iktisadiyat

  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Erasmus Değişim Programları: Bol alkol, geçilemeyen dersler, uzatılan okullar…

U.Baris_Urhan | July 2, 2010

Sağ olsun Ekrem dün bir isyan bayrağı çekti. Ben de bugün onun bayrağının yanına bir başka bayrak çekmek niyetindeyim: Erasmus değişim programları!

Google’a bu işin amacı nedir diye sorduğumda önce nazlandı “Git Binali Yıldırım’a sor” dedi ama sonra ikna etmeyi başardım. Çıkan sonuçlarda şöyle bir şeyle karşılaşıyorsunuz:

Programın amacı Avrupa Birliği ülkeleriyle aday ülkelerin yüksek öğretim kurumları arasındaki işbirliğini teşvik edip geliştirerek yükseköğretimde Avrupa boyutunu ön plana çıkarmaktır. Bu amaçla Erasmus programı kapsamında her yıl binlerce öğrenciye ve öğretim görevlisine eğitim ve öğretim faaliyetlerinin bir kısmını yurtdışında geçirme imkanı tanınmakta, bunun yanında ortak araştırma projeleri, yoğun programlar, müfredat geliştirme çalışmaları ve Avrupa çapında Tematik Ağların finansmanı sağlanmaktadır. Erasmus eylemi oluşturulurken hedefler arasında Avrupa’da yüksek öğrenimin kalitesini arttırmak, farklı kültürler ve yaşam biçimlerine karşı toleranslı yaklaşabilme becerisini geliştirmek ve dünyanın en rekabetçi ekonomileri arasında Birlik olarak yer alabilmek için küreselleşme sürecinde istihdam piyasasının niteliklerine uygun eleman yetiştirebilmek amaçlanmıştır.

Sevgili Avrupa Birliği’nin ilgili birimleri başta olmak üzere tüm “paydaş”lara, bu aralar necip Türk köşe yazarlarının arasında moda olduğu üzere, ben de bir açık mektup yazayım. Hoş, açık mektubun dili Türkçe olduğu için Avrupalı dostlarımız zorluk çekebilirler ama Google Translate pek de fena değildir. (Please use Google Translate my dear EU) Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
Serbest Atış, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Niyet ve Referans Mektupları Hakkında

Levent_Neyse | June 9, 2010


Geçtiğimiz ay İsveç başvuruları ile ilgili yazıma ek olarak bu ay yurt dışı başvurularının en önemli belgelerinden olan niyet mektubu ve referans mektubu yazımından bahsedeceğim. Hiç şüphesiz farklı ülkelerden onlarca aday ile mülakat yapmanın zorluğunu ve bu mülakatlardaki adayların verimliliklerini düşünürsek başvurulan okuldan “Canım niyetin ne senin? Anlat hadi bir yazıyla” demesinin çok mantıklı olduğunu görürüz. Niyet mektubu yazmak her ne kadar kolay olsa da diplomatik kıvraklık isteyen bir iş…
Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Serbest Atış, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)

Can Madenci | April 18, 2010

Bu yazıda Marx’a ait bölümdeki yanlış ve çarpıtmalardan bahsedeceğim. (Yazının ilk bölümü burada.)

Öncelikle şunu ifade edelim: Bir liberalin Marx’ı eleştirmesi gayet doğaldır, Marx eleştirilemez değildir. Hatta zaman zaman Marx’ın fikirlerinin kendisi kapitalizmin nihaî analizini yapmış ve bu konuda son sözü söylemiş gibi sunulması ve böylece aşırı derecede dogmatikleştirilmesi söz konusu olduğunda, Marx’ın teorilerindeki kusurları göstermek gereklidir. Bu teorileri “düzgün şekilde” öğrenmeye heves eden öğrenciler de bunların doğrularını ve eksikliklerini birlikte öğrenmeliler.

Ancak Skousen’ın kitabında buna yönelik bir şey bulmak mümkün değil. Marx’la ilgili bölümde ilk olarak Marx’ın özel hayatı alaycı bir dille ve yer yer çarpıtılarak aktarılıyor. Böylece okuyucu daha en başta Marx’ı kişisel açıdan sorunlu bir insan olarak görmeye başlıyor. Bu kısımlar maalesef önyargı uyandıracak şekilde yazılmış. Gerçi arada bazı ufak tefek övücü sözler söyleniyor, ama yazılanların üslubundan amacın Marx’ı küçük düşürmek olduğu anlaşılıyor.

İkinci olarak, başta Marx hakkındaki kötüleyici ifadeleri okuyanlar, ilerleyen sayfalarda teorileri anlatıldığında Skousen’ın “çürütmelerini” hemen kabul etmeye yatkın oluyor. Üstelik metinde bu teoriler hakkında kimi yerlerde yanlış bilgiler veriliyor. Bu yanlışların en önemli özelliği, Marx’ın fikirlerini özünü bozacak derecede çarpıtmış olmaları. Skousen gibi büyük iktisatçılar hakkında ders verdiğini söyleyen birinin bu kadar çok yanlışı fark etmeden yapması bence mümkün değil.

Gerçi sosyalizm gibi konulardan bahsedildiğinde belirli bir nesnellik sağlamak ve ideolojiden uzak durmak kolay değildir – nitekim iktisat da hiçbir zaman ideolojiden uzak bir bilim olmamıştır. Fakat Skousen’ın yazdıkları nesnellik ve tarafgirlik arasındaki sınırı kolayca aşıyor. Tüm bunları düzeltmek için âdeta kısa bir makale yazmak gerekir. Bu nedenle burada sadece Marx’ın fikirleri hakkında Skousen’ın (çok bariz şekilde) yanlış aktardığı yerlere değineceğim.

Read the rest of this entry »

Comments
3 Comments »
Categories
Okuma Önerileri, İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (1)

Can Madenci | April 12, 2010

Ne zamandan beridir Mark Skousen’ın “İktisadî Düşünce Tarihi” (Modern İktisadın İnşası) kitabı hakkında yazmak istiyordum. Hem etrafımdan işittiklerimden hem de siteye bırakılan kimi yorumlardan anladığım kadarıyla Skousen’ın kitabı oldukça beğenilen bir kitap. 2003 yılında ilk çıktığında kitabı ben de okumuş ve beğenmiştim; fena değildi, hatta beni sıkmayan ilk iktisat tarihi kitabıydı. Ama ilgilendiğim konular hakkında zamanla daha fazla okudukça kitap hakkındaki fikrimi yavaş yavaş değiştirdim.

Kitabı ilk okumaya başladığınızda üslubu ve konuları ele alış tarzı hoşunuza gidiyor. İktisat tarihi kitaplarının ne kadar sıkıcı olduğu düşünüldüğünde, bu kitap diğerlerinin arasından hemen sıyrılıyor. Konular anlatılırken önce iktisatçıların özel yaşamlarından ve yer yer “garip” kişisel özelliklerinden bahsediliyor, sonra bu iktisatçıların teorileri basit bir dille anlatılıyor. Bölüm aralarına yerleştirilen kutucuklarda da diğer ilgi çekici konular hakkında bilgiler veriliyor. Kişiyi sıkmayan ve nispeten eğlenceli bir tarzda yazıldığı için, kitaba başladıktan sonra okumaya kolayca devam edebiliyorsunuz. Eminim, bu türden meselelerle ilgilenen birçok kişinin iktisat tarihi kitabı olarak okudukları ve yazım tarzı nedeniyle de sürekli dönüp baktıkları tek kitap bu olsa gerek.

Bununla birlikte, kitabın (sonradan bahsedeceğim yanlışlar dışında) iki kötü özelliği var. İlk olarak, iktisatçıların kişisel yaşamlarına ait “magazinsel” sayılabilecek bilgilere normalde böyle bir kitapta olması gerekenden daha fazla yer ayrıldığı için, bu kişilerin teorileriyle ilgili bölümler nispeten zayıf kalmış. Gerçi kimin ne dediği, neyi savunduğu az çok öğreniliyor, ama bu bilgiler çok yüzeysel kalıyor. Herhalde kitabın daha da kalınlaşacağı düşünüldüğünden teorilerin fazla derinine inilmemiş ve verilen bilgiler kimi yerlerde yetersiz kalmış.

İkinci olarak, kitap çok yanlı bir bakış açısıyla yazılmış. Her ne kadar Skousen kitabın (kendisinin “doğal özgürlük sistemi” adını verdiği) belirli bir bakış açısıyla yazıldığını ve bir hayli dik kafalı olduğunu en başta belirtse de, bu türden ifadelerin dozu zaman zaman fazla aşırıya kaçmış ve Skousen’la hemfikir olmayan (yani piyasa ekonomisini savunmayan) iktisatçıların alaycı bir şekilde yapılan yergisine dönüşmüş. Bu “renkli karalamalar” belki bir liberali kitabı okurken fazlasıyla tatmin edebilir, ama belirli bir nesnellik beklentisi olan kişinin bunlardan hayal kırıklığına uğrayacağı aşikâr.

Read the rest of this entry »

Comments
12 Comments »
Categories
Okuma Önerileri, İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Murat Çokgezen Röportajı – 2

U.Baris_Urhan | April 3, 2010

Bir diğer sorum da hocam, yeni açılan özel üniversiteler ve devlet üniversitelerindeki durumla ilgili. Durum iki tarafta da aynı. Yani iktisat ve işletme bölümleri hemen açılıyor. Bir masa, bir hoca, tamam. Bu konu hakkındaki düşünceleriniz, iktisat eğitiminin kalitesi bağlamında, nelerdir hocam?

Tabii bu şekilde açılan üniversitenin eğitimi de ona göre oluyor. Bu şekilde oradan yetişen adam işe yaramıyor, bu yüzden bunlara talep de düşük oluyor. Herkes belirli, kurumlaşmış yerleri tercih ediyor. Ama bu okullar da isteniyor, ben bunu da tartışamam. Yani vatandaş ben kötü iktisat eğitimi istiyorum diyorsa ne yapacaksın? Biraz önce de söyledim, adam ben Serçe’ye binmek istiyorum diyor, biz ise yok, illa Cadillac’a bineceksin diyoruz. Bırak, adam neye istiyorsa ona binsin. Yeter ki neye bindiğini bilsin. Burada önemli olan, eğitim kaliteleri arasındaki farkın vergi veren kişiler tarafından bilinmesi. Özel üniversiteler bunlara kendileri katlanıyor, ama devlette durum farklı. Bu kötü eğitimi finanse etmeye vergi verenler razıysa, benim için sorun yok. Ama kurumlar arasındaki bu fark tüm vergi verenler tarafından bilinsin istiyorum.

Read the rest of this entry »

Comments
4 Comments »
Categories
Röportajlar, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Murat Çokgezen Röportajı – 1

U.Baris_Urhan | April 1, 2010

Murat hocamızı Homoekonomikus ve Ekonomiturk‘teki yazılarından takip ediyorsunuzdur mutlaka. Marmara Üniversitesi İktisat Bölümü’nde doçent olarak görev yapan Murat Çokgezen teklifimizi kırmayarak bizimle görüşmeyi kabul etti. Kendisiyle İstanbul’da bir kafede oturup cheese cake ve kahve eşliğinde gerçekleştirdiğimiz sohbetimizi, geç de olsa sizlere sunabilmenin haklı gururunu yaşıyoruz! İlk parça bu hafta, devamı da çok yakında! Keyifli okumalar…

Sanıyorum şimdi soracağım soru sizi bir şekilde tanıyan ve yazılarınızı takip eden herkesin merak ettiği bir sorudur. Akademisyenliğe nasıl karar verdiniz? Bu süreç nasıl başladı?

Sanıyorum hikâyemi yüksek lisans yıllarında aldığım bir dersten başlatabilirim. O zaman aldığım bir derse kamu üniversitelerinin bir kısmında olduğu gibi dersin hocası değil, asistanı giriyordu. Ama akıllı bir çocuktu, etkilemişti beni, matematik dersleri veriyordu. O yüzden matematiğe merak sarmıştım. Herhalde onun sayesinde oldu, onun çok etkisi vardır.

Read the rest of this entry »

Comments
2 Comments »
Categories
Röportajlar, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

GSM Firmalarında Ücretlendirme: Kişisel Bir Araştırma

U.Baris_Urhan | January 21, 2010


Yaklaşık 6 aydır aktif olarak kullandığım Turkcell hattımın her ay gelen faturalarındaki artıştan yola çıkarak Avea ve Vodafone ile karşılaştırmalı bir araştırma yaptım ve şöyle bir sonuç ortaya çıktı:
.
Ayda, en yoğun konuştuğum dönemde bile, yaklaşık olarak 8.000sn’lik (Turkcell+ Sabit Hat + Diğer Operatörler) bir görüşme yapmışım. Bu görüşmenin karşılığı olarak 28,61TL (vergiler hariç) ödemede bulunmuşum. (Vergiler ve SMS’lerle beraber her ay ortalama 85-90TL ödüyor(d)um)
.
Oysa bunun yerine Vodafone Cep Kamu 20 paketine geçseydim (ailenizde bir yakınınız kamu çalışanıysa ya da emekliyse geçebiliyorsunuz) bu görüşme için ödeyeceğim ücret vergiler dahil 20TL olacaktı ve numaramı Turkcell’den taşıdığım için bir de ilk 6 ay boyunca 7200sn (120dk) fazladan yani toplamda 14.400sn (240dk) görüşebilecektim. Bu şu demek, Turkcell’den yaklaşık 60TL’ye yapacağım görüşmeyi Vodafone’dan 20TL’ye yapabilirim.

Mesajlaşmam ise şu andaki tarifem olan Turkcell Genç Tarife’de 30kr iken Vodefone Cep Kamu 20 tarifesinde 25kr.

Telefonumda kayıtlı numaraların 3 tanesi dışında hepsinin Turkcell olduğu yani Vodafone’a geçtiğimde görüşme yapacağım hemen herkesin “diğer operatörler”e dahil edileceği durumda bile Vodafone’a geçerek daha ucuza konuşabilirim.

Bu tarifenin 30 ve 40 olanları da var. Detaylara şuradan bakabilirsiniz (http://www.vodafone.com.tr/Tarifeler/cep-kamu.php)

Şu halde Avea’dan da ucuz olduğu için numaramı Vodafone’a taşıyorum. En azından bir yıl Vodafone’da kalıp bakacağım.

Bence siz de bir değerlendirmede bulunun. Şu linkler işinize yarayabilir:

http://www.vodafone.com.tr/Tarifeler/tarifeler.home.php
http://www.avea.com.tr/tr/sta/bireysel/index.shtml
http://www.turkcell.com.tr/bireysel/tarifeler


Hala bir değişime gitmek sıkıntılı ve zor bir süreç gibi gözüküyorsa o zaman şu makaleye bir bakmanızda fayda var:
.

Status quo bias in decision making

William Samuelson and Richard Zeckhauser


Abstract:
Most real decisions, unlike those of economics texts, have a status quo alternative—that is, doing nothing or maintaining one’s current or previous decision. A series of decision-making experiments shows that individuals disproportionately stick with the status quo. Data on the selections of health plans and retirement programs by faculty members reveal that the status quo bias is substantial in important real decisions. Economics, psychology, and decision theory provide possible explanations for this bias. Applications are discussed ranging from marketing techniques, to industrial organization, to the advance of science.

Key words: decision making – experimental economics – status quo bias – choice model – behavioral economics – rationality

http://www.springerlink.com/content/h1548722q126n043/

Comments
No Comments »
Categories
Deneysel ve Davranışsal İktisat, Serbest Atış, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Cogito’dan Darwin Sayısı

Can Madenci | January 14, 2010

Cogito dergisinin son çıkan sayısının tamamı Darwin’e ayrılmış. 460 küsur sayfalık büyük boy dergide şimdiye dek okuduğum kısımlar arasından en beğendiğim Kahraman İpekdal ve Şafak Mert imzalı “Biyolojik Evrim ve Evrim Kuramı” yazısı oldu. Basit ve sıkıcı olmayan bir üslupla yazılmış. Dergideki yazıların listesi şurada. Meraklılara Tübitak’ın popüler bilim kitapları serisinden çıkan Alan Moorehead’in “Darwin ve Beagle Serüveni” adlı kitabı da tavsiye ederim. (Kitabın linki şurada.)

Dergide “Osmanlı Darwinizmi” adlı yazısında Mehmet Ö. Alkan şöyle yazıyor:

Osmanlı literatüründe, Darwin’e ve evrimci kuramlara yönelik olarak Batı’da olduğu gibi ani ve kurumsal bir dinî reddediş görülmemiştir. 1860’lardan itibaren yayınlara baktığımızda, daha çok anlamaya yönelik mesafeli bir çaba dikkat çeker. Özellikle II. Meşrutiyet döneminde, doğa bilimlerinin gelişmediği bir ortamda bu konuda yapılan tartışmalar, özgün olmaktan ziyade elbette takip edilen Batılı kaynaklar üzerinden yürütülmektedir. (s. 357)

Darwin ve evrim kuramları özellikle II. Meşrutiyet döneminde son derece seviyeli tanıtılmış ve tartışılmıştır. Üniversite ders kitabı hâline dahi gelmiştir. Cumhuriyet döneminde 12 Eylül 1980 darbesine kadar, “din-bilim” çatışması gibi yapay bir eksenin dışında, hatta Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteklediği müfredatta yer verilen bir konu olmuştur. Elbette Darwin adından da evrim kuramlarından da rahatsız olanlar eksik olmamıştır. Özellikle de 1970’li yıllarda muhafazakâr kesimde bu rahatsızlık dile getirilmiştir.

Ancak şaşırtıcı olan, 1980 darbesinden sonra bu konunun ciddî bir çatışma, saflaşma ve kavga konusu hâline gelmesi, milli eğitim müfredatının da bundan olumsuz etkilenmesidir. Âdeta siyasal bir meydan okuma ile, dönemin Milli Eğitim Bakanı evrim kuramının anlatıldığı derslerde yaratılışın da anlatılması gerektiğini söylüyor, bunu haklı çıkaracak tarzda, bilimsel hiçbir anlamı olmayan ve Amerikan muhafazakârlarının propaganda kitaplarından çevriltilmiş raporlar hazırlattırıyordu. Sonunda istenen oluyor, âdeta inancın imtihanı hâline gelen konu, bir din-bilim çatışması şekline dönüşüyordu. (s. 358)

Görünen o ki, Osmanlı Darwin’e şimdilerde Türkiye’de “Akıllı Tasarım” gibi bilimsel olmayan garipliklerin savunuculuğunu yapan kişilerden daha açık fikirli yaklaşıyormuş. Bu da eskiye kıyasla bir gerilemeye tekabül etmez mi?

Comments
No Comments »
Categories
Okuma Önerileri, Serbest Atış, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Kitap Tavsiyeleri

Can Madenci | November 28, 2009

Zamanında okuduğum bazı kitaplardan karışık bir liste yaptım. İktisat meseleleriyle borsa tahminleri, faiz oranları, dış ticaret hadleri gibi günübirlik yüzeysel analizlerin ötesinde ilgilenmek isteyenler listede kendilerine ilgi çekici gelebilecek bazı kitaplar bulabilirler sanırım. Araya doğrudan iktisatla ilgili olmayan birkaç kitap da ekledim. Hayek’i pek sevmem, ama şu hususta tamamıyla haklı: sadece iktisatçıdan ibaret olan biri iyi bir iktisatçı dahi değildir.

* * *

İktisat Düşünürleri, Robert Heilbroner, Çev. Ali Tartanoğlu, Dost Kitabevi.

En tanınmış iktisadî düşünce tarihi kitabı. Orijinal ismi “The Wordly Philosophers” (Dünyevi Filozoflar). Kitapta Smith, Marx, Veblen, Keynes ve Schumpeter gibi iktisatçılardan bahsediliyor ve Neo-klasik ya da diğer ana akım iktisat okulları yer almıyor. 279 sayfa; okuması kolay, sıkmayıcı bir üslubu var. Piyasadaki çok az sayıdaki düzgün iktisat tarihi kitabından biri.

Maddi Uygarlık, Cilt 2 – Mübadele Oyunları, Fernand Braudel, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi.

Fransız tarihçi Braudel üç ciltlik Maddi Uygarlık serisinin bu cildinde 15.-18. yüzyıllar arasındaki kapitalizmi anlatıyor. Kendisi kitap için “genel iktisat tarihi” demiş. Dipnotları dahil 570 küsur sayfa olan bu büyük boy ve küçük yazılı kitabı okumak kolay değil. Ama ilgilenenler en azından kapital, kapitalist ve kapitalizm kelimelerinin ortaya çıkışından bahseden 203-211 sayfalar arasını okumalılar.

Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla, Leo Huberman, Çev. Murat Belge, İletişim Yayınları.

Amerikalı Marksist yazar Huberman kitapta feodalizmden itibaren kapitalizmin 20. yüzyılın başlarına kadarki tarihini anlatıyor. Rahat okunabilen, akıcı bir dili var. Braudel’in kitabına kalın olduğu için bulaşmak istemeyenler en azından bunu okumalı. Ben kitabı lisans öğrencisiyken okumuş ve beğenmiştim. O nedenle bu meselelerle doğrudan ilgilenmeyen, ancak kapitalizmin tarihini merak eden kişilerin de ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Tutkular ve Çıkarlar, Albert O. Hirschman, Çev. Barış Cezar, Metis Yayınları.

Politik iktisat ya da iktisadî düşünce tarihiyle ilgilenenler için gerekli bir kitap. Kitabın konusunu kabaca, Adam Smith öncesinde görünmez el nasıl savunuluyordu ya da kapitalizm günah olmaktan nasıl çıktı diye özetleyebiliriz. Zaten kitabın alt başlığı “Kapitalizm Zaferini İlan Etmeden Önce Nasıl Savunuluyordu?” Baskısı kalmamış, ama Hirschman’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Gericiliğin Retoriği” kitabını da listeye eklemek gerek. Burada Hirschman ilerleme karşıtı gericilerin toplumsal yapıyı değiştirme girişimlerine karşı çıkarken hangi argümanları kullandıklarını inceliyor. Günümüzde liberallerin sürekli olarak devlet müdahalesine karşı çıkarken kullandıkları argümanlar da bunların aynısı.

İktisatçılar ve İnsanlar, Ayşe Buğra, İletişim Yayınları.

Daha önceki yazıda bahsettiğim Blaug’un Metodoloji kitabının benzeri bir kitap. Zaten alt başlığı “Bir Yöntem Çalışması”. Buğra Aristo’dan itibaren tarihsel bir sırayla iktisatta yöntem konusunu incelemiş. Bende kitabın ilk baskısı bulunuyor, ama sanırım diğer baskılarında kayda değer herhangi bir değişiklik yapılmış değil. Benzeri konularla ilgilenenler, Yordam Kitap’tan çıkan Orhan Kurmuş’un “İktisat Tarihinin Doğuşu” kitabına da bakabilirler.

Wittgenstein’ın Maşası, D. Edmonds ve J. Edinow, Çev. Aslı Biçen, Yapı Kredi Yayınları.

Kitap 1946 yılında Cambridge Üniversitesi’nde Karl Popper ve Ludwig Wittgenstein arasında geçen ve sadece on dakika süren tartışmanın hikâyesini anlatıyor. Popper “Felsefi Sorunlar Var mıdır?” başlıklı bir bildiri sunmak üzere geldiği toplantıda dönemin önde gelen filozoflarından Wittgenstein’ı kendisine maşa sallar vaziyette buluyor. Okuması kolay, her iki filozof hakkında tartışmanın dışında bilgiler de veren bir kitap.

Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914, Şevket Pamuk, İletişim Yayınları.

Osmanlı ekonomisine giriş niteliğinde yazılmış, kolay anlaşılır üsluplu bir kitap. Kitapta Pamuk tarihsel bir sıra izlemiş, böylece olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkileri daha rahat anlaşılıyor. 242 sayfa ve büyük boy, okurken rahat not alabildiğim, şimdiye dek Osmanlı hakkında okuduğum beni sıkmayan tek kitap.

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, Carl Sagan, Çev. Miyase Göktepeli, Tübitak Yayınları.

Tübitak’ın bozulmadığı ve düzgün kitaplar bastığı dönemlerde çıkan bir kitap. 1996’da ölen Amerikalı astronom Sagan kitapta örnekler vererek boş inançlar ve kendisinin sahte bilim olarak gördüğü şeylere karşı bilimsel düşünceyi savunuyor. Tüm bunları yaparken olaylara şüpheci ve sorgulayıcı bir tavırla yaklaşıyor. Kitabın orijinal ismi “The Demon-Haunted World: Science as a Candle in the Dark”. Yaşı tutanlar belki Sagan’ı yıllar önce TRT 2’de yayınlanan “Cosmos” adlı belgeselden hatırlarlar. Sagan’ın “Contact” adlı kitabı da 1997’de aynı isimle filme çekildi. Başrolünde Jodie Foster’ın oynadığı filmi bir yerlerden bulup izleyin.

* * *

Son iki kitabı diğerlerinden farklı tuttum.

Mülksüzler, Ursula K. LeGuin, Çev. Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yayınları.

LeGuin 1974 tarihli kitabında biri anarşist (Anarres), diğeri kapitalist (Urras) iki dünyayı anlatıyor. Roman Anarresli fizikçi Shevek’in Urras’a gidişiyle başlıyor ve iki dünyanın karşılaştırmalı anlatımıyla sürüyor. Bu tür meselelerle ilgilenen kişilerin rahatça okuyabilecekleri bir kitap. Orijinal ismi “The Dispossessed”. Benzeri romanlar olarak, George Orwell’dan “Hayvan Çiftliği” ve “1984”, John Steinbeck’ten “Gazap Üzümleri” ile “Fareler ve İnsanlar” sayılabilir.

The People of the Abyss, Jack London.

Jack London 1902 yılında kılık değiştirerek Londra’da işçilerin yaşadığı Doğu Yakası’na (East End) gidiyor ve birkaç ay boyunca burada işsiz bir gemici olarak yaşıyor. Sonra da gördüklerini “The People of the Abyss” (“Uçurum İnsanları” olarak çevrilebilir) adı altında kitaplaştırıyor. Ben kitabı okurken kimi yerlerde hayretten duraklamadan edemedim. Alıntı yapmak gerekirse:

Yapışkan kaldırımlardan portakal ve elma kabukları ve üzüm salkımları topluyor, bunları yiyorlardı. Yeşil erik çekirdeklerini içlerinden çıkanları yemek için dişlerinin arasında kırıyorlardı. Fasulye tanesi büyüklüğündeki tek tük ekmek içlerini, elma koçanlarını (bunlar öylesine siyah ve kirlilerdi ki, elma koçanı olduklarını insan kırk yıl düşünse aklına getiremezdi) topluyorlardı. Bu şeyleri bu iki adam ağızlarına atıyor, onları çiğniyor ve yutuyorlardı; ve bu olay Tanrı’nın 1902 yılının 20 ağustosunda,  akşam saat altı ile yedi arasında, dünyanın şimdiye dek gördüğü en büyük, en zengin ve en kuvvetli imparatorluğun tam kalbinde oluyordu.

Kitap Türkçeye “Doğu Yakası”, “Altta Kalanlar” gibi isimlerle çevrilmiş. Kitabı basan birkaç yayınevi var, ancak hangisinin çevirisi daha iyi bilmiyorum. Bugün dahi Londra’nın doğu kesimi batısıyla kıyaslandığında gelişmişlik açısından oldukça farklıdır. Batıda genellikle durumu iyi olan İngilizler yaşarken, doğusunda Araplar, Türkler, zenciler ve diğer doğulular yaşar. Kitabı özellikle kapitalizmin zenginlik yarattığı masalına inanmayan herkese tavsiye ederim.

Comments
2 Comments »
Categories
Okuma Önerileri, Serbest Atış, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Türkiye’de İktisat Eğitimi 3: İktisatçı olmak için sakın iktisat okumayın, hele Türkiye’de!

U.Baris_Urhan | June 13, 2009

Atila Abdulkadiroğlu, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Duke Üniversitesi Profesörü; Ali Hortaçsu, lisans & yüksek lisans Stanford Üniversitesi – Elektrik Mühendisliği, Chicago Üniversitesi Profesörü; Tayfun Sönmez, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü; Utku Ünver, lisans Bilkent Üniversitesi – Elektrik ve Elektronik Mühendisliği, Boston College Profesörü… diye gider bu liste. Dünyanın en iyi üniversitelerinde akademisyenlik yapan bu Türk iktisatçıların ortak özelliği nedir sizce? Evet, evet; yakaladınız: hiçbiri lisansta iktisat okumamış! Öyleyse formül basit, lisansta iktisat okumanıza gerek yok; sonra gider bir yerde yüksek lisans yaparsınız. Şu sıralar Avrupa ve ABD’deki saygın okulların başvuru kriterleri arasında gördüğüm kadarıyla, yıllardır kabul edilen matematik mezunlarının yanında, fizik mezunlarını da kabul ediyorlarmış.

Başlığın yarısına açıklık getirdiysek diğer yarısına niye getirmeyelim! Neden Türkiye’de okumuyoruz peki? Cevabı basit, lisans eğitimi bizde 4 sene komşuda 3 sene! E hal böyle ise ve bir de yüksek lisansta iktisat okuyacaksak neden lisansta 1 sene fazladan gitsin a dostlar!

Espriyle karışık bir giriş yaptık ya, sonumuz hayır olsun!

Türkiye’nin iktisat eğitimini ele alırken tartışılması gereken bir diğer mesele de ders programları ve eğitim süreleridir. Gördüğüm kadarıyla Avrupa’daki saygın okulların tamamında lisans eğitimi 3 yıldır. Amerika ile benzer olan 4 yıllık eğitimimiz ise doktoraya başlamak için zorunlu 2 yıllık yüksek lisans ve üzerine 5 yıllık doktora eğitimi eklendiğinde belki de dünyanın en uzun süreli iktisat eğitimlerinden birine tekabül ediyor. Oysa ABD’de lisansın ardından doğrudan doktoraya başlayabilirsiniz. Bizde de “bütünleşik doktora programı” diye duyurdular ama neredeyse hiçbir yerde uygulanmıyor!
Peki bütün bunları planlayan kimlerdi? Neden kimse değiştirmeyi düşünmüyor?

Genel planlamanın sebebi yasal olarak kimdi bilemiyorum ama işin ucunda YÖK, Milli Eğitim Bakanlığı ve ilgili rektörlüklerden başkasının olamayacağı açık! Birileri “ama öğrenciler?” diye düşünmüyordur umarım! Onların görevi okumak, son zamanlarda da uygulamada yasal hiçbir gücü olmayan ‘temsilcilik’ ile uyutulmak!

Bir önceki yazımızda programların içeriğinin neye göre belirlendiğini az çok irdelemiştik. Şimdi gelin iki örnek alıp karşılaştırma yapalım:
Türkiye’den –torpil yaparak- kendi okulumu ve Avrupa’dan da Nottingham Üniversitesi’ni seçiyorum:

Nottingham şöyle demiş: İlk yıl 20 kredi mikro iktisata giriş, 20 kredi makro iktisata giriş, 20 kredi kantitatif ekonomi ya da 20 kredi matematiksel iktisat ve ekonometriye giriş… diye gidiyor.

DEÜ İİBF de şöyle demişti bizim zamanımızda: İlk yıl 10 kredi iktisata giriş, 10 kredi matematik. Gerisi şunlar; hukuk, davranış bilimleri, tarih, edebiyat, beden eğitimi, işletme 1-2, muhasebe 1-2, İngilizce, Türkçe, bilgi teknolojileri.

Nottingham’dan mezun olan birisinin doğrudan iktisatla ilgili aldığı ders sayısı 12/12; benim aldığım ders sayısı ise 30/62. Örneğin bendeniz bir dönemde 7 derse çalışırken Nottingham eşrafı senede 4 ders geçmekle meşgulmuş.

Şöyle bir hatırlıyorum da makro iktisatı bir dönem görürken vergi hukukunu 2 dönem görmüştük. Hatta o kadar çok zorunlu hukuk dersi vardı ki hocalarımdan birisi bunu övünç malzemesi yaparak  “bir de Roma Hukuku dersini koysaydık iki diploma ile mezun olurdunuz” diye anlatırdı. Aman ne iyi oldu; bir de zahmet edip birkaç iktisat dersi daha koysaydınız!

Tabi meselenin birçok yönü var. Bunlardan ilki mevcut olan statükoyu kırmak! Ders programlarının yenilenmesi bölümün kararı üzerine gerçekleştirilir. Bu da genelde bölümün yaşça büyük, hürmet edilen profesörlerinin arzu ettiği yönde; gençlerin de ufak tefek gönüllerinin alınmasıyla olur. Aslında her bölümde az çok bu eski-yeni çıkmazı vardır. Bir taraf programların daha iyi olmasını ister çünkü onlar gençtir, çalışmaya ve yeni bir şeyler bulmaya, öğrenmeye açtırlar. Diğer tarafta ise 20 senedir aynı notlardan, aynı dersi hiçbir yerini güncellemeden anlatan ve hoş sohbet bir profesör vardır. O ise zaten ünvanını 20 sene önce aldığı için artık yeni bir şey yapmasının gerekli olmadığını düşünerek akademik memuriyetin keyfini çıkartmak; böyle zararlı(!) işlerler uğraşmamak ister. Şimdi gelin de siz bir doktora öğrencisi araştırma görevlisi olarak böyle bir bölüm başkanının karşısına geçip programı değiştirtin! (Bu satırları lütfen bir genelleme olarak algılamayın, kişisel gözlemlerden ibarettirler sadece ve her yerde böyledir anlamına gelmezler)

Bir diğer yönü ise şu: Bizdeki İİBF’ler birbirlerine derse giden akademisyenlerden oluşurlar. Örneğin bir işletmeci, iktisat bölümüne derse giderken bir iktisatçı da maliye bölümüne derse gider. Programları yaparken eğer siz: “şu işletme derslerinden 3 tanesini seçmeli havuzuna koyalım, iki tanesini de kaldıralım” derseniz karşı tarafın da tepkisi benzer olur. Peki olur da ne olur? Ne olacak, birilerinin cebine giden ders başına para musluğu kesilmiş olur. Siz akademisyeninize doğru düzgün maaş vermezseniz o da parasını “öğretmenlik”  yaparak kazanmak zorunda kalır!
Meselenin vahim bir diğer yönü de akademisyenlerin kendi verdikleri dersleri; bölümdeki diğer akademisyenlerin birçoğu ve hatta öğrenciler bile zorunlu olarak almak istemeseler dahi, zorla programda tutma istekleridir. Ne yazık ki bunun sebebi de yine maddiyattır.

Kim demiş homo-economicus yok diye!

Comments
No Comments »
Categories
Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Günün Sözü

(…) müdahalenin olmadığı bir serbest piyasanın mevcut olmadığını ve olamayacağını söylemek zorundayım. — Karl Popper

Üye Olun

Subscribe via RSS Subscribe via Email

Son Yapılan Yorumlar

  • fatih_vural on Mark Skousen – İktisadî Düşünce Tarihi (Modern İktisadın İnşası): Bilgi Yanlışları ve Çarpıtmalar (2)
  • fatih_vural on Schumpeter’den Özdeyişler
  • fatih_vural on Hayek’in Diktatör Röportajları Sonunda Kullanıldı(!)

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (4)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (16)
  • Duyurular (13)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (1)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (15)
  • İktisat Tarihi (13)
  • İktisat Teorisi (15)
  • İktisatçılar (25)
  • Köşe Yazarları (4)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (6)
  • Müzik (3)
  • Nöroekonomi (7)
  • Nöropazarlama (3)
  • Okuma Önerileri (7)
  • Oyun Teorisi (8)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (41)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (12)

 

September 2010
M T W T F S S
« Aug    
 12345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930  

Baglantilar

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox