkmasıyla birlikte kavramış olmalıydı. (s. 93)

İngilizcesi:

That Hutchison should recognized the significance of Popper’s demarcation criterion as early as 1938 is itself remakable. (s. 83)

Benim çevirim de böyle:

Hutchison’ın 1938 gibi erken bir tarihte Popper’in ayrım ölçütünün öneminin farkına varmış olması başlı başına dikkate değer bir olaydır.

Yayınevinde çevirileri gözden geçiren birileri hiç mi yok? İlâveten, “the properties of final equilibrium states” ifadesi “en son denge durumlarının özellikleri” (s. 91) diye çevrilmiş. Oysa doğrusu “nihai denge durumunun özellikleri” olacak. Bunların dışında metinde bazı yerlerde hiç virgül kullanılmamış, bu da cümleleri karmaşık hâle getirmiş. Kötü çeviri için başka örnek vermeye gerek yok.

Kitaba şöyle bir göz attığınızda kötü çevirilere ek olarak iktisat kavramlarının da garip bir şekilde çevrildiğini görüyorsunuz. Örneğin, “Pareto optimalitesi” kavramı “Pareto uygunluğu” olmuş (s. 139). Walras’ın “yordamlama” (tatonnement) kavramı “el yordamıyla erişme” yapılmış (s. 181). “Economics” kelimesi sürekli olarak “ekonomi” diye çevrilmiş. Böylece “Neo-klasik iktisat” olmuş “Neo-klasik ekonomi”, “Marksist iktisat” olmuş “Marksçı ekonomi” (s. 120-121) – sanki bu türden piyasa çeşitleri var. “Ex-post büyüklükler” olmuş “sonradan gerçeklere dayanan büyüklükler” (s. 194). Görünen o ki, kitabın çevirmeni iktisat kavramlarının Türkçedeki yerleşmiş kullanımlarını bilmiyor.

Yazık. Oysa kitabın baskı kalitesi gerçekten iyi. Bu çeviriyi gördükten sonra konuyla ilgilenen kişilere kitabı almamalarını tavsiye etmekten başka bir seçenek kalmıyor. Yayınevinin yayın programında Mark Blaug’un “Economic Theory in Retrospect” adlı kitabı da bulunuyormuş. Acaba onun çevirisi nasıl olacak?

Comments
4 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Zenginliğin Kaynağı

Can Madenci | March 30, 2009

Marx hakkında yapılan yanlışlardan biri, onun emeği zenginliğin ya da servetin tek kaynağı olarak kabul ettiğidir. Bu yanlış, özellikle sosyalizm ile ilgili tartışmalarda, Marx’ı ve sosyalizmi eleştirenler tarafından (ve tabii liberaller tarafından da) sürekli olarak ileri sürülür. Aynı yanlışa sosyalistlerde de rastlanır. Oysa Marx bu konuda hiç de böyle düşünmez. İki yerden yapacağımız alıntılarla bunu kanıtlayalım:

İlk olarak Kapital’in ilk cildinden:

Kullanım-değerleri, ceket, keten bezi, vb., yani metaların madde olarak varlıkları, iki öğenin birleşmesinden meydana gelir: madde ve emek. Bunlar üzerinde harcanan yararlı emeği kaldırırsak, geriye, insanın yardımı olmaksızın doğa tarafından konmuş olan maddî tortu kalır. İnsan, ancak tıpkı doğanın yaptığı gibi iş görür, yani maddenin biçimini değiştirir. Ne var ki, bu biçim değiştirme işinde doğal güçler kendisine durmadan yardım eder. Öyleyse görüyoruz ki, emek, maddî servetin, ürettiği kullanım-değerlerinin tek kaynağı değildir. William Petty’nin dediği gibi, maddî servetin babası emek, anası da topraktır. (Vurgu bana ait.) [1]

İkinci olarak da Gotha Programının Eleştirisi’nden:

Emek, bütün zenginliğin kaynağı değildir. Doğa da, tıpkı, bir doğa gücünün, insan emek-gücünün deyimlenmesinden başka bir şey olmayan emek gibi kullanım-değerlerinin (ve kuşkusuz maddi zenginlik de bu değerlerden meydana gelir!) kaynağıdır. (Vurgu bana ait.) [2]

Eğer Marx’ı ya da sosyalizmi eleştiren biri size, “ama emek tek zenginlik kaynağı değildir, Marx bu konuda yanılıyor” derse, işin doğrusunu artık biliyorsunuz; gereğini yaparsınız(!)
————————————-
[1] Kapital, Cilt 1, 5. baskı, Çev. Alaattin Bilgi, Ankara: Sol Yayınları, 1997, s. 55

[2] Gotha ve Erfurt Programlarının Eleştirisi, 4. baskı, Çev. Barışta Erdost, Ankara: Sol Yayınları, 2002, s. 22

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Günün Sözü

Farklı kuralları olan düzen türleri dahilinde aynı anda var olmak için, yaşamlarımızı, düşüncelerimizi ve duygularımızı sürekli olarak ayarlamamız gerekir. — Friedrich von Hayek

Üye Olun

Subscribe via RSS Subscribe via Email

Son Yapılan Yorumlar

  • fatih_vural on Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)
  • fatih_vural on Schumpeter’den Özdeyişler
  • fatih_vural on Hayek’in Diktatör Röportajları Sonunda Kullanıldı(!)

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (4)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (16)
  • Duyurular (13)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (1)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (15)
  • İktisat Tarihi (13)
  • İktisat Teorisi (15)
  • İktisatçılar (25)
  • Köşe Yazarları (4)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (6)
  • Müzik (3)
  • Nöroekonomi (7)
  • Nöropazarlama (3)
  • Okuma Önerileri (7)
  • Oyun Teorisi (8)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (41)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (12)

 

September 2010
M T W T F S S
« Aug    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Baglantilar

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox