iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Eleştirel Açıdan Coase ve Mülkiyet

Serkan Kiremit | March 27, 2011

“Marx iktisat arabasını hukuk atının önüne koymuştu. Coase ise sonunda atı olması gereken yere koydu.”

Tom Bethell

Bilinenin aksine, Ronald Coase ekolü ve onun hukuktaki büyük takipçisi Posner mülkiyet haklarını hiçbir zaman ilkesel olarak savunmamışlardır. Coase ve Posner argümanlarında bu hakları genellikle hukuktaki çözümsüzlüklere fayda sağladıkları için kullanmışlardır. Ancak Coase’un ilgilendiği şey aslen hukuktaki çözümsüzlükler değildir; bu nedenle araştırmaları sosyal hukuk devletindeki iktisadî yapılanmaya bir katkı olarak algılanmalıdır.

Öyleyse sorun nerede? İktisatta es geçilen konulardan biri de teorinin pratiğe uygulanmasıdır. Coase tam da bunu yapmayı kendisine düstur edinmiştir. Teori gerçek hayattaki en ufak bir soru karşısında dahi yanıtsız kalırsa ne olacaktır? Açıkçası ya kendini yenileme yoluna gidecek ya da suskunluğa gömülecektir. Coase ekolünün “radikal liberal iktisatçılarına” verdiği yanıtlar aslında Coase’un teorisinin hiçbir zaman pratikte uygulanamayacağını, uygulansa dahi sosyal maliyetleri açısından “birilerinin canını yakacağını” gösterir. Bu da bir teorinin talihsiz bir pozisyon aldığının apaçık kanıtıdır. Bu açıdan “The Nature of the Firm” ve “The Problem of Social Cost” makaleleri iktisada yabancı ve sorunludur.

Read the rest of this entry »

Comments
2 Comments »
Categories
İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Yeni yazar!

admin | March 26, 2011

İktisadiyat: Merhaba Serkan Kiremit.
Can dedi ki; senin da ilgi alanların onunkisi gibi iktisat tarihi civarındaymış. Peki, kimsin sen? Yok mudur bir özgeçmişin bize verecek?

Serkan: Olmaz mı! “Hakkımızda” kısmına ekledim…

Comments
No Comments »
Categories
Duyurular
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Karşı sektör olarak sinema ya da Film Socialism

ulker_sener | March 17, 2011

 

İspanya İç savaşı

“Niçin “bu saat altın değerinde” dedin. Saat çalışmıyor ki.”

Salon ağzına kadar dolu, geç gelenler merdivenlere oturdu, filmin başlaması beklendi. Suyun salınımlarını, kesik kesik çekimler izledi. Salonda çıt çıkmıyor bir şey olacak, ama ne?

Bir sonraki sahne: bu değil, anlamamanın verdiği bıkkınlık, beklentiler yerini umutsuzluğa bıraktı. Salon birer ikişer boşalmaya yüz tuttu.

Godard: “buyurun sizi şu tarafa alalım”.

Film, Tarkovsky’nin doğasına benzeyen-andıran suyun-denizin görüntüsüyle başlıyor,  su tarihin akışkanlığını ifade edercesine film boyunca bizi takip ediyor. Biz suyu takip ediyoruz, gemi gezisiyle Avrupa tarihine, bir nebze Afrika’ya ve Filistin’e bakıyoruz.  Avrupa sınıf savaşımları tarihini bilenlerin anlam yükleyebileceği semboller ve alıntılarla yüklü. Barselona’nın İspanya iç savaşındaki önemini, anarşistleri, Stalin’in konumunu, İspanyanın mutluluğunu ve yalnızlığını, bir dönem dünyanın kalbi olduğunu, uluslararası tugayları bilmeyenler-uzak olanlar için ne anlama gelebilirdi ki?! “Ölme olasılığımızın olduğu bir durumda İspanya hiç kıtlığın olmadığı bir ülke haline gelir. Hatta umutlarımızın bile.” Odessenın Ekim devrimi öncesi ve sonrası anlamını, Yunan iç savaşını yüreği burkularak okumayanlar, “demokrasi ve trajedinin evliliği, tek bir çocuk: iç savaş”,  Hayfayı, Napoli’yi ve 2. Dünya Savaşını Avrupa’nın sarmal bir yay gibi gelip gidişlerini, durduğu yeri bilmeyenler için anlamsız semboller ve imgeler yığınıydı. Sadece bilmekte değil hissetme üzerine, Rus kadının “yüzünde bir gülücükle Avrupayı tekrar görmeden, Rusya ve mutluluk kelimelerinin kemer tokası gibi bir kez daha birbirlerine tutturulduklarını görmeden ölmek istemiyorum” cümlesinin göğüs arasında yarattığı sıkışma, Ekim 1917’nin Avrupa için yeni bir tarihi araladığı ve ama sadece araladığı, aralanan tarihin yeniden kendi üstüne kapandığı, yaratılan karabasanın altında ezilen ruhlar…

Read the rest of this entry »

Comments
1 Comment »
Categories
Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • kenan on Atilla Yayla ve Kes-Yapıştır – Cato Journal’dan Yazı “Almak”
  • zeliha_hatipoglu on Türkiye’de Antidepresan Kullanımı Artıyor Mu?
  • zeliha_hatipoglu on Türkiye’de Antidepresan Kullanımı Artıyor Mu?

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (26)
  • Duyurular (25)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (25)
  • İktisat Tarihi (23)
  • İktisat Teorisi (32)
  • İktisatçılar (44)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (2)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (10)
  • Nöropazarlama (11)
  • Okuma Önerileri (11)
  • Oyun Teorisi (10)
  • Psikoloji (2)
  • Risk ve Belirsizlik (1)
  • Röportajlar (2)
  • Sanat ve İdeoloji (1)
  • Serbest Atış (75)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (13)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (2)
  • Yoksulluk (3)

 

March 2011
M T W T F S S
« Feb   Apr »
 123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox