<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Comments on: Türkiye’de Özgürlüklerim Kısıtlanıyor! En İyisi Bir Daha İngilizce Öğreneyim!</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 20:27:29 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
	<item>
		<title>By: Uğur Önder Bozkurt</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/#comment-299</link>
		<dc:creator>Uğur Önder Bozkurt</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Jan 2011 14:40:47 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>Küçük bir ilave. Yazıyı geçen hafta okuduğum için yorumlardan aklımda olan bir şeyi atlamışım.
Hayır artık bu ülkede durup ayakta duracak bir durum göremiyorum. Belki ben bu kadar cesur değilim. Bilmiyorum. Ancak ben bunun artık mümkün ve gerekli olmadığını düşünüyorum. Her zaman kahve köşelerinde söylenen bir söz belki ama &quot;bu ülke artık bitti&quot;</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Küçük bir ilave. Yazıyı geçen hafta okuduğum için yorumlardan aklımda olan bir şeyi atlamışım.<br />
Hayır artık bu ülkede durup ayakta duracak bir durum göremiyorum. Belki ben bu kadar cesur değilim. Bilmiyorum. Ancak ben bunun artık mümkün ve gerekli olmadığını düşünüyorum. Her zaman kahve köşelerinde söylenen bir söz belki ama &#8220;bu ülke artık bitti&#8221;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Uğur Önder Bozkurt</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/#comment-298</link>
		<dc:creator>Uğur Önder Bozkurt</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Jan 2011 14:38:41 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>“Aman nerede giyeceğim ki bunu?&quot;

Bütün yazıdan, sıradan bir eğitim almış bir insan olarak en çok dikkatimi çeken cümle bu oldu. Çünkü bu benim hayatımın içinden bir cümle bu. 

1 yıllık evliyiz. Eşim Adanalı ben ise İzmir. İki şehrin ismi bile size bir ipucu olmuştur sanırım. Eşim ile özellikle giysi alışverişi yaparken “Aman nerede giyeceğim ki bunu?&quot; cümlesi ile kaç kez karşılaştım bir bilseniz!

Birlikte olduğumuz 3 yıl içinde onu şaşırttığım cümlelerin başında hep &quot;istediğini giy, hatta daha rahat şeyler giy&quot; geliyor. Ancak o yine de ister mahalle baskısı deyin, isteseniz yetiştiği bölgenin/ilin katkısı bunu yapmakta zorlanıyor. Renkli &quot;şeyler&quot; giymeye ben alıştırdım. Dolabındaki belli başlı bir kaç giysi dışındaki siyah herşeyi yok ettik. Yine de renkli şeyler giymek dışında rahat giymek konusunda hâlâ Adana&#039;da oturuyor olduğumuz için sanırım zorlanıyor. Açıkçası kafamda şapka, altımda şort ile (kapri değil, şort) sokağa çıktığımda gözlerin bana döndüğünü gördükçe bir kadın olarak rengarenk ve biraz da dekolte giysiler giydiğinde peşine kimlerin düşeceğini, nasıl tepkiler ile karşılaşacağını tahmin etmek güç değil. (Bu (http://www.flickr.com/photos/benugur/416991820/) kıyafetin aynısını bir gün işe giderken giydiğimde arkadaşlar “donla mı geldin” diye dalga geçtiler! İş kıyafetim üniforma olduğu için serbest kıyafet ile gidiyor ve orada üstümü değiştiriyordum-Bu arada o fotoğrafın çekildiği yerde hava sıcaklığı Adana’dan pek de yüksek olmuyor yazın. Hatta orada nem olmadığı için Adana daha çekilmez oluyor.)

Peki ülkeyi terketmek için sadece istediğinizi giyememek özgürlüğü yeterli mi? Belki değil. Ancak yıllardır kafanızda bu varsa kendinizi yaşama adapte etmekte de zorlanıyorsunuz. Bu da 30.000 TL&#039;lik tatil/eğitim yerine gidip aklınıza ve yaşamınıza uyan şeyleri rahatlıkla yapacağınız bir hayata geçmeyi daha önemli kılıyor.

7-8 yıl kadar önce eğitimim ve mesleğim doğrultusunda (Mersin&#039;de) bir otelde bildiğin garson olarak çalışıyordum. (Bu cümlelerde anlatacağım tarih, rakam ve isimler uydurmadır. Çünkü o kadar ayrıntıyı hatırlamıyorum) İzin günüm genelde salı olduğu için o hafta Mersin Devlet Opera ve Balesi&#039;nin bir konserine bilet almıştım. Ancak o hafta bana sorulmadan izin günüm değiştirilmişti. Buna canım sıkıldı ve vardiyayı yapan Kaptan (Maitre&#039;d) denilen göre şefime gittim ve biletten bahsettim. Bana şarlayarak &quot;opera&quot; için programını değiştiremem önceden söyleseydin dedi. Ben bunun üzerine siz benim izin günümü değiştirirken haber verseydiniz deyince daha çok sinirlendi. Neden değiştirildiğini sorduğumda ise mantıklı bir cevap alamadım. Ve izin günüm değiştirilmedi.
Buraya kadar olanlar bir çok işyerinde olabilecek şeyler, biliyorum. Ancak komik olan şey şu ki bundan sonraki bir kaç hafta benim &quot;opera&quot; maceram alay konusu oldu ve her program yapılışı öncesinde bana &quot;opera biletin varsa izin gününü değiştirelim&quot; diye sorularak dalga geçildi. Şunu da belirtmek isterim ki klasik müzik sevmekle birlikte operadan hoşlanmıyorum. 
Bugün, evet bugün Adana&#039;da yürürken bir kavşakta bir kızın diğer bir kızın fotoğrafını çektiğini gördüm. (Kız ciddi şekilde kıvrılıp bükülerek poz vermişti) Bunu gören başkaları da vardı elbette. Fotoğraf çekilen bölgeden geçip yürürken yanımda yürüyen birkaç kızın şu şekilde konuştuğunu duydum &quot;şelale, göl deniz mi var? niye burada poz veriyorsun? Sanki çekilecek bir şey var?&quot; Dönüp “bu sizi ilgilendirir mi? Belki özel bir nedenle burada çekmek istiyorlar. Fotoğraf illa bir manzara önünde mi çekilir” diyecektim... sonra vazgeçtim. (Bu eşimin uyarısıdır. Adana&#039;da dayak yememek için ağzını kapat!) 
Mahalle baskısı var mıdır diye konuşulur zaman zaman TV’lerde. Ben size kısaca cevap vereyim: Vardır. Bu, sokağa çıktığınızda bu giydiğin ne yahu gibi bakılmasından tutun, “KENDİ EVİNİZİN İÇİNDE BİR NEDENLE ÇIPLAK DOLAŞTIĞINIZDA KARŞI APARTMANDAKİ KOMŞUNUN SİZİN APARTMANINIZIN YÖNETİCİSİNİ ARAYIP ŞİKAYET ETMESİ, O YÖNETİCİNİN DE SİZİN EŞİNİZİN BABASINI ARAYIP ŞİKAYET ETMESİ MAHALLE BASKISININ ALÂSIDIR.” ve maalesef evimde bu yaşanmış bir şeydir. Evin içine bakmak suç değil ancak perdeyi açık unutmak veya bırakmak suçtur. Kendi evinizde çıplak gezmek suçtur. (Bunu düz bakış açısı ile teşhircilik olarak suçlayıp polisin aranmasını düşünebilirsiniz. Ancak ben öyle düşünmüyorum. Ayrıca Occam’s Razor hoşuma giden bir kuram olsa da bazen uymadığı durumlar da oluyor. Ben teşhirci değilim. Evimde rahat olmak istiyorum. Evimin içine bakıyorsanız ve beni birden fazla kez çıplak görüyorsanız BEN TEŞHİRCİ DEĞİLİM, SİZ RÖNTGENCİSİNİZ.
Kızgınım. Bu sokakta, şehirde, ülkede yaşamaktan bıkkınım. Sadece kıçımı açıp evimde dolaşamadığım için değil, minibüse yolcu alırken heryerde duran ancak indirirken polis veya durak gözeten minibüsçü yüzünden de kızgınım. Televizyonun montajı için evime gelen servisten ücret karşılığı fiş istediğimde vermeyip neden fiş istediğimi sorduğu için kızgınım. 15 TL için fiş mi olur bakışı atıp, fiş getirdikleri taktirde ödeme yapacağımı söyledikten sonra bir daha arayıp sormadıkları için kızgınım. Komşuluk değerlerinden bahsedip asansörde günaydın-iyi geceler bile demeyen komşulara kızgınım. Daha 1.5 yıl oturulmuş yepyeni evin musluklarından klozetine herşeyin tek tek bozulmasına neden olan dandik mal kullanan müteahite kızgınım. Reklamlarda bir şey ilan edip minik yazıların bir türlü üste çıkmamasına kızgınım. (Biliyorsunuz ABD’de reklam koşulları daha acımasızdır (örneğin A markası reklam yaparken rakibi B markasının adını da vererek laf sokabilir) Ancak altyazılar hem okunabilir boyutlarda hem de seslendirilmiştir.

Bu liste o kadar uzun ki.. Siyasi/politik kızgınlıklarıma ise hiç girmiyorum.

Başka bir ülkede rahat edemeyeceksem bile en azından burada olmaktan kurtulmuş olmak beni biraz huzura kavuşturacak. Üstelik başka bir ülkede mutlu olma ihtimalim oldukça fazla. Çünkü gördüklerim kadar anlatılanlar da beni hep heyecanlandırıyor. Bu nedenle ben bu ülkeye hayırsızlık etmekten çok da mutsuz değilim.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>“Aman nerede giyeceğim ki bunu?&#8221;</p>
<p>Bütün yazıdan, sıradan bir eğitim almış bir insan olarak en çok dikkatimi çeken cümle bu oldu. Çünkü bu benim hayatımın içinden bir cümle bu. </p>
<p>1 yıllık evliyiz. Eşim Adanalı ben ise İzmir. İki şehrin ismi bile size bir ipucu olmuştur sanırım. Eşim ile özellikle giysi alışverişi yaparken “Aman nerede giyeceğim ki bunu?&#8221; cümlesi ile kaç kez karşılaştım bir bilseniz!</p>
<p>Birlikte olduğumuz 3 yıl içinde onu şaşırttığım cümlelerin başında hep &#8220;istediğini giy, hatta daha rahat şeyler giy&#8221; geliyor. Ancak o yine de ister mahalle baskısı deyin, isteseniz yetiştiği bölgenin/ilin katkısı bunu yapmakta zorlanıyor. Renkli &#8220;şeyler&#8221; giymeye ben alıştırdım. Dolabındaki belli başlı bir kaç giysi dışındaki siyah herşeyi yok ettik. Yine de renkli şeyler giymek dışında rahat giymek konusunda hâlâ Adana&#8217;da oturuyor olduğumuz için sanırım zorlanıyor. Açıkçası kafamda şapka, altımda şort ile (kapri değil, şort) sokağa çıktığımda gözlerin bana döndüğünü gördükçe bir kadın olarak rengarenk ve biraz da dekolte giysiler giydiğinde peşine kimlerin düşeceğini, nasıl tepkiler ile karşılaşacağını tahmin etmek güç değil. (Bu (<a href="http://www.flickr.com/photos/benugur/416991820/" rel="nofollow">http://www.flickr.com/photos/benugur/416991820/</a>) kıyafetin aynısını bir gün işe giderken giydiğimde arkadaşlar “donla mı geldin” diye dalga geçtiler! İş kıyafetim üniforma olduğu için serbest kıyafet ile gidiyor ve orada üstümü değiştiriyordum-Bu arada o fotoğrafın çekildiği yerde hava sıcaklığı Adana’dan pek de yüksek olmuyor yazın. Hatta orada nem olmadığı için Adana daha çekilmez oluyor.)</p>
<p>Peki ülkeyi terketmek için sadece istediğinizi giyememek özgürlüğü yeterli mi? Belki değil. Ancak yıllardır kafanızda bu varsa kendinizi yaşama adapte etmekte de zorlanıyorsunuz. Bu da 30.000 TL&#8217;lik tatil/eğitim yerine gidip aklınıza ve yaşamınıza uyan şeyleri rahatlıkla yapacağınız bir hayata geçmeyi daha önemli kılıyor.</p>
<p>7-8 yıl kadar önce eğitimim ve mesleğim doğrultusunda (Mersin&#8217;de) bir otelde bildiğin garson olarak çalışıyordum. (Bu cümlelerde anlatacağım tarih, rakam ve isimler uydurmadır. Çünkü o kadar ayrıntıyı hatırlamıyorum) İzin günüm genelde salı olduğu için o hafta Mersin Devlet Opera ve Balesi&#8217;nin bir konserine bilet almıştım. Ancak o hafta bana sorulmadan izin günüm değiştirilmişti. Buna canım sıkıldı ve vardiyayı yapan Kaptan (Maitre&#8217;d) denilen göre şefime gittim ve biletten bahsettim. Bana şarlayarak &#8220;opera&#8221; için programını değiştiremem önceden söyleseydin dedi. Ben bunun üzerine siz benim izin günümü değiştirirken haber verseydiniz deyince daha çok sinirlendi. Neden değiştirildiğini sorduğumda ise mantıklı bir cevap alamadım. Ve izin günüm değiştirilmedi.<br />
Buraya kadar olanlar bir çok işyerinde olabilecek şeyler, biliyorum. Ancak komik olan şey şu ki bundan sonraki bir kaç hafta benim &#8220;opera&#8221; maceram alay konusu oldu ve her program yapılışı öncesinde bana &#8220;opera biletin varsa izin gününü değiştirelim&#8221; diye sorularak dalga geçildi. Şunu da belirtmek isterim ki klasik müzik sevmekle birlikte operadan hoşlanmıyorum.<br />
Bugün, evet bugün Adana&#8217;da yürürken bir kavşakta bir kızın diğer bir kızın fotoğrafını çektiğini gördüm. (Kız ciddi şekilde kıvrılıp bükülerek poz vermişti) Bunu gören başkaları da vardı elbette. Fotoğraf çekilen bölgeden geçip yürürken yanımda yürüyen birkaç kızın şu şekilde konuştuğunu duydum &#8220;şelale, göl deniz mi var? niye burada poz veriyorsun? Sanki çekilecek bir şey var?&#8221; Dönüp “bu sizi ilgilendirir mi? Belki özel bir nedenle burada çekmek istiyorlar. Fotoğraf illa bir manzara önünde mi çekilir” diyecektim&#8230; sonra vazgeçtim. (Bu eşimin uyarısıdır. Adana&#8217;da dayak yememek için ağzını kapat!)<br />
Mahalle baskısı var mıdır diye konuşulur zaman zaman TV’lerde. Ben size kısaca cevap vereyim: Vardır. Bu, sokağa çıktığınızda bu giydiğin ne yahu gibi bakılmasından tutun, “KENDİ EVİNİZİN İÇİNDE BİR NEDENLE ÇIPLAK DOLAŞTIĞINIZDA KARŞI APARTMANDAKİ KOMŞUNUN SİZİN APARTMANINIZIN YÖNETİCİSİNİ ARAYIP ŞİKAYET ETMESİ, O YÖNETİCİNİN DE SİZİN EŞİNİZİN BABASINI ARAYIP ŞİKAYET ETMESİ MAHALLE BASKISININ ALÂSIDIR.” ve maalesef evimde bu yaşanmış bir şeydir. Evin içine bakmak suç değil ancak perdeyi açık unutmak veya bırakmak suçtur. Kendi evinizde çıplak gezmek suçtur. (Bunu düz bakış açısı ile teşhircilik olarak suçlayıp polisin aranmasını düşünebilirsiniz. Ancak ben öyle düşünmüyorum. Ayrıca Occam’s Razor hoşuma giden bir kuram olsa da bazen uymadığı durumlar da oluyor. Ben teşhirci değilim. Evimde rahat olmak istiyorum. Evimin içine bakıyorsanız ve beni birden fazla kez çıplak görüyorsanız BEN TEŞHİRCİ DEĞİLİM, SİZ RÖNTGENCİSİNİZ.<br />
Kızgınım. Bu sokakta, şehirde, ülkede yaşamaktan bıkkınım. Sadece kıçımı açıp evimde dolaşamadığım için değil, minibüse yolcu alırken heryerde duran ancak indirirken polis veya durak gözeten minibüsçü yüzünden de kızgınım. Televizyonun montajı için evime gelen servisten ücret karşılığı fiş istediğimde vermeyip neden fiş istediğimi sorduğu için kızgınım. 15 TL için fiş mi olur bakışı atıp, fiş getirdikleri taktirde ödeme yapacağımı söyledikten sonra bir daha arayıp sormadıkları için kızgınım. Komşuluk değerlerinden bahsedip asansörde günaydın-iyi geceler bile demeyen komşulara kızgınım. Daha 1.5 yıl oturulmuş yepyeni evin musluklarından klozetine herşeyin tek tek bozulmasına neden olan dandik mal kullanan müteahite kızgınım. Reklamlarda bir şey ilan edip minik yazıların bir türlü üste çıkmamasına kızgınım. (Biliyorsunuz ABD’de reklam koşulları daha acımasızdır (örneğin A markası reklam yaparken rakibi B markasının adını da vererek laf sokabilir) Ancak altyazılar hem okunabilir boyutlarda hem de seslendirilmiştir.</p>
<p>Bu liste o kadar uzun ki.. Siyasi/politik kızgınlıklarıma ise hiç girmiyorum.</p>
<p>Başka bir ülkede rahat edemeyeceksem bile en azından burada olmaktan kurtulmuş olmak beni biraz huzura kavuşturacak. Üstelik başka bir ülkede mutlu olma ihtimalim oldukça fazla. Çünkü gördüklerim kadar anlatılanlar da beni hep heyecanlandırıyor. Bu nedenle ben bu ülkeye hayırsızlık etmekten çok da mutsuz değilim.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Levent_Neyse</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/#comment-297</link>
		<dc:creator>Levent_Neyse</dc:creator>
		<pubDate>Sat, 15 Jan 2011 16:56:29 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>Bağlantılar için çok teşekkürler. Dediğiniz gibi bu endeksler çoğaltılabilir. Söylediklerinize tamamen katılmakla beraber tekrar vurgulamak isterim ki, boş bir iyimserlik veya dediğiniz gibi olanla yetinmek zaten ne öne sürdüğüm ne de destekleyeceğim bir yöntemdir. Hatta insanların çok da mutlu olmasını zaten ne Türkiye’de ne de dünyada beklememek gerekir:-)

Söz mutluluğa gelmişken mutluluk endekslerin hakkında pratik bir kaynak olarak şu siteye bir göz atılabilir: 
http://worlddatabaseofhappiness.eur.nl/

Bu sitedeki ülkeler arası mutluluk endeksinde Türkiye’de yaşayan insanların ortalama mutluluk değeri 5,6 iken Danimarka 8,3, İsviçre 8,0, Norveç 7,9, İsveç 7,8, Fransa 6,6 olarak gözüküyor. Yani eğer Türkiye’deki mutsuzluğa bilimsel bir kanıt bulmak istersek, bu listede Türkiye’nin ortalamanın altında olduğunu görebiliriz.

Ancak unutmamak gerekir ki, her konuda sayısız endeks bulmak mümkün. Ve hepimiz de biliyoruz ki farklı endeksler farklı kurumlar, güçler, ideolojiler tarafından, farklı amaçlar için her zaman kullanılmaktadır. Bir başka deyişle endeksler her zaman güvenilir ve nesnel olmamaktadırlar. Ancak fikir verici oldukları yadsınamaz.

Takdir edersiniz ki yazıda da belirttiğim gibi Türkiye ne bir Afrika ülkesi, ne de bir İskandinav Ülkesi. Bu da şu demek oluyor: Türkiye ne tatmin olunacak, ne de umutsuz olunacak bir durumda. Karşı olduğum şeyi de tekrarlamak isterim:

Türkiye&#039;yi yerin dibine sokup da kısa bir süreliğine yurt dışında yaşayarak Türkiye&#039;den kurtulduklarını düşünen insanlar kendilerine güveniyorlarsa, kaçmak yerine kararlılıkla karşı oldukları şartların karşısında durmayı denesinler. Zira Türkiye sayısız sorununa rağmen 3. dünya ülkeleri kadar kötü veya çözümsüz bir durumda değildir. Bu da demektir ki, karşı olunan durum veya şartlar her ne olursa olsun, onları düzeltmek için fırsat hala mevcut. Kısa süreliğine yurt dışına gidip, Türkiye’ye“Ben kendimi kurtardım”  diye bakmak gülünçlükten başka bir şey değildir.

Endeksler dışında bir kaynak olarak da (her ne kadar güvenilirliği yine tartışılır olsa da) tahmin şirketlerine ya da tahmincilerin çalışmalarına göz atılabilir. Örneğin Stratfor’un CEO’su George Friedman “Next 100 years” kitabında Türkiye’ye geniş yer ayırıyor. Kitap Türkçe’ye de çevrildi:

http://www.stratfor.com/next100years
http://go-blog.ozar.net/mevzu/george-friedman-gelecek-yuzyil-ve-turkiye/
http://www.idefix.com/kitap/gelecek-100-yil-george-friedman/tanim.asp?sid=WFOMMK72C160FPXUUX1S

Tabii ki bu kaynak da her kaynak kadar yetersiz, yer yer de fazla hayalperest. Ancak kitapta çok ilginç gözlemler bulmak mümkün.

Yorumunuz için teşekkürler</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bağlantılar için çok teşekkürler. Dediğiniz gibi bu endeksler çoğaltılabilir. Söylediklerinize tamamen katılmakla beraber tekrar vurgulamak isterim ki, boş bir iyimserlik veya dediğiniz gibi olanla yetinmek zaten ne öne sürdüğüm ne de destekleyeceğim bir yöntemdir. Hatta insanların çok da mutlu olmasını zaten ne Türkiye’de ne de dünyada beklememek gerekir:-)</p>
<p>Söz mutluluğa gelmişken mutluluk endekslerin hakkında pratik bir kaynak olarak şu siteye bir göz atılabilir:<br />
<a href="http://worlddatabaseofhappiness.eur.nl/" rel="nofollow">http://worlddatabaseofhappiness.eur.nl/</a></p>
<p>Bu sitedeki ülkeler arası mutluluk endeksinde Türkiye’de yaşayan insanların ortalama mutluluk değeri 5,6 iken Danimarka 8,3, İsviçre 8,0, Norveç 7,9, İsveç 7,8, Fransa 6,6 olarak gözüküyor. Yani eğer Türkiye’deki mutsuzluğa bilimsel bir kanıt bulmak istersek, bu listede Türkiye’nin ortalamanın altında olduğunu görebiliriz.</p>
<p>Ancak unutmamak gerekir ki, her konuda sayısız endeks bulmak mümkün. Ve hepimiz de biliyoruz ki farklı endeksler farklı kurumlar, güçler, ideolojiler tarafından, farklı amaçlar için her zaman kullanılmaktadır. Bir başka deyişle endeksler her zaman güvenilir ve nesnel olmamaktadırlar. Ancak fikir verici oldukları yadsınamaz.</p>
<p>Takdir edersiniz ki yazıda da belirttiğim gibi Türkiye ne bir Afrika ülkesi, ne de bir İskandinav Ülkesi. Bu da şu demek oluyor: Türkiye ne tatmin olunacak, ne de umutsuz olunacak bir durumda. Karşı olduğum şeyi de tekrarlamak isterim:</p>
<p>Türkiye&#8217;yi yerin dibine sokup da kısa bir süreliğine yurt dışında yaşayarak Türkiye&#8217;den kurtulduklarını düşünen insanlar kendilerine güveniyorlarsa, kaçmak yerine kararlılıkla karşı oldukları şartların karşısında durmayı denesinler. Zira Türkiye sayısız sorununa rağmen 3. dünya ülkeleri kadar kötü veya çözümsüz bir durumda değildir. Bu da demektir ki, karşı olunan durum veya şartlar her ne olursa olsun, onları düzeltmek için fırsat hala mevcut. Kısa süreliğine yurt dışına gidip, Türkiye’ye“Ben kendimi kurtardım”  diye bakmak gülünçlükten başka bir şey değildir.</p>
<p>Endeksler dışında bir kaynak olarak da (her ne kadar güvenilirliği yine tartışılır olsa da) tahmin şirketlerine ya da tahmincilerin çalışmalarına göz atılabilir. Örneğin Stratfor’un CEO’su George Friedman “Next 100 years” kitabında Türkiye’ye geniş yer ayırıyor. Kitap Türkçe’ye de çevrildi:</p>
<p><a href="http://www.stratfor.com/next100years" rel="nofollow">http://www.stratfor.com/next100years</a><br />
<a href="http://go-blog.ozar.net/mevzu/george-friedman-gelecek-yuzyil-ve-turkiye/" rel="nofollow">http://go-blog.ozar.net/mevzu/george-friedman-gelecek-yuzyil-ve-turkiye/</a><br />
<a href="http://www.idefix.com/kitap/gelecek-100-yil-george-friedman/tanim.asp?sid=WFOMMK72C160FPXUUX1S" rel="nofollow">http://www.idefix.com/kitap/gelecek-100-yil-george-friedman/tanim.asp?sid=WFOMMK72C160FPXUUX1S</a></p>
<p>Tabii ki bu kaynak da her kaynak kadar yetersiz, yer yer de fazla hayalperest. Ancak kitapta çok ilginç gözlemler bulmak mümkün.</p>
<p>Yorumunuz için teşekkürler</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Ismail</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/#comment-296</link>
		<dc:creator>Ismail</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2011 19:52:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>Yavuz Bey,

yorumunuzla ilgili değil ama birşey sormak istiyorum,

son referandumda ileri demokrasi için EVET mi demiştiniz?</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Yavuz Bey,</p>
<p>yorumunuzla ilgili değil ama birşey sormak istiyorum,</p>
<p>son referandumda ileri demokrasi için EVET mi demiştiniz?</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: BLC</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/#comment-295</link>
		<dc:creator>BLC</dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 Jan 2011 11:43:59 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>Bu sadece Türkiye&#039;ye veya eğitimli Türklere has bir durum değil, geri kalmış ülkelerin neredeyse hepsinde benzer bir durum var. 

Ne kadar bahçedeyiz ne kadar değiliz konusuna subjektif kişisel tecrübeler ile değil daha nesnel bakabilmek için bu konularda yapılan onlarca çalışmaya bakabiliriz.


Mercer&#039;in yaşam kalitesi araştırmasında İstanbul 215 kent içinde 121.
http://www.mercer.com.tr/press-releases/1358345

International Living&#039;in yaptığı yaşam kalitesi sıralamasında Türkiye 65.
http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&amp;KategoriID=11&amp;ArticleID=1182254&amp;ref=haberici

Legatum Prosperity Index&#039;de 110 ülke arasına 80.
http://www.prosperity.com/rankings.aspx

Human Development Index&#039;de 83.
http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_Human_Development_Index

Economist&#039;in Democracy Index&#039;inde 89.
http://en.wikipedia.org/wiki/Democracy_Index

BM&#039;nin Education Indexinde 179 ülke arasında 109.
http://en.wikipedia.org/wiki/Education_Index



İlk aklıma gelenler bunlar ama Sağlık, eğitim, iş güvenliği, demokrasi, özgürlükler, vs. ile ilgili onlarca sıralama içinde de Türkiye&#039;nin performansı yukarıdakilerden farklı değil.


Evet bir Afrika ülkesi değiliz. Ancak insanların bununla yetinmesini ve mutlu olmalarını beklemek pek gerçekçi değil...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Bu sadece Türkiye&#8217;ye veya eğitimli Türklere has bir durum değil, geri kalmış ülkelerin neredeyse hepsinde benzer bir durum var. </p>
<p>Ne kadar bahçedeyiz ne kadar değiliz konusuna subjektif kişisel tecrübeler ile değil daha nesnel bakabilmek için bu konularda yapılan onlarca çalışmaya bakabiliriz.</p>
<p>Mercer&#8217;in yaşam kalitesi araştırmasında İstanbul 215 kent içinde 121.<br />
<a href="http://www.mercer.com.tr/press-releases/1358345" rel="nofollow">http://www.mercer.com.tr/press-releases/1358345</a></p>
<p>International Living&#8217;in yaptığı yaşam kalitesi sıralamasında Türkiye 65.<br />
<a href="http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&#038;KategoriID=11&#038;ArticleID=1182254&#038;ref=haberici" rel="nofollow">http://www.milliyet.com.tr/Ekonomi/SonDakika.aspx?aType=SonDakika&#038;KategoriID=11&#038;ArticleID=1182254&#038;ref=haberici</a></p>
<p>Legatum Prosperity Index&#8217;de 110 ülke arasına 80.<br />
<a href="http://www.prosperity.com/rankings.aspx" rel="nofollow">http://www.prosperity.com/rankings.aspx</a></p>
<p>Human Development Index&#8217;de 83.<br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_Human_Development_Index" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_countries_by_Human_Development_Index</a></p>
<p>Economist&#8217;in Democracy Index&#8217;inde 89.<br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Democracy_Index" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/Democracy_Index</a></p>
<p>BM&#8217;nin Education Indexinde 179 ülke arasında 109.<br />
<a href="http://en.wikipedia.org/wiki/Education_Index" rel="nofollow">http://en.wikipedia.org/wiki/Education_Index</a></p>
<p>İlk aklıma gelenler bunlar ama Sağlık, eğitim, iş güvenliği, demokrasi, özgürlükler, vs. ile ilgili onlarca sıralama içinde de Türkiye&#8217;nin performansı yukarıdakilerden farklı değil.</p>
<p>Evet bir Afrika ülkesi değiliz. Ancak insanların bununla yetinmesini ve mutlu olmalarını beklemek pek gerçekçi değil&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Yavuz Berk</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2011/01/07/2181/#comment-294</link>
		<dc:creator>Yavuz Berk</dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 Jan 2011 23:37:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>Hakikaten kategoriye çok uygun bir yazı kaleme almışsınız tebrik ediyorum.

Türkiye`nin sosyolojik hatta biraz biraz sosyo-ekonomik ve sosyo-politik gerçeklerini dar bakış açınızla karman çorman etmişsiniz. 

yazıyı okuduktan sonra insan ister istemez &quot;ee yani ?  ecnebi tabirle &quot;so what ?&quot; diyor.

dolaptaki askılısını giyeyemeyen  kızın özgürlüğünü okula gidemeyen ve eğitim hakkı ve özgürlüğünün elinden alınmış kızdan daha mağdur göstermek,dünyanın her tarafında her medeniyette ve kısmen her kültürde pornonun kepazelik olarak görülmesine rağmen bunu umumi eğitim ortamının yapıp ve arsızca &quot;ben yaptım&quot; denilmesine cesaret  kabul etmek ya da özgürlükler bağlamında değerlendirmek, kuşkusuz entelektüel köksüzlükten başka bişi değildir. 

bu kısım yazının sadece ufak bir tarafına eleştrimdir.

yazıya şöyle genel olarak bakınca bizim selahattin amcanın kahvesinde çay yudumlarken yapılan sohbetlere fazlasıyla benzediğini anlıyorsunuz. 

hem nalına hem mıhına vurup sonuçta hiç birşey söylemeyen öğretmeyen bir yazı olmuş. 

böyle yazılarla diğer yazarların entelektüel alt yapısına tecevüz ediliyor. aynı platformda çok doyurucu ve öğretici yazılar okurken sonra araya böyle yazıların girmesi iktisadiyata puan kaybettiriyor.

ha bu arada londrada yaşıyorum bu dediklerinizi de anlamıyorum nedense.

bu yorumumuda özgürlükler bağlamında değerlendiriniz lütfen.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Hakikaten kategoriye çok uygun bir yazı kaleme almışsınız tebrik ediyorum.</p>
<p>Türkiye`nin sosyolojik hatta biraz biraz sosyo-ekonomik ve sosyo-politik gerçeklerini dar bakış açınızla karman çorman etmişsiniz. </p>
<p>yazıyı okuduktan sonra insan ister istemez &#8220;ee yani ?  ecnebi tabirle &#8220;so what ?&#8221; diyor.</p>
<p>dolaptaki askılısını giyeyemeyen  kızın özgürlüğünü okula gidemeyen ve eğitim hakkı ve özgürlüğünün elinden alınmış kızdan daha mağdur göstermek,dünyanın her tarafında her medeniyette ve kısmen her kültürde pornonun kepazelik olarak görülmesine rağmen bunu umumi eğitim ortamının yapıp ve arsızca &#8220;ben yaptım&#8221; denilmesine cesaret  kabul etmek ya da özgürlükler bağlamında değerlendirmek, kuşkusuz entelektüel köksüzlükten başka bişi değildir. </p>
<p>bu kısım yazının sadece ufak bir tarafına eleştrimdir.</p>
<p>yazıya şöyle genel olarak bakınca bizim selahattin amcanın kahvesinde çay yudumlarken yapılan sohbetlere fazlasıyla benzediğini anlıyorsunuz. </p>
<p>hem nalına hem mıhına vurup sonuçta hiç birşey söylemeyen öğretmeyen bir yazı olmuş. </p>
<p>böyle yazılarla diğer yazarların entelektüel alt yapısına tecevüz ediliyor. aynı platformda çok doyurucu ve öğretici yazılar okurken sonra araya böyle yazıların girmesi iktisadiyata puan kaybettiriyor.</p>
<p>ha bu arada londrada yaşıyorum bu dediklerinizi de anlamıyorum nedense.</p>
<p>bu yorumumuda özgürlükler bağlamında değerlendiriniz lütfen.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

