<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>iktisadiyat &#187; Deneysel ve Davranışsal İktisat</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/category/deneysel-ve-davranissal-iktisat/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Feb 2012 18:20:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>İKTİSADIN DEĞİŞEN YÜZÜ-2 ; BAYES-PSİKOLOJİ-İKTİSAT</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/02/08/iktisadin-degisen-yuzu-2-bayes-psikoloji-iktisat/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/02/08/iktisadin-degisen-yuzu-2-bayes-psikoloji-iktisat/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 08 Feb 2012 21:13:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>zeliha_hatipoglu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Bayes teoremi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3075</guid>
		<description><![CDATA[Biraz iddialı bir başlık olsa da, sadece aklımdakileri paylaşmak niyetindeyim. Bol bol katkılarınızı bekliyorum. Son zamanlarda bir Bayes merakı gidiyordu bende, Levent de iyi bilir, nihayet bir sonuca vardırdım bu meseleyi tabi paylaşmak da istedim doğrusu  ’Evreka’ halimi….Bayes’i açıklamadan önce bizi Bayes’e getiren -belki de zorlayan demeliyiz- koşullara ve tarihselliğe girmek istiyorum. Rasyonalite, belki yüzyıllarca [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/ikt.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-3077" src="http://iktisadiyat.com/wp-content/uploads/2012/02/ikt.jpg" alt="" width="291" height="200" /></a></p>
<p>Biraz iddialı bir başlık olsa da, sadece aklımdakileri paylaşmak niyetindeyim. Bol bol katkılarınızı bekliyorum.</p>
<p>Son zamanlarda bir Bayes merakı gidiyordu bende, Levent de iyi bilir, nihayet bir sonuca vardırdım bu meseleyi tabi paylaşmak da istedim doğrusu  ’Evreka’ halimi….Bayes’i açıklamadan önce bizi Bayes’e getiren -belki de zorlayan demeliyiz- koşullara ve tarihselliğe girmek istiyorum. Rasyonalite, belki yüzyıllarca tartışılan, ruh-beden iki midir bir midir yoksa ruh diye bir şey yok mu sorularıyla yükselip dursa da, şu açık ki, bilimlerin ayrışmaya başladığı aydınlanma sonrası dönemde ve politik-ekonominin, ahlak felsefesinden koptuğu, psikolojinin kendi kendini var etmeye çalıştığı yıllara gittiğimizde, karşıma çıkan ilginç anekdotlar oldu. <span id="more-3075"></span></p>
<p>Ester Hoca’nın özet kitabı ‘İktisadın Unuttuğu İnsan’ karşımıza, makine-insan anlayışıyla on yıllarını geçirmiş bir psikolojiyi getirdi. Bundan öncesi, zaten bildiğimiz hikaye; Adam Smith’ ten hemen sonra, üstüne üstlük 1759-Theory of Moral Sentiment anlaşılmadan daha, David Ricardo –ki, bir borsacıdır kendisi- dedi ki ‘bu iş böyle olmaz , gelin şu iktisadı zaman ve mekandan ayıralım, soyutlayalım gitsin, zaten birey mükemmel bilgiye sahip, mükemmel olarak geleceği öngörüyor’ …. Bundan sonrası, bizi psikolojiden de, kimilerine göre psikolojinin kendisinden yükseldiği sosyolojiden de kopartarak, belki de finansal krizlere dahi getirdi. Bence bulaşıcı bir hastalık ya da takıntıydı bu –izm hastalığı ya da Newton bağımlılığı.Öyle ki ‘doğa’ gereği yapay olduk, her şeyi biliyorduk, tahmin de edebiliyorduk, çünkü ancak bir saat kadar sistemliydik, bir sonraki adımımız, biraz da içine nedenselliği oturtunca gayet anlaşılırdı.Bunlardan sonra, Bayes’ e kızmıyorum, daha doğrusu kızamıyorum.. O da, geleceği öngörmenin yolunu arıyordu…. Ruhu ortadan kaldırıp yerine, mekanik bir örüntü olarak, insan fiziğini yerleştiren ve buradan bir keşişin bile otomatını yapıp, şehir merkezlerine yerleştirenler olduktan sonra, haksızlık olur Bayes’e kızmak…</p>
<p>Diğer tüm bilimlerle birlikte psikolojinin de yapılanışı, farklı bir tarihsel arenada olmadı ve Zeitgeist’in varlığında, ilerlemeye devam etti, onun da iddiası gayet anlaşılabilir, çözümlenebilir, tahmin edilebilir bireydi.Bazen inanmakta zorlanıyorum fakat, hepsinin bir teori geliştirebilmek için, genelleştirmek için pozitivist bir açıdan tutarlı olduğuna kendime inandırıyorum. Fakat, yine de Einstein’in daha yaklaşık iki asır sonra bahsettiği fakat Adam Smith’in 1759’da bahsettiği’ zaman, sonsuz sayıda bölünebilir bir süre değildir; bir duygudur ve zihinde yer almaktadır’ anlayışını kavrayamamış olmamız, 80 sonrası bilişsel psikolojiyle gelen iktisadın hızlı dönüşümünü açıklıyor olmalı. Buna direnenler olsa da, her şeyi pozitivizm açıklamanın gerekli olmadığını düşünüyorum, kendi içinde gereken tutarlılığı sağladığında ve nedensellik bağı kurulduğunda, genel-geçerlik, çözülebilirlik ya da genellik arayışı da yersiz olabilir. Yine bugün, artık biliyoruz ki, tam bilgiye sahip olmayan birey, hatta şunu da ekleyeyim, bu bilgi çağında dahi tam bilgiye sahip olamayan birey, bir de karar verme sürecinde, bir takım bilişsel noksanlıklarla yüzleşmekte ve geleceği öngörmek konusunda hataya düşmekte, ya fazla iyimser ya da fazla kötümserliğe doğru birtakım eğilimlerle hareket etmekte.(tabi genellemiyoruz) ve Bayes’ten oldukça uzağa bir noktaya düşebilmekte, ee nedir bu Bayes Teoremi ? Bayes Teoremi, rasyonel insanın, hesapçı ve geleceği öngörebilirliği için biçilmiş kaftan, başarılı bir araç. Buyurun;</p>
<p>P(A /D) =P(D/A).P(A) /  P(D)</p>
<p> A, bir hipotezi ifade ederken, D yeni bir kanıttır; P(A/D) ise, D ‘ nin gözlenmesiyle A’nın ortaya çıkması anlamına gelmektedir. P(A) , A’ ya olan inancı ifade ederken, P(D/A) ise, bilginin değerlendirilmesi olarak, formülde yer alırken, aynı zamanda bağımsızdır. Değerlendirmenin bağımsız olması, bir başka bilişsel ayrılmaya işaret etmektedir. Onaylama bilişi ile genelde yeni kanıtlar, inançtan bağımsız olmak yerine, bireyle inançlarıyla, olduğundan daha fazla ilişkili olarak değerlendirmektedir.</p>
<p>Günlük hayattan basit bir tahmin yürütme örneğiyle, açıklayacak olursak, Bayes Kuralı’nın kullanılabilirliği görebiliriz. Mutfağınızın tezgâhında 5 kiloluk eti açıkta bırakıp, evdeki köpeğinizi de hırsıza karşı yeterli görüp, evden ayrıldınız ve döndüğünüzde evde her şey yerli yerinde görünürken, etin olmadığını gördünüz. Burumda, evin düzenli olması, hırsız girmediği anlamına gelmektedir. Bu durumda, birinci şüpheli köpeğinizdir. Daha önce gittiğiniz köpek psikiyatrisi seanslarından da, köpeğinizin hilekâr bakışları, suçu işleme ihtimalini yükseltir. Bu olasılığın %95 olduğunu düşünebilirsiniz. Akşam yemeğini hazırlayıp, köpeğinize sunduğunuzda, köpeğinizin hızla akşam yemeğini yediğini gördüğünüzde ise, şöyle düşünebilirsiniz; ‘Eğer, 5 kiloluk eti, yemiş olsaydı, bu iştahla ve hızla akşam yemeğini yeme olasılığı, ancak %2 olurdu’.Aç olduğunda ise, bu ihtimal % 99’dur. Bu durumda, önceki şüphemizi, yeni kanıtla yeniden Bayes kuralı ile değerlendiririz;</p>
<p>P(Suçlu)=0.95</p>
<p>P(Masum)=0.05</p>
<p>P(D/Suçlu)=0.02</p>
<p>P(D/Masum)=0.99</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>P(Suçlu/ D) = P(D/Masum).P(Suçlu) / P(D/Suçlu). P(Suçlu) + P(D/Masum).P(Masum)</p>
<p>P(Suçlu/D) = (0.02).(0.95) / ( (0.02).(0.95) + (0.99).(0.05)</p>
<p>                       = 0.28</p>
<p>Böylece köpeğin suçsuz olduğu düşünülebilir. Fakat, olasılıkların bu kadar iyi hesaplaması, her zaman mümkün olmayabilir.Hatta , bu olasılıkların her birini doğru hesaplayabildiğimizi varsayalı, bu hesaplama, nasıl yapıldı ?? Bu ‘nasıl’ sorusunu Ricardo’da silip atan iktisat, şimdi aydınlatmaya çalışırken bir bilişsel iktisatçı adayı olarak, insanları Bayes Kuralı’yla genelleyemeyiz. Şu karma karışık iç dünyamızda, ruhla bedenin kavgasında, kelimelerin gerçeği sakladığı sözde gerçek dünyamızda, geleceği  öngörmek… bunu Bayes hesabıyla yapmak, bizi 1700’lü yıllara götürür sanıyorum, izafiyet öncesi , II.Dünya Savaşı dönüşümü öncesi, otomatlı yıllara….</p>
<p>Kaynakça;</p>
<p>Modern Psikoloji Tarihi, Duane P. Schultz, Sydney Ellen Schultz  çev.Yasemin Aslay</p>
<p>Bilişsel Psikoloji, Robert L. Solso, M.Kimberly Maclin vd. çev. Ayşe Ayçiçeği Dinn</p>
<p>İktisadın Unuttuğu İnsan, Ester Biton Ruben</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/02/08/iktisadin-degisen-yuzu-2-bayes-psikoloji-iktisat/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İktisatta Deney Yapılır mı?</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/01/26/iktisatta-deney-yapilir-mi/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/01/26/iktisatta-deney-yapilir-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Jan 2012 11:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Serkan Kiremit</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel İktisat Kitaplığı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Fizik ve İktisat]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=3058</guid>
		<description><![CDATA[ Modern fen bilimleri başarılarını deney ve gözlem yöntemlerine borçludurlar. Deneycilik ve yararcılığın yalnızca fen bilimleri prosedürünü tanımladığı sürece doğru olduğunda herhangi bir şüphe yoktur (s. 35). [Zira] İnsan eylemi bilimlerinin uğraştığı tecrübe daima karmaşık fenomen tecrübesidir. İnsan eylemi söz konusu olduğunda laboratuar deneyi yapılamaz. (s. 34) Ludwig von Mises, İnsan Eylemi Bazı sorular sanki kesin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left"><em><span style="color: #000000"><img class="alignright" src="http://www.paduiblog.com/uploads/image/Harrisburg%20DUI%20lawyer%20lab%20cartoon.gif" alt="" width="300" height="298" /> </span></em><em><span style="color: #000000">Modern fen bilimleri başarılarını deney ve gözlem yöntemlerine borçludurlar. Deneycilik ve yararcılığın yalnızca fen bilimleri prosedürünü tanımladığı sürece doğru olduğunda herhangi bir şüphe yoktur (s. 35). [Zira] İnsan eylemi bilimlerinin uğraştığı tecrübe daima karmaşık fenomen tecrübesidir. İnsan eylemi söz konusu olduğunda laboratuar deneyi yapılamaz. (s. 34)</span></em></p>
<p style="text-align: left"><em></em><em><span style="color: #000000">Ludwig von Mises, <span style="color: #0000ff"><a href="http://www.liberte.com.tr/incele.php?id=NQ==&amp;kat=NA==&amp;kat1=" target="_blank"><span style="color: #0000ff">İnsan Eylemi</span></a></span></span></em></p>
<p><span style="color: #000000">Bazı sorular sanki kesin cevapları varmış gibi görülür. Oysa kaotik durumların sanılanın aksine tek bir cevabı yoktur. Ama anlaşılır ve sağlam bir mantığa sahip bir cevabı vardır. Bu cevap insanın kendi doğal sınırlarına ulaştığı anda ortaya çıkar. Örneğin, insan uçabilir mi sorusunun cevabı evettir. Bir araçla, yani bir vasıtayla, uçakla, roketle, yapay kanatla, planörle, helikopterle, uzay mekiğiyle mümkündür bu. Ama soru esasında şöyledir: İnsan kuş gibi uçabilir mi? Bunun cevabı tek kelimeyle hayırdır. İnsan iktisatta deney yapabilir mi? Evet, ama bu bize herhangi bir fayda ve kesinlik sağlar mı? Cevap hayırdır. Zira tam tersine, iktisatta deney yapmak bizlere zarar verir ve iktisat bilimini yanlış cevaplara götürür.</span></p>
<p><span style="color: #000000"><span id="more-3058"></span></span></p>
<p><span style="color: #000000">Fizik, biyoloji ve kimya bölümleri insani değerlerden bağımsız olduklarından dolayı laboratuar ortamında sayısız deney yapmak mümkündür. İnsan eylemlerinin değişik bakış açıları ve davranışları bu deneysel ortamlarda neredeyse hiç mevcut olmadığından, fen bilimleri için deneyin kesinliğine müracaat edilebilir. Yer çekimi kanunu, sürtünme kuvveti, oksijenin kaç atomdan meydana geldiği, DNA’nın yapısı, bir bilim adamı tarafından deneylerle tekrar ve tekrar kanıtlanabilir. Lakin iktisatta deney gelip geçicidir ve yararlı değildir. Sadece anlık bir bilgidir. Deneyciye sadece çok kısa zamanda bilgi sunar ve sonra ortadan kaybolur. Fen bilimlerinde suyun kaldırma kuvveti dünyanın her yerinde her vakitte her insan tarafından aynı şekilde hissedilir. Oysa iktisatta para miktarındaki herhangi bir artış karşısında, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kişi aynı davranışta bulunmayabilir. Biri parayı tasarruf eder, diğeri kumara yatırır, diğeri bu artışa duyarsız kalır, bir diğeri tüketim yapmaya hazırdır. Kısacası, insan eylemlerinin olduğu bir ortamda laboratuar ortamı sadece ve sadece olması mümkün olmayanı ölçer. Bu da iktisatta vakit ve nakit kaybıdır.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Laboratuarda bilim adamı demir ve pamuğun bütün atomlarını lime lime edebilir. Hangisinin özgül ağırlığının daha fazla olduğunu saptayabilir. Ama bir iktisatçı deney yaparak bir kilo demir mi yoksa bir kilo pamuk mu daha pahalıdır sorusunu cevaplayamaz. Hatta tarihi kayıtlara bile başvursa, sadece o dönemde bunlardan hangisinin insanlar için daha değerli olduğunu anlayabilir, o kadar. Ama asla bu bilgiyi günümüze taşıyamaz. Çünkü fen bilimlerinde olduğunun aksine, iktisattaki olaylar süreklilik arz etmediğinden, iktisat bilimi ölçümle, istatistikle ve matematikle kesin sonuçlara ulaşamaz. Çin’de demire çok ihtiyaç duyulması Türkiye’de pamuğa hiç ihtiyaç duyulmayacağı anlamına gelmeyebilir. Ya da pamuğun fiyatındaki yüzde 10’luk artış, pamuk arzının az olması anlamına gelmeyebilir. Pamuğun fiyatındaki artış, talebindeki aşırı artışa denk düşmüş de olabilir. Fakat bir iktisatçı olayların ne zaman, nerede ve nasıl olacağıyla ilgilenmek yerine iktisadın basit ve anlaşılır ilkelerini anlama iklimde kalmalıdır. Çünkü pamuktaki fiyat artışı gümrük vergisinin artmasından dolayı da meydana gelebilir. Yalnız, iktisatçı bir şeyde kesin olmalıdır. İktisatta bireyler farklı zamanlarda ve farklı yerlerde farklı şekilde tercihler yaptıklarından iktisadın sürekli tekrar eden sabit bir sayısı ve değeri yoktur. İktisadın formülleri (MV=PT) ya da sayıları (π) yoktur. İktisatta ölçüm o anlıktır, gelip geçicidir, uçucudur. Sadece tarihte kalan bir veridir ve geleceğe sabitler aktaramaz. İktisat bu açıdan gericidir diyen pozitivist kılıklılara kulak tıkanmalıdır, çünkü iktisat ne fen bilimlerine ne de sosyal bilimlere benzer. O, bulunan en yeni ve en kapsamlı bilimdir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">İnsan eylemleri bilimi sayesinde iktisat “belirsizlik” ilkesini modern fizikten önce keşfetmiştir. Kuantum kuramı fizikteki deneyciyi aktif katılımcı ilân ederken, ekonomideki “belirsizlik” süreci iktisatçıyı onun ideolojik yargılarını ve ön değerlerini yok sayan pozitif iktisat ekolüne karşı güçlü kılmıştır. Çünkü iktisatçı sıradan bir insandır, değerden bağımsız süper bir ego değildir. İnsanın etik yargıları, metafizik hisleri, alışkanlıkları, eğitimi, çevresi, önyargıları ve ideolojik hassasiyetleri her zaman iktisadi analizleri etkileyecektir. O yüzden, fen bilimlerinde olduğunun aksine, iktisattaki deneyler çok ufak sapmalardan etkilemeyecek ve daha derin nitelikli şeyleri neredeyse tamamen bozacaktır. Deneyin analizi neredeyse araştırmacının değerlerini kaydıracaktır. Oysa fizikteki ideolojik yaklaşım dünyanın güneşe uzaklığını etkilemez, ama iktisat böyle değildir. Zira bu konuda aşırıya kaçmakta aptalca bir iştir. Marx’ın ifade ettiği gibi, özel mülkiyeti savunmak burjuva iktisatçının işi değildir. Mülkiyet kurumunu yok saydığımızda bunun aslında iktisadı yok saymaya varacağını bilmeliyiz.                             </span></p>
<p><span style="color: #000000">İktisattan özel mülkiyeti kaldırırsak insanların çoğunun evlerinin, arabalarının ve ev hayvanlarının ellerinden gitmesine şahit olmaz mıyız, ne kadar insanın perişan hâle düşeceğini fark etmez miyiz? Ama bu durumun sadece laboratuar ortamında gerçekleşeceğini söylerseniz, ben de size o zaman kimsenin “mülkü” olmadığında mübadelenin nasıl yapılacağını sorarım. Sonuç şudur ki, mübadele bilimi olan iktisat için illa ki bir mülk ve mülkiyet kurumu olmalıdır. İktisat biliminin bu konuda cevabı net ve mantıklıdır. Ha, gerçi mülkiyet özel mi yoksa kamusal mı olmalıdır sorusu hâlâ sorulmaktadır. Zamanımızın meselesi de budur. Ama bu mesele iktisatta her zaman olduğu gibi, deneysel ve gözlemsel nedenlerle değil, ne yazık ki tarihsel bir tecrübeyle sonuçlanmıştır. Sosyalizmin tarihsel tecrübesi, mübadele bilimi olan iktisadın insanların bireysel mülkleri olmadığında merkezi otorite aracılığıyla fiyatları hesaplayamayacağı önermesini doğrulamıştır. Bu durum aslında (matematiği ve istatistiği reddeden) iktisatçılara şunu tekrardan hatırlatmıştır: Masa başı iktisatçıların fiyatları deney ortamında oluşturmaları imkânsızdır. İnsan eylemleri bilimi bizlere şunu anlatır: Bireylerin özgür tercihleri olmadıktan sonra, gölge fiyatlar ile gerçek dünyada oluşan fiyatlar arasında en ufak bir bağlantı kurulamaz. Zira her bireyin tercihi saf olarak kendisine aittir, bir başkası tarafından ve özel olarak masa başı iktisatçıları tarafından bilinemez. Bilinmesi mümkün olsa bile, bu, gerçek anlamda bir tercih değil, uzaktan kumandalı bir bireyin tercihi olur. Zaten söz konusu sorun böyle bir bireyin saf tercih mantığının kullanmasını gerektirecek herhangi bir teşvike de sebep olmaz. Mesele şudur: Gözlemci, yani masa başı iktisatçısı, deney yaparken ve iktisadi olayları laboratuar ortamında yaratırken, mübadele ilişkilerinde bireyin saf tercih mantığına bizzat kendisi de dahil olur. Bu nedenle masa başı iktisatçısı öncelikle bir otoriterdir, ikincisi olayları yorumlarken keyfidir ve üçüncüsü bireylerin sübjektif değerlendirmelerini göz ardı ederek ticaretin doğasına karşı gelmiştir.</span></p>
<p><span style="color: #000000">Sonuç olarak iktisat, deneyciliğin, matematiğin ve istatistiğin ışığında rasyonel bir bilim olma yolunda yara almıştır. Ama bu durum iktisadın “gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerin” merkezinde aslında “ne olması gerektiğinin” cevabını bulmuş bir bilim olma yolunda önemli adımlar atmasını da sağlamıştır. İktisat, diğer insanların eylemlerine bağlı, çok çeşitli maddi ve manevi metaları tercih etmeye istekli, ama zamanının kıt olmasından dolayı insan kardeşleriyle işbirliğine girerek ürettiği metaları mübadele eden insanların bilimidir. Bu bilim insanı merkeze alan bir bilimdir. İnsan, düşünen, değerleri olan, tercihlerde bulunan, geçmişi öğrenen ve geleceğe spekülatif bakan bir varlıktır. İktisat mübadele bilimi ise – ki öyledir – bu durumda sayılar dünyasının hissedemeyen rakamlarını ya da deney farelerinin tercihler yapamayan özgür doğasını taklit etmeyi bırakıp, sadece ve sadece dünyadaki bütün insanların ortak noktasına odaklanmalıdır. Bu da insan eylemlerinin dünyasıdır. Dünyadaki bütün iktisatçılar, artık bu dünyanın kapısını açma vakti gelmiştir! Bu kapıdan buyurmaz mısınız?         </span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/01/26/iktisatta-deney-yapilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>7</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Teori Üzerine</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2012/01/06/teori-uzerine/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2012/01/06/teori-uzerine/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 06 Jan 2012 22:15:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Öğencilerine Tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[İktisat Teorisi]]></category>
		<category><![CDATA[Okuma Önerileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=2952</guid>
		<description><![CDATA[Ekonomik modeller her ne kadar genellemelere dayansalar da, birçok önemli ayrıntıyı yok saysalar da ve çoğu zaman gerçeklerden uzak gibi gözükseler de hiç kuşkusuz iktisat biliminin en önemli araçlarıdırlar. Evet, deneysel iktisat, davranışsal iktisat, post-ostistik iktisat gibi alt bilim dalları ve akımlar ana akım iktisadi ve onun modellerini sert bir şekilde eleştirmektedir. Haksız da değillerdir çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" style="border-style: initial;border-color: initial;float: right;border-width: 0px" src="http://3.bp.blogspot.com/-khfyfZxn5-8/TcHPFC3rnHI/AAAAAAAAAYc/neVEa_mcrh8/s1600/wrapping_paper-equations.jpg" alt="" width="240" height="240" /></p>
<p>Ekonomik modeller her ne kadar genellemelere dayansalar da, birçok önemli ayrıntıyı yok saysalar da ve çoğu zaman gerçeklerden uzak gibi gözükseler de hiç kuşkusuz iktisat biliminin en önemli araçlarıdırlar. Evet, deneysel iktisat, davranışsal iktisat, post-ostistik iktisat gibi alt bilim dalları ve akımlar ana akım iktisadi ve onun modellerini sert bir şekilde eleştirmektedir. Haksız da değillerdir çoğu noktada. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır ki o da bir akademisyenin, bir öğrencinin ya da akademi dışındandan bir araştırmacının fikirlerini beyan ederken veya çalışmalarını sürdürürken eleştirilerini öne sürme sebebi. Zira eleştirdiği konuyu bilmeyen bir araştırmacının veya akademisyenin yaptığı aslında eleştiri değil, okuduğu eleştirileri ve yorumları ezberlemektır. Örneğın deneysel iktisadı ele alırsak  “Zaten ana akım iktisat çoktan çürütüldü, onun varsayımları mantıksızdır” demek ve daha da kötüsü teorik çalışmaları görmezden gelerek sadece deneysel kaynaklara yönelmek bir deneysel iktisatçı için çok büyük bir kayıptır.<br />
<span id="more-2952"></span><br />
Bu bir kayıptır çünkü deneysel iktisat çoğu zaman teoriyi test eden bir araçtır ve her seferinde de teoriyi çürütecek diye bir kural yoktur. Kimi çalışmalarda da teoriyi destekleyen sonuçlar çıkması şaşırtıcı olmamalıdır. Deneysel iktisadın teorinin tamamen karşısında olduğu yanılgısının sebebi, büyük ihtimalle bu alanda öne çıkan neredeyse tüm çalışmaların yıldızlarının teorinin aleyhine  bulgularla parlamasıdır. Bu da hiç şaşırtıcı değildir aslında. Zira bir alt bilim dalının, veya yeni bir fikrin kendini kabul ettirmesi bir tutam popülizm gerektirmektedir. Hal böyle olunca bu alana adım atan birçok genç iktisatçı büyük bir ilgi ve mutlulukla o anarşist (ve bence de birbirinden güzel) çalışmalara sarılıp teoriyi görmezden gelmektedirler. Ve ne yazık ki deneysel iktisat bazılarımız için teoriyi bilme gereksinimini ortadan kaldıran bir yöntem gibi görünmektedir. Neoklasik iktisat çürüdüyse onu neden bilelim ki? Bu malesef çok büyük bir yanlış anlama ve kimi zaman bir bakıma kendi kendini aklama yoludur.</p>
<p>Ancak madalyonun diğer yüzünde de durum bundan farksız. O da iktisat literatüründeki çalışmalara belki literatürü takip etmeye gerek bile duymadığı belki de literatürü takip edecek ilgi ya da bilgisi olmadığı için yabancı kalan iktisatçılar, teorisyenler. Farklı bir konuda çalıştığı için literatürdeki gelişmeleri yakından takip etmeyenlerden bahsetmiyorum aslında. Bır iktisatçının bugüne kadar deneysel iktisadın adını dahi duymamış olması aslında herhangi bir uluslararası ekonomi dergisini takip etmediğini hatta “şu iktisatta son yıllarda neler oluyor?” diye bile sormadığını göstermez mi? Ve o iktisatçı lisans, yüksek lisans ve hatta doktora dersleri veren, doçentlik jürilerinde karşısında ter dokülen bir profesör de olamaz mı? Olabilir…</p>
<p>Teoriyi öğrenme gereksinimini ortadan kaldırmak için deneysel iktisada sarılanlar mı, literatürü takip etme “zorunluluğunu” görmezden gelip 30 yıl önce makalelerden değil de, kendi diline çevrilmış lisans ders kitaplarından dua ezberlercesine öğrendiği “konularının” arkasına saklananlar mı? Hangisi daha acı? Bence iki tarafın bir yeterlilik veya tez savunmasında karşılaşmaları bu tiyatro oyununun en trajikomik sahnesi.</p>
<p>Akademi dışına çıkarsak da bu “kayıtsız eleştiri”nin mantıksızlığını görmek mümkün. Kim Picasso’nun kübizm ile ortaya çıktığını<img class="alignright" src="http://www.beatmuseum.org/duchamp/images/fountain.jpg" alt="" width="252" height="300" /> sanıyor? Daha 12 yaşındayken klasik resim sanatında şaheserler üretiyordu, kubizm bu dönemin ardından geldi. Hugo Ball Karawane ve Dada Manifestosu’ndan önce felsefe ve sosyoloji okudu. Nietzsche hakkında çalıştı. Realizm olmadan sürrealizm, modernizm olmadan da postmodernizm karşı çıkacak bir sebep bulamayacaktı.</p>
<p>Deneysel iktisat paketi eleştirileriyle gelse de ardında yüzlerce yıllık bir iktisat literatürü yatar. O iktisat literatürü teorilerden; teori, modellerden; modeller ise varsayımlardan yararlanır. Sırf (eksik olduğu zaten kabul edilmiş ancak onlarsız da yapılamayacak olan) varsayımlara getirilen eleştirilere bakıp da sırf “seksi” oldugu için bir alt dala sarılmak ve teoriyi göz ardı etmek düşülebilecek büyük bir yanlıştır.</p>
<p>Deneysel iktisat yöntem olarak verileri deneyler aracılığıyla edinmeyi seçmiştir. Ancak dikkat edilirse yine varsayımlar yapan (örneğin hava durumunun denekler üzerinde bir etkisi olmadığı varsayımı), yine modeller kuran (sonuçta aynı regresyonlar kullanılıyor) bir alt daldır. Çünkü modellemesiz bir iktisat var etmek, varsayımsız bir model kurmak mümkün değildir.</p>
<p style="text-align: center"><img class="aligncenter" src="http://www.lawrencecreaghan.com/Webpages/Thoughts_files/HalVarian.jpg" alt="" width="582" height="302" /></p>
<p>Varian’ın bir tavsiye niteliğinde yazdığı “How to build an economic model in your spare time” bu bağlamda yol gösterici bir kaynaktır. Zira bu yazıda modellerin gerekliliği, eksikliklerine rağmen geçerliliği ve bir model kurmak için tavsiyeler bulmak mümkün.</p>
<p>Varian önce “iyi” bir fikrin birçok fikrin elenmesiyle ortaya çıkacağını ve iyi fikirlerin sanılanın aksine makalelerden değil dergi, gazete gibi yayın organlarından elde edilebileceğini söylüyor. “A model of Sales” makalesinin (<a href="http://www2.isye.gatech.edu/~pgriffin/variansales.pdf">http://www2.isye.gatech.edu/~pgriffin/variansales.pdf</a>) fikrinin çıkış kaynağının yeni bir televizyon alma sürecinde çıktığını anlatıyor.</p>
<p>Bir fikrin iyi olup olmadığını anlamak için ise o fikri ekonomist olmayan birine anlatmayı deneyin. Literatür taraması yapmak için acele etmeyin. Bir iki hafta fikriniz üzerine çalışma sonucunda yayınlanmış benzer bir çalışmayla karşılmak sizi çok mutlu edecektir, üstelik bu süreç içerisinde yeni yöntemler de geliştirmiş olabilirsiniz. Modelinizi kurmaya başladınız, kendinize sorular sordunuz, yanlışlar yaptınız&#8230; Varian, fikir aşamasından yayın aşamasına dek bütün süreç için tavsiyelerini bu kaynakta toplamış: <a href="http://people.ischool.berkeley.edu/~hal/Papers/how.pdf">http://people.ischool.berkeley.edu/~hal/Papers/how.pdf</a>. Dilerim yardımcı olur.</p>
<p>Fotoğraflar:</p>
<p><em>http://www.beatmuseum.org/</em></p>
<p><em>http://lcbackerblog.blogspot.com/</em></p>
<p><em>lawrencecreaghan.com</em></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2012/01/06/teori-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamu Malı Oyunları 2</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/11/04/kamu-mali-oyunlari-2/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/11/04/kamu-mali-oyunlari-2/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 04 Nov 2011 17:36:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel İktisat Kitaplığı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Teorisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://iktisadiyat.com/?p=2805</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Gerçek hayatta bireylerin kamu mallarına yaptığı katkı da, kamu mallarından faydalanma sıklığı da farklılıklar gösterir. Örneğin bir mahallede kurulmak istenen kamusal bir spor merkezi projesine o mahallede yaşayan insanlar tarafından yapılacak katkıyı düşünelim. Ve mahalleli bu projeye doğrudan, ancak anonim olarak katkı yapıyor olsun. Yani muhtarlığın önünde bir kutu var ve mahalleli katkılarını miktarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.deafwired.com/chicago/files/2011/08/kids6.jpg" alt="" width="244" height="162" />Gerçek hayatta bireylerin kamu mallarına yaptığı katkı da, kamu mallarından faydalanma sıklığı da farklılıklar gösterir. Örneğin bir mahallede kurulmak istenen kamusal bir spor merkezi projesine o mahallede yaşayan insanlar tarafından yapılacak katkıyı düşünelim. Ve mahalleli bu projeye doğrudan, ancak anonim olarak katkı yapıyor olsun. Yani muhtarlığın önünde bir kutu var ve mahalleli katkılarını miktarını kimseye göstermeden bu kutuya atabilir. Bu durumda herkesin aynı katkıyı yapmasını zaten bekleyemeyiz. Ancak bireylerin yaptığı farklı katkı paylarını nasıl açıklayabiliriz. Bir başka deyişle, spor merkezi projesine kim 10TL, kim 1000TL yatıracaktır?Kamu malı oyunlarında bu araştırma büyük önem teşkil etmektedir. <span id="more-2805"></span></p>
<p>Hatırlayacağımız üzere standart kamu malı oyunu, bir grup üyelerinin kendilerine verilen bir miktar paranın ne kadarını kendilerine ayıracaklarını ve ne kadarını ortak projeye yatıracaklarına kararını araştırmaktaydı. Oyun sonunda ise ortak projede toplanan para belli bir sayı ile (MPCR) çarpılarak oyuncular arasında eşit olarak paylaştırılıyordu.</p>
<p><strong>Ledyard (1995:143) Kamu Malı oyunlarına yatırım miktarını belirleyen unsurları 3 ana başlık altında toplamıştır:</strong></p>
<p>1-      Çevre (Environment)</p>
<p>2-      Sistematik</p>
<p>3-      Dizayn değişkenleri</p>
<p>Bu sınıflandırmaya göre kontolü kolay olan çevresel etkenler MPCR (Mariginal Per Capita Return), oyuncu sayısı, oyun tekrarı, oyunculara verilen bilgi homojenitesi, cinsiyet, homojenlik (simetri) ve eşiklerdir (Threshold).</p>
<p>Sistematik değişkenlerin ise kontorlü güçtür: İnançlar, İktisat eğitimi, deneyimler, arkadaş/grup kimliği, öğrenme, fedakarlık (Altruism), doğruluk (Fairness), Çaba, Riskten kaçınma (Risk Aversion)</p>
<p>Dizayn Değişkenleri ise deneyde uygulanacak kurallar olabilir: Oyuncular arası iletişim, iskonto, anonimite, ahlaki ikna (Moral Suasion).</p>
<p>Bu değişkenler bir kamu malı oyununda oyuncuların verdiği yatırım/bağış kararlarını etkilemektedir.</p>
<p>Bunların dışında oyunculara verilen para miktarındaki (Endowment) heterojenite üzerine de çalışmalar mevcuttur. Anderson et al. (2004), Cherry et al. (2005), Oxoby and Spraggon (2006)‘da endowment asimetrisinin katkı miktarlarını düşürdüğü görülmüştür. Ancak Chan et al. (1996) , Buckley &amp; Croson (2006) bu etkiyi gözlemlememiştir. (Chaudhuri: 2010)</p>
<p>Aynı şekilde MPCR arttıkça projeye yapılan katkı da artmaktadır. Yani kurulacak spor merkezi sporla ilgilenen kişilere daha büyük fayda sağlayacağından o kişilerin MPCR oranları yüksektir denebilir.</p>
<p><strong>Oyun tekrarı da katkı oranının değişiminde önemli bir konudur.</strong> Zira tüm kamu malı oyunlarında ortak eğilim oyunun turları ilerledikçe katkıların düşmesidir. Yani oyuncular ilk turda verdikleri para miktarını örneğin onuncu tura geldiğinde vermiyorlar. Ve yavaş yavaş sıfır olan Nash Dengesine yaklaşıyorlar.</p>
<p>Katkılardaki bu düşüş eğilimi Andreoni (1995)’te nezaket ve kafa karışıklığı olarak açıklanmaktadır.</p>
<p>Andreoni bu çalışmasından 5 sene önceki çalışmasında (Andreoni: 1995) bu eğilimi “Vermenin sıcak parıltısı” (Warm glow of giving) kavramı ile açıklamıştı.</p>
<p>Bu çalışmadan da iki sene önce (Andreoni: 1988) Andreoni katkılardaki düşüşü “Kendini düşünen bireylerin dominant stratejiyi oynamayı öğrenmeleri ve stratejik oyunun bir karışımı olarak açıklamıştı.</p>
<p>Palfrey &amp; Prisbrey (1997) ve Anderson et al. (1998) bu düşüşü farklı tiplerin kararlarındaki hatalara bağlar.</p>
<p>Katılımı yükseltmek içinse cezalandırma mekanizması, ahlaki ikna gibi mekanizmalar kullanılmaktadır. Özellikle cezalandırma yöntemi Kamu Malı Oyunlarında önemli yer tutmaktadır.</p>
<p><strong>Ledyard’ın 1995’teki geniş çalışmasından sonra 1990’ların sonuna doğru paylaşım modelleri geliştirlmeye başlanmıştır.</strong> Bunların en önemlisi özellikle Fehr and Schmidt modelidir (Fehr&amp;Schmidt: 1999) Fehr ve Schmidt eşitsizlikten kaçınma (Inequity Aversion) kavramlarını öne sürmüştür. Bu durumda oyuncular oyun sonunda diğer oyunculardan daha fazla kazanırsa suçluluk duygusu, daha az kazanırlarsa ise özenme/ kıskançlık hissetmektedirler.</p>
<p>Bolton ve Ockenfels’in modeli ise (Bolton &amp; Ockenfels: 2000) Oyuncuların diğer oyuncuların kazançlarını önemsediklerini ve kararlarını buna göre verdiklerini söyler. Bu çalışma Adam Smith’in Moral Sentiments’ında söylediklerini kanıtlar niteliktedir:</p>
<p>“İnsan her ne kadar bencil farz edilse de doğasında kendisine hiçbir getirisi olmadığı halde onu başkalarının servetiyle ilgilendiren ve kendi mutluluğunu da ona göre belirlemesine sebep olan ilkeler vardır [...]”</p>
<p><img class="alignright" src="http://images.angusrobertson.com.au/images/ar/97815998/9781599865935/180/270/plain/the-theory-of-moral-sentiments.jpg" alt="" width="130" height="194" />Tamamı: <em>How selfish soever man may be supposed, there are evidently some principles in his nature, which interest him in the fortune of others, and render their happiness necessary to him, though he derives nothing from it except the pleasure of seeing it. Of this kind is pity or compassion, the emotion which we feel for the misery of others, when we either see it, or are made to conceive it in a very lively manner. That we often derive sorrow from the sorrow of others, is a matter of fact too obvious to require any instances to prove it; for this sentiment, like all the other original passions of human nature, is by no means confined to the virtuous and humane, though they perhaps may feel it with the most exquisite sensibility. The greatest ruffian, the most hardened violator of the laws of society, is not altogether without it.</em></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha da tamamı: <a href="http://www.econlib.org/library/Smith/smMS1.html">http://www.econlib.org/library/Smith/smMS1.html</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kamu Malı Oyunlarında gelecek haftalar: Conditional Cooperation, Cezalandırma ve daha fazlası…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Not:</strong> Kaynakçayı yazmıyorum. İlgilenen arkadaşlara istediği makalenin dataylı referans bilgisini verebilirim.</p>
<p><strong>Not 2:</strong> Ancak şu kaynaklar ayrıca önemli:</p>
<p>Ledyard, J., 1995. Public Goods: a survey of experimental research. In: Kagel, J., Roth, A. (Eds.), <strong>Handbook of Experimental Economics</strong>. Princeton University Press, Princeton.</p>
<p>Chaudhuri, Ananish, 2010. Sustaining Cooperation in Laboratory Public Goods Experiments: a Selective Survey of the Literature.<strong> Experimental Economics</strong> Vol. 14, Number 1, pp. 47-83.</p>
<pre></pre>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/11/04/kamu-mali-oyunlari-2/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kamu Malı Oyunları 1</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/09/01/kamu-mali-oyunlari-1/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/09/01/kamu-mali-oyunlari-1/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 15:27:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel İktisat Kitaplığı]]></category>
		<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Oyun Teorisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Chaudhuri’nin kamu malı oyunları (Public Goods Game-PGG) çalışmalarını derleyip toparlayan, çiçeği burnunda makalesini (Chaudhuri: 2010) okuduktan sonra PGG’yi İktisadiyat okurlarına birazcık tanıtmak istedim. Zira baktım ki aslında deneysel iktisat hakkında uzun süredir de pek bir şey yazmamışız (evet! Özellikle Ben ve Barış).  Önce “PGG nasıl bir oyundur? Nasıl oynanır?” diye başlayıp, biraz da detaya ineceğim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://www.hotcut.com/wp-content/photos/mcdonalds_russia.jpg" alt="" width="315" height="196" />Chaudhuri’nin kamu malı oyunları (Public Goods Game-PGG) çalışmalarını derleyip toparlayan, çiçeği burnunda makalesini (Chaudhuri: 2010) okuduktan sonra PGG’yi İktisadiyat okurlarına birazcık tanıtmak istedim. Zira baktım ki aslında deneysel iktisat hakkında uzun süredir de pek bir şey yazmamışız (evet! Özellikle Ben ve Barış).  Önce “PGG nasıl bir oyundur? Nasıl oynanır?” diye başlayıp, biraz da detaya ineceğim.<br />
<span id="more-2681"></span><br />
Oyunun tek tur (one shot) oynatıldığı koşulda: <strong><em>n</em></strong> adet oyuncunun her birine <strong><em>w</em></strong><em> </em>(endowment)  kadar para (ya da marka –token) veriliyor. Her oyuncu (<strong>i</strong>) bir katkı miktarı (<strong>C</strong>) belirler. Bu katkı sıfır da olabilir,  paranın bir kısmı da, hepsi de&#8230; Oyuncuların belirlediği kadar para ortak bir hesaba aktarılır. Göndermeyip kendilerine ayırdıkları para ise kendilerinin olur. Oyuncuların tümünün ortak hesaba aktardıkları paraların toplamı bir çarpan (<strong><em>x</em></strong>) ile çarpılır ve ardından bu parayı oyuncular arasında bölüştürür. Bu bölüşüm oyunun standart halinde herkese eşit olarak yapılır. Oyuncular kimin ne kadar para gönderdiğini, kimin kendine ne kadar ayırdığını öğrenemezler; yani katkılar tamamen anonimdir. Ancak oyun sonunda kişilerin kimlikleri bildirilmeden katkı miktarları hakkında bir bilgi oyuncularla paylaşılabilir.</p>
<p><strong>Yani:</strong></p>
<p>Katkı miktarı: C ( 0 ≤ C ≤ w)</p>
<p>Bir oyuncunun toplam kazancı [ w - C] + [ ( ∑ Cn . x ) / n ]</p>
<p><strong>Örneğin</strong><strong>:</strong> n=4 w=10 x=2 olduğu bir durumda eğer katkılar (c1,c2,c3,c4) (5,0,10,7) şeklindeyse oyuncuların kazançları şu şekilde olacaktır:</p>
<p>[ 10 - 5] + [ ( 22 . 2 ) / 4 ]</p>
<p>[ 10 - 0] + [ ( 22 . 2 ) / 4 ]</p>
<p>[ 10 - 10] + [ ( 22 . 2 ) / 4 ]</p>
<p>[ 10 - 7] + [ ( 22 . 2 ) / 4 ]</p>
<p><strong>P={16,21,11,14}</strong></p>
<p>Eğer tüm oyuncular parasının hepsini gönderseydi her oyuncu 20 birim, eğer hiçbir oyuncu herhangi bir katkı yapmasaydı her oyuncu 10 br kazanacaktı :</p>
<p>[ 10 – 10 ] + [ ( 40 . 2 ) / 4 ]=20</p>
<p>[ 10 – 0 ] + [ ( 0 . 2 ) / 4 ]= 10</p>
<p>Örnekteki rakamları incelediğimizde en yüksek kazancı elde edenin free rider (tereffücü – bedavacı) olduğunu, en az kazananın ise en yüksek katkıyı yapan oyuncu olduğu görülür. Ancak eğer herkes yüksek katkıda bulunursa herkesin kazancı artacaktır.</p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>Bu durumda PGG’de ortak hesaba katkı yapmak mantıksız mıdır?</strong></p>
<p><strong><img class="alignleft" src="http://farm5.static.flickr.com/4083/5044398389_12919bae49.jpg" alt="" width="280" height="263" /></strong>Tahmin edileceği üzere bu oyunda da Nash dengesi katkının sıfır olduğu durumdur (C=0). Ancak zaten deneysel iktisadı ilginç yapan şey de insanların normalde kararlarını Nash dengesine göre vermediğidir. Örneğimizde eğer herkes parasının tümünü gönderirse herkesin neredeyse bu oyundaki free rider kadar (20’ye 21) çok kazanacağı ortadadır.</p>
<p>One shot oyunlarda genelde katkının yüksek olduğu, ancak oyun tekrarlarında katılımının düştüğü PGG’nin bilinen bir sonucudur. Yani oyuncular oyun tekrar ettikçe işbirliğinden free rider’lığa doğru geçmektedirler.</p>
<p>Bu dönüşümün sebebi kendi başına bir araştırma konusudur. Bunun sebebi iyi niyete de bağlanmıştır, kafa karışıklığına da, yanlış kararlara da. Daha detaylı bilgi için: (Andreoni: 1990, 1995, 1988, Andreoni and Croson: 2008, Palfrey and Prisbrey: 1997)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>PGG hakkında Chaudhuri’nin makalesinde de, okuduğum birçok farklı PGG makalesinde de önemli bir kaynak olarak gösterilen The Handbook of Experimental Economics (Kagel and Roth: 1995) kitabının ikinci bölümünde John O. Ledyard PGG literatüründeki 1995 yılına kadar olan gelişmeleri incelemiştir.</p>
<p>PGG’lerle aynen devam</p>
<p>-</p>
<p><img class="alignright" src="http://www.diplom.am/images/news/brian-morrison-memorial-scholarships-in-engineering-in-university-of-canterbury-new-zealand-2011-n2869.jpg" alt="" width="160" height="126" />Hazır Chaudhuri ile Yeni Zelanda’ya gitmişken Canterbury Üniversitesinden John Fountain’e uğramadan dönmeyelim. Kendisi Quarterly Journal of Economics’te de Econometrica’da da yayınları olan Stanford’tan doktoralı şeker bir adamdır. (Big Cat)</p>
<p>Çok interaktif ders işliyor. Oyun Teorisi derslerini videolu mideolu, worksheetli, handout’lu, dersi bire bir alıyormuşçasına takip edebilirsiniz:</p>
<p>Sitesi: (week’i tıklaya tıklaya, hem eğlenerek, hem öğrenerek)</p>
<p><a href="http://www.econ.canterbury.ac.nz/personal_pages/john_fountain/econ223home.html">http://www.econ.canterbury.ac.nz/personal_pages/john_fountain/econ223home.html</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Okulun video sitesi: (resmen TiViBU)</p>
<p><a href="http://uctv.canterbury.ac.nz/modules/journal/journalview.php?space_key=4&amp;module_key=188&amp;journal_user_key=8">http://uctv.canterbury.ac.nz/modules/journal/journalview.php?space_key=4&amp;module_key=188&amp;journal_user_key=8</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&#8211;</p>
<p><img class="alignleft" src="http://www.futbolreal.com/wp-content/uploads/2011/06/granada.gif" alt="" width="75" height="100" />Bu arada kimi arkadaşlar Granada birinci lige çıkmış diyor. Onlara cevabı rakamlarla vereyim. Ligin en pahalı maçı Real Madrid-Barcelona: 375 öyRu. İkinci en pahalısı da Granada-Barcelona 350 Ovra. Neye yaradı 1. Lig?</p>
<p>Granada-Atletico Madrid maçını bekliyordum ki şehrin yegane Türk’ü olarak Arda’yı çaya davet edeyim, biletlerin 120 eyRA olduğunu öğrendim. Ülkenin en pahalı maçları burada vatandaş. Artık Arda kendi çaydanlığını getirsin, ne yapayım?</p>
<h5>Chaudhuri, Ananish. &#8220;Sustaining Cooperation in Laboratory Public Goods Experiments: A Selective Survey of the Literature&#8221;, <a title="Link to the Journal of this Article" href="http://www.springerlink.com/content/1386-4157/">Experimental Economics</a>, <a title="Link to the Issue of this Article" href="http://www.springerlink.com/content/1386-4157/14/1/">Volume 14, Number 1</a>, 2010, 47-83.</h5>
<h5>Kagel J., Roth A., <em>Handbook of Experimental Economics</em>, Princeton, Princeton University Press, 1995.</h5>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/09/01/kamu-mali-oyunlari-1/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ekonominin “Hokus Pokus”u: Enflasyon</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/06/16/ekonomik-hokus-pokus-enflasyon/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/06/16/ekonomik-hokus-pokus-enflasyon/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 16 Jun 2011 11:36:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>
		<category><![CDATA[Yoksulluk]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Kaç televizyon programı eskittik: “Şimdi kameralarımızı semt pazarına uzatıyoruz. Bakalım halkın enflasyonu ne alemde?” diye başlayan ve mikrofonu kapanın “Vallahi evladım biz bu işten bir şey anlamadık; halimiz harap. Bak, yarım kilo kıyma bile alamıyorum” diyerek yakındığı. Oysa Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon rakamlarını açıkladığında uzmanlar “enflasyon rakamları düşük” demiyor mu? Ya da hükümet üyeleri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/06/magic-money-and-toxic-loans-large.png.jpg.png"><img class="size-full wp-image-2549 aligncenter" title="magic-money-and-toxic-loans-large.png.jpg" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/06/magic-money-and-toxic-loans-large.png.jpg.png" alt="" width="300" height="300" /></a></p>
<p>Kaç televizyon programı eskittik: “Şimdi kameralarımızı semt pazarına uzatıyoruz. Bakalım halkın enflasyonu ne alemde?” diye başlayan ve mikrofonu kapanın “Vallahi evladım biz bu işten bir şey anlamadık; halimiz harap. Bak, yarım kilo kıyma bile alamıyorum” diyerek yakındığı. Oysa Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) enflasyon rakamlarını açıkladığında uzmanlar “enflasyon rakamları düşük” demiyor mu? Ya da hükümet üyeleri her fırsatta üç haneli rakamların sınırlarını zorlayan enflasyon rakamlarından tek hanelere gelmenin ne büyük başarı olduğundan bahsetmiyor mu? Peki ya karikatürler? Yıllar var ki Salih Memecan’ın elinden enflasyon canavarının vatandaşı kovaladığı bir karikatür çıkmamış.  E peki kardeşim; bu insanların zoru ne? Ne diye sürekli “fiyatlar yine çok arttı; yandık, bittik” diyor?<span id="more-2543"></span></p>
<p>Klasik tanıma göre enflasyon, belli bir süre boyunca fiyatlar genel düzeyinde sürekli artış anlamına geliyor. Burada iki önemli nokta var. Artış hem sürekli olacak hem de belli bir süreyi kapsayacak.  Şimdi herkesin aklına “o zaman enflasyonsuz ülke olur mu?” sorusu gelecek. Doğrudur; az ya da çok fiyatlar genel düzeyinde bir artış görebilirsiniz ama bunun sürekli olması başka. Örneğin bizim durumumuzda fiyat artışı hiç durmuyor. Her ay açıklanan rakam, bir önceki aya göre fiyatların ne kadar arttığını gösteriyor.</p>
<p>Şimdi daha yakından bakalım. Ocak ayında fiyatlar %5 arttıysa, aynı yılın Kasım ayında da fiyatların %5 arttığını duyarsanız hemen şu soru gelsin aklınıza: Peki Ocak ayından Kasım ayına ne oldu? Fiyatlar her ay %5 artarsa bunun yıllık karşılığı nedir? Ocak’ta 100 olan fiyatlar genel düzeyi Şubat’ta %5 artışla 105 olur ve bu fiyat Aralık ayında 162,88 olur. Özetle, semt pazarına alışverişe gelen Fatma teyzemizin esas sıkıntısı %5 düzeyindeki, geçen aya göre fiyatlar genel düzeyi artışı değil, %62’lik yıllık enflasyonun ta kendisi. Fatma teyze haklı olarak yakınıyor diyelim, başkaları neden sesini çıkarmıyor ?</p>
<p><em><span style="color: #808000;"><strong>Her yiğidin enflasyondan etkilenmesi farklı olur!</strong></span></em><br />
Fiyatlar genel düzeyi herkes için aynı ölçüde değişmez. TÜİK’in açıkladığı rakamlar farklı mallardan (iktisatçı ağzıyla söylersek ürün ve hizmetlerden) oluşan kuramsal bir sepetin fiyatındaki genel artışı gösterir. Bir zamanlar haber olmuştu “Listede pinpon topu var, böyle liste olur mu ?” diye. Eh, demek ki birileri ciddi miktarda pinpon topu tüketiyordu bu güzel ve bahtsız ülkemde! Bu türden haberleri bir yana bırakarak bu sepette her mala belli bir ağırlığın verildiğini, bunların sepetin fiyatındaki artışı belirlediğini söyleyebiliriz.<br />
Şimdi düşünelim. Sizin sepetinizde 1 kilo elma, 2 ekmek, 4 yumurta, 1 gazete var. Bir başkasının sepetinde 1 kilo pirzola, 1 şişe Fransız şarabı, 1 kilo havyar, 1 kilo Anzer balı. Şimdi soralım, TÜİK’in rakamları bu iki sepet için aynı şeyi ifade eder mi ? Yanıt basit, TÜİK’in hesabında yumurtanın ağırlığı fazlaysa ilk sepetin, pirzolanın ağırlığı fazlaysa ikinci sepetin kendini açıklanan rakamlara daha yakın hissedeceği açıktır. Özetle, Fatma teyzenin sepeti fiyat artışından daha fazla etkilenir, çünkü bütçesinde ekmeğin yeri pirzolaya göre daha fazladır. Peki, bu işin tek sorumlusu sepetin içeriği diyebilir miyiz ?</p>
<p><span style="color: #ff6600;"><strong><em>1 ekmeğin nesi var 10 ekmeğin sesi var</em></strong></span><br />
Diyelim henüz evlendiniz. Elinize ayda 1.000 TL geçiyor. Ekmeğin fiyatı da 1TL. Tesadüfe bakın, komşunuzun aylık geliri de 1.000TL ama evleri kalabalık; çoluk çocuk gelin kaynana derken günde 10 ekmek yeniyor. Sizdeyse bir eşiniz, bir de siz ancak 2 ekmek yiyorsunuz. Komşunuzun bütçesinde ekmeğin işgal ettiği yer, size göre 5 kat fazla olacaktır. Çünkü siz ayda 60 ekmek tüketirken komşunuz 300 ekmek tüketiyor! Gelin ekmeğin fiyatını önümüzdeki ay %50 arttıralımve böylece fiyatı 1TL’den 1,5TL’ye çıksın. Şimdi ne oldu? Bu ay ekmeğe 60TL veriyorsanız gelecek ay 90TL vereceksiniz. Yani bütçenize 30TL fazladan yük binecek. Oysa komşu için bu yük, 150 TL; bundan sonra kazandığının neredeyse yarısını ekmeğe verecek.</p>
<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/06/dollar-gasp.jpg"><img class="aligncenter size-full wp-image-2550" title="dollar-gasp" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2011/06/dollar-gasp.jpg" alt="" width="200" height="154" /></a></p>
<p><span style="color: #808000;"><em><strong>En güncel enflasyon miti: teuro!</strong></em></span><br />
Avrupa Birliği 1 Ocak 2002’ de – Danimarka ve İngiltere hariç – Avro kullanımına geçtiğinde tüm Avrupa’da “fiyatlar yükseldi” paniği çıkmıştı. Budapeşte’de kaldığımız pansiyonun sahibi Şikagolu John, “Fiyatlar nasıl arttı bilemezsin! Buraların durumu zaten iyi değil. Bir de Avro’ya geçtiler, iyice fena oldu!” diyerek ekonomiye giriş dersi veriyordu. Aynı dersi almaktan bıkmış olmalı ki Hans Wolfgang Brachinger, tutmuş bu işe biraz daha yakından bakmış ve 2006’ da detaylı bir makale yazmış. Almanya örneği üzerinden giden Brachinger, Almanların Teuro diyerek dillerine doladıkları teuer-euro’ nun, yani pahalı Avro’nun peşine düşmüş ve fiyatların gerçekten artıp artmadığını incelemiş. İstatistikî bilgilere göre fiyatlar genel düzeyinde para biriminin değişikliğinden kaynaklanan kayda değer değişim olmamasına rağmen insanların bu dönemdeki algısı farklı. Çünkü bu dönemde, ortalamanın üzerinde tüketim sıklığına sahip ürün ve hizmetler, ortalamanın üzerinde bir fiyat artışıyla karşılaşmış.<br />
Şimdi gözlerimizi kapayalım ve Fatma teyzenin hikâyesini hızlıca hatırlayalım. “Bir üründeki fiyat artışı sizin o üründen ne miktarda kullandığınıza göre değişir” demiştik,  şimdi buna bir de “ne sıklıkla kullandığınıza göre değişir” açıklaması ekleyeceğiz.</p>
<p><span style="color: #808000;"><em><strong>Sadece ne kadar tükettiğin değil; ne hızda tükettiğin de önemli!<br />
</strong></em></span>Yoldan rastgele 100 erkek çevirsek ve oje fiyatlarının geçen yıla göre ne kadar değiştiğini sorsak herhalde sevgilisiyle oje alma şerefine nail olmuş birkaç şanslı dışında kimseden yanıt alamayız. Oysa aynı soruyu rastgele seçtiğimiz 100 kadına sorsak öyle keskin cevap alırız ki sanırsınız insanlar oje yiyerek hayatını sürdürüyor! Neden? Çünkü bir ürünü ne sıklıkta tüketiyorsanız, fiyatındaki değişmeleri o denli yakındanizlersiniz. Ekmek fiyatı yarın %50 artsa herhalde herkesin tepkisi benzer olur. İşte bu sebepten Fatma teyze hem günde 10 ekmek alıyor hem de bunu her gün tekrarlıyorsa onun enflasyonu sizinkinde daha fazla olacaktır.Enflasyonda deneysel yaklaşımlar…</p>
<p>Deneysel iktisatçılar boş durmamış, insanların fiyatlar genel düzeyindeki değişimi sağlıklı algılayamamalarının arkasındaki neden ürünlerin fiyatlarının farklı oranlarda değişmesi olabilir mi diye sormuş. Diyelim sizin dünyanızda ekmeğin fiyatı %10, elmanın fiyatı %7,56, sütün fiyatı %3,48, portakalın fiyatı %9,13 artıyor. Durum böyle karman çorman, kimin ne kadar arttığını izlemek zor. Oysa paralel evrende öyle güzel bir dünya var ki&#8230; Tüm ürünler el ele tutuşmuş, her dönem hepsi birden %5 artıyor. Şimdi, siz mi daha iyi takip edebilirsiniz fiyatların ne kadar arttığını yoksa paralel evrenin vatandaşları mı? Bakshi ve Urhan 2007’ de bunu sorgulamış, paralel evrendekilerin alışverişlerini daha rahat yaptığını ve fiyatlardaki değişimleri kısmen daha iyi fark edebildiğini görmüş. Nedeni ise basit. Fiyatlar farklı oranlarda değiştiğinde o kadar büyük bir bilgi karmaşası oluşuyor ki onlarca ürünün fiyatını takip etmek imkansız hale geliyor. Zaten deneyde de katılımcılar fiyatların aynı oranlarda arttığı deneyde 3, 4 dönem sonra cevaplarını birkaç saniye içerisinde verir hale geldi. Bu da gösteriyor ki adaptasyon hızları bir hayli yüksek. Oysa diğer durumda yani her ürünün fiyatının farklı oranlarda değiştiği deneyde fiyat artışlarını takip etmek birkaç dönem sonra imkansız hale geliyor. Böyle olunca da eldeki parayı nasıl en uygun şekilde harcayacağını bulmak her yeni dönemde biraz daha zorlaşıyor.</p>
<p><span style="color: #808000;"><em><strong>Kapanış</strong></em></span><br />
Buraya kadar her şey güzel. Fiyatlar genel düzeyindeki sürekli artış bizi enflasyona götürüyor. Açıklanan rakamlar hissettiğimiz rakamlardan farklı olabilir, çünkü herkesin tükettiği ürünler ve gelirleri birbirinin aynı değil; açıklanan enflasyon rakamları epeyce büyük bir sepeti kapsıyor. Algılarımızı fiyatların değişimi kadar bir ürünü ne kadar, ne sıklıkla tükettiğimiz de etkiliyor. Her gün yediğiniz ekmekle, kırk yılda bir defa yediğiniz havyarın fiyatında bir senede %5’lik artış olsa ekmeğin fiyatının üzerinizdeki psikolojik etkisi havyardan yüksek olacaktır. Bunların hepsi iyi güzel de, indirim dönemlerinde %50-%90 arası düşen fiyatlara rağmen neden o aylarda da fiyatlarınyükseldiğini düşünüyoruz? Bir düşünün bakalım.</p>
<p><em><strong>Not: </strong>Bu yazı NTV Bilim&#8217;in Mayıs 2011 sayısı için yazılmış ancak derginin kapanması sebebiyle basılamamıştır.</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/06/16/ekonomik-hokus-pokus-enflasyon/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>IMEBE Barcelona</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/04/06/imebe-barcelona/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/04/06/imebe-barcelona/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 06 Apr 2011 10:57:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Deneysel Iktisat konferanslarinin en onemlilerinden biri IMEBE (International Meeting on Experimental and Behavioral Economics)bu sene 7-9 Nisan arasi  Barcelona´da duzenleniyor. Ernst Fehr ve Matthew Rabin de orada olacak. Program ve daha fazlasi icin: http://www.imebe.com/]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Deneysel Iktisat konferanslarinin en onemlilerinden biri IMEBE (International Meeting on Experimental and Behavioral Economics)bu sene 7-9 Nisan arasi  Barcelona´da duzenleniyor. Ernst Fehr ve Matthew Rabin de orada olacak. Program ve daha fazlasi icin:</p>
<p><a href="http://www.imebe.com/">http://www.imebe.com/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/04/06/imebe-barcelona/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hazır Dan Ariely Türkiye&#8217;ye Geliyorken</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/14/hazir-dan-ariely-turkiyeye-geliyorken/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2011/01/14/hazir-dan-ariely-turkiyeye-geliyorken/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2011 14:33:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Dan Ariely ve Barış İstanbul&#8217;da buluşmak üzere bavullarını hazırlarken geçen sene İktisadiyat&#8217;ta yazdığım bir yazının altına iliştirdiğim iki TED sunumunu hatırlatmakta fayda var. Fikir Sahibi olmak isteyenler için kısa ve öz iki sunum: Buggy Moral Code Are We In Control Of Our Own Decisions? Canımız, ciğerimizsin TED!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://www.businessweek.com/bschools/mbapremium/slideshows/duke/image/dan-ariely.jpg" alt="" width="252" height="147" />Dan Ariely ve Barış İstanbul&#8217;da buluşmak üzere bavullarını hazırlarken geçen sene İktisadiyat&#8217;ta yazdığım bir yazının altına iliştirdiğim iki TED sunumunu hatırlatmakta fayda var. Fikir Sahibi olmak isteyenler için kısa ve öz iki sunum:</p>
<p><a href="http://www.ted.com/talks/dan_ariely_on_our_buggy_moral_code.html">Buggy Moral Code</a></p>
<p><a href="http://www.ted.com/talks/lang/eng/dan_ariely_asks_are_we_in_control_of_our_own_decisions.html">Are We In Control Of Our Own Decisions?</a></p>
<p>Canımız, ciğerimizsin <a title="TED" href="http://www.ted.com" target="_blank">TED</a>!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2011/01/14/hazir-dan-ariely-turkiyeye-geliyorken/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alhambra Konferansi 2010</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/11/12/alhambra-konferansi-2010/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/11/12/alhambra-konferansi-2010/#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 12 Nov 2010 16:24:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>
		<category><![CDATA[Serbest Atış]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Bu haftalarda Globe oldukca yogun oldugundan ve yazim biraz gecikeceginden en azindan cektigim Alhambra 2010 Deneysel Iktisat Konferansinin ve &#8220;Ege&#8221; adli laboratuvarimizin acilis fotograflarina bir goz atmak istersiniz diye dusundum. Bolumde bu kadar Yunanli ve bir de Turk varken laboratuvarin adi baska ne olabilir ki? Gerek yenilenecek sitemizi, gerekse Globe hakkindaki gelismeleri yakin gelecekte iktisadiya´ta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright" src="http://globegranada.com/logo-globe.gif" alt="" width="210" height="55" /></p>
<p>Bu haftalarda Globe oldukca yogun oldugundan ve yazim biraz gecikeceginden en azindan cektigim Alhambra 2010 Deneysel Iktisat Konferansinin ve &#8220;Ege&#8221; adli laboratuvarimizin acilis fotograflarina bir goz atmak istersiniz diye dusundum. Bolumde bu kadar Yunanli ve bir de Turk varken laboratuvarin adi baska ne olabilir ki?</p>
<p>Gerek yenilenecek sitemizi, gerekse Globe hakkindaki gelismeleri yakin gelecekte iktisadiya´ta paylasacagim.</p>
<p>Album icin:</p>
<p><a href="http://picasaweb.google.com/globegranada/AlhambraConference2010" target="_blank">http://picasaweb.google.com/globegranada/AlhambraConference2010</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/11/12/alhambra-konferansi-2010/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu haftanın yazısı bayilerde :-)</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/10/28/bu-haftanin-yazisi-bayilerde/</link>
		<comments>http://iktisadiyat.com/2010/10/28/bu-haftanin-yazisi-bayilerde/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 28 Oct 2010 21:07:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>U.Baris_Urhan</dc:creator>
				<category><![CDATA[Deneysel ve Davranışsal İktisat]]></category>
		<category><![CDATA[Duyurular]]></category>

		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description><![CDATA[Bu haftaki yazım NTV Bilim&#8217;in Kasım sayısında. Pazartesi günü bayinizden ısrarla isteyiniz! :- )]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/10/NTV_bilim_Kasim_Cover.jpg"><img class="aligncenter size-medium wp-image-2025" title="NTV_bilim_Kasim_Cover" src="http://46.137.161.244/wp-content/uploads/2010/10/NTV_bilim_Kasim_Cover-195x300.jpg" alt="" width="195" height="300" /></a></p>
<p>Bu haftaki yazım NTV Bilim&#8217;in Kasım sayısında.<br />
Pazartesi günü bayinizden ısrarla isteyiniz! :- )</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://iktisadiyat.com/2010/10/28/bu-haftanin-yazisi-bayilerde/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

