iktisadiyat

  • Home
  • Hakkımızda
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi

Bir Site: Phd Comics – Bir Kongre: Bağımsız İktisat

Levent_Neyse | January 25, 2010

Akademik karikatürlerin bulunduğu şöyle bir site buldum ve İktisadiyat okurlarının da hoşuna gideceğini düşünerek paylaşmak istedim:

http://www.phdcomics.com

http://www.phdcomics.com/comics/archive_list.php

.

.

Ayrıca Türkiye Üniversite Öğrencileri Bağımsız İktisat Kongresi bu  sene Ankara’da gerçekleştirilecek. Detaylara kongrenin internet  sitesinden ulaşabilirsiniz:

http://www.bagimsiziktisat.org/

Comments
No Comments »
Categories
Duyurular, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

GSM Firmalarında Ücretlendirme: Kişisel Bir Araştırma

U.Baris_Urhan | January 21, 2010


Yaklaşık 6 aydır aktif olarak kullandığım Turkcell hattımın her ay gelen faturalarındaki artıştan yola çıkarak Avea ve Vodafone ile karşılaştırmalı bir araştırma yaptım ve şöyle bir sonuç ortaya çıktı:
.
Ayda, en yoğun konuştuğum dönemde bile, yaklaşık olarak 8.000sn’lik (Turkcell+ Sabit Hat + Diğer Operatörler) bir görüşme yapmışım. Bu görüşmenin karşılığı olarak 28,61TL (vergiler hariç) ödemede bulunmuşum. (Vergiler ve SMS’lerle beraber her ay ortalama 85-90TL ödüyor(d)um)
.
Oysa bunun yerine Vodafone Cep Kamu 20 paketine geçseydim (ailenizde bir yakınınız kamu çalışanıysa ya da emekliyse geçebiliyorsunuz) bu görüşme için ödeyeceğim ücret vergiler dahil 20TL olacaktı ve numaramı Turkcell’den taşıdığım için bir de ilk 6 ay boyunca 7200sn (120dk) fazladan yani toplamda 14.400sn (240dk) görüşebilecektim. Bu şu demek, Turkcell’den yaklaşık 60TL’ye yapacağım görüşmeyi Vodafone’dan 20TL’ye yapabilirim.

Mesajlaşmam ise şu andaki tarifem olan Turkcell Genç Tarife’de 30kr iken Vodefone Cep Kamu 20 tarifesinde 25kr.

Telefonumda kayıtlı numaraların 3 tanesi dışında hepsinin Turkcell olduğu yani Vodafone’a geçtiğimde görüşme yapacağım hemen herkesin “diğer operatörler”e dahil edileceği durumda bile Vodafone’a geçerek daha ucuza konuşabilirim.

Bu tarifenin 30 ve 40 olanları da var. Detaylara şuradan bakabilirsiniz (http://www.vodafone.com.tr/Tarifeler/cep-kamu.php)

Şu halde Avea’dan da ucuz olduğu için numaramı Vodafone’a taşıyorum. En azından bir yıl Vodafone’da kalıp bakacağım.

Bence siz de bir değerlendirmede bulunun. Şu linkler işinize yarayabilir:

http://www.vodafone.com.tr/Tarifeler/tarifeler.home.php
http://www.avea.com.tr/tr/sta/bireysel/index.shtml
http://www.turkcell.com.tr/bireysel/tarifeler


Hala bir değişime gitmek sıkıntılı ve zor bir süreç gibi gözüküyorsa o zaman şu makaleye bir bakmanızda fayda var:
.

Status quo bias in decision making

William Samuelson and Richard Zeckhauser


Abstract:
Most real decisions, unlike those of economics texts, have a status quo alternative—that is, doing nothing or maintaining one’s current or previous decision. A series of decision-making experiments shows that individuals disproportionately stick with the status quo. Data on the selections of health plans and retirement programs by faculty members reveal that the status quo bias is substantial in important real decisions. Economics, psychology, and decision theory provide possible explanations for this bias. Applications are discussed ranging from marketing techniques, to industrial organization, to the advance of science.

Key words: decision making – experimental economics – status quo bias – choice model – behavioral economics – rationality

http://www.springerlink.com/content/h1548722q126n043/

Comments
No Comments »
Categories
Deneysel ve Davranışsal İktisat, Serbest Atış, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Okuma Önerileri: Mikro İktisat ve Oyun Teorisi

Murad TiRYAKiOĞLU | January 18, 2010

Alışılmış Mikro İktisat Türkçe ders kitaplarınının dışında iki kitap var bu arada raflarda boy gösteren…

Birincisi Adres Yayınlarından çıktı. Mark Skousen’a ait. Orjinal adı “Economic Logic“. Türkçe baskısının adı ise Mikro İktisat olarak tercih edilmiş. Özellikle iktisat bölümünde okuyan öğrencileri ilgilendiren tavsiyelerin yer aldığı bölümü (s.329-339) keyifle okudum. Bu kitap, birazdan bahsedeceğim diğer kitap gibi gerçek hayattan örneklerle-sorularla süslenmiş. İşte bir tanesi:

“Mutfakta masanın üstünde bir kutu kurabiye var; fakat kimse onları yemiyor. Bu sınırsız insan istekleri evrensel prensibini ihlâl eder mi?”

İkinci okuma önerisi ise Palme Yayınları tarafından Türkçeleştirilmiş olan Mikro İktisat. Nobel ödüllü iktisatçı Paul Krugman ve Princeton Üniversitesi iktisatçılarından Robin Wells tarafından kaleme alınmış. Benzer şekilde gerçek hayattan ve Amerikan iktisadi yaşantısından örneklerle zenginleştirilmiş kitap, özellikle lisans düzeyinde Türkçe literatür için önemli bir katkı sağlamış gibi gözüküyor. ‘Tuzaklar’, ‘Uygulamada İktisat’ ve ‘Araştırıcı Zihinler İçin’ gibi bölümlerin kitabın yararlılığını arttırdığı kanısındayım. 

Oyun teorisi ile ilgili (en azından benim bildiğim ve takip ettiğim kadarıyla)  ilk Türkçe kitap Yıldız Teknik Üniversitesi, İktisat bölümü hocalarından Doç. Dr. Ensar YILMAZ tarafından kaleme alınmış: “Oyun Teorisi“. “Soyutlama, analitik derinlik ve istenilen teknik formasyon açısından kitaplarda karşılaşılan genel bir problem, öğrencilerin tek aşamada her şeyi anlamalarının istenmesidir. Bu tehlikenin farkında olduğumdan, kitapta orta ve ileri düzey anlatımı birleştirmeyi, seçilen bolca örnek ve uygulamayla bu düzey geçişkenliğini sağlamayı amaçladım. Bu, aynı zamanda teori ile reel olan arasındaki bağın kopmamasına yardımcı olmaktadır.” diyen hocamızın ilgili alanda, önemli olan bir açığı kapatmış olduğunu düşünüyorum. Kitap Literatür Yayıncılık tarafından basılmış.

Oyun teorisi ile ilgili olarak Türkçe literatüre Sabancı Üniversitesi yayınları tarafından kazandırılmış olan bir diğer kitap, alanla ilgili çok kimsenin tanıdığı İki isme ait: Aninash K. Dixit ve Barry J. Nalebuff. Eserleri:  Stratejik Düşünme: İş, Politika ve Günlük Yaşamın Rekabetçi Yanı.  Yakın zamanda kaybettiğimiz ünlü iktisatçı Paul Samuelson‘un bu kitaba ilişkin yorumu şu:  

“Modern çağda bir aydın olmak için oyun teorisi hakkında genel bir anlayışa sahip olmanız gerekir. Dixit ve Nalebuff çözümün anahtarını veriyorlar. Stratejik Düşünme ‘den yararlanacak ve kitabı seveceksiniz.”

 Keyifli Okumalar…

.

Comments
No Comments »
Categories
Okuma Önerileri, Oyun Teorisi, İktisat Teorisi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Cogito’dan Darwin Sayısı

Can Madenci | January 14, 2010

Cogito dergisinin son çıkan sayısının tamamı Darwin’e ayrılmış. 460 küsur sayfalık büyük boy dergide şimdiye dek okuduğum kısımlar arasından en beğendiğim Kahraman İpekdal ve Şafak Mert imzalı “Biyolojik Evrim ve Evrim Kuramı” yazısı oldu. Basit ve sıkıcı olmayan bir üslupla yazılmış. Dergideki yazıların listesi şurada. Meraklılara Tübitak’ın popüler bilim kitapları serisinden çıkan Alan Moorehead’in “Darwin ve Beagle Serüveni” adlı kitabı da tavsiye ederim. (Kitabın linki şurada.)

Dergide “Osmanlı Darwinizmi” adlı yazısında Mehmet Ö. Alkan şöyle yazıyor:

Osmanlı literatüründe, Darwin’e ve evrimci kuramlara yönelik olarak Batı’da olduğu gibi ani ve kurumsal bir dinî reddediş görülmemiştir. 1860’lardan itibaren yayınlara baktığımızda, daha çok anlamaya yönelik mesafeli bir çaba dikkat çeker. Özellikle II. Meşrutiyet döneminde, doğa bilimlerinin gelişmediği bir ortamda bu konuda yapılan tartışmalar, özgün olmaktan ziyade elbette takip edilen Batılı kaynaklar üzerinden yürütülmektedir. (s. 357)

Darwin ve evrim kuramları özellikle II. Meşrutiyet döneminde son derece seviyeli tanıtılmış ve tartışılmıştır. Üniversite ders kitabı hâline dahi gelmiştir. Cumhuriyet döneminde 12 Eylül 1980 darbesine kadar, “din-bilim” çatışması gibi yapay bir eksenin dışında, hatta Milli Eğitim Bakanlığı’nın desteklediği müfredatta yer verilen bir konu olmuştur. Elbette Darwin adından da evrim kuramlarından da rahatsız olanlar eksik olmamıştır. Özellikle de 1970’li yıllarda muhafazakâr kesimde bu rahatsızlık dile getirilmiştir.

Ancak şaşırtıcı olan, 1980 darbesinden sonra bu konunun ciddî bir çatışma, saflaşma ve kavga konusu hâline gelmesi, milli eğitim müfredatının da bundan olumsuz etkilenmesidir. Âdeta siyasal bir meydan okuma ile, dönemin Milli Eğitim Bakanı evrim kuramının anlatıldığı derslerde yaratılışın da anlatılması gerektiğini söylüyor, bunu haklı çıkaracak tarzda, bilimsel hiçbir anlamı olmayan ve Amerikan muhafazakârlarının propaganda kitaplarından çevriltilmiş raporlar hazırlattırıyordu. Sonunda istenen oluyor, âdeta inancın imtihanı hâline gelen konu, bir din-bilim çatışması şekline dönüşüyordu. (s. 358)

Görünen o ki, Osmanlı Darwin’e şimdilerde Türkiye’de “Akıllı Tasarım” gibi bilimsel olmayan garipliklerin savunuculuğunu yapan kişilerden daha açık fikirli yaklaşıyormuş. Bu da eskiye kıyasla bir gerilemeye tekabül etmez mi?

Comments
No Comments »
Categories
Okuma Önerileri, Serbest Atış, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Benim Vatandaşım Milli Gelir Hesabını Bilir

Levent_Neyse | January 10, 2010
Neden yapmaktan hoşlandığımız şeyler için bize ödeme yapıldığında onları yapmak hoşumuza gitmez? Neden 50 Cent’lik bir Aspirin 1 Cent’lik bir Aspirin’den daha etkilidir? Neden dürüst değiliz? Neden parayla uğraşmak bizi daha dürüst yapar?
.
Lisans yıllarında iletişim fakültesinde Yavuz Turgul’un senaryo derslerini dinlerken sınıfta beynimde kalıcı olarak yer edecek bir konuşma geçmişti, şöyle bir şeydi: “Ben size ne anlatayım ki? Benim anlatacağım her şeyi okuyacağınız herhangi bir senaryo kitabından bulabilirsiniz. Hayat hakkında konuşalım biraz. Ama onun hakkında da ne konuşacağız ki? Benim söylediğim her şeyi sokaktaki bir adam da başka bir şekilde söyleyecektir size…” Kelimesi kelimesine olmasa da bu çerçevede bir konuşmaydı.
.
Küçüklüğümüzden beri kendimize sorduğumuz onlarca soru vardır, birçoğunu da çocukça olduğunu düşünüp büyüdüğümüze kanaat getirdiğimiz bir zamanda unutmuşuzdur muhtemelen. Benim unutmadığım bu sorulardan bir tanesi şu: “Atasözleri özlü sözlerdir.” Böyle buyurmuştu ilköğretim kaynakları. Özlü sözden kasıtlarının bu sözlerin genel geçer doğruluğa sahip olmaları sanmıştım hep. Evet, aslında, günlük dilde bu kadar kullanılıyorsa yetişkinlerin çoğu da hala böyle düşünüyorlardır muhtemelen. Ama benim merak ettiğim şu(ydu): Son gülen iyi mi güler yoksa sona kalan dona mı kalır? Ya da borç yiğidin kamçısı mıdır, yoksa borçsuz çoban borçlu beyden yeğ midir? Yıllar sonra anlayacaktım ki atasözleri sadece zihinsel bir rahatlama sağlayan, karar aşamalarını hızlandıran, her türlü yanlış karara da hem psikolojik hem sosyolojik meşruiyet kazandıran dil jokerleriymiş.
.
Buradan Yavuz Turgul’un konuşmasına geri dönersek:
GSYİH=C+I+G+X-M
GSMH= GSYİH + Dış Alem Faktör Gelirleri
SMH= GSMH – Amortismanlar
MG= SMH – Dolaylı Vergiler
Kişisel Gelir= MG + Transfer Ödemeleri
Harcanabilir Gelir = Kişisel Gelir – Doğrudan Vergiler
.
Gibi bir iktisatçı için işin “Ali ata bak” ı olan bu makro eşitlikleri “sokaktaki adam” tarafından şöyle de anlatılabilir:
.
“Abi vergimizi veriyoruz yok gelir vergisi (Doğrudan Vergiler), yok KDV’ si (Dolaylı Vergiler), yok bilmem ne vergisi… Devletin verdiği üç kuruş yardım (Transfer Ödemeleri), elimizde üç kuruş para (Kullanılabilir Gelir) nemize yetsin?”
Eli para tutan her çalışanın en azından milli gelir hesabı yapmayı bildiğini görüyoruz. Bu durumda biz iktisatçılar ne anlatalım ki?
.
Bu, iktisadın modelleme, basitleştirme geleneği ve gerekliliği bir şekilde biz iktisatçıların ve hatta sosyal bilimcilerin düşünce biçimlerini öylesine etkilemiştir ki, fikrimce yaşam birçoğumuz için çok daha anlaşılabilir ve keyifsiz oluyordur sürprizsiz. Ama her şeyi modelleyebileceğini, tahmin edebileceğini sanan sadece biz sosyal bilimciler alt kümesi mi yoksa tüm insanlar evrensel kümesi mi?
.
.
En başta sorduğumuz sorulara geri dönüp bu soruların Dan Ariely’nin  “Predictably Irrational” kitabının bölüm adlarından birkaçı olduğunu açıklayıp kitabı çok kısaca tanıtmak yerinde olacaktır:
.
Dan Ariely İsrail’de 18 yaşındayken bir patlama sonucu ağır biçimde yaralanmış, vücudundaki %70’i üçüncü dereceden yanıkların tedavisi için aylarca yoğun bir görmüş. Hastanede bandajlar, solüsyon banyoları, merhemlerle geçirdiği bu zaman içinde bol bol gözlem yapmış, bandajlarını çıkaran hemşirelerin bandaj çıkarma yöntemlerini değerlendirmiş. Tedavi sonrası Tel Aviv Üniversitesi’nde eğitimine devam ederken aldığı beynin fizyolojisi dersinden etkilenmiş ve yavaş yavaş MIT’de davranışsal iktisat profesörlüğüyle sonuçlanacak kariyerini (Neyse ki kariyeri gerçek anlamıyla sonuçlanmadı, hala yaşıyor) oluşturmaya başlamış.
.
Predictably Irrational kitabı ise tıpkı milli gelir hesabı yapmayı bildiğini bilmeyen herhangi bir insan gibi herhangi bir insan olduğunu bilen bir bilim adamının ürünü diyebiliriz. Öyle ki, anlaşılır olduğu kadar da akıcı olan bu kitap basit ve zekice deneylerle dolu. Deneysel/Davranışsal iktisat deneylerinin/oyunlarının sohbet edercesine anlatıldığı, hatta insanı yer yer kahkahalarla güldürdüğü Predictably Irrational’ı okurken hiç iktisat bilgisi olmayan bir insan eğlenirken, iktisattan az buçuk anlayan biri de yeni fikirlerle dolu ve iktisat teorilerini eleştirirken bulur kendisini.
.
Kahveler, çikolatalar, bira, güzel ve çirkin yüzlü insanların, cinsel tahrikin ve bunlar gibi iktisatla ya da bilimle ilgisiz olduğu düşünülebilecek faktörlerin kitaptaki deneylerde sıkça kullanıldığını söyleyerek kitaba popülist bir ilginçlik yükleyebilirim. Ancak kitabı okuyabilirsiniz de okumayabilirsiniz de, sevebilirsiniz de sevmeyebilirsiniz de… Ben okudum, sevdim, düşündüm.
.
Son olarak da şu siteler ilginizi çekebilir:
.
  • Dan Ariely’nin MIT sayfası: http://web.mit.edu/ariely/www/MIT/
  • Predictably Irrational: http://www.predictablyirrational.com/
  • Ariely’nin TED sunumları:
http://www.ted.com/talks/lang/eng/dan_ariely_asks_are_we_in_control_of_our_own_decisions.html
http://www.ted.com/talks/dan_ariely_on_our_buggy_moral_code.html
Comments
No Comments »
Categories
Deneysel ve Davranışsal İktisat
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Nöro Pazarlama: Karar veren Ben miyim Beynim mi?

Tuna_Cakar | January 6, 2010

Son dönemde yeni bir moda oluştu: “nöro modası” diyorum ben buna. Başında “nöro” olan sözcükler ayrı bir ilgi çeker oldu. Bu ilginin bir boyutu kelimenin tam anlaşılmamasından ama gösterişli havasından kaynaklanıyor sanki. Bu kelimeyle daha çok haşır neşir olanlar için ise farklı bir açılım, farklı yaklaşımlar, daha fazla araştırma ve makale anlamına gelebiliyor. (Daha fazla makale yazma üzerine kurulu/endeksli bir akademik düzende çok da tuhaf olmasa gerek!) Nöro’lu söz öbeklerini anımsayacak olursak: nöroetik, nöroiktisat veya nöroekonomi, nörofelsefe ve son olarak daha fazla ilgi çekmeye başlayan nöropazarlama. Peki nöropazarlama nedir, ne ifade eder? En basit tabirle, sinirbilim ve pazarlamanın kesişim noktasıdır. Daha geniş bir çerçeve çizmemiz gerekirse: pazarlama konusunda sinirbilimsel çalışmalar nazarında farklı perspektif ve açılımlar sunmaktır. Daha da somutlaştırmamız gerekirse sinirbilim ve pazarlama uzmanlarının katılımıyla insanların nasıl karar verdiğini, alış-verişte, satın almalarda, siyasi tercihlerde kararlarını hangi yönde kullandığı araştıran yepyeni ve önü oldukça açık olan bir alandır. Yani bizim Coke Cola mı, Pepsi Cola mı yoksa Cola Turca mı içtiğimiz (ve bunu neden yaptığımız) bu alanın temel derdidir.

Emekleme Dönemi
Nöropazarlama alan olarak henüz gelişim, yer etme ve kabul görme sürecinde olsa da araştırmalar artan bir ivmeyle devam ediyor, bu alanda yapılan çalışmalara ayrılan fonlar da daha fazla talep görüyor. Tekrar etmek gerekirse, bütün çalışmaların sinirbilimsel deneylere dayanması onlardan kuvvet alması veya onları şekillendirmesi bu alanın olmazsa olmazıdır. Kullanılan teknikler, genellikle ileri teknoloji gerektiren görüntüleme teknikleridir; fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme, EEG ve SSPT gibi beyin aktivitesini ölçen cihazlarla yapılmakta. Bu görüntüleme tekniklerinin sunduğu bir karar verirken, Efes Pilsen ve Tuborg arasında seçim yaparken, hangi “gücün” bizi hangi seçimi yapmaya yönlendirdiği ve bu “gücün” temellerini nerden aldığı. Bu bağlamda, markalar arasındaki tercih temellerimizin neye dayandığı da bu alanın araştırma konusudur. Bu teknikler dışında kullanılan bir diğer teknik de daha önce üzerinde çalışmış olduğum deri iletkenliği tekniğidir, zamana karşı çözünürlüğü çok iyi olan bu teknik sayesinde fizyolojik değişimler görüntülenebilmektedir. Ancak bu ve benzeri tekniklerin iktisadi deneylerde kullanılması ayrı soruları ve sorunları da beraberinde getirmektedir. Kullanılan teknikler konusundaki detayları bir sonraki yazımda ele almayı planladığım için şimdilik bu kadar bilgiyle yetiniyorum.

Şu zamana kadar sektördeki bütün pazarlama, reklamcılık, marka stratejileri pazar araştırmalarına dayandırılıyordu. Fakat buradaki sorun, sinirbilimlerinde savunulduğu üzere, tüketici davranışlarının çok önemli bir kısmı (%90 kadarı diyenler var) bilinç seviyesinde yapılmıyor. Başka bir deyişle, yaptığımız tercihleri açıklamak söz konusu olduğunda gündelik hayatta kullandığımız dil oldukça yetersiz kalıyor. Bana kalırsa bu konunun doğasıyla ilgili bir sorun, size kırmızı görmek nedir diye soracak olursam, gündelik dille anlatacaklarınız oldukça yetersiz kalacaktır. Tercih durumlarında da siz her ne kadar zihninizden geçen birçok açıklama ve gerekçe bulabilseniz de bunların ne derece gerçeği (olanı) yansıttığı şüphe götürür. En azından nöro pazarlamanın ve sinirbilimi bakış açısının öne sürdüğü budur. Bu bir çeşit paradigma değişmesi olarak da algılanabilir; geleneksel olarak süregelen soru-cevap üzerine kurulan anlayışın yetersizliğinin kabul edilmesidir. Şirketler senede milyonlarca dolar harcayıp anketler yaparak tüketicinin davranışlarını gözlemlemeye çalışsa da bunun yetersiz kaldığı her sene birçok firmanın reklamcılık ve pazarlamada başarısız olmasından hatta batmasından anlaşılabilir. Dolayısıyla, nöropazarlama bireyin sözlü ifadelerine değil fizyolojik sinyallerine dayanan ve bunun sözlü ifadelerden daha güvenilir olduğu iddiasında bulunan bir alandır.

Kelimenin Kökeni: buy + (o)logy
Bu alandaki sorun, Martin Lindstorm’un belirttiği gibi beyin hakkında bilmediklerimizin bildiklerimizden çok daha fazla olmasıdır. Fakat bilmediklerimizin fazlalığına karşın beyin üzerine yapılan araştırmalar sayesinde önümüzdeki yıllar içinde beyin yapıları ve işlevleri hakkında daha fazlasını çözerek bir anlam ifade etmesini sağlayabileceğimizi umuyoruz. Başka bir ifadeyle, yapılan çalışmalar oluşturduğumuz çerçevenin içindeki resmin hızla daha fazla anlam ifade etmesine yarıyor. Bu durum, Martin Lindstorm tarafından Christopher Columbus’un 15. yüzyılda yeryüzü hakkında ne anladığıyla karşılaştırılmıştır. Onun bulguları ve çizdikleri insanlık ve medeniyet olarak büyük bir sıçrama yaşamamızı sağladıysa da şu anki bilgi birikimimiz yanında oldukça basit görünebilmektedir. Lindstorm’a göre beyin hakkında bildiklerimiz oldukça “ilkel” düzeydedir; ben bunu “ilkel düzeyde olabilir” diye çevirmeyi/düzeltmeyi daha uygun buluyorum. Ancak yine de yapılan çalışmalar ve özellikle bu alan için sinirbilimcilerin ve pazarlamacıların ortaklıkları tüketici davranışlarının anlaşılmasında ve ona göre davranılmasında oldukça büyük bir öneme sahip olacaktır. Kendisi bu alana, İngilizcede buyology adını vermiştir; “buy” bildiğimiz gibi satın almak anlamına geliyor, -ology ise onun bilimi anlamına geliyor; “biology” (biyoloji) kelimesinde olduğu gibi.

Görsel Bilinç Çalışmalarından Çarpıcı Bir Örnek
Görsel sistem üzerine yapılan birçok çalışma bilinç (özel olarak görsel bilinç) hakkında çok önemli ipuçları veriyor. Bu çalışmaların sonuçları ve yorumları itibariyle en çarpıcı olanlarından biri Güven Güzeldere ve ark. (3) tarafından yapılan “The Nature and Function of Consciousness: Lessons from Blindsight” başlıklı çalışmadır. Görsel sistemindeki bir sorundan dolayı sol görsel alanı bilinç seviyesinde algılayamayan denekler üzerinde çalışılan bu deneylerde görmenin sandığımız gibi görmek ya da görmemek kadar basit bir kalıpta ele alınamayacağını bir kere daha ortaya koymuştur. Bu denekler, sol görsel alanlarında ne olduğunu isimlendirememelerine ve verilen bir zarf koyma görevini bile yerine getirememelerine karşın yine de görevi yerine getirmeleri istendiğinde bunu oldukça yüksek bir oranda yaptıkları fark edilmiştir. Oldukça enteresan sonuçlara varabilmeyi sağlayan bu çalışmaya göre görsel sistem diğer birçok sinir sistemi gibi birden fazla yolaktan (yoldan) oluşuyor. Görüntüleme çalışmalarının ortaya koyduğuna göre bu denekler, beynin evrimsel olarak daha gelişmiş serebral korteks kısmında bir hasar olması sebebiyle bu alanda görsel bilince sahip değiller. Ancak daha alt kısımda yer alan (korteks altı) yine görsel sistemden beslenen yolaktan alınan bilgiler sayesinde bilinç düzeyinde olmadan “içgüdüsel” olarak davranabilmekteler. Bu örneği niye verdim? Beynimiz dışarıdan bakıldığında belirli eğilimlere sahip yaklaşık 1,5 kg ağırlığında bir organımız. Biz her ne kadar onun kontrolünde iddiasında olsak da durum aslında o kadar da basit değil. Bizim mi beynimizin kontrolünde olduğu yoksa beynimizin mi bizim kontrolünde olduğu ayrı bir tartışma konusu ama yapılan bu ve benzeri bilimsel çalışmaları göz önünde tutarak beynimizin kontrolünde olduğumuz konusunda çok da iddialı olmamamızda fayda var.

Sonuç Yerine
Bu alanla ilgili en büyük sorun, yapılan çalışmaların-deneylerin oldukça iyi ve özenli bir şekilde tasarlanma zorunluluğudur. Aksi taktirde yapılan çalışmalar hiçbir anlam ifade etmeyeceği gibi yanıltıcı sonuçlara ve çıkarımlara yol açabilir kaçınılmaz olarak. Yani aklınızda bazı fikirler varsa da bunları hayata geçirmek için konu hakkında hakikaten uzman olan kişileri bulup onlara danışmakta onlarla işbirliğine gitmekte fayda var. Aksi taktirde boşa harcanan sadece zaman ve parayla son bulabilir onca emek ve hayal. Son olarak, Nöro Pazarlama çalışmalarının yol açabileceği bazı etik tartışmaların varlığına kısaca değinmek istiyorum. Bu alanda yapılan araştırmalar şüphesiz bazı soru(n)ları ve tartışmaları da beraberinde getirecektir. Bu tartışmalara detaylı olarak başka bir yazıda yer ayırmayı ve kendi görüşlerimi de vererek irdelemeyi planlıyorum. Ayrıca bunu, Nöro Pazarlama konusundaki ilk yazımı, bir giriş yazısı olarak tasarladığımı, bundan sonraki yazılarımda yapılan çarpıcı deneylere, tartışmalara ve sonuçlara yer vermeyi planladığımı belirtmek istiyorum. Yazıya sonuç olarak, sinirbilimle yakından (akademik olarak da) ilgilenen bir araştırmacı olarak bu alanda yapılan çalışmaların önemsenmesi ve takip edilmesinin gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda yazının başlığına atıfta bulunarak (ve cevaben) “asıl karar veren beynimiz ama bu kararın farkına varan (veya varamayan) ve bu kararı gerekçelendiren (veya doğru düzgün şekilde bile gerekçelendiremeyen) biziz” diyerek bu yazımı sonlandırmak istiyorum.

Esenlikle,

—
Kaynaklar:

1. Martin Lindstorm, Buyology,
2. Buyology Kitabının İnternet Sayfası:

http://www.martinlindstrom.com/index.php/cmsid__buyology_what_is_neuromarketing

3. Guzeldere, Guven; Flanagan, Owen J. & Hardcastle, Valerie Gray (2000). The nature and function of consciousness: Lessons from blindsight. In Michael S. Gazzaniga (ed.), The New Cognitive Neurosciences: 2nd Edition. MIT Press.

Comments
No Comments »
Categories
Nöropazarlama
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Teknoloji Edinimi: Kaynaklar

Murad TiRYAKiOĞLU | January 3, 2010

Teknoloji edinimi Araştırma ve Geliştirme (Ar&Ge) ve Teknoloji Transferi gibi iki temel belirleyiciye bağlı olarak gerçekleştirilmektedir. Bunları ilki içsel ikincisi dışsal kaynaklar olmak üzere sınıflandırmak mümkün. Ancak bu iki kaynak da aslında birbirini belirliyor ve besliyor.

Ar&Ge faaliyetleri teknoloji üretmenin esasını oluşturmaktadır. Ancak özellikle gelişmekte olan ülkeler için bu (içsel) kaynağın kullanımı çok kolay değildir.  Zira Ar&Ge yapabilmenin ön koşullarını sağlamak sözkonusu ülkeler için zahmetli ve maliyetli bir süreçtir. Bilgi üretilmesi, bu bilginin araştırma projeleri ile ticarileştirilmesi, araştırmalarının yapılması ve dahi bu süreçte çalışacak yetişmiş Ar&Ge personelinin temini, beşeri sermaye birikimi, finansman gibi konular gelişmekte olan ülkelerin önünde ayrı ayrı ve olabildiğince büyük engeller, çıkmazlar oluşturmaktadır. Bu süreçlerin tamamı özünde ‘insan’a ve ‘insan eylemi’ne dayanmaktadır.

Öte yandan teknoloji transferi kolay bir yol gibi gözükmekle birlikte maliyetsiz ya da Ar&Ge faaliyetlerine göre daha az maliyetli değildir. Aksine oldukça karmaşık ve maliyetli bir süreç olarak teknoloji transferi teknolojiye kısa vadede sahip olmayı sağlayacak bir kaynak olmakla birlikte içinde hem fırsatları hem de tehditleri barındırdığını gözden kaçırmamak gerek. Tehditten başlamak gerekirse, bir bilgiyi almak onu iyi kullanma garantisini vermez. Bu tamamen alan tarafın mevcut beşeri, sosyal, kültürel ve ekonomik kaynaklarına bağlıdır. Şöyle ki eğer bir teknolojiyi (üretim bilgisini) transfer eden taraf bu bilgiyi, yeni bilgilerin (teknolojilerin) üretimi için kullanamıyorsa, bu süreç ülkenin ihtiyaçları doğrultusunda üretilen her yeni teknolojinin legâl veya illegâl yollardan -yüksek maliyetli bir biçimde- transferini sürekli ve zorunlu kılacaktır. Bu süreç teknolojik, mali politik bağımlılık gibi bir riski içermektedir. Özetle sadece teknolojiyi (bilgiyi) kullanabilmekle sınırlı kalan bir transfer süreci teknolojik gelişmeyi sağlamak bir yana temelde teknolojik olmak üzere pek çok bağımlılığı beraberinde getirecektir.

Bu iki kaynak birbirii belirler ve besler…

Eğer gelişmekte olan ülke(ler) teknolojiyi içsel kaynakları aracılığıyla üretemiyor ya da üretimleri ihtiyaçlarını karşılayamıyorsa teknoloji transferi sürecini tercih etmekten başka bir alternatifleri olmayacaktır. Teknoloji transferinin ilk aşaması olan seçimin gerçekçi olarak yapılabilmesi içsel kaynaklara bağlıdır. Ev sahibi ülkenin transfer edilecek teknolojiye uyum sağlayabilme ve onu özümseyebilme kapasitesinin tespitinden teknolojik yeteneklerin bu süreçte geliştirilmesine kadar pek çok stratejik karar ülkenin mevcut bilim ve teknoloji teknokratları, stratejistleri ve politika yapıcıları tarafından verilmezse işte o zaman bağımlılık ve çıkmaz çanlarını duymaları çok gecikmeyecektir.

İlgilenenlere: Bu konu ile ilgili kapsamlı bir sorgulamayı içeren bir çalışmanın revizyonu tamamlandı ve yayım sürecine girmek üzere. Kapsamlı bir okuma (kısa) bir süre sonra bu sayfalarda sizinle olacak.

Comments
No Comments »
Categories
Teknoloji ve Yenilik İktisadı
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Yeni Yıla Yeni Yazarlarla…

U.Baris_Urhan | January 1, 2010

İktisadiyat ailesi olarak 2010′a hızlı bir giriş yapıyor ve iki yeni yazarla yolumuza devam ediyoruz. İlk arkadaşımız Boğaziçi Üniversitesi’nden yüksek lisansının ardından ODTÜ’de Kognitif Bilimler üzerine doktora çalışmalarını sürdüren Tuna Çakar. Kendisi daha çok nöro- ile başlayan alanlar üzerine yazılar yazacak. Diğer arkadaşımız ise İstanbul Üniversitesi İktisat Bölümü’nde yüksek lisans yapan sevgili Levent Neyse. Levent’in ilgi alanı yoğunlukla davranışsal iktisat üzerine, özellikle güven (trust) konusundaki çalışmaları takip ediyor. O da davranışsal iktisat merkezli yazıları ile İktisadiyat’a katkı verecek.

Yeni yılınız kutlu olsun!

Comments
2 Comments »
Categories
Duyurular
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Günün Sözü

If economists could manage to get themselves thought of as humble, competent people on a level with dentists, that would be splendid. — J.M.Keynes

Üye Olun

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (4)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (13)
  • Duyurular (6)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (9)
  • İktisat Tarihi (8)
  • İktisat Teorisi (11)
  • İktisatçılar (13)
  • Köşe Yazarları (3)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (5)
  • Nöroekonomi (6)
  • Nöropazarlama (1)
  • Okuma Önerileri (4)
  • Oyun Teorisi (8)
  • Serbest Atış (28)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (8)

 

January 2010
M T W T F S S
« Dec   Feb »
 123
45678910
11121314151617
18192021222324
25262728293031

Baglantilar

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox