İktisat, Kendiliğinden Doğan Düzen ve Aydınlanma
Serkan Kiremit | November 25, 2011
Aklın biyolojik işlevi hayatı korumak, canlı tutmak ve sonunu mümkün olduğunca ertelemektir. Düşünme ve eylemde bulunma insan doğasına ters düşen bir şey değildir; insan fıtratının en önemli özelliğidir. İnsan olmayanlardan ayırt edilmiş olarak insanın en uygun tarifi, onun “hayatına yönelik düşmanlık besleyen güçlere karşı amaçlı mücadele eden varlık” olmasıdır. İnsan aklı bu hayati güdüye hizmet eder. Sonuç olarak irrasyonel unsurların ileride olması hakkında yapılan tüm konuşmalar boşunadır. Evren içerisinde akılımızın açıklayamadığı, analiz edemediği insanın rahatsızlığını belli bir ölçüye kadar giderebildiği dar bir saha kaldı. Bu akıl ve rasyonelliğin, bilimin ve amaçlı eylemin alanıdır.
Ludwig von Mises [1]
Bugün ne yazık ki insanın biricik mantığının ve bilincinin aşağılandığı ve yok sayılmaya çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. Son yüzyılda ortaya çıkan felsefelerin, teorilerin ve ideolojik yaklaşımların pek çoğu (post modernizm, yeni sağ düşünceler, post yapısalcılık vs.) insanın amaçlı eylemine ve eleştirel aklına karşı yıkıcı ve bozguncu davranmışlardır. Bugün de bu davranışlarında ısrar ediyorlar. Bunun nedeni ne olabilir? Belki bir neden olarak, insanın eski zamanlarından kalma gelenekleri, yani hurafelere, masallara ve efsanelere inanma alışkanlıkları gösterilebilir. Ancak bunların kökleri kesinlikle romantizmde, seçkincilikte ve tarih-i kadimde aranmalıdır. Aydınlanma tam da bu kökleri reddetme ve ona karşı gelme meselesidir. Maalesef bu eski kökler hantal ve sabit fikirlilik üreten kurumlar yaratmışlardır. Bu özellikle “özgür ve eleştirel aklı” zincire vurmuş, toplumsal dinamizmi ve gelişimi köreltmiştir.






Son Yapılan Yorumlar