<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iktisadiyat &#187; İktisat Öğencilerine Tavsiyeler</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/category/iktisat-ogencilerine-tavsiyeler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Mon, 21 May 2012 06:01:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>Nasıl Bir iktisat Eğitimi? (II) – Bilim Olarak İktisat</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/04/27/nasil-bir-iktisat-egitimi-ii-bilim-olarak-iktisat/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/04/27/nasil-bir-iktisat-egitimi-ii-bilim-olarak-iktisat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 27 Apr 2012 07:11:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3463</guid>
		<description><![CDATA[Bu yazıda bilim olarak iktisadın niteliklerinden bahsetmeyeceğim. Burada beni ilgilendiren şey, iktisat eğitiminin bilim olarak iktisat şeklinde verilmesi durumunda ortaya çıkan sorunlar. Bunların en önemlisi de iktisadın matematiksel olarak anlatılması. Burada becerebildiğim kadarıyla bunları ele almaya çalışacağım. Önceki yazıda dediğim gibi, bilim olarak iktisat öncelikle ekonomik olayların meydana geldiği dünyayı anlamaya yöneliktir. Meslek olarak iktisat [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center"><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/04/barber_economic_theory_council_1086365.jpg"><img class="aligncenter  wp-image-3465" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/04/barber_economic_theory_council_1086365.jpg" alt="" width="324" height="231" /></a></p>
<p><span style="color: #000000">Bu yazıda bilim olarak iktisadın niteliklerinden bahsetmeyeceğim. Burada beni ilgilendiren şey, iktisat eğitiminin <em>bilim olarak iktisat</em> şeklinde verilmesi durumunda ortaya çıkan sorunlar. Bunların en önemlisi de iktisadın matematiksel olarak anlatılması. Burada becerebildiğim kadarıyla bunları ele almaya çalışacağım.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Önceki <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://iktisadiyat.com/2012/04/06/nasil-bir-iktisat-egitimi-i-meslek-olarak-iktisat/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">yazıda</span></a></em></span> dediğim gibi, bilim olarak iktisat öncelikle ekonomik olayların meydana geldiği dünyayı anlamaya yöneliktir. Meslek olarak iktisat ise bu dünyayı sadece <em>veri alır</em>. Mesleki anlamda iktisatçı olabilirsiniz, ama finans piyasalarıyla ilgili raporları anlayabilecek seviyede olmanız entelektüel açıdan iktisat bildiğiniz anlamına gelmez.</span></p>
<p><span id="more-3463"></span></p>
<p><span style="color: #000000">İktisat yüksek lisansı veya doktorası yapacak kişi <em>bilim olarak</em> iktisadı seçmiş kişidir. Bilim olarak iktisatla uğraşmayı seçen kişi, eğer bunu ciddi anlamda yapmaya niyetliyse, araştırma yapmaya, makale yazmaya, kütüphanede vakit geçirmeye, makale ve kitap okumaya ve açıkçası maddi beklentileri geri plana itmeye hazır olmalıdır. Örneğin, uluslararası iktisat bölümünde yüksek lisans yapmayı düşünen bir öğrenci buradan dış ticaret uzmanı olarak çıkacağını zannetmemelidir. Bu bölümün amacı uzman yetiştirmek değildir.</span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>I</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">İlk sınıfta öğrencilere iktisat dersi anlatan, daha doğrusu onlara iktisadı tanıtan bir hocanın üzerinde özellikle durması gereken başlangıç konularından biri de iktisadın niteliğidir. İktisat bir bilim midir? Eğer bilim ise nasıl bir bilimdir? Bilim olarak iktisadı nasıl tanımlayabiliriz? İktisat sosyoloji ve tarih gibi içinde öznellikler olan, yani zamana ve mekâna göre değişen gerçekleri olan bir bilim midir, yoksa fizik ve kimya gibi evrensel geçerlilikleri olan bir bilim midir? İktisatçı kimdir ya da ne iş yapar? İktisatçı ekonomik olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkilerini bulmaya ve açıklamaya çalışan kişi midir, yoksa toplumdaki egemen çıkarlara bilimsellik ya da meşruiyet kazandırmaya çalışan kişi midir? İktisatçı toplumsal olayları çözümlemekle mi yetinmeli, yoksa elde ettiği bilgilerden hareketle bu olaylara yön de vermeli midir? Sırf bu soruları sormak dahi iktisadın kendi içinde tam manasıyla bütünlük sağlamamış olduğunu ortaya koyuyor. Ders anlatan hocanın bunların farkında olması ve dersini buna göre anlatması gerekir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bunlar da bizi iktisadın öğrencilere nasıl anlatılacağı meselesine getiriyor. İktisadın doğa bilimlerine benzemeye çalıştığı, iktisatçıların da iktisadı fizik gibi kesinlikler içeren bir bilim yapmaya çalıştığı doğrudur. İktisat bu yolda matematik kullanımı vasıtasıyla ciddi ilerleme sağlamış, ama aynı zamanda toplumsal bilimlerden de uzaklaşmıştır. Matematiğin en önemli faydası kesinlik sağlamasıdır. Oysa insanların eylemleriyle uğraşan toplumsal bilimlerde hem araştırma nesnesinin hem de araştırmacının kendisinin aynı olması kesinliğin elde edilmesinin önüne engeller koyar. Doğa bilimlerinin olayları insan iradesinden bağımsız biçimde gerçekleşirler; ama ekonomik olaylarda ahlâk, inançlar ve değerler de işin içine girer ve böyle olduğunda kesinlik ortadan kalkar. Nitekim öngörülebilirlik ya da tahmin yapabilme bugün iktisatta hâlâ önemli meselelerden biridir. Matematik kullanmak ise tüm bu meselelerin üzerini örter. Bugün bizim iktisat eğitimindeki en önemli sorunumuz da budur.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bir antropolog tarihin belirli bir döneminde insan evriminin nasıl gerçekleştiğini açıklayabilir, ama bu antropologdan evrimini gidişatını yönlendirmesi istenemez. Oysa iktisatçıdan sadece ekonomik olayların açıklamasını yapması istenmez, aynı zamanda bu olayların gidişatını etkilemesi, yani politika önerilerinde bulunması da beklenir. Bunun yapacak iktisatçının da en başta teorik anlamda bildikleri ile gerçek dünya arasında bağlantı kurabilmesi gerekir. İktisatta matematik kullanıldığında (ya da en azından aşırı derecede kullanıldığında) ise bırakın politika önerilerinde bulunmak, ekonomik olayların tasvirini yapmak dahi mümkün olmaz. İktisat bilgisi gerçek dünyayı anlamasına yetmeyen bir iktisatçıdan politika önerisinde bulunmasını bekleyemezsiniz. Zira bu iktisatçı onu anlayacak kapasiteye sahip değildir.</span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>II</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">Böyle bakıldığında iktisat öğrencilerinin karşılaştığı en önemli sorun, gerçek hayattaki ekonomik olaylar ile derslerde anlatılan iktisat teorileri arasında bağlantı kuramamalarıdır. Bunun kabaca iki nedeni var:</span></p>
<p><span style="color: #000000">Öncelikle, öğrencinin iktisadın doğa bilimleri türünden kesinlikler taşıyan bir bilim dalı olmadığını anlaması gerekir. İktisat temel olarak insanların eylemleriyle ilgilenir. Ancak, bu insanların davranışlarını belirli kalıplara sokup buradan belirli kurallar ya da kanunlar çıkarmak kolay değildir. Dahası, diğer sosyal bilimlerde olduğu gibi iktisatta da ideoloji her zaman için başrolü oynar. İktisatçılar araştırmalarında her zaman için belirli okulların kabullerinden hareketle işe başlarlar. Bu kabuller iktisatçının ideolojik arka planını oluşturur. Böyle olduğunda, benzetme yaparsak, 2&#215;2 işleminin sonucu Keynesçi iktisatçılar için 4 olabilirken, Avusturya iktisatçıları için -0.342 olabilir. Bu nedenle iktisattan kesin sonuçlar beklemek doğru olmaz. İktisadın doğa bilimlerinden farklı olan bu yanını iktisat eğitiminin hemen başındaki öğrenciye anlatmak derse gelen hocanın işidir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">İkinci ve en önemli neden, teorilerin dayandığı varsayımların ve hâliyle sonuçların gerçek hayattan uzak olmasıdır. Gerçi bilimde kısıtlayıcı varsayımlar ve soyutlamalar yapmak kaçınılmazdır. Bu anlamda formelleştirme ya da modelleştirme bilim olmanın bir parçasıdır diyebiliriz. Bu modeller daha sonra ideal durumdan sapmaları açıklamak için de kullanılırlar – tam rekabet piyasası ile eksik rekabet piyasalarının karşılaştırılmasında olduğu gibi. Bununla birlikte, bir modele ancak belirli sayıda değişkeni dahil etmenin mümkün olması, aşırı derecede anlamsız varsayımlar yapmayı meşru kılmaz.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bugün derslerde anlatılan iktisat modelleri genellikle bireylerin rasyonel davrandıklarını varsayarak bireysel davranış şekillerini gerçek hayattan soyutluyor. Böyle olduğunda da, varlığı ispatlanamayan ve dolayısıyla analiz dışında tutulması gereken şeyler ilgisiz varsayımlarla modele dahil edilmiş oluyor. Her üretici ve tüketici rasyonel değildir. Semt pazarına alışverişe giden hiç kimse, satıcılar arasında dolaşırken mallara harcayacağı paraların son birimlerinin marjinal faydalarını birbirine nasıl eşitleyeceğini düşünmez. Kârlarını arttırmak isteyen şirketler kâr fonksiyonlarının türevlerini alarak yatırım kararı vermezler. Oysa günümüzde iktisat bölümlerinde okutulan iktisat derslerini alan öğrenciler meselenin tam da böyle olduğunu düşünecek şekilde yetişiyorlar.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Modellerde basitleştirici varsayımlar kullanılabilir, ama bireylerin davranışlarında ekonomik eğilimlerin yanında içinde yaşanılan toplumdan kaynaklanan kültürel ve tarihsel unsurlar da vardır. Anlatılan kavramların temelinde aslında toplumsal bir içerik yattığını, bunların ancak bu içerikle anlamlı hâle geldiğini ve iktisatçının işine yaradığını derse giren hocanın öğrenciye anlatması gerekir. Bireysel olarak ve rasyonel şekilde hareket eden kişilerin olduğu bir ekonomik model, köklü bir devlet geleneğinin olduğu ve serbest girişimin kendiliğinden ortaya çıkmadığı bir ülkede ekonomik olayları açıklamak için kullanılamaz. Teorinin bu ülkenin gerçeklerine uyarlanması gerekir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Öte yandan, kurulan modeller artık öyle bir hâle gelmiş bulunuyor ki, modeli kuran kişi önce kendi kafasından ve gerçek hayatla ilgisi olmayan varsayımlardan hareketle bir sorun üretiyor, sonra da bunu karmaşık matematik tekniklerle çözmeye çalışıyor. Böyle olduğunda, iktisatçının yaptığı tek iş matematiksel boyuta indirgenmiş gereksiz ve acayip bir sorunun yine gereksiz ve acayip tekniklerle çözümünü bulmaya çalışmaktan ibaret kalıyor. İktisatçı, modelin gerçek hayatı açıklamasını sağlamakla uğraşmak yerine, modelin iç tutarlılığını sağlamakla uğraşıyor. Bu da modelin gerçek hayatı açıkladığını kabul etmeyi bilimsel bir mesele olmaktan çıkarıp bir inanç meselesi hâline getiriyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000">İktisat dersini size bu şekilde anlatan bir hocaya, anlattığı modelin doğruluğunu hangi şekilde sınadığını sorun. Öğrencinin kendisine anlatılan modelin geçerliliğinin sınanıp sınanmadığını öğrenmeye hakkı vardır. Nitekim modeller ancak test edilebildikleri vakit bilimsel olma iddiasına sahip olabilirler. Bunun yolu da başlangıçta yapılan varsayımlardan hareket etmektir, zira saçma varsayımlar saçma sonuçlar verir. Varsayımlar basit olabilirler, ama gerçeğe aykırı olamazlar. Geçerliliği sınanamayan bir model anlamsızdır. Bu temel koşulu yerine getirmeyen bir hocadan ders dinlemek aşırı derecede vakit kaybından başka bir şey değildir. Vaktinizi daha iyi değerlendirin.</span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>III</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">Derse giren hocanın görevlerinden biri de öğrencinin ekonomik meseleler hakkında fikir yürütmesini sağlamaktır. Bunun belki de en iyi yolu derste tartışma ortamı yaratmaktır. Ama matematiksel şekilde iktisat dersi anlatan bir hoca derslerde öğrencileri tartışma gruplarına bölebilir mi? Böyle bir derste öğrencinin sınıf içinde sunum yapma imkânı olabilir mi? Hem öğrenciler matematik denklemlerin nesini tartışabilirler? Gerçekten de, matematiksel model kullanmak öğrenciyi fikir tembelliğine iter. Öğrenci ekonomik sorunları anlamaya ve çözmeye yönelik olarak düşünmek yerine denklemlerin çözümüyle uğraşır. Denklem çözmek fikir yürütmek değildir. Üstelik, daha fazla değişkenin modele dahil edilmesi işleri karıştıracağı için önemli unsurların pek çoğu model dışında bırakılır, yani açıkça göz ardı edilir. Ama emin olun, matematiksel şekilde iktisat dersi veren hocaların önemli bir bölümü böyle şeyleri aklına getirmez.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Öğrencilerine iktisadı matematiksel olarak anlatan hocalar yanlış bir anatomi dersi veren insanlara benzerler. Bu hocalar derste öğrencilerin önüne bir iskelet koyar ve bunun tüm yaşam türleri için ortak anatomik özelliklere sahip olduğunu söylerler. Onlara göre öğrenciler bu iskeleti öğrendiklerinde tüm türleri inceleyebileceklerdir. Ancak bu iskeletin kime ait olduğu belli değildir. Bu bir adama mı yoksa kadına mı, bir insana mı yoksa hayvana mı aittir? Bunu dersi anlatan hocalar da bilmezler. Zira kafa karıştırıcı olmaması için tüm farklı türlere ait özellikler iskeletten çıkarılmıştır. Matematiksel modeller de buna benzerler. Matematik kullanıldığında ulaşılan sonuç tektir; bir denklemin söz konusu sorunla ilgili olarak geçerli ya da anlamlı olan tek bir çözümü vardır. Öte yandan iktisat politikaları söz konusu olduğunda geçerli olan şey farklı ekonomik sonuçlardır, yani bu politikalar her defasında aynı sonucu vermezler. Bunlar toplumdan topluma ve ekonominin yapısına göre değişir. Matematik bu gerçeği gizler.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bütün iktisat dersini tahtaya matematik denklemler yazmakla geçiren bir hoca, öğrencinin derse ilgisini nasıl sağlayabilir? Kaldı ki, böyle bir dersin ilgi çekici tarafı olabilir mi? Öğrencinin boş gözlerle hocayı dinlediği ya da sıkılmış bir hâlde tahtadaki denklemleri defterine geçirmeye çalıştığı bir ders iktisat dersi değildir. Hocanın matematik kullanımının eksikliklerinin ve hatta yeri geldiğinde zararlarının farkında olması gerekir.</span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>IV</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">İktisat bilimi yekpare bir bütün değildir; farklı görüşlerden oluşan bir düşünce sistemidir. Uygulanan iktisat politikalarının farklı koşullarda farklı sonuçlar vermesi ve iktisatçıların dünya görüşleri (ideolojileri) iktisadın farklı okullara ayrılmasının temel nedenidir. Aslında iktisatta her politika önerisinin ve modelin ardında belirli bir dünya görüşü yatar. Açıkça söylemek gerekir ki, öğrencilere bunları anlatmamak onları bomboş bir iktisat eğitimine tâbi kılmak demektir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bilim dalının vardığı sonuçlar aslında o dalın gelişimi esnasında geçtiği aşamaların birer yansımasıdır. İktisatta sıklıkla karşılaşılan kabuller ya da varsayımlar bilimsel içerik taşımakla birlikte, bunlar söz konusu teorilerin ortaya konulduğu dönemdeki genel havayla da önemli ölçüde ilgilidirler. Örneğin üçüncü sınıftaki bir öğrenci uluslararası iktisat dersinde Ricardo’nun karşılaştırmalı üstünlükler teorisini öğrenirken, aynı zamanda Napolyon Savaşları’nın Ricardo’nun yaşadığı dönemde İngiltere&#8217;de tahıl fiyatlarını yükselten nedenlerden biri olduğunu, yüksek fiyatların sanayi kesiminde kârları etkilediğini, bu nedenle tahıl ithaline ihtiyaç duyulduğunu ve teorinin bu hava içinde oluştuğunu da bilmelidir. Dolayısıyla teorinin varsayımları sadece bilimsel kaygıları yansıtmaz.</span></p>
<p><span style="color: #000000">İktisat içinde farklı düşünce ya da yaklaşım çeşitleri olduğunu öğrenciye anlatmanın yolu, onlara iktisadî düşünce ya da iktisat felsefesi gibi dersler vermektir. Öteki türlü, bu konularda “düzgün” eğitim almamış bir öğrenci derslerde anlatılan kabullerin iktisat biliminde herkes tarafından benimsenmiş tek yaklaşım biçimi olduğunu düşünecek ve bunları iktisat biliminin kendisi olarak kabul edecektir. Bu nedenle iktisat biliminin doğuşu ve 1900’lere kadar olan seyri öğrencilere ilk sınıfta, sonradan ortaya çıkan okullar da ikinci sınıfta anlatılabilir. Bu derslerin üçüncü ve dördüncü sınıflara bırakılmaması gerekir. Temel konuları neo-klasik iktisada dayalı olarak matematiksel biçimde öğrenciye ilk iki sene boyunca aktardıktan sonra, yarım yamalak ve ezbere dayalı olarak işlenen bir derste iktisatta farklı okulların da olduğu söylemek o saatten sonra öğrencinin hiçbir işine yaramaz.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Elbette bunları öğrenciyi sıkmadan ve özellikle de tarafsız bir gözle anlatmak ayrı bir maharettir. Üstelik öğrenciler iktisat tarihi derslerini sıkıcı ve ezberci bulmakta haklıdırlar da, çünkü bu dersler okullarda genellikle angarya olarak görülürler. Türkiye&#8217;de iyi eğitim verdiği düşünülen okullarda bile bu dersleri hakkıyla anlatacak hoca bulmak kolay değildir. Ancak birinci sınıftaki öğrenciyi daha temel iktisadî kavramları ve iktisadın ardında yatan düşünce kalıplarını adam gibi öğrenmeden hemen tek bir yaklaşıma dayalı bir matematik bombardımanına tutmak akılsızlıktır. Tıp öğrencilerine tek bir hastalığı anlatarak tüm hastalıkları tedavi etmelerini isteyemezsiniz.</span></p>
<p><span style="color: #000000"><strong>V</strong></span></p>
<p><span style="color: #000000">Bitirmeden önce – tamamına olmasa bile – iktisat hocalarına da iğneyi biraz batıralım. Önyargılı gibi gözükmekle birlikte şunları söyleyelim: Matematik, mühendislik ve hatta fizik gibi bir bölümden mezun olduktan sonra matematiksel işlerlerle uğraşarak iktisat doktorası yapan ve sonra da iktisat bölümünde hoca olan birinin iktisat derslerini hakkıyla anlatacağı şüphelidir. Zira bu kişiler matematik bildikleri için iktisadın gayet sorunlu olan matematiksel kısmıyla ilgilenecekler ve düşünsel tarafına hiç girmeyeceklerdir. Hatta bu düşünsel taraftan haberleri dahi olmayacaktır. Bu tarz hocaların iktisadı sadece denklemlerden, rasyonellikten ve çıkarlardan ibaret olarak görmesi kuvvetle muhtemeldir. Nitekim bu tarz kişilerin iktisat adı altında derste anlattıkları şeyler genelde öğrencilerin anlamadığı, onları canından bezdiren ve en sonunda da onlara “ben burada ne arıyorum dedirten” matematiksel garipliklerden öteye geçmez.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Bunun önüne geçmek gerekir. Bu da iktisat yüksek lisansı ve doktorası yapmak isteyen ve ileride akademisyen olması muhtemel öğrencilerin alımında bazı şeylere dikkat edilmesini gerektirir. Gerçekten de, dört sene boyunca iktisat okumuş bir öğrenciyi düzenli olarak bir sene dahi iktisat okumamış bir öğrenciyle bir tutmak haksızlıktır. İktisat yüksek lisansı yapmak isteyen ama iktisat bölümünden mezun olmamış öğrencilerin iyi bir hazırlık eğitiminden geçmesi zorunludur. Para teorisi ve politikası, maliye politikası ve uluslararası iktisat gibi dersleri almamış, verginin tarhı, konsolide bütçe, para tabanı ve cari işlemler dengesi gibi kavramları bilmeyen, ölçeğe göre getiri ile ölçek ekonomilerini birbirine karıştıran, kaydi paranın nasıl yaratıldığı hakkında fikri olmayan, Hazine ile Merkez Bankası arasındaki farktan habersiz, hatta fiyatlar değiştiğinde talebin de değişeceğini zanneden bir öğrenci iktisat yüksek lisansı yapacak yeterliliğe sahip değildir. İktisatta kullanılan temel kavramları bilmeyen bir öğrenci hangi iktisat konusunda araştırma yapabilir? Ama şunu da söylemek gerekir ki, bugün yüksek lisans başvurusu yapacak öğrencilerden iyi derecede matematik bilmelerini isteyen hocaların arasında dahi bu kavramları doğru düzgün bilmeyenler vardır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Dolayısıyla sırf matematik eğitimi görmüş diye bir kişiyi iktisat bölümünde yüksek lisansa veya doktoraya kabul etmek yanlıştır. Matematik ya da mühendislik eğitimi almış olmak iktisat lisansına sahip olmakla aynı şey değildir. İktisat özü itibariyle matematiksel bir bilim değildir. İyi bir iktisatçı olmak için matematik bilmek şart değildir. Aksini söyleyen kişi, iktisadın sosyal bir bilim olduğu gerçeğini idrak edememiştir. Öğrencisine iyi bir matematik eğitimi almadığı sürece iyi bir iktisatçı olamayacağını söylen bir hoca olsa olsa iktisadın toplumsal içeriğinden habersiz bir karatahta iktisatçısıdır.</span></p>
<p align="center"><span style="color: #000000">* * *</span></p>
<p><span style="color: #000000">Türkiye&#8217;de iktisat bölümlerinin sayısı artarken, iktisat eğitiminin kalitesini arttıracak herhangi bir şey yapıldığını göremiyoruz. İktisat derslerini anlatan hocaların akademik anlamda ne kadar ehil oldukları da ayrı bir yazı konusu olabilir. Burada meselelerin ancak bir kısmına ve belki de biraz önyargılı olarak değindim. Bence önemli eksikliklerden biri de öğrencilerin dersler hakkında fikirlerinin sorulmamasıdır. Dersin anlatılış biçimi, dersin olumlu ve olumsuz özellikleri, dersini düzgün anlatma kaygısı taşıyan bir hocanın öğrencilerine soracağı şeyler arasındadır. Öğrencilerin bunlara ilişkin görüşleri dönem sonunda isimsiz olarak dolduracakları formlar yoluyla öğrenilebilir. Ama Türkiye&#8217;de öğrencilere aldıkları eğitim hakkındaki düşüncelerini soran kaç okul biliyorsunuz?</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/04/27/nasil-bir-iktisat-egitimi-ii-bilim-olarak-iktisat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisat ve İktisatçı</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/04/22/iktisat-ve-iktisatci/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/04/22/iktisat-ve-iktisatci/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Apr 2012 11:01:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serkan Kiremit</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3450</guid>
		<description><![CDATA[ Aslında gücü elinde bulunduranların kibirlerine karşı bir meydan okuma olan iktisat gerçeğine dikkat edilmezse, iktisadi düşünceler tarihini anlamak mümkün değildir. Bir iktisatçı asla demagogların ve otokratların favorisi olamaz. Onlara göre iktisatçı daima sorun çıkarandır. Ve içten içe iktisatçıların itirazlarının tutarlı olduğuna ne kadar çok inanırlarsa, ondan o kadar çok nefret ederler.  Mises, İnsan Eylemi, s.67 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><img class="aligncenter" src="http://www.ivarhagendoorn.com/files/blog/crss-crtn.jpg" alt="" width="460" height="381" /></p>
<p style="text-align: right;"><em><span style="color: #000000;"> Aslında gücü elinde bulunduranların kibirlerine karşı bir meydan okuma olan iktisat gerçeğine dikkat edilmezse, iktisadi düşünceler tarihini anlamak mümkün değildir. Bir iktisatçı asla demagogların ve otokratların favorisi olamaz. Onlara göre iktisatçı daima sorun çıkarandır. Ve içten içe iktisatçıların itirazlarının tutarlı olduğuna ne kadar çok inanırlarsa, ondan o kadar çok nefret ederler.</span></em></p>
<p style="text-align: right;"><span style="color: #000000;"> Mises, <span style="color: #0000ff;"><em><a href="http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=NQ==" target="_blank"><span style="color: #0000ff;">İnsan Eylemi</span></a></em></span>, s.67</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisat bilgisi aydınlanma döneminin bir disiplinidir. İktisat, insan aklı ile insan eylemlerinin birbirini sürekli desteklediği, içerisinde birçok evrensel kuralın olduğu bir bilimdir. Bu bilim fen bilimlerindeki gibi deneye ve matematiğe ihtiyaç duymadan, sadece her insanda mevcut olan “insan davranışları ile mantığın” iç içe geçtiği bir sosyal bilimdir. Fen bilimleri cansız varlıkların veya aklın dışlandığı ama içgüdülerin yönettiği hayvan ve bitkiler dünyasını inceler. Oysa sosyal bilimler insan davranışlarının mantık çerçevesinde incelendiği, içinde “insan varoluşu” olan bir bilim türüdür.</span></p>
<p align="left"><span id="more-3450"></span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisat esasen insanların mübadele ilişkilerini inceleyen özel bir sosyal bilim alanıdır. İnsan sosyal bir varlıktır. Her kişi kendisine ait bir mantığa ve eyleme sahiptir. Hareketsiz biri bile “hareket etmeyen bir davranış” kategorisine sahiptir. Fakat insanlar üç boyutlu evrende tercihte bulunurken, insan bedeni aynı anda farklı yerlerde bulunamaz. Öyleyse zaman kıt bir kaynaktır. Tercih yapmak da bir şeylerden feragat etmek demektir. İnsanlar mübadelede bulunurken bu iki evrensel kuralın etkisi altında davranırlar. Böyle olduğunda, örneğin, kişi sevgilisiyle Galata köprüsünde mi olacaktır, yoksa çok sevdiği iktisat tarihi dersinde mi olacaktır? Tercih her insan için rasyoneldir. Kaçırdıkları şeyler ise feragat ettikleridir. Ama elde ettikleri onlar için yararlı ve güzel şeylerdir.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İnsanlar kaçırdıkları ve feragat ettikleri şeyleri en aza indirmenin ve böylece zamanlarını en iyi şekilde kullanmanın yolunu diğer insanlarla yaptıkları mübadeleler sayesinde bulmuşlardır. Bizler buna özel mülkiyet koşullarında yer alan işbölümü sistemi diyoruz. Bir ayakkabıcı akşam evine ekmek götürmek için işini gücünü bırakıp tarlaya buğday ekmeye gitmez. Piyasa medeniyeti içinde yer alan fırıncıdan ekmek alır, fırıncı da aynı medeniyetin yarattığı ortak refahın bir parçası olan ayakkabıyı almak için ayakkabıcıya ihtiyaç duyar. Böylece ayakkabıcı ve fırıncı mübadele dünyası içinde bir güç birliği yaratırlar. İşte, birlikte yarattıkları bu şey özel mülkiyetin olduğu işbölümü sistemidir. Bu sistem ne tarihin zorunlu bir aşaması olarak, ne de kör bir saatçinin yaratısı gibi kendiliğinden doğan düzenle ortaya çıkmıştır. Bu, insanların istekleriyle bilerek ve hesaplayarak yarattıkları bir şeydir.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">Mübadelenin konusu insanların diğer kişilerin aleyhine olan yollardan kazanç elde etmesi değildir. Burada hem alıcı hem de satıcı kazançlıdır. İkisinin çıkarı da birbirine uyumludur. Alıcı beğendiği saati satıcıdan istemekte, satıcı da alıcının parasını istemektedir. Mübadele böylece iki kişinin gönüllülüğüne dayanan bir kazan-kazan işlemidir.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisat klasik iktisatçıların – Smith, Marx, Ricardo ve hatta Mill’in – bir türlü çözemedikleri bir soruna takılarak iş hayatını etkilemeye çalışmıştır. Bu iktisatçılar fiyatların oluşumunu sadece “homo oeconomicus” çerçevesinde anlamakta ısrar etmişler, yani meseleyi en az maliyetle en pahalıya satmak veya giderleri en aza indirerek (emeği sömürerek) bir malı en yüksek kârla satmak şeklinde anlamışlardır. Teorileri meseleye işadamlarının gözünden bakıyordu, yani bir kapitalistin teorisiydi bu. Lakin değerin sırrına vakıf olamamış klasik iktisatçıların ellerinde başka bir teoride de yoktu. İnsan hayatı için birincil önemde olmamasına rağmen bakır nasıl oluyordu da insanlar için hayati önemi olan ekmekten daha değerli olabiliyordu? Bu paradoks bütün klasik iktisatçılar için sinir bozucuydu.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İş hayatı, iktisadın bu tamamlanmamış genel teorisiyle farkında olmadan uğraşmıştı. Çünkü iş hayatı, iktisadın sübjektif değer teorisini keşfinden önce, el yordamıyla fiyatın oluşumunu etkileyen tek şeyin tüketicilerin davranışı olduğunu keşfetmişti. “Müşteri daima haklıdır” mottosu, reklam sektörünün gelişimi ve tüketicilere yönelik kampanyalar iş hayatının iktisatçılardan önce somut olarak teoriye ulaştıklarını gösteriyordu. Fakat bilim adamının görevi bu iktisadi davranışın genel teorisini kanıtlamak ve basitleştirmekti. İş hayatı bu bilimsel kanıtlar olmadan asla araştırma ve geliştirmede gerçek bir ilerleme kaydedemezdi. Bir grup iktisatçı hemen hemen aynı zamanlarda marjinal değer teorisini genel iktisadi ilke olduğunu kanıtladılar ve değerin sırrına ulaştılar. Ekmeğin bakırdan daha faydalı olmasına rağmen bakırın ekmekten daha yüksek fiyattan satılmasının bir tek nedeni vardı: Tek tek insanların bakıra ekmekten daha yüksek fiyat biçmesi. Bunun iktisattaki basit ifadesi şudur: Pazarda tüketici hâkimiyeti vardır.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İşte bu gerçekle klasik iktisat masalının sonu gelmişti. Onlar piyasada belirleyici olanın sadece ve sadece işadamının ya da kapitalistin davranışları olduğunu düşünürken, şemsiye birden bire tersine dönmüştü. Üretim olgusu ve alışveriş ilişkisi tüketicilerin eylemleriyle belirleniyordu. Klasik iktisat kendi gerçeğini üretici teorisi üzerine kurmuşken, şimdi “marjinal iktisat” kendi gerçeğini tüketici hâkimiyeti teorisi üzerine kuruyordu. Tüketiciler sonuçta herkesti – bir kapitalist veya işçi bile tüketiciydi. Klasik iktisat Marx’ın deyişiyle burjuva teorisiydi, ama “marjinal teori” herkesin ve her şeyin teorisiydi; bir sınıfa bağlı değildi.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisat bu teori sayesinde bir anda iş dünyasına kendisini dinletebilen bir bilim olmuştu. İşadamının artık iktisatçıya değil, tüketicilerin davranışlarını etkileyebilecek kişilere ihtiyacı vardı. Reklamcıya, kalite kontrolcüsüne, halka ilişkiler uzmanına, satıcıya, pazarlamacıya, muhasebeciye ve finansçıya ihtiyacı vardı – ama asla bir genel teorisyen olan iktisatçıya değil.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisatçılar hayatın basit kurallarını genel yasalar üzerinden anlamaya başlayınca aşırı pozitivizm yanlıları iktisadın rengini değiştirmeye kalkıştılar. Marjinal değer teorisini siyasi, felsefi, psikoloji ya da tarihi olarak açıklamaya çalışmak, matematiksel mantıkla açıklamaya çalıştıklarında iktisadı grafikler, istatistik bilgiler ve deneyler ele geçirdi. Böylece Jevons, Marshall, Fisher, Pareto, Edgeworth, Samuelson ve Friedman gibi belli başlı iktisatçılar iktisadın metodolojisini değiştirmiş oldular.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisatçılar iktisada pozitif bilim süsü vererek ve tıpkı fizik, kimya ve biyoloji bilimlerinde oluğu gibi kendilerine ödüller vererek (Nobel ve John Bates Clark gibi) kendi mesleki onurlarını yükseğe çıkardılar. İş dünyasının yeniden gözüne girmeye başladılar. Bunlara 19.yüzyılın başından itibaren iş dünyasının en büyük girişimcisi olan devlet de dahildi. Keynezyen iktisat bu süreci hızlandırdı ve ekonomi biliminin esas uğraş konusu olan “mikro ekonomi = catallaxy = piyasa teorisi veya mübadele bilimi”nin yerine devletin hoşuna giden “makro ekonomiyi = müdahaleci ekonomi bilimi”ni yürürlüğe koydu. İktisatçılar artık kamu kurumlarında aşırı istihdama kavuşmuşlardı. İş hayatında aşırı devletleşmenin olduğu bir dönemde iktisatçılar özel şirketler yerine devlet dairelerinde iş imkânı yakaladılar. Merkez bankasında, hazinede ya da maliye bakanlığında iş bulan iktisatçılar grafiklere ve matematiksel mantığa ihtiyaç duymaya başladılar.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">Keynezyen dönemin en büyük getirisi iktisatçılar için saygın bir istihdam sağlamış olmasıydı. Lakin hiçbir ağaç sonsuza kadar büyüyemez. Dolayısıyla iktisatçıların iş bulma imkânının da bir sonu vardı. Ekonomi yeniden marjinal değer teorisini çalıştırmaya başladı, kararı yine tüketiciler veriyordu. İktisat metasının tüketicileri “bizim müdahaleci iktisatçılara, yani makro ekonomiye değil, iktisadın basit evrensel kurallarını bilen iktisatçılara ihtiyacımız var” diyorlardı. Keynezyen ekonomi bir anda gözden düşmüştü. Tüketiciler 1980’lerden sonra merkezi ekonominin aslında refah dağıtamadığına, refahı yaratanın gerçekte genişleyen özgürlük ortamı, yani serbest piyasa ekonomisi olduğunu anlamaya başladılar. Artık iktisatçıların devlet kapısında ekmek aramaları zorlaşmıştı.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">Bizler, yani bu ara dönemin iktisat öğrencileri ise eğitimi müdahaleci ekonomi bilimi üzerine okurken, yaşam serbest piyasa üzerine akmaya başlamıştı. Borsalar, bankalar, kredi kartları, tüketici davranışları, finansal konular, satış teknikleri, reklam ve pazarlama gibi konular makro ekonominin değil, aslında insan eylemleri bilimi olan iktisadın konusuydu. İşler arapsaçına dönmüştü. İş dünyası insan eylemleri bilimi olan iktisadı bilenlere ihtiyaç duyarken, karşılarında sadece devlet için, yani maliye politikaları için iktisat öğrenenler vardı. Bugün olan durum da budur.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">Fakat iş dünyası iktisatçılardan yanlış bir şeyi istemekte hâlâ ısrar ediyor: Geleceğin bilgisini. İktisatçılardan fiyatların gelecekte nasıl bir seyir izleyeceğini, kârlı pazarların nerelerde bulunduğunu tahmin etmelerini istiyor. Kapitalistlerin ve işverenlerin çözemedikleri sıkıntılı konu budur. Gerçi iktisat kanunları kimi durumlarda teorik açıdan pratik yaşamdan daha önde olabilirler. Nitekim iktisat bu sayede önce teorisini kurmuş ve pratiğini aşan bir bilim olmuştur; bu anlamda çok ilgi çekicidir. Ancak işadamları genel ve basit iktisat kanunlara hâkim olmadıklarından iktisatçıdan girişimci ve kâhin olmasını isterler. Oysa iktisatçı asla bir girişimci ve kâhin değildir. O olsa olsa iktisadın basit ve genel kanunlarını iyi bilen ve bunu sıradan insana anlatabilecek yetenekteki kişidir. Bir iktisatçı asla bir malın fiyatını tamı tamına bilemez. Girişimcilik yetisine sahip olmadığı için herhangi bir malın piyasada satıp satmayacağını da bilemez. İktisatçı için gelecek bilinebilir bir şey değildir. Bilinir olan şey sadece geleceğin bilinemez olmasıdır. Girişimcinin buradaki tek farkı çoğunluktan bir adım önde olmasıdır. Girişimci öngörülerinin doğru çıkması sayesinde diğerlerinin aklına gelmemiş bir fikri piyasada tüketicilere kabul ettirme kabiliyetine sahiptir. Aynı zamanda atak ve cesurdur. Kapitalistin girişimciye, girişimcinin de sermaye sahibine ihtiyacı vardır.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisatçının burada söyleyeceği şey açıktır: Gelecek belirsizdir, fiyatlar bilinemez ve girişimcilik piyasadan satın alınacak bir meta değildir. Girişimcilik sadece sermaye ile beraber icra edilecek bir şeydir. Girişimci asla iktisadın uzmanlarından tavsiye alacak kadar öngörüsüz değildir. Girişimciye kâr getiren şey, geleceğin tüketici ihtiyaçlarını herkesten önce görmesi ve bunları mal olarak piyasaya ilk süren kişi olmasıdır. Zira girişimci tek bir şeyden korkar: Tüketicinin bu mallara ilgisizliğinden. Eğer tüketici bunları talep etmezse girişimcinin vay hâline. O artık bir müflisten (iflas etmiş kişiden) başkası değildir.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">İktisat tarihi aslında başarılı değil, başarısız işler üzerine kuruludur. Bu tarih içerisinde girişimcilerin başarısızlıkları normal karşılanır, işadamlarının kaybettikleri sermayeler piyasada başka kişilerin ellerine geçer ve buhranlar devlet adamlarının iktisat yasalarını görmezden gelerek uyguladığı politikalar yüzünden çıkar. İşte iktisatçıya en çok burada güvenebiliriz. İktisatçı karşılıksız para basımı yüzünden kullanılan aşırı kredinin krize yol açacağını bilir. Bunu bilmesinin tek bir nedeni vardır. O da iktisadın basit evrensel ilkelerinin çiğnemeyeceğini bilmesidir. İktisatta buna iş çevrimi teorisi denir. Fakat bu buhranın ne zaman patlak vereceğini iktisatçı asla bilemez. O krizin olacağını bilir, ama bunun zamanını ve süresini bilemez. Zamanı ancak diğer şartlar, yani tüketicilerin davranışları ve politik beklentiler belirler. Yoksa iktisatçı borsadan alacağı bir tüyo ile zengin olacak değildir. Borsanın içine sızmış biri bile olsa kâğıtları kaybetmeye yakındır. Bu iş bugün olmasa bile yarın muhakkak olacaktır.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">Asıl olan iktisatçının haddini bilmesidir. İktisatçı teori ile pratiğin iç içe geçtiği kişidir. O hem işadamlarına hem de devlet politikalarını belirleyen kişilere iktisadın genel yasalarına göre davranmaları gerektiğini söyleyen kişidir. O, iktisat hakkındaki bilgisini hem bugünkü nesiller hem de gelecek nesiller için diğer iktisat cahillerine aktarmak zorundadır. Zira sermaye asla havadan yağmur gibi yağmaz; doğal bir kaynak da değildir. Sermaye doğru iktisat yasalarınca ortaya çıkar, gelişir ve bollaşır. Kötü günler için gerekli olan ihtiyaç akçeleri şeklinde tasarruf edilmeye mahkûmdur. Sermaye asla refah devletlerinin çarçur ettiği şekilde sürekli dağıtılacak bir mal değildir. O daima girişimcilere ihtiyaç duyar. Girişimci de serbest piyasada iş gören, özgür düşünceli ve risk alan kişidir. Serbestlik, özel mülkiyet ve toplumsal güvenlik ister. Böylece girişimci öngörüleri sayesinde sermayeyi sürekli olarak daha verimli ve etkin kullanılan noktalara taşır. Böylece bu çark döner durur. Sermaye, artan nüfus artışına karşılık vererek toplumdaki kötü şeyleri – kıtlığı, açlığı ve işsizliği – geride bırakır. Mises’in uyarıcı ama etkili sözü ile konuyu aydınlatırsak:</span></p>
<p align="left"><span style="color: #0000ff;">Şartların bugünkü hâliyle, her zeki insan için iktisattan daha önemli bir şey yoktur.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #0000ff;">Kendi kaderi ve torunlarınınki risk altındadır. İktisat düşüncesinin yapısına çok az kişi önemli fikirler kazandırabilir. Ancak, tüm aklı başında insanlar kendilerini iktisadın öğretilerine aşina kılmak üzere davet edilir. Çağımızda bu başlıca yurttaşlık görevidir.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #0000ff;">Hoşlansak da hoşlanmasak da, iktisat küçük bir uzmanlar ve bilginler grubunun erişebileceği bir bilgi dalı olarak kalamaz. İktisat toplumun temel meseleleriyle ilgilenir; herkesle alakalıdır ve herkese aittir. Her vatandaşın temel ve uygun çalışma konusudur.</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;"><span style="color: #0000ff;">(… ) İktisat bilgisi yapısı insan uygarlığı yapısındaki esas unsurdur; son üç asrın modern sanayileşmesinin ve tüm ahlaki, entelektüel, teknolojik ve tedavi edici başarılarının üzerine inşa edildiği zemindir. Bu bilginin kendisine sunduğu zengin hazineyi uygun kullanıp kullanılmayacağı veya kullanılmadan öylece bırakıp bırakmayacağı insanlara kalmıştır. Ancak, eğer ondan en iyi şekilde yararlanılmaz ve iktisadın öğretilerini ve ikazlarını göz ardı ederlerse, iktisadı feshedemezler; toplumu ve insan ırkını yok edeceklerdir.</span> (Mises, s. 825-831)</span></p>
<p align="left"><span style="color: #000000;">Türkiye bugün eğitim reformunu gerçekleştirirken seçmeli ders olarak bile iktisat bilgisine tenezzül etmemiştir. İktisat aşağılanmıştır. Oysa iktisat, insan varoluşunun en hayati yapı taşıdır. Bu bilgi türü olmadan, toplumun ortak yanlışları devam edecektir. Amerika&#8217;nın kurucu babalarından olan ve onu dünyanın en müferreh ülkesi yapmak isteyen Benjamin Franklin Amerikan ulusal meclisinde şöyle demişti: “Deniz fenerleri kiliselerden daha faydalıdır.” O zaman, insanın varoluşuyla ilgili sorunlarla uğraşan iktisada en azından din dersi gibi metafizik konulardan daha fazla değer verilmeliydi. Bugün ve hemen şimdi ülkemizde iktisat en acil şekilde öğretilmesi gereken konu olmalıdır. İktisat, üniversitelerde birkaç uzman kişiye anlatılacak seçkin bir bilim değildir. O insanlığın yaşam bilgisi dersidir, küçük yaştan itibaren öğrenilmesi gereken hayati bir konudur. Yoksa kimse iktisadı feshedemez; bunu yapmaya çalışanlar toplumu ve insan ırkını yok ederler.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/04/22/iktisat-ve-iktisatci/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nasıl Bir İktisat Eğitimi? (I) – Meslek Olarak İktisat</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/04/06/nasil-bir-iktisat-egitimi-i-meslek-olarak-iktisat/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/04/06/nasil-bir-iktisat-egitimi-i-meslek-olarak-iktisat/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Apr 2012 13:38:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3396</guid>
		<description><![CDATA[Barış son yazısında ODTÜ’deki iktisat derslerinin matematik içeriğinden bahsetmiş ve haklı olarak yakınmış. Gerçi Boğaziçi, Bilkent ve ODTÜ gibi okullardaki iktisat eğitiminin iktisat bilimine ilişkin bir eğitim olmaktan çıkıp âdeta “iktisat mühendisliğine” dönüştüğü doktora öğrencileri ve akademisyenler arasında konuşulan bir konudur, ama bu okullardaki iktisat derslerine girmeyen talihli kişiler için bunu ilk elden dinlemek daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center">
<p style="text-align: center"><span style="color: #000000"><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/04/toon526.gif"><img class="wp-image-3399 aligncenter" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/04/toon526.gif" alt="" width="326" height="269" /></a></span></p>
<p style="text-align: left"><span style="color: #000000">Barış son yazısında ODTÜ’deki iktisat derslerinin matematik içeriğinden bahsetmiş ve haklı olarak yakınmış. Gerçi Boğaziçi, Bilkent ve ODTÜ gibi okullardaki iktisat eğitiminin iktisat bilimine ilişkin bir eğitim olmaktan çıkıp âdeta “iktisat mühendisliğine” dönüştüğü doktora öğrencileri ve akademisyenler arasında konuşulan bir konudur, ama bu okullardaki iktisat derslerine girmeyen talihli kişiler için bunu ilk elden dinlemek daha öğretici oluyor.  </span></p>
<p><span style="color: #000000">Bu yazıda meseleyi biraz farklı bir açıdan ele alacağım. Barış’ın bahsettiği ve bizim gibileri için esas sorunu oluşturan meselelere ise bir sonraki yazıda bakacağım. </span></p>
<p><span style="color: #000000"><span id="more-3396"></span></span></p>
<p><span style="color: #000000">Şöyle soralım önce: İktisat bilimini hangi amaçla öğrenmek istiyorsunuz? İktisat bölümünden mezun olduktan sonra ne tür bir yerde çalışmayı hedefliyorsunuz? Bu sorular bizi iki ayrıma götürüyor: <em>Meslek olarak iktisat</em> ve <em>bilim olarak iktisat</em>. Öğrencilerin iktisat eğitiminden kaynaklanan hoşnutsuzluklarının bir bölümü bu ikisini birbirine karıştırmaktan kaynaklanıyor. Oysa iktisat eğitiminden beklentileriniz, mezun olduktan sonra ne yapmak istediğinize bağlıdır. Bilim olarak iktisattan bir sonraki yazıda bahsedeceğim. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Mesleki anlamda iktisatçı olan kişi ekonomik olayların gerçekleştiği dünyayı incelemekle veya anlamakla uğraşmaz; bu dünyayı <em>veri alır</em> ve onun içinde iş görmeye çalışır. Böyle bir iktisatçı bizim Smith, Marx, Marshall, Walras ya da Schumpeter olarak bildiğimiz türden bir iktisatçı değildir. Onu ilgilendiren teori değil, pratiktir. Dolayısıyla bu kişilerin ihtiyacı olan iktisat <em>sosyal bir bilim</em> olarak iktisat değil, bir <em>analiz tekniği</em> olarak iktisattır. Aslında mesleki iktisatçının dünyası bilim olarak iktisatla uğraşan kişilerinkine kıyasla bir hayli dar ve hatta sıkıcıdır.  </span></p>
<p><span style="color: #000000">İktisat bilgisini mesleki anlamda kullanacak kişi sürekli olarak güncel ve pratik işlerle uğraşmak zorundadır. Zira gerçek hayatın ekonomik olayları iktisat modellerinin varsaydığı koşullarda işlemez. Açıkça söylemek gerekirse, iyi bir iktisat teorisi bilgisine sahip olmak, gerçek hayatta meydana gelen ekonomik olayları hakkıyla anlayabileceğiniz anlamına gelmez. Özellikle makro iktisat modellerinin gerçek hayattan ne kadar kopuk olduğu son ekonomik kriz sonrasında yeniden gündeme geldi. Ama burada bu meseleye girmeyeceğim. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Mesleki anlamda iktisatçı olan kişiler, bankalar, aracı kurumlar, uluslararası şirketler, Dünya Bankası, Merkez Bankası, Hazine ve Devlet İstatistik Enstitüsü gibi yerlerde çalışan ve esas itibariyle teknisyen olan kişilerdir. Dolayısıyla teorik anlamda iktisat bilmeleri gerekli olmakla birlikte, bu kişilerin esas bilmeleri gereken şey ekonometri ve istatistik gibi analiz yöntemleri, finansman teknikleri ve muhasebedir. Bunlara ek olarak, kamu kesiminde çalışanların maliye bilgisine sahip olmaları da gerekir. Bu anlamda iktisatçı olacak kişi ekonometri ve istatistik bilgilerini fiilen uygulayabilmeli, örneğin belirli sektörlere ilişkin verileri yorumlayıp rapor hazırlayabilmeli, finans piyasalarını takip edebilmeli ve tahminlerde bulunabilmelidir. Tabii bunlara dil ve bilgisayar kullanmayı bilmeyi de eklemek gerekiyor.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Dikkat edilirse tüm bunları yapacak olan kişi aslında teknik anlamda eğitim görmüş, âdeta bir matematikçi ya da mühendis gibi yetişmiş kişidir. Bu nedenle yukarıda saydığım kurumlarda bu tarz kişilere talep fazladır. Tüm bunlar da sayısal anlamda yetişmiş olmayı, yani iyi bir matematik eğitimi almayı gerektirir. İyi bir Smith, Ricardo, Marx ve Marshall bilgisine sahip olmakla SPK’da uzman olarak çalışamazsınız. Hayek&#8217;in piyasa ekonomisi hakkında yazdıklarını hatmetmiş olmanız, borsa verileri ya da finans piyasalarıyla ilgili araştırma raporları önünüze geldiğinde hiçbir işinize yaramaz. Hatta iyi bir matematiksel iktisat eğitimi görüp iktisat modelleri üzerine uzmanlaşmış olmanız bile bu tür işleri yapabileceğiniz anlamına gelmez. Gerçi bankaların giriş sınavlarında veya hesap uzmanlığı gibi sınavlarda iktisat teorisi ve tarihi gibi derslerden sorular geliyor, ama bu konulara ait bilgiler sadece giriş sınavları için gerekli oluyor ve bu kurumlarda işe başlandıktan sonra pek kullanılmıyor. Nitekim bu tür sınavlara hazırlık eğitimi veren dershaneler var. Eksiği olanlar bunu bu yerlerde tamamlamaya çalışıyorlar. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Mesleki anlamda iktisatçı olmak isteyen kişilerin iktisat bölümlerinde temel dersleri aldıktan sonra bu kurumlarda ihtiyaç duyulan bilgileri veren derslere yönelmeleri en doğrusudur. Bu kişilere lazım olan şey, teknik verileri anlayıp yorumlayabilecekleri uygulamalı bir eğitimdir. Bu da esas itibariyle mesleki uzmanlaşma anlamına geliyor. Bu nedenle, üçüncü sınıfa gelmiş bir iktisat öğrencisinin mezun olmak istedikten sonra ne yapacağına karar vermiş olması gerekir. İktisat bölümlerinde bu tarz derslerin yeterli derecede verilmediği, yani analitik becerilere sahip kişileri yetiştirecek şekilde öğretim yapılmadığı doğrudur. O hâlde bu işlere girmek isteyen öğrencilerin ekonometri ve istatistik gibi bölümlerde de ayrıca derslere girmeleri, mali tablolar analizi ve muhasebe gibi dersleri ciddi anlamda takip etmeleri zorunludur. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Para arzı, döviz kuru, emisyon hacmi veya dış ticaret hadleri gibi meseleler daha fazla ilginizi çekiyorsa, ama nominal çapa denildiğinde aklınıza bir şey gelmiyorsa, teknik analiz ifadesi sizin için hiçbir anlam ifade etmiyorsa, hareketli ortalama ifadesini daha önce hiç duymadıysanız, menkul sermaye iradı denildiğinde hiçbir şey sayamıyorsanız ve hele hele Ricardo öğrenmek ya da fayda fonksiyonlarının türevlerini almak ne işime yarayacak diye soruyorsanız, bilmeniz gerekenleri öğrenmekte gecikiyorsunuz demektir. Piyasaya yönelik olarak yetişmediğinizi, aldığınız eğitimin mezuniyet sonrası beklentilerinizi karşılamadığını ve gereksiz teorik bilgiler ve modeller öğrendiğinizi düşünüyorsanız mezuniyet sonrası için zaman kaybediyorsunuz demektir. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Yazdıklarımdan tüm suçu ya da sorumluluğu öğrencilere yüklediğim anlamını çıkarmayın. Yukarıda yazdıklarım ideal durumu temsil ediyor, çünkü bizim memlekette bahsettiğim derslerin okullarda ne derecede düzgün okutulduğu tartışmalıdır. Dahası, üniversitelerde öğrencilere meslek seçimi konusunda yol gösteren bölümler de yoktur. Gerçi üniversite piyasaya adam yetiştirme amacı taşıyan bir kurum değildir. Ama üniversitelerin öğrencilerine istedikleri alanda uzmanlaşma imkânı vermeleri ve isteyenleri piyasaya yönelik olarak hazırlayabilmeleri zorunludur. Öğrencilerin buna hakkı vardır. Zira iktisat okumuş olmak, yukarıda saydığım kurumlardan herhangi birine iş başvurusu yaptığınızda o işi öğrenebileceğinize ve becerebileceğinize dair, yani o işin altından kalkabilecek potansiyele sahip olduğunuza dair yeterli güvenceyi hem size hem de başvuru yaptığınız kuruma vermelidir. </span></p>
<p><span style="color: #000000">Maalesef Türkiye&#8217;de öğrencilerin durumu “saldım çayıra, Mevlam kayıra” şeklindedir. Lisans öğrencilerine yukarıda saydığım kurumlar arasında staj yapma imkânı sağlayan kaç üniversite biliyorsunuz? Tüm bunlara hocaların ilgisizliğini de ekleyin. Bu nedenle, kendinizi geliştirmek ve eksikliklerinizi tamamlamak tamamıyla sizin çabanıza ve kararlılığınıza kalıyor. Ne yapmak istediğinize karar vermeli ve neye ihtiyacınız olduğunu iyi öğrenmelisiniz.</span></p>
<p>Yazının ikinci bölümü <span style="color: #0000ff"><em><a href="http://iktisadiyat.com/2012/04/27/nasil-bir-iktisat-egitimi-ii-bilim-olarak-iktisat/" target="_blank"><span style="color: #0000ff">burada</span></a></em></span>.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/04/06/nasil-bir-iktisat-egitimi-i-meslek-olarak-iktisat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>11</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hanım koş! ODTÜ ilk 100&#8242;e girmiş!</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/03/16/hanim-kos-odtu-ilk-100e-girmis/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/03/16/hanim-kos-odtu-ilk-100e-girmis/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 16 Mar 2012 21:35:07 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3300</guid>
		<description><![CDATA[Herkesin olduğu gibi bu haberi ilk duyduğumda bende heyecanlandım! Hoş, bu konularla ilgili iktisat eğitimi özelinde yazılar yazmış birisi olarak üniversitelerimizin yayın potansiyelleri hakkında bir miktar bilgi sahibi olduğum için biraz da garibime gitmişti. Hayır, ODTÜ&#8217;nün bu listeye giremeyeceğini düşündüğümden değil; böyle bir listenin ilk 100&#8242;üne Türkiye&#8217;den hiçbir üniversitenin, en azından şimdilik, girebilmesinin mümkün olmadığını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/03/THE_rank.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-3301" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/03/THE_rank.jpg" alt="" width="487" height="199" /></a></p>
<p>Herkesin olduğu gibi bu haberi ilk duyduğumda bende heyecanlandım! Hoş, bu konularla ilgili iktisat eğitimi özelinde yazılar yazmış birisi olarak üniversitelerimizin yayın potansiyelleri hakkında bir miktar bilgi sahibi olduğum için biraz da garibime gitmişti. Hayır, ODTÜ&#8217;nün bu listeye giremeyeceğini düşündüğümden değil; böyle bir listenin ilk 100&#8242;üne Türkiye&#8217;den hiçbir üniversitenin, en azından şimdilik, girebilmesinin mümkün olmadığını bildiğim içindi. Eğri oturup doğru konuşalım. Eğitime ayrılan bu bütçeyle, üniversitelerin büyük kısmı &#8220;depo üniversite&#8221; olarak kullanılırken, hala 3-5 akademisyenle üniversite açabiliyorken, bir akademisyene bir sınavda 900 kağıt okutulurken akademi camiasından nasıl bir başarı bekleyebiliriz? Diğer taraftan İngilizce bilgisi KPDS ya da ÜDS sınavına mahkum, onlarca profesörün uluslararası doğru düzgün bir yayının olmadığı bir zihniyet yapısından nasıl iyi bir araştırma bekleyebiliriz? Haliyle bu denklemin iki tarafı da sorunlu olduğu için, iki tarafının da düzenlenmesi gerekiyor. İşte bu duygularla Times&#8217;ın verilerine biraz daha yakından bakmaya karar verdim. Gelin, birlikte inceleyelim&#8230;<span id="more-3300"></span></p>
<p>Times Higher Education&#8217;un 2011-2012 yılı için yayınladığı genel <a href="http://www.timeshighereducation.co.uk/world-university-rankings/2011-2012/top-400.html" target="_blank">sıralamasında</a> Bilkent 201-225 aralığında, İTÜ 276-300, Boğaziçi ise 301-350 aralığında yer alıyor. ODTÜ ise bu listede, İTÜ&#8217;nün hemen ardından geliyor. Peki hangi listenin ilk 100&#8242;ünde var? &#8220;Reputation list&#8221; adı verilen; dünyadan rastgele seçilen akademisyenlerin yer aldığı bir anket çalışmasının sonuçlarına göre açıklanan listede var, hem de ilk 100&#8242;de! Metodun detaylarını merak edenler <a href="http://www.timeshighereducation.co.uk/world-university-rankings/2011-2012/reputation-methodology.html" target="_blank">buyursunlar</a>.</p>
<p>Bundan bir yıl önceki genel sıralamada ise Bilkent 112, ODTÜ 183. sıradaymış.  Hatırlarsanız, bir üst paragrafta ODTÜ&#8217;nün bu seneki listenin sonlarında olduğunu söylemiştim. ODTÜ geçen sene önlerde girdiği listeye bu sene yaklaşık olarak 200 sıra gerileyerek girmiş ama yine de akademisyenler arasında &#8220;bu okul  Bilkent&#8217;ten falan daha iyidir&#8221; diye düşünülmüş. Bu mesele 1.000TL&#8217;lik telefonu alıp da konuşacak kontör bulamayan genç arkadaşlarımı hatırlattı bana!</p>
<p>Üniversitelerimizin bu listeyi oluşturan alt öğelere göre geçen seneki performansları ise şöyle: Genel sıralamanın %32.5&#8242;lik kısmını oluşturan atıf (citation)&#8217;a göre Bilkent 19. sırada; ODTÜ 119&#8242;da. Listenin ilk 20&#8242;sinde ilgi çekici olan -Bilkent&#8217;i saymazsak- tek figür İskenderiye (Alexandria) Üniversitesi. Mısırdaki bu üniversite sıralamada 4. sırayı işgal ediyor. Harvard, Stanford falan kendisinden sonra geliyor atıflara göre!..</p>
<p>Dönelim listenin %30&#8242;luk kısmını oluşturan &#8220;araştırma&#8221; başlığına göre neler olduğuna bakmaya&#8230; Bu sıralamada ODTÜ 175, Bilkent 186. sırada. İskenderiye&#8217;yi merak edenler için söyleyelim; kendileri 200. sıradalar. Sıralamanın %30&#8242;luk bir diğer kriteri olan öğretim (teaching)&#8217;e göre ise ODTÜ 176, Bilkent ise 193. sırada. (İskenderiye yine 200. sırada)</p>
<p>Bu listelerin yanına toplam değeri %7,5 olan iki kriter daha koyunca alın size Times Higher Education&#8217;un listesi&#8230; İşte bu listeye göre geçen sene 119. sırada olan ODTÜ bu sene ilk 400 üniversitenin sıralamasında bile yok.</p>
<p>Bildiğiniz üzere, 2003&#8242;ten bu yana üniversiteleri sıralayan bir başka oluşum da ARWU. ARWU&#8217;nun <a href="http://www.shanghairanking.com/ARWU2011.html" target="_blank">2011 yılı çalışmasına göre</a> Türkiye&#8217;den ilk 500 listesine giren bir tek üniversitemiz yok. Hatırlarsanız birkaç yıl önce bu listeye İstanbul Üniversitesi girmişti.</p>
<p>Şimdi gelin, ODTÜ&#8217;nün ve diğer üniversitelerimizin halini uluslararası yayınlarına  göre YÖK&#8217;e <a href="http://www.yok.gov.tr/content/view/320/118/" target="_blank">soralım</a>. YÖK&#8217;te sadece 2010 yılı yayın sıralaması verilmiş. Buna göre en çok yayın yapan üniversiteler arasında 6. sırada olan ODTÜ, öğretim üyesi başına yayın sayısında da yine ilk 10&#8242;da gözüküyor. Buradan şunu çıkartabiliriz ki, ODTÜ Türkiye&#8217;nin en fazla sayıda yayın yapan üniversitelerinden birisidir. Bu sonuç, sanıyorum, kimseyi şaşırtmaz. Hatta bir adım ileriye gidip &#8220;ODTÜ, Türkiye&#8217;nin en iyi 5 üniversitesinden birisidir&#8221; desem yine kimseden çok fazla itiraz gelmez değil mi? Sayalım desek aklımıza Bilkent, Boğaziçi, Koç ve Sabancı dışında pek de başka okul gelmez herhalde? (Bilgi, Ege, Hacettepe, Ankara, Dokuz Eylül, Gazi, İstanbul, Marmara&#8230; diye giden liste için hemfikiriz ama nedense ilk anda aklımıza gelmiyor).</p>
<p>ODTÜ&#8217;nün Türkiye için iyi ama dünya için iyi olma yolunda bir üniversite olduğunu kabul etmeliyiz. O yüzden, lütfen, gazete haberlerinin &#8220;cehaletine&#8221; kanarak böbürlenmeyelim ve dünya üniversitesi olabilmek için gerekli olan şeylerin neler olduğunu bir kez daha düşünüp yapılması gerekenleri listeleyerek gerekli adımları atalım.</p>
<p>Not: ODTÜ&#8217;nün sıralamadaki sırasının gözümden kaçan kısmını ikaz ederek uyaran Fatih Akçelik&#8217;e teşekkür ederim. Uyarısı doğrultusunda ilgili yerler düzeltilmiştir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/03/16/hanim-kos-odtu-ilk-100e-girmis/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bir İktisaçının Aşkı &#8211; 14 Şubat&#8217;a selam olsun! :-)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/02/14/bir-iktisacinin-aski-14-subata-selam-olsun/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/02/14/bir-iktisacinin-aski-14-subata-selam-olsun/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 14 Feb 2012 21:17:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat ve İdeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3176</guid>
		<description><![CDATA[BİR İKTİSATÇININ AŞKI Yatay seyir izleyen kalp grafiğimi yukarı yönlü harekete geçirensin, Yüksek seviyeden arz ettim aşkımı; yoğun talep beklentisiyle, Arzımın talebinle kesiştiği noktada dengeye gelecek aşkımız, O noktada maksimize edeceğiz marjinal faydamızı göreceksin. Kararlı denge kuracağız seninle, yapay şoklara dayanaklı, Uzun vadeli olacak aşkımız çünkü makro büyüklüklerde sevdim seni, mikro mekanlarda. Dilerim ki birbirimize [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>BİR İKTİSATÇININ AŞKI</strong><br />
Yatay seyir izleyen kalp grafiğimi yukarı yönlü harekete geçirensin,<br />
Yüksek seviyeden arz ettim aşkımı; yoğun talep beklentisiyle,<br />
Arzımın talebinle kesiştiği noktada dengeye gelecek aşkımız,<br />
O noktada maksimize edeceğiz marjinal faydamızı göreceksin.</p>
<p>Kararlı denge kuracağız seninle, yapay şoklara dayanaklı,<br />
Uzun vadeli olacak aşkımız çünkü makro büyüklüklerde sevdim seni, mikro mekanlarda.<br />
Dilerim ki birbirimize hep dürüst olalım, hiç net hata noksanlar olmasın kalplerimizde.<br />
Ve farkında olmadan direnç noktanı kırarsam,<br />
Resesyon yapma, kısa zamanda tepki alımlarımla alacağım gönlünü.</p>
<p><span id="more-3176"></span></p>
<p>Benim sevgim nominal değil, reel bir sevgidir,<br />
Ne zaman ki dış mihraklar ilişkimizi krize sokmak ister ve<br />
İlişkimiz dalgalı seyir izlerse kota koyalım onlara.<br />
Anti-damping yapalım dışa kapalı, içe dönük devam edelim yolumuza.<br />
Sakın spekülatörlere inanma sevgilim.<br />
Aşkının kotasyonu çoktan girildi kalbime.</p>
<p>Sen benim hazinemsin gönlümün karşılıksız alacaklar hesabında,<br />
Şu dalgalı konjonktüre sahip yüreğim hibe olsun sana.<br />
Sevgi dolu, likidite fazlası yüksek kalbim tümüyle senin.<br />
Bil ki, sana olan aşk esnekliğim sonsuz benim.<br />
Konsorsiyum kuralım ve bu ortaklık hiç bitmesin sevgilim&#8230;</p>
<p>Yerine kimseyi ikame edemem, sen benim tamamlayıcımsın.<br />
İster kayıt dışı yaşayalım aşkımızı kimse bilmesin,<br />
İster kayıt altına alalım cümle alem duysun&#8230;<br />
Yeter ki aşk eğrimiz,<br />
Ortalama değişken özlem eğrisinin altında olmasın.</p>
<p>Uzat elini, aşkımız konsolide olsun ve bütün kaygılarımızı ihraç edip mutluluk ithal edelim sevgilim.<br />
Sermayem aşkımız, yatırımım sen,<br />
Çocuklarımız ise net kârımız olacak.<br />
Mortgage dan pembe panjurlu bir ev alacağız sen ve ben,<br />
Beşeri sermaye yatırımımız çocuklarımız için.</p>
<p>Aşk piyasasında tam rekabetçi değil yüreğim,<br />
Monopson olsun kalbim bir ömür boyu yalnız sana,<br />
Yeter ki marjinal fedakarlıklarımız marjinal sevinçlerimize eşitlensin,<br />
O zaman optimum olacak sevgimiz sonsuza dek…</p>
<p><strong>ALİ K. GAYGILI</strong><em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/02/14/bir-iktisacinin-aski-14-subata-selam-olsun/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teori Üzerine</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/01/06/teori-uzerine/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/01/06/teori-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 22:15:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=2952</guid>
		<description><![CDATA[Ekonomik modeller her ne kadar genellemelere dayansalar da, birçok önemli ayrıntıyı yok saysalar da ve çoğu zaman gerçeklerden uzak gibi gözükseler de hiç kuşkusuz iktisat biliminin en önemli araçlarıdırlar. Evet, deneysel iktisat, davranışsal iktisat, post-ostistik iktisat gibi alt bilim dalları ve akımlar ana akım iktisadi ve onun modellerini sert bir şekilde eleştirmektedir. Haksız da değillerdir çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" style="border-style: initial;border-color: initial;float: right;border-width: 0px" src="http://3.bp.blogspot.com/-khfyfZxn5-8/TcHPFC3rnHI/AAAAAAAAAYc/neVEa_mcrh8/s1600/wrapping_paper-equations.jpg" alt="" width="240" height="240" /></p>
<p>Ekonomik modeller her ne kadar genellemelere dayansalar da, birçok önemli ayrıntıyı yok saysalar da ve çoğu zaman gerçeklerden uzak gibi gözükseler de hiç kuşkusuz iktisat biliminin en önemli araçlarıdırlar. Evet, deneysel iktisat, davranışsal iktisat, post-ostistik iktisat gibi alt bilim dalları ve akımlar ana akım iktisadi ve onun modellerini sert bir şekilde eleştirmektedir. Haksız da değillerdir çoğu noktada. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır ki o da bir akademisyenin, bir öğrencinin ya da akademi dışındandan bir araştırmacının fikirlerini beyan ederken veya çalışmalarını sürdürürken eleştirilerini öne sürme sebebi. Zira eleştirdiği konuyu bilmeyen bir araştırmacının veya akademisyenin yaptığı aslında eleştiri değil, okuduğu eleştirileri ve yorumları ezberlemektır. Örneğın deneysel iktisadı ele alırsak  “Zaten ana akım iktisat çoktan çürütüldü, onun varsayımları mantıksızdır” demek ve daha da kötüsü teorik çalışmaları görmezden gelerek sadece deneysel kaynaklara yönelmek bir deneysel iktisatçı için çok büyük bir kayıptır.<br />
<span id="more-2952"></span><br />
Bu bir kayıptır çünkü deneysel iktisat çoğu zaman teoriyi test eden bir araçtır ve her seferinde de teoriyi çürütecek diye bir kural yoktur. Kimi çalışmalarda da teoriyi destekleyen sonuçlar çıkması şaşırtıcı olmamalıdır. Deneysel iktisadın teorinin tamamen karşısında olduğu yanılgısının sebebi, büyük ihtimalle bu alanda öne çıkan neredeyse tüm çalışmaların yıldızlarının teorinin aleyhine  bulgularla parlamasıdır. Bu da hiç şaşırtıcı değildir aslında. Zira bir alt bilim dalının, veya yeni bir fikrin kendini kabul ettirmesi bir tutam popülizm gerektirmektedir. Hal böyle olunca bu alana adım atan birçok genç iktisatçı büyük bir ilgi ve mutlulukla o anarşist (ve bence de birbirinden güzel) çalışmalara sarılıp teoriyi görmezden gelmektedirler. Ve ne yazık ki deneysel iktisat bazılarımız için teoriyi bilme gereksinimini ortadan kaldıran bir yöntem gibi görünmektedir. Neoklasik iktisat çürüdüyse onu neden bilelim ki? Bu malesef çok büyük bir yanlış anlama ve kimi zaman bir bakıma kendi kendini aklama yoludur.</p>
<p>Ancak madalyonun diğer yüzünde de durum bundan farksız. O da iktisat literatüründeki çalışmalara belki literatürü takip etmeye gerek bile duymadığı belki de literatürü takip edecek ilgi ya da bilgisi olmadığı için yabancı kalan iktisatçılar, teorisyenler. Farklı bir konuda çalıştığı için literatürdeki gelişmeleri yakından takip etmeyenlerden bahsetmiyorum aslında. Bır iktisatçının bugüne kadar deneysel iktisadın adını dahi duymamış olması aslında herhangi bir uluslararası ekonomi dergisini takip etmediğini hatta “şu iktisatta son yıllarda neler oluyor?” diye bile sormadığını göstermez mi? Ve o iktisatçı lisans, yüksek lisans ve hatta doktora dersleri veren, doçentlik jürilerinde karşısında ter dokülen bir profesör de olamaz mı? Olabilir…</p>
<p>Teoriyi öğrenme gereksinimini ortadan kaldırmak için deneysel iktisada sarılanlar mı, literatürü takip etme “zorunluluğunu” görmezden gelip 30 yıl önce makalelerden değil de, kendi diline çevrilmış lisans ders kitaplarından dua ezberlercesine öğrendiği “konularının” arkasına saklananlar mı? Hangisi daha acı? Bence iki tarafın bir yeterlilik veya tez savunmasında karşılaşmaları bu tiyatro oyununun en trajikomik sahnesi.</p>
<p>Akademi dışına çıkarsak da bu “kayıtsız eleştiri”nin mantıksızlığını görmek mümkün. Kim Picasso’nun kübizm ile ortaya çıktığını<img class="alignright" src="http://www.beatmuseum.org/duchamp/images/fountain.jpg" alt="" width="252" height="300" /> sanıyor? Daha 12 yaşındayken klasik resim sanatında şaheserler üretiyordu, kubizm bu dönemin ardından geldi. Hugo Ball Karawane ve Dada Manifestosu’ndan önce felsefe ve sosyoloji okudu. Nietzsche hakkında çalıştı. Realizm olmadan sürrealizm, modernizm olmadan da postmodernizm karşı çıkacak bir sebep bulamayacaktı.</p>
<p>Deneysel iktisat paketi eleştirileriyle gelse de ardında yüzlerce yıllık bir iktisat literatürü yatar. O iktisat literatürü teorilerden; teori, modellerden; modeller ise varsayımlardan yararlanır. Sırf (eksik olduğu zaten kabul edilmiş ancak onlarsız da yapılamayacak olan) varsayımlara getirilen eleştirilere bakıp da sırf “seksi” oldugu için bir alt dala sarılmak ve teoriyi göz ardı etmek düşülebilecek büyük bir yanlıştır.</p>
<p>Deneysel iktisat yöntem olarak verileri deneyler aracılığıyla edinmeyi seçmiştir. Ancak dikkat edilirse yine varsayımlar yapan (örneğin hava durumunun denekler üzerinde bir etkisi olmadığı varsayımı), yine modeller kuran (sonuçta aynı regresyonlar kullanılıyor) bir alt daldır. Çünkü modellemesiz bir iktisat var etmek, varsayımsız bir model kurmak mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.lawrencecreaghan.com/Webpages/Thoughts_files/HalVarian.jpg" alt="" width="582" height="302" /></p>
<p>Varian’ın bir tavsiye niteliğinde yazdığı “How to build an economic model in your spare time” bu bağlamda yol gösterici bir kaynaktır. Zira bu yazıda modellerin gerekliliği, eksikliklerine rağmen geçerliliği ve bir model kurmak için tavsiyeler bulmak mümkün.</p>
<p>Varian önce “iyi” bir fikrin birçok fikrin elenmesiyle ortaya çıkacağını ve iyi fikirlerin sanılanın aksine makalelerden değil dergi, gazete gibi yayın organlarından elde edilebileceğini söylüyor. “A model of Sales” makalesinin (<a href="http://www2.isye.gatech.edu/~pgriffin/variansales.pdf">http://www2.isye.gatech.edu/~pgriffin/variansales.pdf</a>) fikrinin çıkış kaynağının yeni bir televizyon alma sürecinde çıktığını anlatıyor.</p>
<p>Bir fikrin iyi olup olmadığını anlamak için ise o fikri ekonomist olmayan birine anlatmayı deneyin. Literatür taraması yapmak için acele etmeyin. Bir iki hafta fikriniz üzerine çalışma sonucunda yayınlanmış benzer bir çalışmayla karşılmak sizi çok mutlu edecektir, üstelik bu süreç içerisinde yeni yöntemler de geliştirmiş olabilirsiniz. Modelinizi kurmaya başladınız, kendinize sorular sordunuz, yanlışlar yaptınız&#8230; Varian, fikir aşamasından yayın aşamasına dek bütün süreç için tavsiyelerini bu kaynakta toplamış: <a href="http://people.ischool.berkeley.edu/~hal/Papers/how.pdf">http://people.ischool.berkeley.edu/~hal/Papers/how.pdf</a>. Dilerim yardımcı olur.</p>
<p>Fotoğraflar:</p>
<p><em>http://www.beatmuseum.org/</em></p>
<p><em>http://lcbackerblog.blogspot.com/</em></p>
<p><em>lawrencecreaghan.com</em></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/01/06/teori-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilim nedir? Efendim? Bilim nedir? (Oğuz Atay&#8217;dan&#8230;)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/06/12/bilim-nedir-efendim-bilim-nedir-oguz-ataydan/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/06/12/bilim-nedir-efendim-bilim-nedir-oguz-ataydan/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Jun 2011 19:21:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[2. BÖLÜM / 14: Her Şeyle Uğraşan Adam “Zannediyorlar ki, kendilerine lazım olan şey karşılarına çıkan matematik denklemleri çözmek, eğrileri çizmek ve buldukları sonuçları hemen Almancaya, İngilizceye çevirerek yabancı dergilere göndermek ve başkalarının kitaplarında bu makalelerden bahsedilmesini temin etmek. Peki, bütün bunları neden yapıyorsunuz? Efendim, bilim uğruna yapıyoruz. Peki, şimdi bir an için, bütün şu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><em><strong>2. BÖLÜM / 14: Her Şeyle Uğraşan Adam</strong></em></p>
<p><em> </em></p>
<blockquote><p><em> </em><em> “Zannediyorlar ki, kendilerine lazım olan şey karşılarına çıkan matematik denklemleri çözmek, eğrileri çizmek ve buldukları sonuçları hemen Almancaya, İngilizceye çevirerek yabancı dergilere göndermek ve başkalarının kitaplarında bu makalelerden bahsedilmesini temin etmek. Peki, bütün bunları neden yapıyorsunuz? Efendim, bilim uğruna yapıyoruz. Peki, şimdi bir an için, bütün şu yüksek denklemleri ve uzun sonuçları bırak da bana söyle. Bilim nedir? Efendim? Bilim nedir? Dedim. Bilim mi nedir? Evet. Efendim bilim, uğraştığımız şeydir. Bilim, her şeyden önce, üniversiteyi bitirdikten sonra, ‘bilim yoklaması’ ve ‘yabancı dil sınavı’ gibi engelleri aşarak, doktora öğrencisi olmaya hak kazanabilmek için gerekli bir şeydir. Sonra, bir süre kürsüye gelen yabancı kitapları ve dergileri izleyerek bakalım ne var ne yok diye durumu izlemektir; sonra durumu kollamak ve çok küçük bir mesele seçmek ve bu küçük şeyi büyüterek onu bir doktora haline getirmektir ve bu doktorayı yapmaktır. Sonra doktora sınavından başarı göstermektir ve bu başarıyı gösterdikten sonra gülümsemeyi unutmaktır. Bilimin, birinci ve en zor şartı budur. Sonra karşınıza doçentlik sınırı gelir. Bu sınırı aşmak ilk bakışta zor gibi görünürse de asıl zorluk doçent olmak değil, eylemli doçent olmaktır; yani bir kadro ayarlamaktır. Bunun için daha bilimin başında, yani kürsü seçerken boş kadrolu birine kapılanmak ve gereğinde profesörler kurulunda sizin hakkınızı arayabilecek dişli bir kürsü başkanı bulmaktır. Sonra profesörlük bilimi gelir. Bu bilime akıl erdirmek biraz zordur; onun için en iyisi sabırla beş yılı beklemesini bilmektir; bu arada bilime oy verecek profesörleri gücendirmemesini bilmektir. Çünkü, beş yıl sonra bilim seni içine almak için gerekli sayıda parmağı kaldırmaz. Milli Eğitim Bakanı’nın onayı da bilimde önemli bir yer tutar. Bakarsın kendin bile anlamadan biraz ilerici olmuşsundur: evrakın aylarca bakanlıkta beklemiştir. Bilim için ne acılar çekmişsindir. Profesör olan bir bilimin sonu gelmiş gibidir.  Onun için demişlerdir ki “Gençliğine doyamadan profesör oldu”. Çünkü bir insan olsa olsa ne olur? En çok profesör olur. Daha sonra ne olur? Hiç. İşte öyleyse profesörlükten sonrası bir hiçtir. Fakat çoğu zaman bilim burada kalmaz. Bir de bakarsın yıllar geçmiş, kürsü başkanı olmak için sıran gelmiştir: fakat bir kürsüde birden fazla bilim olabilir ve genel kurullarda parmak sayısı hesabı birden önem kazanır.  Fakat ne de olsa artık profesörsün; kürsü başkanı olamasan da artık senin için karada ölüm yoktur. “Profesörlük takdim tezi”’ni yazalı yıllar geçmiş, artık ne doktora, ne tez, ne de kitap yazma engeli var önünde; bundan sonra olsa olsa öğrencilere ders kitabı yazabilirsin, maddi durumunu düzeltirsin ve profesörler yapı kooperatifine girerek yılardır yorulan kafanı dinleyebilirsin; tabii dekanlık, rektörlük gibi yeni bilimsel araştırmalar seni beklemiyorsa. Görülüyor ki arkadaşlar bilim uzun ve çetin bir yoldur.”</em></p></blockquote>
<p>Oğuz Atay / Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan / s. 176-178</p>
<p><em><strong>Not:</strong> TOBB ETÜ İktisat Bölümü&#8217;nden Emre Ergin&#8217;e katkılarından dolayı teşekkür ederim.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/06/12/bilim-nedir-efendim-bilim-nedir-oguz-ataydan/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de İktisat Dergileri</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/05/12/2377/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/05/12/2377/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 12 May 2011 07:50:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ceyhun_Elgin</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://Öncekiyazılarımınbirkaçında,“Türkiye’denedeniktisatbloğuyok?”,“Türkiye’dennedenaynışehirlerdekiiktisatbölümleribirarayagelipuluslararasıbiryükseklisansokulukurmazlar?”gibisorularsorarakülkedekiiktisatbilimiyleilgilieksikleri</guid>
		<description><![CDATA[Önceki yazılarımın birkaçında, “Türkiye’de neden iktisat bloğu yok?”, “Türkiye’den neden aynı şehirlerdeki iktisat bölümleri bir araya gelip uluslar arası bir yüksek lisans okulu kurmazlar?” gibi sorular sorarak ülkedeki iktisat bilimiyle ilgili eksikleri yazdığımı hatırlıyorum. Bu sefer de benzer ve ilintili bir konuya, Türkiye’deki iktisat dergilerine değinmek istiyorum. Ancak, ne mutlu ki, bu sefer bu şekilde [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Önceki yazılarımın birkaçında, “Türkiye’de neden iktisat bloğu yok?”, “Türkiye’den neden aynı şehirlerdeki iktisat bölümleri bir araya gelip uluslar arası bir yüksek lisans okulu kurmazlar?” gibi sorular sorarak ülkedeki iktisat bilimiyle ilgili eksikleri yazdığımı hatırlıyorum.</p>
<p>Bu sefer de benzer ve ilintili bir konuya, Türkiye’deki iktisat dergilerine değinmek istiyorum.</p>
<p><span id="more-2377"></span>Ancak, ne mutlu ki, bu sefer bu şekilde olumsuz bir soru sormayacağım. Çünkü her ne kadar hala sayıca ve kalite yönünden eksikleri bulunsa da Türkiye’de de yavaş yavaş hem akademik hem de yarı-akademik iktisat dergileri çıkmaya başladı. Tabii ki daha kat edilmesi gereken uzun bir yol var, ama yine de bir şeylerin yapılmaya çalışıldığını görmek sevindirici.</p>
<p>Öncelikle, akademik dergilere bakalım. Ancak,  akademik dergileri değerlendirmeden önce, her ne kadar eksikleri olsa da dergileri yaşam ömrü, süreklilik ve bir noktaya kadar kalite açısından değerlendiren endekslerin varlığından da kısaca bahsetmek gerek. Bir Amerikan şirketi olan Thomson Reuters, dünyadaki bilimsel dergileri aralarında söz konusu derginin düzenli olarak yayınlandığı süre, dergiye yapılan katkıların uluslararası boyutu, editörlerin bilimsel yeterliliği ve tanınmışlığı vs. gibi kriterlerin de bulunduğu çeşitli kriterlere göre çeşitli endekslerin içine koyuyor. Sosyal bilimler için oluşturulan endeksin adı ise “Social Sciences Citation Index”. Her ne kadar, özellikle iktisat bilimi için farklı endeksler olsa da, genelde akademik dergiler, bu endeksin içinde olup olmadıklarına göre değerlendiriliyorlar. Her ne kadar, ABD ve Avrupa’nın başlıca üniversitelerinde, dergiler bu endekste olup olmadıklarından öte, akademik çevrelerde tanınmışlıklarına göre değerlendilirse de Türkiye ve birçok diğer ülkede, özellikle doçent olmak isteyen akademisyenler için SSCI endeksli bir dergide yayın yapmak aşılması gereken kriterlerden biri olarak göze çarpıyor.</p>
<p>Türkiye’ye gelirsek, açıkçası, Türkiye’de iktisat bilimi için akademik dergi sayısı bağlamında bir enflasyon olduğunu söylesek hiç de yanlış olmaz. Hemen her üniversitenin İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nin ve/veya Sosyal Bilimler Enstitü’lerinin kendi adlarına çıkardıkları “…. Üniversitesi İİBF Fakültesi Dergisi” türevi adları olan fakülte ve enstitü dergileri var. Bu üniversite dergilerinden ne yazık ki, genelde “sürekli ve düzenli yayınlanma” koşulunu yerine getiremediklerinden hiçbiri SSCI endeksi içersinde değiller. Bildiğim kadarıyla ODTÜ’nin çıkardığı Gelişme Dergisi, METU Studies in Development, bir ara SSCI’ya girmeye oldukça yaklaşmasına rağmen endeks içine alınmamış. Türkiye ekonomisi üzerine makale taraması yapıldığında rastlanan başka bir dergi Yapı Kredi Economic Review ise sanırım artık düzenli olarak çıkmıyor; en azından internet üzerinden erişimi yok. Her ne kadar, psikoloji, uluslar arası ilişkiler, Türkiye çalışmaları ve kamu yönetimi alanlarında iktisat makaleleri de yayınlayabilen farklı birkaç dergi bu endeks içinde yer alsak, başlı başına iktisat bilimi için Türkiye’de bu endeksin içinde yer alan tek bir dergi var, o da İktisat, İşletme ve Finans. İnsanın içinden ister istemez geçiyor, keşke bir de yurtdışındaki örneklerinde olduğu gibi “Journal of Turkish Economic Association”, “Turkish Economic Review” ya da benzer adlı bir dergimiz de olsa.</p>
<p>Yarı-akademik dergilere geçtiğimizde ise, her ne kadar politik iktisat içine sokabileceğimiz ve düzensiz yayınlanan çeşitli dergiler olsa da benim bildiğim kadarıyla an itibariyle düzenli olarak çıkan iki iktisat dergisi var. Bunlardan bir tanesi uzun yıllardır, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti tarafından 1960’lardan bu yana yayınlanan İktisat Dergisi. Bir diğer ise henüz çok yeni olan ve Ekim 2010’dan bu yana Efil Yayınevi’nce yayınlanan İktisat ve Toplum Dergisi. Muhtemelen bu iki dergi de yayıncılarına kar ettirmeyen ve belki de çıkarılmaları salt iktisadi mantıkla açıklanamayacak yayınlar. Ama Türkiye’de önemli bir açığı kapattıklarını da zannediyorum hiçkimse inkar edemez.</p>
<p>Gönül ister ki, hem akademik hem de yarı-akademik dergilerimizin sayıları ve sayılarıyla beraber kaliteleri de artsın</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/05/12/2377/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisat, bir vaziyetleme bilim-ciği</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/12/26/iktisat-bir-vaziyetleme-bilim-cigi/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/12/26/iktisat-bir-vaziyetleme-bilim-cigi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 26 Dec 2010 21:57:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Bu aralar kafam iktisatla meşgul, aslını isterseniz kendisine fena halde gıcığım. Bu düşüncelerimi hatırlamamı sağlayan ise  çok sevdiğim bir meslektaşımın şu sorusu oldu: Barış merhaba nasılsın, Vaktini almazsam birşey danışmak istiyorum sana. Bu dönem mikroteori dersinde dönem sonunda bir proposal vermemiz gerekiyor, sen de bildiğim kadarıyla mikro çalışıyosun. Aslında biraz geç kaldım bunun için son bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/12/babama-incil.jpg"><img class="size-medium wp-image-2156 aligncenter" title="babama-incil" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/12/babama-incil-300x199.jpg" alt="" width="300" height="199" /></a></p>
<p>Bu aralar kafam iktisatla meşgul, aslını isterseniz kendisine fena halde <em>gıcığım</em>. Bu düşüncelerimi hatırlamamı sağlayan ise  çok sevdiğim bir meslektaşımın şu sorusu oldu:</p>
<blockquote>
<div id="_mcePaste">Barış merhaba nasılsın,</div>
<div id="_mcePaste">Vaktini almazsam birşey danışmak istiyorum sana. Bu dönem mikroteori dersinde dönem sonunda bir proposal vermemiz gerekiyor, sen de bildiğim kadarıyla mikro çalışıyosun. Aslında biraz geç kaldım bunun için son bir haftanın içindeyim çünkü. Ama şöyle birşey düşünüyorum; Tüketicilerin tüketimlerini etkileyen conformity (özentilik) ve vanity (gösteriş-statü belli eden tüketim) diye iki faktör var. En başta vanity faktörü baskın olarak tüketilen bir mal ( mesela starbucks kahve) insanların birbirlerine bakarak tüketmesiyle (cascade theory- herd behavior) conformity baskın mala dönüşür mü, hangi şartlarda dönüşür? ( ne zaman ve hangi şartlarda kamyon şoförleri de starbucks kahve içer )</div>
<div id="_mcePaste">Çok mu karışık, çünkü biraz baktım bunu hep signalling modelle falan yapmışlar gerçi sadece proposal olacak bu ama fikrini söylersen çok mutlu olurum. Şimdiden çok teşekkürler,</div>
</blockquote>
<p>Anlı şanlı okulların bizlere öğrettiği ne yazık ki bundan öte değil. Öyle ki Türkiye&#8217;nin bu anlı şanlı okullarının, anlı şanlı akademisyenleri yeri geldiğinde Nobel almış iktisatçıların sınavlarından geçenlere &#8220;Sen yeterli değilsin!&#8221; bile diyebilecek kadar <em>ulvi</em> şahıslar!</p>
<p><strong>Ne öğreniyoruz? Ne öğrettiler?</strong><br />
İktisata ilk geldiğim sene karşımda, önündeki kitabın sayfalarını okuyan insanlar vardı. Zilin çalmadığı bu büyük sınıflara amfi, kürsüde duran yüksek öğretmenlere de profesör deniyordu. Bizler de 100&#8242;ün üzerinde genç dimağ, anlattıklarını anlamaya çalışıyorduk. Hımm, bir de ÖSS&#8217;ye giren bizleri geri zekalı sanan zihniyetin zorunlu Türkçe ve tarih dersleri vardı. Hangi akılsız akıl ettiyse, bir de bunlar için okulda kalıyorduk. Üniversite demişlerdi ama pek de bir marifeti yoktu. Sabah 9:45&#8242;te başlıyor, öğlen 1 saat yemek yedikten sonra 15:30&#8242;a kadar devam ediyorduk. Zaten dersten çıkıp yurda giden adamın ertesi güne ancak hali kalıyordu. Birinci sınıf bittiğinde arzın, talebin, borçlar hukukundaki birkaç maddenin, beden eğitimi dersine girmediğimiz halde verilen &#8220;geçer&#8221; notunun dışında pek bir şey kalmamıştı aklımda. Bir de hiç unutmam, soruyu yanlış çözen 35 yaşlarındaki asistanın &#8220;kağıtta böyle yazıyor&#8221; deyişi&#8230; Bilim dediğin bu değil miydi zaten? Kağıt ne diyorsa o!<br />
<span id="more-2154"></span> <strong><br />
Bu böyle yarım kalmayacak&#8230;<br />
</strong>İkinci sınıfta işler değişmişti. Başka okullardaki arkadaşlarım talep yerine &#8220;demand&#8221;, arz yerine &#8220;supply&#8221; dedikleri için artık farklı şeylerden bahsettiğimizi sanıyorduk. Zaten bana hangi bölümü okuduğumu soranlara &#8220;İktisat okuyorum&#8221; dediğimde, &#8220;Benim oğlum da ekonomi&#8221; okuyor diye cevap veriyorlardı. Memlekette iki nesil yetişiyordu iktisatları farklı, gülüşleri aynı&#8230;</p>
<p><strong>Vatandaş uyuma, fakültene sahip çık!</strong><br />
Dördüncü sınıfa geçtiğimde artık bazı şeylerin farkına varmıştım. Kimin kaç kilo çektiğini kantara koymadan anlayabiliyorduk evelallah! Ne de olsa <em>iktisatçı-1</em>&#8216;dik. Muslukçu, çaycı, soğuk kaynakçı gibi bir şeydi bizimkisi de. Ne iş olsa yaparız abi. Bizden BDDK&#8217;ya uzman da olur, Türk adaletine idari hakim de, Emniyet&#8217;e çevik kuvvette. Hatta bizden doktor bile olabilirdi de, önümüzü kestiler!</p>
<p><strong>Ve sonunda mezun olunur</strong><br />
Dani Rodrik geçen hafta TEPAV&#8217;daydı. Kendisine, daha önce bu satırlarda yazdığım &#8220;İktisatçı olmak için sakın iktisat okumayın!&#8221; şeklindeki düşüncemden bahsettim. Acaba iktisatçılar kendi elleriyle iktisatın değerini mi düşüyor diye sordum. Gülümsedi ve &#8220;Gerçekten iyi bir soru&#8221; dedi. Sorunlara çözüm üretecek bir beceri <em>bahşetmemişti </em>yüce iktisat camiası bana, ama ne mutlu ki soru sormayı da unutturamamıştı!</p>
<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/12/hippilige-ozenen-genc-kiz.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2165" title="hippilige-ozenen-genc-kiz" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/12/hippilige-ozenen-genc-kiz-154x300.jpg" alt="" width="154" height="300" /></a><span style="color: #ffffff;">.</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/12/26/iktisat-bir-vaziyetleme-bilim-cigi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>10</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hakim İktisat ve İktisadın Geleceği Üzerine</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/10/03/hakim-iktisat-ve-iktisadin-gelecegi-uzerine-2/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/10/03/hakim-iktisat-ve-iktisadin-gelecegi-uzerine-2/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 03 Oct 2010 21:38:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Ekrem Cunedioğlu</dc:creator>
				<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[İktisatçılar]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Dünyaya yayılan neoliberalizm dalgası neoklasik iktisadı destekleyerek iktisadi ortodoksluğun hâkim duruma geçmesine neden olmuştur. Öyle ki iktisadi alanda devlet müdahalesinin önemini vurgulayan kalkınma iktisadı ile Keynesgil iktisat, iktisat biliminin dışına atılmıştır. Bugün, Marksist kuram gibi alternatif akımları üniversite öğrencileri ancak iktisadi düşünceler tarihi derslerinde görebilmektedir ki bu tek derste de alternatif kuramların ayrıntılarına girmek mümkün [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/10/iktisatcilar-300x263.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-1937" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/10/iktisatcilar-300x263.jpg" alt="" width="300" height="263" /></a></p>
<p>Dünyaya yayılan neoliberalizm dalgası neoklasik iktisadı destekleyerek iktisadi ortodoksluğun hâkim duruma geçmesine neden olmuştur. Öyle ki iktisadi alanda devlet müdahalesinin önemini vurgulayan kalkınma iktisadı ile Keynesgil iktisat, iktisat biliminin dışına atılmıştır. Bugün, Marksist kuram gibi alternatif akımları üniversite öğrencileri ancak iktisadi düşünceler tarihi derslerinde görebilmektedir ki bu tek derste de alternatif kuramların ayrıntılarına girmek mümkün olamamaktadır. Diğer bir taraftan, neoklasik iktisat, kurduğu yeni krallıkta kendine yardımcı olarak “nicel yöntemlerin ağırlık kazanması” nı seçmiş ve bu iki arkadaş birbirlerine destek olarak hâkimiyetlerine süreklilik kazandırmışlardır.</p>
<p>Bilimsel camiada her ne kadar demokrasi var gibi görünse de iktisat alanında hemen hemen tüm tebaa neoklasik iktisada biat etmektedir. Bunun temel nedeni akademik atama ve yükseltme ölçütlerinin akademik prestiji yüksek olan bilimsel dergilerde yayın yapmaya bağlanmış olmasıdır. Bu tür dergilerin çoğuna sunulan çalışmaların yayınlanabilmesi, neoklasik iktisadın ana varsayımlarını kabul edip kurulan bir modelin ekonometrik olarak sınanmasına bağlı duruma getirilmiştir. Bu durum, zaten yeterince büyük olan neoklasik ateşi körüklemekten başka bir şey değildir.</p>
<p><span id="more-1936"></span></p>
<p><img src="http://iktisadiyat.com/wp-includes/js/tinymce/plugins/wordpress/img/trans.gif" alt="" /></p>
<p><strong>MATEMATİK: ARAÇ MI AMAÇ MI?</strong></p>
<p>İktisadi olguları formelleştirme çabası 1930’larda başladı. Bu başlangıç ekonometrinin gelişimini beraberinde getirdi ve alandaki ilerlemeye bilgisayar teknolojilerindeki gelişim hız kazandırdı. Anglo-Amerikan iktisadı artık yeni bir yol haritasına sahipti: Formelleştirilebileni kabul et, formelleştirilemeyeni dısla! Bu zihniyet yapısı nedeniyle gelişme ve kalkınma iktisadı, iktisadi düşünceler tarihi ve iktisadi sistemler gibi konular iktisadın ilim sahasından dışlanmaya başlandı ve sosyoloji, tarih gibi diğer ilimlerce sahiplenildi.</p>
<p>Nicel yöntem kullanımının iktisat içindeki hızlı artışı, konu hakkındaki tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Kimileri, bir bilim dili olan matematiğin fen bilimlerine yapmış olduğu katkının benzer şekilde iktisatta da görüleceğini savunmaktadır. Matematiğin sağladığı yöntemler yoluyla insan davranışlarına ait, ampirik olarak test edilebilir bilgiye ulaşılabilmektedir. Matematik, iktisat için sağlam bir muhakeme ve nesnel ifade yöntemi sağlamaktadır. Diğer yandan, kimileri de matematiğin aşırı kullanımının iktisadın sosyal bilim olma özelliklerini ortadan kaldırdığını öne sürmektedirler. Matematik araç olmaktan çıkmış ve amaç haline gelmiştir. Hatta bazı araştırmacılar ellerindeki matematiksel araçları kullanabilmek için uygun konu aramayı tercih etmektedirler. Bu bakış açısına göre, kullanılan yöntemin karmaşıklık ve gelişmislik derecesi, konunun kuramsal veya toplumsal öneminin önüne geçebilmektedir.</p>
<p>İktisattaki aşırı nicelleştirmenin diğer bir sonucu da mühendislik ve fen bilimi lisans derecesine sahip gençlerin iktisat alanına yönelmeyi tercih etmeleridir. Öyle ki iktisat yüksek lisans programlarına kabul almak için matematik, fizik ya da mühendislik diplomasına sahip olmak iktisat diplomasına sahip olmaktan daha avantajlı hale gelmiştir. Sosyal bilim temeli olmayan lisansüstü iktisat öğrencileri de kendileri için daha kolay olduğundan aşırı nicel araştırmalara yönelmekte ve iktisadın aşırı nicelleşmesine katkıda bulunmaktadırlar. Nobel iktisat ödülünü kazanan bilim insanlarının profillerini incelediğinizde, bu gerçek daha bariz tezahür etmektedir. İleride de değineceğim üzere iktisadın öne çıkan konularına baktığınız zaman oyun teorisi, network(ağ) teorisi ve kaos kuramı gibi elektronik ve matematik alanında öne çıkan konularla karşılaşıyoruz.</p>
<p>Klasik ve neoklasik okullar Newton fiziğiyle olan ilişkileri ile öne çıktılar. Calculus’ daki ilerlemeler neoklasik iktisadın ayrılmaz parçası haline geldi. Einstein’ın Görelelik üzerine yazdıkları olasılık kuramının matematikten fiziğe ve oradan da istatistik ve ekonometri vasıtasıyla iktisada geçmesine neden oldular. İktisat akademisinin tebaası bütün bu gelişmeleri ağızları açık izlerken, iktisadın temelinde yatan ve birkaç yüzyıl gerilere giden çok güçlü bir &#8221;ekonomi politik&#8221; geleneği unutulmaktaydı.</p>
<p><strong>İKTİSATTA ÖNE ÇIKAN ARAŞTIRMA ALANLARI VE TARTIŞMALAR</strong></p>
<p>Her horoz kendi çöplüğünde öter. Sanırım, bu atasözü iktisadın içinde bulunduğu durumu izahta kullanılabilir. Bir horoz var -neoklasik iktisat- ve bu horozun bulunduğu ortamın çöplük olduğu da aşikâr. Neoklasik iktisat bireyleri her zaman ve her yerde geçerli evrensel kanunlar çerçevesinde piyasa sinyallerine göre belirli yönlerde hareket eden edilgen aktörlere indirgeyen, optimal çözümleri toplumsal ya da tarihsel analizlere gerek duymadan marjinal analiz esaslı bazı cebirsel denklemlerde arayan bir yaklaşıma sahiptir ve bu yaklaşım eleştirileri beraberinde getirmektedir. Neoklasik dünyanın statikliğini, bilginin tamlığını, bireyin rasyonelliğini argüman alan bazı iktisatçılar alternatif akımlar öne sürmüşlerdir ki bu alternatif akımlar da heterodoks iktisat şemsiyesinde toplanmaktadır. Bu şemsiye altında Marksist İktisat, Avusturya Okulu, Feminist İktisat ve Kurumsal İktisat gibi akımları sayabiliriz. Hatta hakim iktisada en büyük eleştiri ve alternatif akım olarak, Fransa’daki iktisat öğrencilerinin 2000 yılında, iktisat eğitimine tepkileriyle başlayan ve oradan başka ülkelere de yayılan post-otistik iktisat hareketini gösterebiliriz. Bütün bu akımlar alternatif olduğundan ve bahsettiğimiz çöplüğün horozu neoklasik iktisat olduğundan nihayette borusu öten yine neoklasik akım olmuştur.</p>
<p>Son yılların ve önümüzdeki birkaç on yılın popüler araştırma alanlarına baktığımızda neoklasik akımın önemli alanlarına rastlıyoruz: Oyun Teorisi ve Endüstriyel Organizasyonlar. Neoklasik akım, kendisine yapılan elestirileri fark etmis ve kendini aklama yolları bulmustur. İlkin mevcut yöntemlerini diğer sosyal bilimlere ihraç etmeye baslamıstır. Bugün, oyun kuramı sosyoloji ve siyaset biliminde yükselen bir değer olarak karsımıza çıkmaktadır. Kontrol teorisi ve grup teorisi gibi iktisatta kullanılan ileri cebirsel kuramlar sosyolojide kendine yer edinmeye baslamıstır. Đkinci olarak da neoklasik akım kendini düzeltme yoluna girmistir. Tam bilgi varsayımının piyasalar için çökmesi eksik rekabet modellerinin doğmasına ve Endüstriyel Organizasyonlar alanının yıldızının parlamasına yol açmıstır. Neoklasik iktisatçılar daha sonra bu alana bilgisayar bilimi ile elektroniğin önemli teorilerinden ağ teorisini de dâhil ederek firma davranıslarını ve piyasaları dinamik olarak incelemeye baslamıstır. Kendini düzeltme konusunda karsımıza çıkan diğer bir popüler alan da Deneysel İktisattır. Rasyonellik mefhumunun deneysel olarak sınanması ve elde edilen bilgilerin neoklasik akıma girdi olarak dönmesi “homo economicus”a alternatif bir “homo altruist” fikrini doğurmustur. Nöroekonomi ve deneysel iktisat gibi alanlar sayesinde iktisat laboratuarlara girmis ve asırı nicel havasından arınma trendi yakalamıstır. Tıbbi görüntüleme teknolojisinden yararlanarak bireylerin iktisadi davranıslarına izahat getirmeye çalısan nöroekonomi gelecek vaat eden arastırma alanlarındandır. Sosyal bilimler temeli olmayan iktisatçı bilim insanlarının iktisada kazandırdığı gelecek vaat eden belki de en önemli alan kaos kuramıdır. Edward Lorenz’in mucizesiyle baslayan ve Benoit Mandelbrot’la cosan fraktal geometriyi temel alan kaos kuramı günümüzde özellikle finans alanında kullanılmakla beraber gelecekte gelisme, esitsizlik ve tabakalasma gibi alanlara da uygulanacak gibi görünmektedir.</p>
<p>Yukarıda değindiğimiz gibi deneysel iktisat gibi alanlarla matematikten arınma trendine giren hakim iktisat hukukla da flört ederek daha az matematiğin kullanılacağı bir noktaya yakınsadığının sinyallerini vermektedir. Rekabet, hukuk ve iktisadın harmanlandığı bir konu olarak karsımıza çıkmaktadır, ama iktisat sadece rekabet hukuku ile yetinecek gibi durmamaktadır. Hukuk ve iktisat alanındaki gelismeler, hukuk sisteminin ve daha genis anlamda toplumsal isleyisin iktisadi temellerinin daha iyi anlasılmasına, kurumsal ve hukuksal 5 değişkenleri de içererek mikro iktisat davranıs ve karar verme kuramının gelismesine katkıda bulunabilir. Bu alanda yapılabilecek araştırmalar, hukuki kurum ve kuralların uygulamalı analizi yoluyla bu alanlardaki bilgi birikiminin artmasına yol açabileceği gibi hâkim mikro iktisat kuramının sınırsız rasyonellik varsayımı gibi kimi zayıf noktalarından çıkarak daha güçlü yeni paradigmalar yaratılmasına öncülük edebilir.</p>
<p><strong>SONUÇ </strong></p>
<p>Deneysel iktisat, nöroekonomi, rekabet hukuku gibi konular hakim iktisadın matematikten ıramasına neden olurken kaos kuramı, oyun kuramı, dinamik iktisat, ağ teorisi, finans iktisadı gibi alanlar da aşırı matematikleşmeye neden olmaktadır. İktisadın matematik kullanımını bu iki tarafın baskınlık dereceleri belirleyecek gibi görünmekte, ama hakim iktisadın her nereye gidilecekse gidilsin yapı itibariyle değişeceği kesin. Gelecekte hakim bir iktisadi akım olacaksa da tam Türk işi olacak gibi: Ortaya bir karışık yap!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/10/03/hakim-iktisat-ve-iktisadin-gelecegi-uzerine-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

