iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

İktisatta Deney Yapılır mı?

Serkan Kiremit | January 26, 2012

 Modern fen bilimleri başarılarını deney ve gözlem yöntemlerine borçludurlar. Deneycilik ve yararcılığın yalnızca fen bilimleri prosedürünü tanımladığı sürece doğru olduğunda herhangi bir şüphe yoktur (s. 35). [Zira] İnsan eylemi bilimlerinin uğraştığı tecrübe daima karmaşık fenomen tecrübesidir. İnsan eylemi söz konusu olduğunda laboratuar deneyi yapılamaz. (s. 34)

Ludwig von Mises, İnsan Eylemi

Bazı sorular sanki kesin cevapları varmış gibi görülür. Oysa kaotik durumların sanılanın aksine tek bir cevabı yoktur. Ama anlaşılır ve sağlam bir mantığa sahip bir cevabı vardır. Bu cevap insanın kendi doğal sınırlarına ulaştığı anda ortaya çıkar. Örneğin, insan uçabilir mi sorusunun cevabı evettir. Bir araçla, yani bir vasıtayla, uçakla, roketle, yapay kanatla, planörle, helikopterle, uzay mekiğiyle mümkündür bu. Ama soru esasında şöyledir: İnsan kuş gibi uçabilir mi? Bunun cevabı tek kelimeyle hayırdır. İnsan iktisatta deney yapabilir mi? Evet, ama bu bize herhangi bir fayda ve kesinlik sağlar mı? Cevap hayırdır. Zira tam tersine, iktisatta deney yapmak bizlere zarar verir ve iktisat bilimini yanlış cevaplara götürür.

Fizik, biyoloji ve kimya bölümleri insani değerlerden bağımsız olduklarından dolayı laboratuar ortamında sayısız deney yapmak mümkündür. İnsan eylemlerinin değişik bakış açıları ve davranışları bu deneysel ortamlarda neredeyse hiç mevcut olmadığından, fen bilimleri için deneyin kesinliğine müracaat edilebilir. Yer çekimi kanunu, sürtünme kuvveti, oksijenin kaç atomdan meydana geldiği, DNA’nın yapısı, bir bilim adamı tarafından deneylerle tekrar ve tekrar kanıtlanabilir. Lakin iktisatta deney gelip geçicidir ve yararlı değildir. Sadece anlık bir bilgidir. Deneyciye sadece çok kısa zamanda bilgi sunar ve sonra ortadan kaybolur. Fen bilimlerinde suyun kaldırma kuvveti dünyanın her yerinde her vakitte her insan tarafından aynı şekilde hissedilir. Oysa iktisatta para miktarındaki herhangi bir artış karşısında, dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir kişi aynı davranışta bulunmayabilir. Biri parayı tasarruf eder, diğeri kumara yatırır, diğeri bu artışa duyarsız kalır, bir diğeri tüketim yapmaya hazırdır. Kısacası, insan eylemlerinin olduğu bir ortamda laboratuar ortamı sadece ve sadece olması mümkün olmayanı ölçer. Bu da iktisatta vakit ve nakit kaybıdır.

Laboratuarda bilim adamı demir ve pamuğun bütün atomlarını lime lime edebilir. Hangisinin özgül ağırlığının daha fazla olduğunu saptayabilir. Ama bir iktisatçı deney yaparak bir kilo demir mi yoksa bir kilo pamuk mu daha pahalıdır sorusunu cevaplayamaz. Hatta tarihi kayıtlara bile başvursa, sadece o dönemde bunlardan hangisinin insanlar için daha değerli olduğunu anlayabilir, o kadar. Ama asla bu bilgiyi günümüze taşıyamaz. Çünkü fen bilimlerinde olduğunun aksine, iktisattaki olaylar süreklilik arz etmediğinden, iktisat bilimi ölçümle, istatistikle ve matematikle kesin sonuçlara ulaşamaz. Çin’de demire çok ihtiyaç duyulması Türkiye’de pamuğa hiç ihtiyaç duyulmayacağı anlamına gelmeyebilir. Ya da pamuğun fiyatındaki yüzde 10’luk artış, pamuk arzının az olması anlamına gelmeyebilir. Pamuğun fiyatındaki artış, talebindeki aşırı artışa denk düşmüş de olabilir. Fakat bir iktisatçı olayların ne zaman, nerede ve nasıl olacağıyla ilgilenmek yerine iktisadın basit ve anlaşılır ilkelerini anlama iklimde kalmalıdır. Çünkü pamuktaki fiyat artışı gümrük vergisinin artmasından dolayı da meydana gelebilir. Yalnız, iktisatçı bir şeyde kesin olmalıdır. İktisatta bireyler farklı zamanlarda ve farklı yerlerde farklı şekilde tercihler yaptıklarından iktisadın sürekli tekrar eden sabit bir sayısı ve değeri yoktur. İktisadın formülleri (MV=PT) ya da sayıları (π) yoktur. İktisatta ölçüm o anlıktır, gelip geçicidir, uçucudur. Sadece tarihte kalan bir veridir ve geleceğe sabitler aktaramaz. İktisat bu açıdan gericidir diyen pozitivist kılıklılara kulak tıkanmalıdır, çünkü iktisat ne fen bilimlerine ne de sosyal bilimlere benzer. O, bulunan en yeni ve en kapsamlı bilimdir.

İnsan eylemleri bilimi sayesinde iktisat “belirsizlik” ilkesini modern fizikten önce keşfetmiştir. Kuantum kuramı fizikteki deneyciyi aktif katılımcı ilân ederken, ekonomideki “belirsizlik” süreci iktisatçıyı onun ideolojik yargılarını ve ön değerlerini yok sayan pozitif iktisat ekolüne karşı güçlü kılmıştır. Çünkü iktisatçı sıradan bir insandır, değerden bağımsız süper bir ego değildir. İnsanın etik yargıları, metafizik hisleri, alışkanlıkları, eğitimi, çevresi, önyargıları ve ideolojik hassasiyetleri her zaman iktisadi analizleri etkileyecektir. O yüzden, fen bilimlerinde olduğunun aksine, iktisattaki deneyler çok ufak sapmalardan etkilemeyecek ve daha derin nitelikli şeyleri neredeyse tamamen bozacaktır. Deneyin analizi neredeyse araştırmacının değerlerini kaydıracaktır. Oysa fizikteki ideolojik yaklaşım dünyanın güneşe uzaklığını etkilemez, ama iktisat böyle değildir. Zira bu konuda aşırıya kaçmakta aptalca bir iştir. Marx’ın ifade ettiği gibi, özel mülkiyeti savunmak burjuva iktisatçının işi değildir. Mülkiyet kurumunu yok saydığımızda bunun aslında iktisadı yok saymaya varacağını bilmeliyiz.                            

İktisattan özel mülkiyeti kaldırırsak insanların çoğunun evlerinin, arabalarının ve ev hayvanlarının ellerinden gitmesine şahit olmaz mıyız, ne kadar insanın perişan hâle düşeceğini fark etmez miyiz? Ama bu durumun sadece laboratuar ortamında gerçekleşeceğini söylerseniz, ben de size o zaman kimsenin “mülkü” olmadığında mübadelenin nasıl yapılacağını sorarım. Sonuç şudur ki, mübadele bilimi olan iktisat için illa ki bir mülk ve mülkiyet kurumu olmalıdır. İktisat biliminin bu konuda cevabı net ve mantıklıdır. Ha, gerçi mülkiyet özel mi yoksa kamusal mı olmalıdır sorusu hâlâ sorulmaktadır. Zamanımızın meselesi de budur. Ama bu mesele iktisatta her zaman olduğu gibi, deneysel ve gözlemsel nedenlerle değil, ne yazık ki tarihsel bir tecrübeyle sonuçlanmıştır. Sosyalizmin tarihsel tecrübesi, mübadele bilimi olan iktisadın insanların bireysel mülkleri olmadığında merkezi otorite aracılığıyla fiyatları hesaplayamayacağı önermesini doğrulamıştır. Bu durum aslında (matematiği ve istatistiği reddeden) iktisatçılara şunu tekrardan hatırlatmıştır: Masa başı iktisatçıların fiyatları deney ortamında oluşturmaları imkânsızdır. İnsan eylemleri bilimi bizlere şunu anlatır: Bireylerin özgür tercihleri olmadıktan sonra, gölge fiyatlar ile gerçek dünyada oluşan fiyatlar arasında en ufak bir bağlantı kurulamaz. Zira her bireyin tercihi saf olarak kendisine aittir, bir başkası tarafından ve özel olarak masa başı iktisatçıları tarafından bilinemez. Bilinmesi mümkün olsa bile, bu, gerçek anlamda bir tercih değil, uzaktan kumandalı bir bireyin tercihi olur. Zaten söz konusu sorun böyle bir bireyin saf tercih mantığının kullanmasını gerektirecek herhangi bir teşvike de sebep olmaz. Mesele şudur: Gözlemci, yani masa başı iktisatçısı, deney yaparken ve iktisadi olayları laboratuar ortamında yaratırken, mübadele ilişkilerinde bireyin saf tercih mantığına bizzat kendisi de dahil olur. Bu nedenle masa başı iktisatçısı öncelikle bir otoriterdir, ikincisi olayları yorumlarken keyfidir ve üçüncüsü bireylerin sübjektif değerlendirmelerini göz ardı ederek ticaretin doğasına karşı gelmiştir.

Sonuç olarak iktisat, deneyciliğin, matematiğin ve istatistiğin ışığında rasyonel bir bilim olma yolunda yara almıştır. Ama bu durum iktisadın “gerçekleşmesi mümkün olmayan şeylerin” merkezinde aslında “ne olması gerektiğinin” cevabını bulmuş bir bilim olma yolunda önemli adımlar atmasını da sağlamıştır. İktisat, diğer insanların eylemlerine bağlı, çok çeşitli maddi ve manevi metaları tercih etmeye istekli, ama zamanının kıt olmasından dolayı insan kardeşleriyle işbirliğine girerek ürettiği metaları mübadele eden insanların bilimidir. Bu bilim insanı merkeze alan bir bilimdir. İnsan, düşünen, değerleri olan, tercihlerde bulunan, geçmişi öğrenen ve geleceğe spekülatif bakan bir varlıktır. İktisat mübadele bilimi ise – ki öyledir – bu durumda sayılar dünyasının hissedemeyen rakamlarını ya da deney farelerinin tercihler yapamayan özgür doğasını taklit etmeyi bırakıp, sadece ve sadece dünyadaki bütün insanların ortak noktasına odaklanmalıdır. Bu da insan eylemlerinin dünyasıdır. Dünyadaki bütün iktisatçılar, artık bu dünyanın kapısını açma vakti gelmiştir! Bu kapıdan buyurmaz mısınız?        

Categories
Deneysel İktisat Kitaplığı, Deneysel ve Davranışsal İktisat, Fizik ve İktisat
Comments rss
Comments rss
Trackback
Trackback

« Atilla Yayla ve Kes-Yapıştır – Cato Journal’dan Yazı “Almak” İKTİSADIN DEĞİŞEN YÜZÜ-2 ; BAYES-PSİKOLOJİ-İKTİSAT »

12 Responses to “İktisatta Deney Yapılır mı?”

  1. BLC says:
    February 5, 2012 at 5:53 pm

    Burda bahsedilen şey deneysel iktisat çalışmaları mıdır?
    Eğer öyle ise hangi deneysel iktisatçı labarotara girelim bi kilo demir mi bi kilo pamuk mu daha ağırdır deneyini yapalım demektedir?

    Madem ki iktisat alanındaki deneyler eleştirilecek böyle var olmayan şeylerden bahsetmek yerine çok basit bir arama ile ulaşılabilecek bu alandaki gerçek çalışmalar baz alınsa daha mantıklı olmaz mı?

    Karar alma süreçleri üzerine çalışan, market mekanizmalarını inceleyen deneyler tasarlayan insanlara arz talep kanununu hatırlatmak yerine (sanıyorum lisanslarında hepsi EC 101 almıştır) şu deneyin burası yanlış, bu oyunda şöyle hatalar var, vs. gibi somut değerlendirmeler yapmak daha anlamlı olurdu gibime geliyor.

    Ayrıca, bir metod tartışmasında bile neden konu dönüp dolaşıp merkezi planlamaya ve iktisadi hesaplama problemine geliyor, gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum. Deneysel iktisatçıların birçoğu spesifik konular üzerinde çalışan adamlar, çalışmalarının planlama ile alakası bile yok. Yanlış anlaşılmasın planlama taraftarılar veya değiller demiyorum, çalışmaların bu konu ile alakası yok diyorum.
    Deneysel makro-iktisadın bile tümden belli bir politikayı dayattığı yok, sadece hangi politika daha efektiftir üzerinde yoğunlaşıyor.

    Misal deneysel iktisat denince benim ilk aklıma gelen ve siyasal eğilimini belkide en açık belirten isim Vernon Smith. Planlama desek bi dayak yemediğimiz kalır sanıyorum.

    Sitede deneysel iktisat çalışanlar vardı diye hatırlıyorum onların yorumunu da duymak isterim…

    Reply
  2. Serkan Kiremit says:
    February 6, 2012 at 8:38 pm

    BLC, haklısın. Bu sitede deneysel iktisatçılar var ve Çıtları çıkmıyor. Demek ki makale yerine ulaşmış :) Şaka yapıyorum tabi fakat yorumlarını duyamamak beni üzdü açıkçası…Sorularına gelince

    1-) Burada ve Her makalemde bahsedilen şey TAM TEŞEKKÜLLÜ İKTİSAT’tır.
    2-) İstatistiğe, matematiğe, deneye inanan her iktisatçı herhangi bir malın fiyatını hesaplayabileceğini düşünmektedir. Vernon L.Smith bile derslerindeki küçük bir gruba dayanarak GENEL YARGILARA varmıştır. Bu şudur. Bir aile en liberali bile merkezi bir planlamayla hareket eder. Lakin dışarısı yani pazarın fiyatlarına göre en azından bütçesini ona göre ayarlar. Yani bir DEMİRİN VEYA PAMUĞUN FİYATINI KİMSE TAM OLARAK BİLEMEZ. Çünkü fiyatı ne maliyetler ne emek değer ne üretici ne de bir otoriter belirleyebilir. Fiyatı belirleyen TÜKETİCİLER’DİR. Bugün Kodak firması iflas etmiştir. Çünkü Tüketiciler kendi fotoğraflarını kendileri basar duruma gelmiştir. Biz buna TÜKETİCİ EGEMENLİĞİ DİYORUZ.ve ne güzel ki herkes tüketicidir. Bu herkesin ve herşeyin teorisidir. Marjinal değer teorisi…
    3-)Öyle ki Güvercinlerin adımlarını sabit alarak iktisat makaleleri yazanlar ve onu kaile alanlar bile vardır. Tarihi kayıtlara bakıp bir malın fiyatını bileceklerini ifade eden Yeni-Kurumsalcı iktisatçılar ve Eski alman tarihçi ekol varlığını devam ettirmektedir.Bunların takipçileride az değildir yani..
    4-)İktisat bir oyun alanı değildir. Ve hiç bir zaman olmamıştır. Böyle bir deney alanı sunidir. Mahkum İkilemi yeni bir şey değildir. Zaten iktisat mübadele bilimi olarak bir şeyler karşılığında bir şeyleri takas etme bilimidir. İnsan eylemleri zamanın bölünemez yüzünde, bir kişinin bedenini asla aynı anda bölemediği bir gerçektir. Bir kişi ikindi namazından sonra annesinin cenazesinde mi olmalıdır, yoksa sevdiğiyle boğazda mı sorusuyla hep alakadar olmuştur. Ne kadar radikal bir soru olsada cevap İnsan eylemlerinin tercih yaptığı andan itibaren bazı şeylerden kazanç sağlarken o anda yitirdiği şeylerinde olduğu bir gerçektir. Bizler buna “fırsat maliyetler” deriz.
    5-)Şu bir gerçek İktisat’ta aslında iki temel ekol var: biri tam teşekküllü piyasa ekonomisi ve ikincisi diğerleri yani Kaos ekonomisi…Tam teşekküllü iktisat asla “hangi politika ekonomi üzerinde daha efektiftir “gibi olmayacak bir teoriye inanmaz. O, engellenmemiş bir piyasadan başka herşeyin kaos getireceğini çünkü eğer piyasa engellendiği an onun POLİTİKA olduğunu ve o politikanında müdahale edilmiş bir piyasa olduğunu BİLİR. o da ekonomi değil, Herhangi bir şeydir…

    BLC, ilk defa ciddi bir eleştiri yaptığın için teşekkürler…

    Reply
  3. Can Madenci says:
    February 7, 2012 at 8:53 am

    Piyasa ekonomisi kendi başına işleyemez. Şimdiye dek hep devlete ihtiyaç duymuştur. Devletsiz piyasa ekonomisi gerçek piyasa ekonomisi değildir.

    Reply
  4. Serkan Kiremit says:
    February 7, 2012 at 11:25 am

    Can soruyu tersten soralım yani mantığı tersten işlettiğmizde “sağlamasını”da yapmış oluruz. Böylece bir şeyin geçerliliği testten geçmiş olur. Örnek: 2+3=5 ise 5-3=2′dir…İşlem tersten yapıldığında rakamlar doğru oluşmuştur. a+b=c ise c-b=a’ya ulaşılmıştır.

    Şimdi “devlet yoksa piyasa” yoktur diyorsun. Şimdi bende bir miktar altın var. Karşımdakininde en sevdiğim cep telefonu…2. el ama olsun…Ben ona altın verdim o da bana 2. el telefonunu. Böylece bu mübadeleden ikimizde kazançlı çıktık. Altınların yeni sahibi gitti, yeni bir cep telefonu aldı. Böylece Dükkan sahibi de kazançlı oldu…Bu süreç devam eder durur. Kimse birisine rağmen bir şeyler kazanmaz….Bu sistemde görüldüğü üzere asla DEVLET yoktur. Devlet iki kişi arasına girerek vergi denilen HIRSIZLIĞI gerçekleştirir. Bu da zorbalık ve zorlamadır. Böylece senin dediğinin tersine devlet, piyasa ekonomisi ona ne üretirse ancak onu elde eder. Sonuçta Piyasa varsa Devlet vardır. Pİyasa gönüllü ilişkilerin bir sonucudur. Devlet zorbalıkların…

    Tersi Kimse bir şey üretmez ise herkes emeğini çekerse Devlet eğer vergi toplayamaz. Vergi yok ise Öğretmenine, polisine, milletvekiline nasıl maaş ödeyebilir. Kısaca PİYASA YOKSA DEVLET YOKTUR.

    Karl Polanyi’nin saçma sapan fikirleri Türkiye’de çok rağbet edilmiştir. O da Can gibi düşünür fakat piyasa yoksa hiçbir şey yoktur.Nokta

    Reply
  5. Can Madenci says:
    February 9, 2012 at 12:49 pm

    Benim bildiğim, toplama işleminin tersi çıkarma işlemidir. Bu nedenle, 2 + 3 = 5 işlemindeki rakamları kullanıp çıkarma işlemi yaparsak 2 – 3 = -1 olur.

    Hayek’in yeni bulduğum bir makalesinde Hayek de devletin gerekli olduğunu söylüyor. Makalenin ismi “The Free Market Economy: The Most Efficient Way of Solving Economic Problems.” İlginç bir şekilde, internette hiçbir yerde – en azından benim gördüğüm kadarıyla – bu makaleden bahsedilmiyor. Hayek’in toplu eserlerinde de yok bu makale sanırım. Örtbas edilmeye çalışılmış olabilir. Makalede Hayek aynen şöyle diyor:

    There is much Government may do or indeed must do in order to keep the market functioning. [s. 2]

    Hatta daha da azıtıp şöyle demiş:

    A functioning market economy presupposes certain activities on the part of the state. [s. 2]

    Kabaca çevirilerini de vereyim:

    Piyasayı işler hâlde tutmak için devletin yapabileceği ve aslında da yapması gereken pek çok şey vardır.

    İşler hâldeki bir piyasa ekonomisi devletin belirli faaliyetleri gerçekleştirmesini şart koşar.

    Görüldüğü üzere azgın liberal Hayek bile devleti savunuyor. Bunda garipsenecek bir şey yok aslında. Zira devletin kurallar koymadığı ve insanları bu kurallara uymaya zorlamadığı bir yerde karmaşa hâkim olur. Piyasanın işleyebilmesi için insanların hem kendi hem de diğer insanların eylemlerinin sonuçlarını tahmin edebilmeleri gerekir. Devlet bu anlamda belirsizliği ortadan kaldırır ve insanların bu eylemlerin sonuçlarını tahmin etmeleri için imkân yaratır. Devletsiz piyasa ekonomisi olmaz.

    Reply
  6. Serkan Kiremit says:
    February 9, 2012 at 4:49 pm

    Matematikte “sağlama” şöyledir: 2+3=5 ise tersten yani sonuçtan gidilerek bulunan bir işlemdir. O da şöyledir: 5(sonuç)-(İşte çıkarma işlemi) 2(tersten gidersek karşımıza çıkan ilk rakam)=(denklik sağlaması) için sonuç 3′tür. Yani işlemin ilk rakamı 3′e ulaşılır…5-2=3′tür…Senin dediğin MATEMATİK DEĞİL Mantığı bertaraf etme işlemidir. Biz buna “Canmatik” diyelim. Ne dersin :) Şaka bir yana Can, Hayek hakkında bir şeyleri yeni bulmana gerek yok. İktisadiyat adlı sitenin “Hayek yada Marx, ne fark eder söyle!” adlı makalemi okursan göreceksin ki; Orada Şöyle dedim…Hemde İngilizceye de çevirmeye gerek yok Türkçe:

    “…İlginç bir husus olarak, devlet konusunda ikisinin de iyi ve kötü devlet tanımı vardı. Marx için kötü devlet, devletin burjuva sınıfının elinde olduğu ve hükümetin yönetici sınıf yoluyla diğer sınıfları sömürdüğü devletti. İyi devlet ise proletarya diktatörlüğüydü. Marx için sömürü yöneten ve yönetilen arasında değildi. Enternasyonal toplantılarında Proudhoncular ve Bakuninciler ile kavgası da bunun üzerinedir. Hayek ise liberal diktatörlüğe iyi derken, sosyalist demokrasiye mutlak anlamda kötü diyordu. Fakat Hayek için krallıkla yönetilen ve katı bir liberal anayasayla sınırlandırılmış devlet, mutlak anlamda iyiydi. Kısacası, Marx ve Hayek devletin başlı başına sistematik bir sömürücü aygıt olduğunu asla anlayamamışlardı. İkisine de geçmiş olsun! “…

    Rothbard bir makalesinde “Ludwing von Mises: Dean of the Austrian School” adlı makalesinin son sayfalarında şöle der: “Mises, Hayek, New York’ta “Nomos and Taxis” üzerine bir konferansta, kendisinin “Counter-Revolution of science”ının praxeological metodolojisini reddetiği zaman, kendisinin (Mises’in) ŞAŞKIN olduğunu ifade etti….Rothbard devam ediyor: Mises’in “Planing for Freedom”ın 219.sayfasında şöyle ifadeler olduğunu söylüyor: “Mises…Hayek’i REFAH DEVLETİNİN “ÖZGÜRLÜKLE BAĞDAŞABİLECEĞİ” yolundaki görüşünden dolayı kibarca fakat KUVVETLİCE AZARLADI.”

    Hayek, Tipik bir SAĞCI VE MUHAFAZAKARDIR. Devletçidir. Onun devleti küçük ama Güçlüdür. Bunu Cümle alem bilir. Hayek’te tutarlılık yoktur. O en ünlü kitabı “Köleliğe giden yolda” Faşizmi öven ifadeler vardır. Hitler avrupadaki işsizliği ve enflasyonu bitirdiği için Hayek’ten övgü alır.Bunu da piyasayı başıboş bırakırsanız piyasanın bazı şeyleri asla kendi kendine gerçekleştiremeyeceğini söyler..Açıkçası 2005′ten sonra bir gün kendi kendime sorduğum soruyu yani nasıl olurda böyle radikal iktisatçılar nobel ekonomik alabilirin cevabını bana Hoppe verdi. Hayek,Friedman…vs… Sosyalistler ve Sosyal Refah devletçiler tarafından neden sevilir? Çünkü onlar asla “Sosyalist ve Sosyal refah devletçilerle” dirsek temasını kaybetmemişlerdir de ondan…

    Hayek azgın liberal miberal değildir. O Muhafazakardır. O liberalizmin içindeki “zehirli yılanların” en güçlüsüdür. Sende bir röportajında gösterdiğin gibi o Klasik liberal değil, İKTİDAR SEVER BİR LİBERALDİR(Alla alla Türkiyedeki temsilcilerine ne kadar da benziyor.)…Fakat bizlere “Klasik liberalizmin sol kanadı olan Fox-Cobden-Bastiat- Molinari-Böhm Bawerk-mises- rothbard ekolüne Hayek’ten sadece bizlere onun iktisadi üçgenleri, avusturyan iktisadi çevrim teorisi ve serbest bankacılık kalmıştır. Gerisi çöpe atılmalık tutarsız devletçi şeylerdir. O da bir manada KAOS SİYASETİNİ sürdürmektedir.

    Rothbard’tan alıntılarsak: “Bütün diğer hizmetler gibi, savunma ve güç kullanımı da serbest piyasa tarafından finanse edilebilir.” 1949 kışında Sol cenahtan bazı öğrencilerle tartışırken şunu farkettim der: “Bütün alanlarda serbest piyasayı desteklerken, devletin polis gücüne taraftar olmam bir arada imkansız gözüktü bana…bütün düşüncem çelişkiliydi. Yalnızca iki mantıklı ihtimal vardır: Sonuna kadar DEVLETÇİ OLMAK (SOSYALİST OLMAK) yada sonuna kadar özel mülkiyetçi kapitalizm…

    Kısaca Can cevap şu ki: Eğer piyasa küçük bir an için devlete ihtiyaç duysun. Ben sonuna kadar DEVLETÇİ olurum…ama böyle bir şey mümkün değil…BEN SONUNA KADAR VE HER ALANDA PİYASACIYIM…ÇÜNKÜ TUTARLIYIM…Beni asla diğer iktidarsever Liberallerle karıştırma…

    Reply
    • Serkan Kiremit says:
      February 9, 2012 at 4:51 pm

      Düzeltme işlem 5-3=2 olacaktı…Kafama gene karıştırdın can…:)

      Reply
  7. Lev007 says:
    February 13, 2012 at 1:43 pm

    İktisatta deney yapılır. Yazınızın başında alıntıladığınız Mises, laboratuar deneyi yapılamayacağını söylüyor, oysa ki siz bunu genelleştiriyorsunuz sanki.

    Deneysel iktisatçılar, masa başlarında oturup, “otoriter” ve “keyfi” davranıp bireylerin sübjektif değerlendirmelerini göz ardı etmezler. Bilakis yıllar boyunca hakim olan ekonomi öğretisindeki değerlendirmeleri eleştirirler.

    İktisadi ve iktisadi olmayan sosyal durumları incelediğimizde tabi ki fen bilimlerindeki gibi kesin sonuçlar elde etmeyiz. Ancak yaptığımız deneylerin sonucuna ulaşabiliriz. En basitinden bir anket bile bir deneydir. Anket, iktisadi araştırmalarda kullanılan bir yöntem midir? Evet. Demek ki iktisatta deney yapılır.

    Ayrıca yazınızın bir yerinde durup dururken Marx’a ve mülkiyet ilişkilerine değinmişsiniz. Yazınızın konusuna göre benim de Marx’tan alıntılayacağım şudur ki: “Ampirik gözlem, toplumsal ve siyasi yapı ile üretim arasındaki bağlantıyı, her ayrı durumda, herhangi bir gizemlileştirme ve spekülasyon olmaksızın, amprik olarak ortaya koymalıdır.” Alman İdeolojisi. Demek ki altyapı/üstyapı ilişkilerini incelerken de deneye başvurabiliriz ki Marx bunun zorunlu olduğunu söylüyor.

    “bu mesele iktisatta her zaman olduğu gibi, deneysel ve gözlemsel nedenlerle değil, ne yazık ki tarihsel bir tecrübeyle sonuçlanmıştır. Sosyalizmin tarihsel tecrübesi, mübadele bilimi olan iktisadın…” diyorusunuz. Tecrübenin ilk anlamı deneyim, ikinci anlamı deney demektir TDK’ye göre. Kendi kendinizi çürütüyorsunuz.

    Marksizm’i ve sosyalizmi de anlamamışsınız, bunu söylemek haddime olmayabilir ama mülkiyet ilişkilerinden bahsederken üretim araçlarının mülkiyeti yerine ev, araba, hayvan mülkiyetinden bahsetmeniz böyle düşünmeme sebep oldu.

    İktisadı mübadele bilimi olarak görmeniz birçok şeyi kaçırmanıza sebep oluyor sanırım.

    Reply
  8. Serkan Kiremit says:
    February 14, 2012 at 5:15 pm

    Levent Bey, yorumlarınız için teşekkür ederim.

    1-)Yazımı tam okumadınızı çıkardım, zira İktisatta deney yapılır. Ama bu bize bir şey kazandırmaz lakin çoookkkk şey kaybettirir, dedim…Yazım da şöyle diyorum: “İnsan iktisatta deney yapabilir mi? Evet, ama bu bize herhangi bir fayda ve kesinlik sağlar mı? Cevap hayırdır. Zira tam tersine, iktisatta deney yapmak bizlere zarar verir ve iktisat bilimini yanlış cevaplara götürür.”
    2-) Şimdi bir anket yapılsa ve- “Levent beyi öldürelim” sonucu çıksa biz hayır Levent beyin yaşama hakkı yoktur. Çünkü anket böyle karar verdi mi diyeceğiz…doğal hakkını gözardımı edeceğiz. Elbette hayır! Anketler “Doğal Haklarda” ve “Doğa Yasalarında” işlemez. Çünkü bunlar yerçekimi yasası gibidir. Anketlere, İstatistiğe ve deneye gerek duymaz. İktisat MÜBADELE BİLİMİ olarak zaten hergün Tüketicilerin, üreticilerin ürettiği ürünleri talep ederek; Onları deneye, ankete ve oylamaya tabi ediyorlar. Ekstra bir şeye gerek yok. Bugün Daktilonun ve at arabalarının kitlesel bir fiyatı yoktur sadece nostaljik bir fiyatı var. Bunu sağlayan Tüketicilerdir (Herkes tüketicidir. Bir üretici bile…)Yani bugün klavye ve motorlu araçların fiyatı varsa deney sayesinde değil. Tüketicilerin talebi ve üreticilerin buna uyum sağlayarak ürettiği arz ettiği şeylere bağlıdır. İktisatta arz-talep yasasını anlamak için deneye ankete ihtiyaç yoktur. Sadece İnsan eylemleri bilimini anlamak yeterlidir.

    3-) Marx, hegelci idealizm karşıtı olarak ampirizimi desteklemiştir. Ama o kadar…Emek-değeri bir sabite oturtamayarak zaten o matematik yanlışçısıdır. NOKTA…Marx, ALMAN TARİHÇİ EKOLÜ gibi düşünür. İktisat SABİT TARİHSEL YASALARA BAĞLIDIR. ÜRETİM İLİŞKİLERİ TARİHSELDİR, tecrübeye, eyleme veya deneye ihtiyaç yoktur.

    4-)TDK’ya göre ..”.kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz.” denilmektedir. O zaman iktisat insan eylemi bilimi olarak, deneye tabi tutulamaz.

    5-) Bu bir sosyalizm yalanıdır. Yani Bizler tüketim mallarında özel mülkiyete karşı değiliz…yemeyiz tabii ki…
    KOMÜNİST MANİFESTODAN : “Özel mülkiyeti ortadan kaldırmak istiyoruz diye dehşete düşüyorsunuz….Tek kelimeyle bizi, sizin mülkiyetinizi ortadan kaldırmak istemekle suçluyorsunuz. Doğrusu, istediğimiz de bu….Bu ise ilk aşamada kuşkusuz ancak mülkiyet hakkına ve burjuva üretim ilişkilerine despotça el atmak yoluyla olur, yani ekonomik açıdan yetersiz ve geçici de görünse hareketin süreci içinde kendini aşan ve bütün bir üretim tarzının dönüştürülmesinin aracı olan bu vazgeçilmez önlemler yoluyla olur….Toprak mülkiyetinin kamulaştırılması ve toprak rantının devlet giderlerine kullanılması….Miras hakkının kaldırılması….DAHA VAR…AMA BENCE YETER…. SOSYALİZM VE MARKSİZM BUDUR, ASLA BAŞKASI DEĞİL…

    6-)İktisat bilimi mübadele bilimidir. Bu herşeyi ve herkesi içine alan tanımdır.

    Reply
  9. Can Madenci says:
    February 14, 2012 at 9:52 pm

    Emek değeri sabite oturtmak ne demek?

    Reply
  10. Lev007 says:
    February 14, 2012 at 9:56 pm

    1-) İktisatta yapılan deneyleri küçümsediğiniz için aslında iktisatta deney yapılamayacağını söylüyor gibi bir havanız var. Bu havaya kendim kapıldığım için eleştirimde “sanki” ifadesini kullandım. Ayrıca 4. maddenizde “iktisat deneye tabi tutulamaz” diyorsunuz.

    2-) Benim yaşamım yahut benimle ya da sizinle ilgili doğal şeyler iktisadi bir anket değildir. Kendinize iktisadi bir konu seçin.

    3-) Marx’ın Hegel felsefesi eleştirisi dediğinizden ibaret değildir, lütfen biraz daha araştırın. “İktisat SABİT TARİHSEL YASALARA BAĞLIDIR. ÜRETİM İLİŞKİLERİ TARİHSELDİR, tecrübeye, eyleme veya deneye ihtiyaç yoktur.” bunu kim diyor? Alman Tarihçi okul mu, Marx mı, yoksa siz mi? Alman Tarihçi okulu hakkında pek bir bilgim yok. Marx’ın da böyle bir söylemi yok. (Kullandığınız noktalamalardan anlayamadım bu düşüncenin kime ait olduğunu.)

    4-) Serkan Bey ne diyorsunuz Allah aşkına, deneysel iktisatçılar insanların kolunu bacağını mı kesiyor? Yapılan çalışmalarda da tabi ki insanların rızası alınıyor.

    5-) Ben bir Marksist ve Marksizm savunucusu değilim. Ancak siz, Komünist Manifesto’yu anlamamışsınız ya da anlamak istemişsiniz. Ben size bunu, burada anlatacak kişi de değilim.

    6-) Tekrar söylüyorum, kendi teorilerinize uydurmak için, iktisata basitçe “mübadele bilimi” diyerek çok şeyi kaçırıyorsunuz. Ne yani, değişim yoksa iktisat yok mu?

    Reply
  11. Serkan Kiremit says:
    February 15, 2012 at 7:56 pm

    Emek değeri bir sabite oturtmak Şu demektir? Marx, entellektüel babası olarak Ricardo’yu göstermektedir. Ricardo-Marx ve Sraffa ekolü “emek-değer” modelini herhangi bir çelişkiye düşmemesi için SABİTE OTURTMAK İSTEMİŞLERDİR. Ricardo buna “DEĞİŞMEZ DEĞER ÖLÇÜSÜ” diyordu. Hatta parasal fiyatları bile sabite oturtmak istemişlerdi…adına: NUMERAİRE demişlerdi. Yani Numeraire: Bir modelde nispi fiyatları veya değerleri belirleyebilmke için, bütün değerlerin kendisine endekslendiği değişkendir….

    Levent bey…İktisatta deney yapılabilir. AMA bu bize bir şey getirmez, bizden çookkkk şey götürür. O yüzden yapılmaması iyidir. açıktır herhalde…
    İktisat deneye tabi kılınamaz.Çünkü gerek yoktur. Açıktır herhalde…
    Herhangi bir İktisadi konu seçin…Ben size bunu deneye tabi kılmadan sadece “İnsan eylemleri bilimi” olarak kanıtlayacağım yada yanlışlayacağım…

    Marx bir çok yerde diyor ki: “insanların varlığını belirleyen şey bilinçleri değildir, tam tersine onların bilincini belirleyen, toplumsal varlıklarıdır….tarih öyledir çünkü o şartlar altında başka türlü olması mümkün değildir. …Sosyal ilişkiler, üretim güçleriyle sıkısıkıya bağlıdırlar. insanlar yeni üretim güçleri elde ederek üretim biçimlerini değiştirirler, ve, üretim biçimlerini, yaşamlarını kazanma biçimlerini değiştirerek, bütün sosyal ilişkilerini değiştirirler. El değirmeni size feodal toplumu, buhar makinesi kapitalist toplumu verecektir….”

    MÜBADELE YOKSA İKTİSAT YOK…Ama ne yazık ki herşeyde mübadele (Karşılıkçılık, gönüllülük, karşılıklı yardımlaşma…) var. Ve çok şükür ki İktisat ve onu anlayan beyinler var.

    Reply

Leave a Reply

Click here to cancel reply.

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • Serkan kiremit on Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?
  • Can Madenci on Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?
  • Fatih Kansoy on Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (28)
  • Duyurular (26)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (29)
  • İktisat Tarihi (26)
  • İktisat Teorisi (37)
  • İktisatçılar (46)
  • İşgücü Piyasaları (2)
  • Kalkınma İktisadı (2)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (2)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (12)
  • Nöropazarlama (12)
  • Okuma Önerileri (11)
  • Oyun Teorisi (11)
  • Özel Dosyalar (2)
  • Petrol (2)
  • Psikoloji (4)
  • Risk ve Belirsizlik (2)
  • Röportajlar (2)
  • Sanat ve İdeoloji (1)
  • Serbest Atış (77)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye Ekonomisi (1)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (18)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (3)
  • Yoksulluk (3)

 

January 2012
M T W T F S S
« Dec   Feb »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox