<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
		>
<channel>
	<title>Comments on: Avusturya Okulu ve Sermaye Birikimi: Hepimiz Kapitalistiz(!)</title>
	<atom:link href="http://iktisadiyat.com/2010/09/30/avusturya-okulu-ve-sermaye-birikimi-hepimiz-kapitalistiz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://iktisadiyat.com/2010/09/30/avusturya-okulu-ve-sermaye-birikimi-hepimiz-kapitalistiz/</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Thu, 17 May 2012 20:27:29 +0000</lastBuildDate>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
	<item>
		<title>By: Crues</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/09/30/avusturya-okulu-ve-sermaye-birikimi-hepimiz-kapitalistiz/#comment-257</link>
		<dc:creator>Crues</dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Dec 2010 15:50:30 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>Merhabalar Can hocam;
von Hayek&#039;in 1974 yilinda almis oldugu Nobel odulunun, hangi calismasindan dolayi verildigi uzerine bir arastirma odevim var... her ne kadar google&#039;i didik didik ettiysem de tatmin edici bir bilgiye ulasamadim... Yardimci olursaniz sevinirim.
Saygilar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Merhabalar Can hocam;<br />
von Hayek&#8217;in 1974 yilinda almis oldugu Nobel odulunun, hangi calismasindan dolayi verildigi uzerine bir arastirma odevim var&#8230; her ne kadar google&#8217;i didik didik ettiysem de tatmin edici bir bilgiye ulasamadim&#8230; Yardimci olursaniz sevinirim.<br />
Saygilar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: aik</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/09/30/avusturya-okulu-ve-sermaye-birikimi-hepimiz-kapitalistiz/#comment-256</link>
		<dc:creator>aik</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 23:12:45 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>uzun açıklamanız için çok teşekkür ederim, şimdi her şey daha bir yerine oturdu sanki kafamda:) 

eşeklik bende ki, competition and entrepreneurship&#039;i kütüphaneden almama rağmen henüz içindekileri karıştırmaya bile fırsat bulamamıştım:) konuyla ilgili daha çok fuat oğuz&#039;un makalelerini okudum, schumpeter de bir miktar avusturyacı ekolden beslenmesine rağmen oğuz bu iki düşünürün rekabet anlayışları arasındaki farka hiç değinmemiş. dikkatimi celbetmişti, kitapta yer aldığını öğrenmem iyi oldu. 

&quot;capitalism, socialism and democracy&quot; de türkçe&#039;ye çevrilmiş, alter yayınevi tarafından basılmış, yayınevinin sitesinden %25 indirimli satışa sunuluyor, böyle de bir bilgi vereyim ilgilenenler için: http://www.alteryayincilik.com/KitapDetay.asp?id=101</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>uzun açıklamanız için çok teşekkür ederim, şimdi her şey daha bir yerine oturdu sanki kafamda:) </p>
<p>eşeklik bende ki, competition and entrepreneurship&#8217;i kütüphaneden almama rağmen henüz içindekileri karıştırmaya bile fırsat bulamamıştım:) konuyla ilgili daha çok fuat oğuz&#8217;un makalelerini okudum, schumpeter de bir miktar avusturyacı ekolden beslenmesine rağmen oğuz bu iki düşünürün rekabet anlayışları arasındaki farka hiç değinmemiş. dikkatimi celbetmişti, kitapta yer aldığını öğrenmem iyi oldu. </p>
<p>&#8220;capitalism, socialism and democracy&#8221; de türkçe&#8217;ye çevrilmiş, alter yayınevi tarafından basılmış, yayınevinin sitesinden %25 indirimli satışa sunuluyor, böyle de bir bilgi vereyim ilgilenenler için: <a href="http://www.alteryayincilik.com/KitapDetay.asp?id=101" rel="nofollow">http://www.alteryayincilik.com/KitapDetay.asp?id=101</a></p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: Can Madenci</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/09/30/avusturya-okulu-ve-sermaye-birikimi-hepimiz-kapitalistiz/#comment-255</link>
		<dc:creator>Can Madenci</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 17:45:25 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>Selam, 

Türkiye&#039;de sağlam Avusturya iktisatçısı olduğunu zannetmiyorum. Bizim memleketteki akademik ortamın ne kadar vahim olduğu düşünülürse, bu biraz hayalperestlik olur. Zaten bu zamanda Türkiye&#039;de hiçbir iktisatçı Avusturyalılar kadar katı bir piyasa savunusu yapmaz herhalde, yapan da ciddiye alınmaz sanırım. Konuyla teorik olarak ilgilenen adamlar vardır, ama bunlar kendilerini Avusturya iktisatçısı olarak tanımlarlar mı bilmiyorum. 

Yazıda Avusturya Okulu’nun ana akım iktisatta yer bulamamasıyla ilgili kısmın kısa kalması doğal, çünkü amacım bunu açıklamak değildi. Ama nedenlerden biri budur. Zaten diğer nedenleri yazıda da belirttim. Avusturya Okulu’nun piyasaya ilişkin çıkarımları da ana akım ile uyuşmuyor. Mesela ana akım iktisat devlet konusunda Avusturya Okulu kadar sabit fikirli değildir. Dahası, Avusturyalılar fikirlerini kimi zaman bilimselce olmaktan ziyade fanatikçe ifade ediyorlar. Bu da ılımlı kişileri kendilerinden uzaklaştırıyor. 

Avusturya İktisadı’nın piyasayı bir süreç olarak ele alması bence de doğru, ama bu yeterli değil. Yazıda da bahsettiğim gibi, makro ekonomik analizi dışlayarak piyasa analizi yapamazsınız. Gerçi piyasadaki birimler mikro düzeyde işler, ama bu, söz konusu birimlerin makro ekonomik etkileri olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, küresel düzeyde faaliyet gösteren çokuluslu firmaları yarattıkları etkiler, kullandıkları kaynaklar ya da karşıladıkları talep bakımından mikro birimler olarak ele alamazsınız. Ortodoks iktisat en azından makro büyüklükleri reddetmiyor. 

Avusturya İktisadı’nın önermelerinin hangi varsayımlara dayandığını en düzgün biçimde açıklayan Mises ve Rothbard’tır. Ama ikisi de bunu a priori kabullerden hareketle yapar. Hayek bununla ilgilenmez. Gerçi Mises’in apriorizmine &lt;em&gt;“Economics and Knowledge”&lt;/em&gt; makalesiyle dolaylı yoldan karşı çıkmıştır, ama Hayek de Mises gibi istatistikler ve ampirik verilerle ilgilenmez. Hayek’te ampirik bir araştırma programı dahi yoktur. 

Hayek’in bilgi meselesiyle ilgili olarak yazdıkları 1930’lara kadar gider ve hayatının sonuna kadar da o yıllardaki görüşlerini hiç değiştirmemiştir. Bilgi hakkında tüm yazıp çizdikleri o yıllarda yazdıklarını temel alır, yani temel varsayımları daima aynı kalmıştır. Takipçilerinin de bu varsayımlardan saptıklarını sanmıyorum. Sanırım Hayek’in piyasayı süreç olarak ele alması biraz da neo-klasik analizin sosyalistlere merkezi planlamayı savunmaları için açık kapı bırakmasından kaynaklanıyor. 

Kirzner ve Schumpeter’e gelince:

&lt;em&gt;“Entrepreneurship and Competition”&lt;/em&gt; adlı kitabında Kirzner kendi girişimcilik fikri ile Schumpeter’inki arasındaki farkları ve benzerlikleri açıklıyor (özellikle sayfa 79-81 arası). Aşağıda kitaptan bazı geniş alıntılar yaptım. (Kitap Mises Enstitüsü’nün sitesinde pdf dosyası olarak yok maalesef. Hem Amazon hem de Enstitü kitabın karton kapaklısını 25 dolara satıyorlar. Bu kadar ince bir kitap için yüksek bir fiyat.)

Kirzner Schumpeter’in girişimcilik fikrini kısaca açıkladıktan sonra kendi girişimcilik fikrinin Schumpeter’inkiyle pek çok açıdan benzerlik taşıdığını söylüyor. Çok temel olarak, Kirzner’in girişimcisi piyasada o âna değin fark edilmeyen olanakları ya da fırsatları fark eden kişidir. Schumpeter’in girişimcisi ise, üretim araçlarını mevcut kullanım alanlarından çekip yeni bileşimler meydana getiren kişidir. Kirzner’in girişimcisi piyasayı dengeye getirirken, Schumpeter’in girişimcisi piyasadaki döngüsel akımı, yani dengeyi bozar. Schumpeter’de girişimci ile yenilikçi (innovator) arasında bir ayrım yoktur. İlginçtir, Kirzner kitabında şöyle diyor:

&lt;blockquote&gt;The Schumpeterian innovator is, after all, the decision-maker whose alertness to unnoticed opportunities has enabled him to depart from the routine repetitive working of widely known opportunities. [s. 79]&lt;/blockquote&gt;

Ben bu kısmına katılmıyorum. Schumpeter’in girişimcisi Kirzner’inki gibi tetikte ya da açıkgöz değildir, sürekli fırsat kollamaz. Kirzner ise girişimcinin sadece bu özelliğini vurguluyor – yani ona göre girişimci illa açıkgöz biri olacak. Oysa Schumpeter girişimciyi diğer kişisel özellikleriyle ele alır ve daha çok onun &lt;em&gt;girişimcilik işleviyle&lt;/em&gt; ilgilenir. Schumpeter ile aralarındaki farklılıklardan bahsederken Kirzner şöyle diyor:

&lt;blockquote&gt;And yet my description of the entrepreneur does differ from Schumpeter’s, and the entrepreneurial role in the Schumpeterian system is not identical with that which I have set forth. For me the important feature of the entrepreneur is not so much the ability to break away from routine as the ability to perceive new opportunities which others have not yet noticed. Entrepreneurship for me is not so much the introduction of new products or of new techniques of production (…). For me the function of the entrepreneur consists not of &lt;em&gt;shifting&lt;/em&gt; the curves of cost or of revenues which face him, but &lt;em&gt;of noticing that they have in fact shifted&lt;/em&gt;. [s. 81]&lt;/blockquote&gt;

Maliyet ve hasılat eğrilerinin kayması ancak fiyat hareketleri dışındaki etkenlerden kaynaklanır. O zaman da işin içine teknoloji gibi unsurlar girer. Schumpeter tam da bu tür meselelerle ilgileniyor. Tabii, Schumpeter’in girişimcisinde maliyetler asli bir öneme sahip değil ya da en azından tek etken değil.  

Dikkat edilirse burada Kirzner maliyet ve hasılattan bahsederken aslında fiyatlardan bahsediyor. Eğrilerin kaymış olması fiyat rekabetini de etkiler. Oysa Schumpeter’de fiyat rekabeti ikincil önemdedir. Asıl önemli olan, yeni mallar ve yeni teknoloji vasıtasıyla yapılan rekabettir. Kirzner ise fiyat rekabetini bu diğer iki rekabet türü kadar önemli sayar. Kirzner’in girişimcisi bu açıdan piyasalar arasındaki fiyat farklılıklarından yararlanıyor. Yani aynı mal iki piyasada farklı fiyata satılıyorsa, girişimci malı ucuz yerden alıp pahalı olan yerde satarak piyasalar arasındaki fiyat farklılıklarını ortadan kaldırıyor. Schumpeter’in girişimcisi böyle bir şey yapmaz. Kirzner açıkça yazmış:

&lt;blockquote&gt;What the entrepreneurship achieves within the Schumpeterian system is the disruption of the circular flow, the creation of disequilibrium out of equilibrium. For me, on the contrary, the entrepreneurial role, although of course the source of movement within the system, has an equilibrating influence; it is entrepreneurial alertness to unnoticed opportunities which creates the tendency toward the even circular flow of equilibrium. For Schumpeter, entrepreneurship is important primarily in sparking economic development; for me it is important primarily in enabling the market process to work itself out in all contexts – with the possibility of economic development seen merely as a special case. [s. 81]&lt;/blockquote&gt;

Yukarıda yazdıklarımdan hareketle bakınca Kirzner’in girişimcisi biraz “düzenin adamı” oluyor. Bu girişimci bir şeyleri kökten değiştirme peşinde değil, aslında apaçık fırsatçı bir adam. Açıkgöz (alert) olması da bundan kaynaklanıyor. Schumpeter’in girişimcisi ise “bağımsız bir ruh”, etkisi daha geniş çaplı ve kökten. Kirzner aynı konudan kitabında &lt;em&gt;“Schumpeter, Creative Destruction, and the Competitive Process”&lt;/em&gt; (s. 125-31) adlı kısımda da bahsediyor. Orada şöyle diyor:

&lt;blockquote&gt;For us (…) the crucial element in entrepreneurship is the ability to see unexploited opportunities whose prior existence meant that the initial evenness of the circular flow was illusory – that, far from being a state of equilibrium, it represented a situation of disequilibrium inevitably destined to be disrupted. For Schumpeter the entrepreneur is the disruptive, disequilibrating force that dislodges the market from the somnolence of equilibrium; for us the entrepreneur is the equilibrating force whose activity responds to the existing tensions and provides those corrections for which the unexploited opportunities have been crying out [s. 127]&lt;/blockquote&gt;

Hemen hemen aynı şeyleri tekrar etmiş. Dolayısıyla Kirzner’in yaratıcı yıkımla pek ilgisi yok. Girişimciyi dengeye getirici bir güç olarak gördüğüne göre kendisi daha ziyade “yapıcı” olmakla ilgileniyor.

Schumpeter’in girişimcisi için &lt;em&gt;“The Theory of Economic Development”&lt;/em&gt; kitabının ikinci kısmını ve &lt;em&gt;“Capitalism, Socialism, and Democracy”&lt;/em&gt; kitabının kapitalizmle ilgili kısmını okumak lazım. Ancak girişimciden en sistemli olarak bahsettiği kitap ilkidir. İkinci kitap internette bulunuyor, ama diğeri yok. Kütüphanede olmadıktan sonra satın almak lazım. Bu işler biraz pahalıya geliyor maalesef.</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>Selam, </p>
<p>Türkiye&#8217;de sağlam Avusturya iktisatçısı olduğunu zannetmiyorum. Bizim memleketteki akademik ortamın ne kadar vahim olduğu düşünülürse, bu biraz hayalperestlik olur. Zaten bu zamanda Türkiye&#8217;de hiçbir iktisatçı Avusturyalılar kadar katı bir piyasa savunusu yapmaz herhalde, yapan da ciddiye alınmaz sanırım. Konuyla teorik olarak ilgilenen adamlar vardır, ama bunlar kendilerini Avusturya iktisatçısı olarak tanımlarlar mı bilmiyorum. </p>
<p>Yazıda Avusturya Okulu’nun ana akım iktisatta yer bulamamasıyla ilgili kısmın kısa kalması doğal, çünkü amacım bunu açıklamak değildi. Ama nedenlerden biri budur. Zaten diğer nedenleri yazıda da belirttim. Avusturya Okulu’nun piyasaya ilişkin çıkarımları da ana akım ile uyuşmuyor. Mesela ana akım iktisat devlet konusunda Avusturya Okulu kadar sabit fikirli değildir. Dahası, Avusturyalılar fikirlerini kimi zaman bilimselce olmaktan ziyade fanatikçe ifade ediyorlar. Bu da ılımlı kişileri kendilerinden uzaklaştırıyor. </p>
<p>Avusturya İktisadı’nın piyasayı bir süreç olarak ele alması bence de doğru, ama bu yeterli değil. Yazıda da bahsettiğim gibi, makro ekonomik analizi dışlayarak piyasa analizi yapamazsınız. Gerçi piyasadaki birimler mikro düzeyde işler, ama bu, söz konusu birimlerin makro ekonomik etkileri olmadığı anlamına gelmez. Örneğin, küresel düzeyde faaliyet gösteren çokuluslu firmaları yarattıkları etkiler, kullandıkları kaynaklar ya da karşıladıkları talep bakımından mikro birimler olarak ele alamazsınız. Ortodoks iktisat en azından makro büyüklükleri reddetmiyor. </p>
<p>Avusturya İktisadı’nın önermelerinin hangi varsayımlara dayandığını en düzgün biçimde açıklayan Mises ve Rothbard’tır. Ama ikisi de bunu a priori kabullerden hareketle yapar. Hayek bununla ilgilenmez. Gerçi Mises’in apriorizmine <em>“Economics and Knowledge”</em> makalesiyle dolaylı yoldan karşı çıkmıştır, ama Hayek de Mises gibi istatistikler ve ampirik verilerle ilgilenmez. Hayek’te ampirik bir araştırma programı dahi yoktur. </p>
<p>Hayek’in bilgi meselesiyle ilgili olarak yazdıkları 1930’lara kadar gider ve hayatının sonuna kadar da o yıllardaki görüşlerini hiç değiştirmemiştir. Bilgi hakkında tüm yazıp çizdikleri o yıllarda yazdıklarını temel alır, yani temel varsayımları daima aynı kalmıştır. Takipçilerinin de bu varsayımlardan saptıklarını sanmıyorum. Sanırım Hayek’in piyasayı süreç olarak ele alması biraz da neo-klasik analizin sosyalistlere merkezi planlamayı savunmaları için açık kapı bırakmasından kaynaklanıyor. </p>
<p>Kirzner ve Schumpeter’e gelince:</p>
<p><em>“Entrepreneurship and Competition”</em> adlı kitabında Kirzner kendi girişimcilik fikri ile Schumpeter’inki arasındaki farkları ve benzerlikleri açıklıyor (özellikle sayfa 79-81 arası). Aşağıda kitaptan bazı geniş alıntılar yaptım. (Kitap Mises Enstitüsü’nün sitesinde pdf dosyası olarak yok maalesef. Hem Amazon hem de Enstitü kitabın karton kapaklısını 25 dolara satıyorlar. Bu kadar ince bir kitap için yüksek bir fiyat.)</p>
<p>Kirzner Schumpeter’in girişimcilik fikrini kısaca açıkladıktan sonra kendi girişimcilik fikrinin Schumpeter’inkiyle pek çok açıdan benzerlik taşıdığını söylüyor. Çok temel olarak, Kirzner’in girişimcisi piyasada o âna değin fark edilmeyen olanakları ya da fırsatları fark eden kişidir. Schumpeter’in girişimcisi ise, üretim araçlarını mevcut kullanım alanlarından çekip yeni bileşimler meydana getiren kişidir. Kirzner’in girişimcisi piyasayı dengeye getirirken, Schumpeter’in girişimcisi piyasadaki döngüsel akımı, yani dengeyi bozar. Schumpeter’de girişimci ile yenilikçi (innovator) arasında bir ayrım yoktur. İlginçtir, Kirzner kitabında şöyle diyor:</p>
<blockquote><p>The Schumpeterian innovator is, after all, the decision-maker whose alertness to unnoticed opportunities has enabled him to depart from the routine repetitive working of widely known opportunities. [s. 79]</p></blockquote>
<p>Ben bu kısmına katılmıyorum. Schumpeter’in girişimcisi Kirzner’inki gibi tetikte ya da açıkgöz değildir, sürekli fırsat kollamaz. Kirzner ise girişimcinin sadece bu özelliğini vurguluyor – yani ona göre girişimci illa açıkgöz biri olacak. Oysa Schumpeter girişimciyi diğer kişisel özellikleriyle ele alır ve daha çok onun <em>girişimcilik işleviyle</em> ilgilenir. Schumpeter ile aralarındaki farklılıklardan bahsederken Kirzner şöyle diyor:</p>
<blockquote><p>And yet my description of the entrepreneur does differ from Schumpeter’s, and the entrepreneurial role in the Schumpeterian system is not identical with that which I have set forth. For me the important feature of the entrepreneur is not so much the ability to break away from routine as the ability to perceive new opportunities which others have not yet noticed. Entrepreneurship for me is not so much the introduction of new products or of new techniques of production (…). For me the function of the entrepreneur consists not of <em>shifting</em> the curves of cost or of revenues which face him, but <em>of noticing that they have in fact shifted</em>. [s. 81]</p></blockquote>
<p>Maliyet ve hasılat eğrilerinin kayması ancak fiyat hareketleri dışındaki etkenlerden kaynaklanır. O zaman da işin içine teknoloji gibi unsurlar girer. Schumpeter tam da bu tür meselelerle ilgileniyor. Tabii, Schumpeter’in girişimcisinde maliyetler asli bir öneme sahip değil ya da en azından tek etken değil.  </p>
<p>Dikkat edilirse burada Kirzner maliyet ve hasılattan bahsederken aslında fiyatlardan bahsediyor. Eğrilerin kaymış olması fiyat rekabetini de etkiler. Oysa Schumpeter’de fiyat rekabeti ikincil önemdedir. Asıl önemli olan, yeni mallar ve yeni teknoloji vasıtasıyla yapılan rekabettir. Kirzner ise fiyat rekabetini bu diğer iki rekabet türü kadar önemli sayar. Kirzner’in girişimcisi bu açıdan piyasalar arasındaki fiyat farklılıklarından yararlanıyor. Yani aynı mal iki piyasada farklı fiyata satılıyorsa, girişimci malı ucuz yerden alıp pahalı olan yerde satarak piyasalar arasındaki fiyat farklılıklarını ortadan kaldırıyor. Schumpeter’in girişimcisi böyle bir şey yapmaz. Kirzner açıkça yazmış:</p>
<blockquote><p>What the entrepreneurship achieves within the Schumpeterian system is the disruption of the circular flow, the creation of disequilibrium out of equilibrium. For me, on the contrary, the entrepreneurial role, although of course the source of movement within the system, has an equilibrating influence; it is entrepreneurial alertness to unnoticed opportunities which creates the tendency toward the even circular flow of equilibrium. For Schumpeter, entrepreneurship is important primarily in sparking economic development; for me it is important primarily in enabling the market process to work itself out in all contexts – with the possibility of economic development seen merely as a special case. [s. 81]</p></blockquote>
<p>Yukarıda yazdıklarımdan hareketle bakınca Kirzner’in girişimcisi biraz “düzenin adamı” oluyor. Bu girişimci bir şeyleri kökten değiştirme peşinde değil, aslında apaçık fırsatçı bir adam. Açıkgöz (alert) olması da bundan kaynaklanıyor. Schumpeter’in girişimcisi ise “bağımsız bir ruh”, etkisi daha geniş çaplı ve kökten. Kirzner aynı konudan kitabında <em>“Schumpeter, Creative Destruction, and the Competitive Process”</em> (s. 125-31) adlı kısımda da bahsediyor. Orada şöyle diyor:</p>
<blockquote><p>For us (…) the crucial element in entrepreneurship is the ability to see unexploited opportunities whose prior existence meant that the initial evenness of the circular flow was illusory – that, far from being a state of equilibrium, it represented a situation of disequilibrium inevitably destined to be disrupted. For Schumpeter the entrepreneur is the disruptive, disequilibrating force that dislodges the market from the somnolence of equilibrium; for us the entrepreneur is the equilibrating force whose activity responds to the existing tensions and provides those corrections for which the unexploited opportunities have been crying out [s. 127]</p></blockquote>
<p>Hemen hemen aynı şeyleri tekrar etmiş. Dolayısıyla Kirzner’in yaratıcı yıkımla pek ilgisi yok. Girişimciyi dengeye getirici bir güç olarak gördüğüne göre kendisi daha ziyade “yapıcı” olmakla ilgileniyor.</p>
<p>Schumpeter’in girişimcisi için <em>“The Theory of Economic Development”</em> kitabının ikinci kısmını ve <em>“Capitalism, Socialism, and Democracy”</em> kitabının kapitalizmle ilgili kısmını okumak lazım. Ancak girişimciden en sistemli olarak bahsettiği kitap ilkidir. İkinci kitap internette bulunuyor, ama diğeri yok. Kütüphanede olmadıktan sonra satın almak lazım. Bu işler biraz pahalıya geliyor maalesef.</p>
]]></content:encoded>
	</item>
	<item>
		<title>By: aik</title>
		<link>http://iktisadiyat.com/2010/09/30/avusturya-okulu-ve-sermaye-birikimi-hepimiz-kapitalistiz/#comment-254</link>
		<dc:creator>aik</dc:creator>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 01:46:20 +0000</pubDate>
		<guid isPermaLink="false"></guid>
		<description>gayet bilgilendirici bir yazı olmuş, elinize sağlık. ancak bir itirazım var: &quot;ampirik verilere dayanmadan salt a priori akıl yürütmeyle doğru iktisadi analizin yapılamayacağı&quot; iddiası, avusturya iktisadını tarihin çöplüğüne atmak için (ya da avusturya okulunun ana akımda yer bulamamasına bir gerekçe olarak) fazlaca basit olmuş veya bu açıklama yazının ilk iki kısmının yanında oldukça kısa kalmış, tam olarak anlatılmak istenen anlatılamamış (veya da ben bu kafayla anlamadım yahu:)). buradan sanki ana akım iktisat gerçek dünyayı daha doğru açıklıyor (veya ana akım iktisat ampirik verileri gerçekten ciddiye alıyor) ve bu yüzden de ona &quot;ana akım&quot; denmiştir gibi bir anlam çıkıyor ki avusturyacılar tam da ana akımın gerçek dünyayı açıklayamaması noktasına vurgu yapmışlar. 

avusturyacı falan değilim, sadece hayek-kirzner-lachmann çizgisindeki piyasa süreci teorisiyle boğuşuyorum bu aralar ve gördüğüm kadarıyla piyasayı avusturya ekolü daha &quot;doğru&quot; yorumluyor. mesela kirzner ana akım iktisadın piyasa tanımının, arz-talep kanununun yanlış bir yorumuna dayandığını; bu tanımda piyasa fiyatlarının belirlenme sürecine etki eden &quot;bilginin farklı karar birimlerinde dağınık olması&quot; ve kar fırsatlarını fark ederek arz ve talebi dengeyi götüren &quot;girişimci&quot; unsurlarının bulunmamasından dem vurmuş. oysa ona göre piyasa, birbirlerinden farklı bilgi düzeylerine sahip, kar fırsatlarını kovalayan girişimcilerin etkin üretimi gerçekleştirmeye çabaladıkları, bu çabalar sonucu şekillenen arz ve talep eğrilerinin sürekli olarak dengeye doğru hareket ettiği bir &quot;süreç&quot;; yani piyasada gerçekleşen bir etkinin diğer değişkenler üzerinde anında tepki göstermesi gibi bir şey söz konusu değil. lachmann’a göre de piyasa, matematiksel modellerde birer parametre olarak yer alması (belirlenmesi ve hesaplanması) imkansız olan zaman, belirsizlik, değişim gibi unsurları içerisinde barındıran karmaşık bir &quot;süreç&quot;, bu süreçte dengeyi belirlemek imkansız olduğu gibi denge arayışına girmek de aslında saçmadır. neden? çünkü zaten bunlar iktisat bilimini gerçek hayattan koparıyor, mekanik bir aldı-verdi muhabbetine götürüyor. yaptığım okumalardan şu ana kadar geldiğim yer, avusturyacıların piyasayı bir &quot;süreç&quot; olarak görmeleri nedeniyle ana akıma karşı 1-0 önde olduğu yönünde:)

bence tam aksine roger garrison tarzı bazı avusturyacılar, -belki de ana akımda kendilerine yer bulabilmek umuduyla- hayek&#039;in konjonktür teorisiyle ilgili makro ekonomik model kurmaya başlayarak başta ana akımı eleştirdikleri o &quot;yanlış&quot;a düşüyorlar, &quot;süreç&quot; kavramını ihmal ediyorlar. (gerçi bu kısım benim için biraz muallak, garrison&#039;ı çok az okudum.) 

bir de bu &quot;ampirik verileri görmezden gelme&quot; olayı sadece avusturyacıların değil, bütün iktisatçıların &quot;kabahat&quot;i bence. ely devons bir vakit şöyle bir laf etmiş: &quot;iktisatçılar, atı incelemek için ahıra gitmezler. masalarının başında oturup &#039;bir at olsaydım ne yapardım’ diye düşünürler.&quot; maalesef iktisatçılar böyle bir kötü şöhrete sahip, bunun genel anlamda değişmesi gerek sanırım. 

türkiye&#039;de sağlam avusturyacı iktisatçı varsa kendisine şu sıralar çok ihtiyacım var:) can bey belki siz yardımcı olabilirsiniz. cevabını aradığım soru şu: kirzner&#039;ın piyasa süreci ve girişimciliği ile schumpeter&#039;in yaratıcı yıkım süreci ve girişimciliği arasında bir benzerlik var mı, yok mu? 

saygılar...</description>
		<content:encoded><![CDATA[<p>gayet bilgilendirici bir yazı olmuş, elinize sağlık. ancak bir itirazım var: &#8220;ampirik verilere dayanmadan salt a priori akıl yürütmeyle doğru iktisadi analizin yapılamayacağı&#8221; iddiası, avusturya iktisadını tarihin çöplüğüne atmak için (ya da avusturya okulunun ana akımda yer bulamamasına bir gerekçe olarak) fazlaca basit olmuş veya bu açıklama yazının ilk iki kısmının yanında oldukça kısa kalmış, tam olarak anlatılmak istenen anlatılamamış (veya da ben bu kafayla anlamadım yahu:)). buradan sanki ana akım iktisat gerçek dünyayı daha doğru açıklıyor (veya ana akım iktisat ampirik verileri gerçekten ciddiye alıyor) ve bu yüzden de ona &#8220;ana akım&#8221; denmiştir gibi bir anlam çıkıyor ki avusturyacılar tam da ana akımın gerçek dünyayı açıklayamaması noktasına vurgu yapmışlar. </p>
<p>avusturyacı falan değilim, sadece hayek-kirzner-lachmann çizgisindeki piyasa süreci teorisiyle boğuşuyorum bu aralar ve gördüğüm kadarıyla piyasayı avusturya ekolü daha &#8220;doğru&#8221; yorumluyor. mesela kirzner ana akım iktisadın piyasa tanımının, arz-talep kanununun yanlış bir yorumuna dayandığını; bu tanımda piyasa fiyatlarının belirlenme sürecine etki eden &#8220;bilginin farklı karar birimlerinde dağınık olması&#8221; ve kar fırsatlarını fark ederek arz ve talebi dengeyi götüren &#8220;girişimci&#8221; unsurlarının bulunmamasından dem vurmuş. oysa ona göre piyasa, birbirlerinden farklı bilgi düzeylerine sahip, kar fırsatlarını kovalayan girişimcilerin etkin üretimi gerçekleştirmeye çabaladıkları, bu çabalar sonucu şekillenen arz ve talep eğrilerinin sürekli olarak dengeye doğru hareket ettiği bir &#8220;süreç&#8221;; yani piyasada gerçekleşen bir etkinin diğer değişkenler üzerinde anında tepki göstermesi gibi bir şey söz konusu değil. lachmann’a göre de piyasa, matematiksel modellerde birer parametre olarak yer alması (belirlenmesi ve hesaplanması) imkansız olan zaman, belirsizlik, değişim gibi unsurları içerisinde barındıran karmaşık bir &#8220;süreç&#8221;, bu süreçte dengeyi belirlemek imkansız olduğu gibi denge arayışına girmek de aslında saçmadır. neden? çünkü zaten bunlar iktisat bilimini gerçek hayattan koparıyor, mekanik bir aldı-verdi muhabbetine götürüyor. yaptığım okumalardan şu ana kadar geldiğim yer, avusturyacıların piyasayı bir &#8220;süreç&#8221; olarak görmeleri nedeniyle ana akıma karşı 1-0 önde olduğu yönünde:)</p>
<p>bence tam aksine roger garrison tarzı bazı avusturyacılar, -belki de ana akımda kendilerine yer bulabilmek umuduyla- hayek&#8217;in konjonktür teorisiyle ilgili makro ekonomik model kurmaya başlayarak başta ana akımı eleştirdikleri o &#8220;yanlış&#8221;a düşüyorlar, &#8220;süreç&#8221; kavramını ihmal ediyorlar. (gerçi bu kısım benim için biraz muallak, garrison&#8217;ı çok az okudum.) </p>
<p>bir de bu &#8220;ampirik verileri görmezden gelme&#8221; olayı sadece avusturyacıların değil, bütün iktisatçıların &#8220;kabahat&#8221;i bence. ely devons bir vakit şöyle bir laf etmiş: &#8220;iktisatçılar, atı incelemek için ahıra gitmezler. masalarının başında oturup &#8216;bir at olsaydım ne yapardım’ diye düşünürler.&#8221; maalesef iktisatçılar böyle bir kötü şöhrete sahip, bunun genel anlamda değişmesi gerek sanırım. </p>
<p>türkiye&#8217;de sağlam avusturyacı iktisatçı varsa kendisine şu sıralar çok ihtiyacım var:) can bey belki siz yardımcı olabilirsiniz. cevabını aradığım soru şu: kirzner&#8217;ın piyasa süreci ve girişimciliği ile schumpeter&#8217;in yaratıcı yıkım süreci ve girişimciliği arasında bir benzerlik var mı, yok mu? </p>
<p>saygılar&#8230;</p>
]]></content:encoded>
	</item>
</channel>
</rss>

