iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Kitap Tavsiyeleri

Can Madenci | November 28, 2009

Zamanında okuduğum bazı kitaplardan karışık bir liste yaptım. İktisat meseleleriyle borsa tahminleri, faiz oranları, dış ticaret hadleri gibi günübirlik yüzeysel analizlerin ötesinde ilgilenmek isteyenler listede kendilerine ilgi çekici gelebilecek bazı kitaplar bulabilirler sanırım. Araya doğrudan iktisatla ilgili olmayan birkaç kitap da ekledim. Hayek’i pek sevmem, ama şu hususta tamamıyla haklı: sadece iktisatçıdan ibaret olan biri iyi bir iktisatçı dahi değildir.

* * *

İktisat Düşünürleri, Robert Heilbroner, Çev. Ali Tartanoğlu, Dost Kitabevi.

En tanınmış iktisadî düşünce tarihi kitabı. Orijinal ismi “The Wordly Philosophers” (Dünyevi Filozoflar). Kitapta Smith, Marx, Veblen, Keynes ve Schumpeter gibi iktisatçılardan bahsediliyor ve Neo-klasik ya da diğer ana akım iktisat okulları yer almıyor. 279 sayfa; okuması kolay, sıkmayıcı bir üslubu var. Piyasadaki çok az sayıdaki düzgün iktisat tarihi kitabından biri.

Maddi Uygarlık, Cilt 2 – Mübadele Oyunları, Fernand Braudel, Çev. Mehmet Ali Kılıçbay, İmge Kitabevi.

Fransız tarihçi Braudel üç ciltlik Maddi Uygarlık serisinin bu cildinde 15.-18. yüzyıllar arasındaki kapitalizmi anlatıyor. Kendisi kitap için “genel iktisat tarihi” demiş. Dipnotları dahil 570 küsur sayfa olan bu büyük boy ve küçük yazılı kitabı okumak kolay değil. Ama ilgilenenler en azından kapital, kapitalist ve kapitalizm kelimelerinin ortaya çıkışından bahseden 203-211 sayfalar arasını okumalılar.

Feodal Toplumdan Yirminci Yüzyıla, Leo Huberman, Çev. Murat Belge, İletişim Yayınları.

Amerikalı Marksist yazar Huberman kitapta feodalizmden itibaren kapitalizmin 20. yüzyılın başlarına kadarki tarihini anlatıyor. Rahat okunabilen, akıcı bir dili var. Braudel’in kitabına kalın olduğu için bulaşmak istemeyenler en azından bunu okumalı. Ben kitabı lisans öğrencisiyken okumuş ve beğenmiştim. O nedenle bu meselelerle doğrudan ilgilenmeyen, ancak kapitalizmin tarihini merak eden kişilerin de ilgisini çekeceğini düşünüyorum.

Tutkular ve Çıkarlar, Albert O. Hirschman, Çev. Barış Cezar, Metis Yayınları.

Politik iktisat ya da iktisadî düşünce tarihiyle ilgilenenler için gerekli bir kitap. Kitabın konusunu kabaca, Adam Smith öncesinde görünmez el nasıl savunuluyordu ya da kapitalizm günah olmaktan nasıl çıktı diye özetleyebiliriz. Zaten kitabın alt başlığı “Kapitalizm Zaferini İlan Etmeden Önce Nasıl Savunuluyordu?” Baskısı kalmamış, ama Hirschman’ın İletişim Yayınları’ndan çıkan “Gericiliğin Retoriği” kitabını da listeye eklemek gerek. Burada Hirschman ilerleme karşıtı gericilerin toplumsal yapıyı değiştirme girişimlerine karşı çıkarken hangi argümanları kullandıklarını inceliyor. Günümüzde liberallerin sürekli olarak devlet müdahalesine karşı çıkarken kullandıkları argümanlar da bunların aynısı.

İktisatçılar ve İnsanlar, Ayşe Buğra, İletişim Yayınları.

Daha önceki yazıda bahsettiğim Blaug’un Metodoloji kitabının benzeri bir kitap. Zaten alt başlığı “Bir Yöntem Çalışması”. Buğra Aristo’dan itibaren tarihsel bir sırayla iktisatta yöntem konusunu incelemiş. Bende kitabın ilk baskısı bulunuyor, ama sanırım diğer baskılarında kayda değer herhangi bir değişiklik yapılmış değil. Benzeri konularla ilgilenenler, Yordam Kitap’tan çıkan Orhan Kurmuş’un “İktisat Tarihinin Doğuşu” kitabına da bakabilirler.

Wittgenstein’ın Maşası, D. Edmonds ve J. Edinow, Çev. Aslı Biçen, Yapı Kredi Yayınları.

Kitap 1946 yılında Cambridge Üniversitesi’nde Karl Popper ve Ludwig Wittgenstein arasında geçen ve sadece on dakika süren tartışmanın hikâyesini anlatıyor. Popper “Felsefi Sorunlar Var mıdır?” başlıklı bir bildiri sunmak üzere geldiği toplantıda dönemin önde gelen filozoflarından Wittgenstein’ı kendisine maşa sallar vaziyette buluyor. Okuması kolay, her iki filozof hakkında tartışmanın dışında bilgiler de veren bir kitap.

Osmanlı-Türkiye İktisadî Tarihi 1500-1914, Şevket Pamuk, İletişim Yayınları.

Osmanlı ekonomisine giriş niteliğinde yazılmış, kolay anlaşılır üsluplu bir kitap. Kitapta Pamuk tarihsel bir sıra izlemiş, böylece olaylar arasındaki neden-sonuç ilişkileri daha rahat anlaşılıyor. 242 sayfa ve büyük boy, okurken rahat not alabildiğim, şimdiye dek Osmanlı hakkında okuduğum beni sıkmayan tek kitap.

Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı, Carl Sagan, Çev. Miyase Göktepeli, Tübitak Yayınları.

Tübitak’ın bozulmadığı ve düzgün kitaplar bastığı dönemlerde çıkan bir kitap. 1996’da ölen Amerikalı astronom Sagan kitapta örnekler vererek boş inançlar ve kendisinin sahte bilim olarak gördüğü şeylere karşı bilimsel düşünceyi savunuyor. Tüm bunları yaparken olaylara şüpheci ve sorgulayıcı bir tavırla yaklaşıyor. Kitabın orijinal ismi “The Demon-Haunted World: Science as a Candle in the Dark”. Yaşı tutanlar belki Sagan’ı yıllar önce TRT 2’de yayınlanan “Cosmos” adlı belgeselden hatırlarlar. Sagan’ın “Contact” adlı kitabı da 1997’de aynı isimle filme çekildi. Başrolünde Jodie Foster’ın oynadığı filmi bir yerlerden bulup izleyin.

* * *

Son iki kitabı diğerlerinden farklı tuttum.

Mülksüzler, Ursula K. LeGuin, Çev. Levent Mollamustafaoğlu, Metis Yayınları.

LeGuin 1974 tarihli kitabında biri anarşist (Anarres), diğeri kapitalist (Urras) iki dünyayı anlatıyor. Roman Anarresli fizikçi Shevek’in Urras’a gidişiyle başlıyor ve iki dünyanın karşılaştırmalı anlatımıyla sürüyor. Bu tür meselelerle ilgilenen kişilerin rahatça okuyabilecekleri bir kitap. Orijinal ismi “The Dispossessed”. Benzeri romanlar olarak, George Orwell’dan “Hayvan Çiftliği” ve “1984”, John Steinbeck’ten “Gazap Üzümleri” ile “Fareler ve İnsanlar” sayılabilir.

The People of the Abyss, Jack London.

Jack London 1902 yılında kılık değiştirerek Londra’da işçilerin yaşadığı Doğu Yakası’na (East End) gidiyor ve birkaç ay boyunca burada işsiz bir gemici olarak yaşıyor. Sonra da gördüklerini “The People of the Abyss” (“Uçurum İnsanları” olarak çevrilebilir) adı altında kitaplaştırıyor. Ben kitabı okurken kimi yerlerde hayretten duraklamadan edemedim. Alıntı yapmak gerekirse:

Yapışkan kaldırımlardan portakal ve elma kabukları ve üzüm salkımları topluyor, bunları yiyorlardı. Yeşil erik çekirdeklerini içlerinden çıkanları yemek için dişlerinin arasında kırıyorlardı. Fasulye tanesi büyüklüğündeki tek tük ekmek içlerini, elma koçanlarını (bunlar öylesine siyah ve kirlilerdi ki, elma koçanı olduklarını insan kırk yıl düşünse aklına getiremezdi) topluyorlardı. Bu şeyleri bu iki adam ağızlarına atıyor, onları çiğniyor ve yutuyorlardı; ve bu olay Tanrı’nın 1902 yılının 20 ağustosunda,  akşam saat altı ile yedi arasında, dünyanın şimdiye dek gördüğü en büyük, en zengin ve en kuvvetli imparatorluğun tam kalbinde oluyordu.

Kitap Türkçeye “Doğu Yakası”, “Altta Kalanlar” gibi isimlerle çevrilmiş. Kitabı basan birkaç yayınevi var, ancak hangisinin çevirisi daha iyi bilmiyorum. Bugün dahi Londra’nın doğu kesimi batısıyla kıyaslandığında gelişmişlik açısından oldukça farklıdır. Batıda genellikle durumu iyi olan İngilizler yaşarken, doğusunda Araplar, Türkler, zenciler ve diğer doğulular yaşar. Kitabı özellikle kapitalizmin zenginlik yarattığı masalına inanmayan herkese tavsiye ederim.

Comments
2 Comments »
Categories
İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, Okuma Önerileri, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Alman İdealizmi Üzerinden “Spekülatif Fizik” Değinisi II- Schelling ve A Priori Fizik

Tolga_Bagci | November 23, 2009

Birinci yazıda Kant’ın epistemolojisindeki temel kavramlara kısaca değinmiştim. Kant, Salt Aklın Eleştirisi’nde sentetik a priori bilgiye nasıl ulaştığımızı irdeler ve kitabın ilerleyen bölümlerinde Ding an sich (Kendinde-Şey) kavramını açıklar. Özetle Kant, kendinde-şeylerin bilgisine tam olarak asla ulaşamayacağımızı , yalnızca ve yalnızca fenomenlerin( olguların) , yani nesnelerin bize göründükleri halinin bilgisinin mümkün olduğu vargısına ulaşır. Bir başka deyişle, Kant’ın skeptik olduğunu söyleyebiliriz, felsefesi kuşkuculuğa götürür; Tanrının varlığı ya da yokluğu , dünyanın başlangıcı, bütünün bölünemez parçalardan oluşup oluşmadığı ile ilgili sorulara Salt Aklı kullanarak tek ve net bir yanıt bulamayacağımızı  iddia eder, çünkü Salt Akıl böyle bir çabayla aslında girmemesi gereken bir alana girer, kendi çatışkılarıyla karşılaşır ve bu soruları yanıtlamada başarısızlığa uğrar. Görüldüğü gibi, Kant’ın felsefesinde bir dualizm vardır, bilgimize net bir sınır çeker, Süje ile Obje arasında “rahatsız edici” bir kopukluk noktası belirir ; Süje Obje’nin tam bilgisine ulaşamaz. Kant’ın bu felsefesi ona göre kritiktir; dogmatik rasyonalizm ve ampirizmden (deneycilik) özenle sakınır. Ancak bu noktada Kant’tan sonra gelen filozoflar Kant’ın aslında yeteri kadar kritik olmadığını düşünürler,  çünkü onlara göre Kant, Süje ve Obje arasına bir anlamda “keyfi” bir sınır çekmiştir. Ondan sonra gelen büyük Alman İdealistleri işe önce  Kant’ı eleştirmekle başlarlar ve bıraktığı boşluğu doldurmak isterler.  Fizikle olan net bağlantısı nedeniyle bu yazı dizisinde daha önce belirttiğim gibi, Reinhold, Fichte ve Hegel’den ziyade Schelling üzerine yoğunlaşacağım.

Öncelikle belirtmek gerek ki Fichte, Schelling, Hegel ve diğer Alman İdealistleri felsefenin tamamıyla bilimsel ve sistematik olması konusunda hemfikirdirler.  Ayrıca felsefenin dolaysız, kendi kendisinin nedeni olan, kendisini açıklayabilen bir ilk, temel prensipten yola çıkması gerektiğine inanırlar. Aralarındaki fark ise bu ilk, dolaysız noktanın ne olduğudur. İşte bu noktada belki de Schelling’i,  Alman İdealistleri arasında en iddialı varsayımla işe başlayan filozof olarak nitelendirmek yanlış olmaz; çünkü Schelling Kant’ı aşarak ve bir anlamda onun kuşkuculuğunu baştan redderek, felsefenin dolaysız ve mutlak olarak sadece bilinen değil , aynı zamanda da varolan bir prensipten başlaması gerektiğini savunur. Varolmak bu noktada oldukça vurguya değerdir,  çünkü bununla birlikte Schelling, açık ve net bir şekilde Kant’ın epistemolojisini(bilgi kuramı) aşıp, ontolojiye(varlıkbilimi) girer;  yani bilginin nasıl mümkün olduğundan ziyade, daha temele inerek, varolmanın bilimini irdeleyip, buradan bilginin ve bilimsel felsefenin zorunlu olarak nasıl çıktığı sorununa yanıt arar. (s 110).  Dikkat edilirse Kant, bir anlamda varlık sorunundan kaçınmıştır, kendinde-şeylerin nasıl olup da varoldukları hakkında bir felsefesi yoktur. Schelling bu boşluğun doldurulabileceğini iddia eder. Aslında çok ciddi ve zor bir girişimdir ki kendisi de zaman içerisinde bu girişimin sonuç vermeyeceğine dair kuşkuya düşüp , böyle bir felsefenin belki de mümkün olamayacağını bile düşünmüştür.

Peki Schelling’e göre felsefenin birincil ilkesini oluşturan bu öğe ne olmalıdır? Schelling bu öğenin bir “Şey” olamayacağını düşünür, çünkü Şey dolaylıdır, başka bir Şeye koşulludur. Öyleyse o bir düşünce olmalıdır; tamamıyla özgür, birlik içinde, bütün varlığı içinde kapsayan, sonsuz, herşeyin sebebi olan düşünce, kendi kendisi olan , yani “Mutlak Ben”. Öyle ki herşey bu Mutlak Ben’den  türesin. O zaman felsefenin temel amacı netleşir; biricik amaç nasıl olup da herşeyin- bu dünyanın- Mutlak  Ben’den türediğini, varlığa geldiğini ve deneysel bilginin bununla örtüştüğünü araştırmaktır (s 111).Schelling felsefesine göre Kant eleştirilmelidir, çünkü Kant felsefesi deneyden, bize verili olandan başlar ancak nasıl olup da bunun varlığa geldiğini sorgulamaz. Orta Schelling döneminde , filozofun felsefesi daha net bir kimlik kazanır. Felsefesinin bir ayağı Aşkınsal İdealizm, bir ayağı da Doğa Felsefesidir. İki ayağın da altında yatan Tek ve Mutlak bir felsefedir. Bu yüzden aradaki “rahatsız edici” boşluk bir anlamda kalkmıştır. Aşkınsal İdealizm , süjelerin kişisel deneyiminden objektif gerçekliğin nasıl zorunlu olarak türediğini irdelemekte iken, Doğa Felsefesi de objektif dünyanın bir sonucu olarak süjelerin deneyiminin nasıl olanaklı olduğunu araştırmalıdır. Doğa Felsefesi ayağında da Spekülatif Fizik kavramına girerek, yukarıda belirttiğim çabasına bir isim verir.   Doğa ya da dünya, Kant’ın düşündüğü gibi sadece deneysel bilginin olanaklılığını sağlayan bir koşul değil, daha bütünsel ve daha temel bir açıdan bakınca, kendi kendine varolan, bağımsız bir gerçekliktir ve bu gerçeklik açıklanabilir olmalıdır. Bir kez daha görüldüğü gibi Schelling felsefesi, Kant’ın kuşkuculuğunu aşar;  Doğanın özelliklerinin a priori kavranabileceğini iddia eder. Bir başka deyişle filozof, Doğa’yı Mutlak olarak bilmek ister (s 119). Bu da Spekülatif Fizik’ten başka bir şey değildir.  Deneysel Fizik’ten farklıdır , çünkü deneysel fizik tümevarımla ilerler, deneysel veriyi bir düzene koyar. Bu anlamda Spekülatif Fizik aslında günümüzün Teorik Fizik kavramına yakındır, ama felsefi temel kaygısı Teorik Fizikten görece daha yüksektir. Teorik Fizik , Spekülatif Fizik kadar iddialı değildir; deneysel verilerle uyum içinde olması önemlidir ve deneysel gerçekliğin bir ön modelini oluşturmaya çalışır. En azından şimdilik, Mutlak Tözü, herşeyin varlık nedenini bulma kaygısı ikincildir. Spekülatif Fiziği biraz daha açmak gerekirse, Schelling’e göre iki temel soruya cevap aramalıdır. Spekülatif Fiziğin birinci sorunu ; ilk hareketin nasıl başladığını açıklayabilmektir. Bu atomist-mekanistik bir anlayışla çözülemez, çünkü ne kadar geriye dönersek dönelim hep ilk nedenin ne olması gerektiği noktasında tıkanırız; öyleyse yanıtımız daha bütünsel ve dinamik olmalıdır. İkinci temel sorun ise; tikellerin(particulars)  nasıl olup da sonsuz birlikten , tözden çıkıp, bize göründükleri konumda sabit şekilde durabildikleridir (s 121). Günümüz fiziğine göre sadece mekanikle sınırlı, kısmi  bir anlayış gibi görünse de, felsefi temeller anlamında önemli bir noktadır ve modern fiziğin felsefi boşluklarını eleştirmek gerekirse, kuşkusuz Alman İdealizminin temel ve vurucu noktalarının genişletilip , modern bilimin mevcut sorunlarına göre güncelleştirilmesi boş bir çaba olmayacaktır. Örneğin, Kuantum Fiziğini bu Doğa Felsefesi açısından irdelemek elbette ilginç bir boyut açacaktır.
Yazının ikinci bölümünü bitirirken, özetle şunu söylemekte fayda var; Schelling felsefesi daha doğrusu Doğa Felsefesi , Kant’ın epistemolojisini yetersiz bulup, onu aşma eğilimindedir ve dolayısıyla daha temel bir noktaya, ontolojiye geçiş yapmaktadır. Bu noktada da Spekülatif Fiziği, doğayı a priori kavrama girişimi olarak öne sürmektedir. Yazının üçüncü bölümünde, Alman İdealizmine yakın felsefi bir bakış açısıyla Modern Fiziğin boşluklarına, özellikle Kuantum Fiziği ve Herşeyin Teorisine değinmeye çalışacağım.

Kaynakça:
Understanding German Idealism, Will Dudley.

Comments
No Comments »
Categories
Kuantum Fiziği ve Felsefesi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

GRETL: Ekonometri Yazılımlarının Taçsız Kralı!

U.Baris_Urhan | November 19, 2009

Ekonometriye pek ilgim yoktur. Aslında amacı adam gibi makroekonomi öğrenip ve üzerine makroekonomometri ile örülmüş bir tez yazmak olan bendeniz, Kopenhag Üniversitesi’ne gittiğim sene Søren Johansen’in emekli olması ve Katarina Juselius’un da bir sonraki sene ders vermeyi bırakması sebebiyle hayal kırıklığına uğramış; aynı döneme denk gelen Jean-Robert Tyran’ın dersiyle deneysel ve davranışsal iktisatla tanışmış birisiyim. Hal böyle olunca eliniz derin ekonometri analizlerine değil de her bir deneydeki değişkenin anlamlılığına baktığınız basit t ya da F testlerine alışıyor.
Eğer siz de benim gibi ekonometri “özürlü” iseniz ve kod sayfalarında kaybolmak istemiyorsanız ve bir de üzerine “bedava yazılım baldan tatlıdır” diye düşünüyorsanız GRETL tam size göre! Üstelik dil desteği verdiği birkaç dilden birisi de, Yard.Doç.Dr. Talha Yalta’nın katkılarıyla, Türkçe.

Programın en sevdiğim özelliği tabi ki açık kaynak kodlu ve ücretsiz olması! Konu hakkında teknik bilgi sahibi olanların geliştiriciliği, bizlerin de yaygın olarak kullanmamızla sürekli gelişen bir yapısı var. Bir diğer sevdiğim özelliği ise oturum kaydedebilme özelliğiniz. Örneğin 17 tane farklı denklem kurdunuz ama daha sonra bunlara tekrar bakmak istiyorsunuz. İşte oturum kaydetme sayesinde bir tık ile o ana kadar yaptığınız her şey, bir sonraki oturumda karşınıza çıkıyor. Ya da diyelim ki bu 17 tane tahminin sonucunda t-testlerini karşılaştırmak istiyorsunuz. Ekran görüntüsünün en üzerindeki yerde “Model 1″ yazan şekilde olduğu gibi modellerinizi buraya kaydediyorsunuz, sonra tutup sürükleyerek “Model Table”ın içine bıraktığınızda otomatik olarak karşılaştırmalı bir tablo çıkıyor karşınıza.
Biliyorum, şimdiye kadar kullandığınız E-views  ya da bir sürü emek harcayarak kod yazmanın inceliklerini öğrendiğiniz Pc-Give’i bırakmak zor gelecek ama inanın, çok ama çok kolay bir program. Sanırım 5dk. içerisinde Logit modelimi kurmuş, testleri bitirip çıktısını almıştım ki programı daha önce bilmeyen ve programları çözme konusunda pek de yetenekli olmayan birisi olarak söylüyorum.

Lafı fazla uzatmayalım. Siz şu kaynaklara bir bakın, kendiniz karar verin:

GRETL’i indirebiliceğiniz ve hakkında bilgi alabileceğiniz Türkçe sayfa
Araş.Gör. Cengiz Aytun’un GRETL’i anlattığı blog yazısı
Pardus’un konuyla ilgili sayfası

Comments
No Comments »
Categories
Ekonometri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisatta Yöntem ve Kötü Çeviri

Can Madenci | November 14, 2009

Mark Blaug

İktisat tarihi ile uğraşanların yakından tanıdığı bir isim olan Mark Blaug’un “The Methodology of Economics” adlı kitabı Türkçeye çevrilmiş. (Yayınevinin sitesi şurada.) Bu türden kitapların Türkçede bulunmaması büyük eksiklik – özellikle de bu konulara hevesli, ama İngilizce bilmeyen ya da dili yetersiz olan öğrenciler için.

Kitap İngilizce aslından daha büyük boyutta. Yazı karakteri hariç, sayfa tasarımında kitabın aslına sadık kalınmış. Sayfalar beyaz kağıda basılmış. Bence kitap bu hâliyle İngilizcesinden daha kaliteli basılmış. Ama maalesef çeviri konusunda olumlu şeyler söyleyemeyeceğim.

Son zamanlarda Avusturya Okulu’yla uğraştığım için kitabı elime alır almaz Avusturya İktisadı’yla ilgili kısımlara bakayım dedim. Baktığım yerler kitapta toplam 2.5 sayfa tutuyor. Ama bu kadar az yerde bile kötü çevirilere rastladım. Aslına sadık özenli bir baskıda böylesine çeviri hataları bir hayli hayal kırıcı olmuş. Bunların bazılarını aşağıda gösterdim; çeviri kitaptaki metinleri oldukları gibi bıraktım.  (Karşılaştırmada İngilizce şu baskıyı kullandım.)

(1) Önce Türkçe çeviriyi verelim:

Ekonomik doğruların herhangi bir özel vakada kesinlikle uygulanacağını yalnızca kontrol etmek için sağlama yapılması gerektiğine inanma şıkkı Robbins’in Essay’nde olduğu kadar başka hiçbir yerde bu kadar hevesle ve güzel sözlerle ifade edilmemişti. Bu doğrular, tutarlı tercih sıralamasına sahip maksimizasyon arayan bir tüketici; düzgün işleyen üretim fonksiyonuyla karşı karşıya olan maksimizasyon arayan bir girişimci ve ürün ve faktör piyasalarının her ikisinde birden var olan aktif rekabet gibi masum ve mantıklı varsayımlara dayanmaktaydı. (s. 89-90)

İlk cümlede ne yazdığını anlamak mümkün değil. İngilizcesi şöyle:

The case for believing that economic truths – based as they are on such innocent and plausible postulates as a maximizing consumer with a consistent preference ordering, a maximizing entrepreneur facing a well-behaved production function, and active competition in both product and factor markets – require verification only to check that they do apply in any particular case was never stated with more verve and eloquence than in Robbins’s Essay. (s. 80)

“Case” kelimesi Türkçeye “şık” diye çevrilmiş. İktisatçıların böyle bir şıkkı mı var? Robbins şıkları mı açıklıyor? Biraz inisiyatifle ben şöyle çevirdim:

Ekonomik gerçeklerin, sadece, belirli bir olayda geçerli olup olmadıklarının kontrol edilmesi amacıyla doğrulanmaları gerektiği inancı en hevesli ve güzel ifadesini Robbins’in Essay’inde bulmuştur. Bu gerçekler, tutarlı bir tercih sıralamasına sahip maksimizasyon yapan bir tüketici, uyumlu bir üretim fonksiyonuna sahip maksimizasyon yapan bir girişimci ve mal ve faktör piyasalarında etkin rekabetin olması gibi masum ve inandırıcı önermelere dayanıyordu.

(2) Önce Türkçe çeviri:

Mises’in radikal apaçıklık konusunda yazdığı önermeler o kadar uzlaşmaz bir tutum içindeydi ki inanmak için okunmaları zorunluydu: Ekonomiye saf bilgi ve bilginin pratik kullanımı konusunda tuhaf ve benzersiz bir konum yakıştıran onun tikel teoremlerinin deneyim temelinde sağlama ya da yanlışlamaya açık olmadığı gerçeğidir. … bir ekonomik teoremin doğru olup olmadığının tek kıstası sadece deneyim yardımı olmadan yapılan mantık yürütmedir.” (s. 90)

İngilizcesi de şöyle:

Mises’s statements of radical apriorism are so uncompromising that they have to be read to be believed: “What assigns economics its peculiar and unique position in the orbit of pure knowledge and of the practical utilization of knowledge is the fact that its particular theorems are not open to any verification or falsification on the ground of experience. … the ultimate yardstick of an economic theorem’s correctness or incorrectness is solely reason unaided by experience.” (s. 80)

“Apriorism” ifadesi “apaçıklık” diye çevrilmiş. Apriorizmin apaçık olmayla ne ilgisi olduğunu bilmiyorum. Normalde “a priori” ifadesi deneysel olmayan, çıkarımsal anlamına geliyor. Mises’te de apriorizm çıkarımsal ya da tümdengelimsel anlamına geliyor. Yani Mises’e göre, insan davranışlarına ilişkin olarak yapılacak birkaç varsayımdan hareketle ve bunlardan yapılacak mantıksal çıkarımlarla belirli bir teori inşa edilebilir. Bunun da apaçık olmayla hiçbir ilgisi yok. Kendi çevirim şöyle:

Mises’in radikal apriorizm ile ilgili ifadeleri o kadar taviz vermez niteliklidir ki, böyle olduklarına inanmak için okunmaları şarttır: “Saf bilginin ve bilginin pratik açıdan kullanımının söz konusu olduğu alanda iktisat bilimine özel ve kendine özgü konumunu veren şey, bu bilimin belirli teoremlerinin deneyime dayalı hiçbir doğrulamaya ya da yanlışlamaya açık olmamasıdır. … iktisadî bir teoremin doğru ya da yanlış olduğuna ilişkin nihai ölçüt, sadece, deneyim yardımı olmadan yapılan bir akıl yürütmeden ibarettir.

(3) Okuduğum sayfalarda gördüğüm en kötü çevrilmiş yere geldik. Önce İngilizce metni vereyim:

In the 1920’s, Mises made important contributions to monetary economics, business cycle theory and of course socialist economics, but his later writings on the foundations of economic science are so idiosyncratic and dogmatically stated that we can only wonder that they have been taken seriously by anyone. (s. 81)

Şimdi de Türkçe çevirisi:

1920’lerde, Mises para ekonomisi, iş döngüleri kuramı ve tabii sosyalist ekonomiye önemli katlılarda bulundu ancak ekonomi biliminin temelleri üzerine son yazdıkları o kadar kendine özgü durumlarla ilgili ve dogmatik önermelerle doludur ki kimsenin ciddiye alabileceğini sanmıyoruz. (s. 92)

İngilizcesinde başka şey, Türkçesinde başka şey yazıyor. “Monetary economics” ifadesi “para ekonomisi” diye çevrilmiş. Oysa “economics” kelimesi “ekonomi” değil, “iktisat bilimi” demek. Özgün metindeki “dogmatically stated” ifadesi “dogmatik önermelerle doludur” diye çevrilmiş. Daha vahimi, “we can only wonder that they have been taken seriously by anyone” ifadesi tamamıyla farklı, aslıyla hiç ilgisi olmayan bir şekilde çevrilmiş. Benim çevirim ise şöyle:

1920’lerde Mises parasal iktisada, iş çevrimleri teorisine ve tabii sosyalist ekonomi konusuna önemli katkılar yapmıştı; fakat iktisat biliminin temelleri hakkındaki sonraki yazıları o kadar kendine mahsus ve dogmatiktir ki, bunların herhangi biri tarafından ciddiye alınmış olmasına sadece hayret edebiliriz.

(4) Benzeri bir örnek daha. Önce Türkçesi:

Hutchison 1938 gibi erken bir zamanda Popper’in getirdiği ayrım ölçütünün önemini ortaya çıkmasıyla birlikte kavramış olmalıydı. (s. 93)

İngilizcesi:

That Hutchison should recognized the significance of Popper’s demarcation criterion as early as 1938 is itself remakable. (s. 83)

Benim çevirim de böyle:

Hutchison’ın 1938 gibi erken bir tarihte Popper’in ayrım ölçütünün öneminin farkına varmış olması başlı başına dikkate değer bir olaydır.

Yayınevinde çevirileri gözden geçiren birileri hiç mi yok? İlâveten, “the properties of final equilibrium states” ifadesi “en son denge durumlarının özellikleri” (s. 91) diye çevrilmiş. Oysa doğrusu “nihai denge durumunun özellikleri” olacak. Bunların dışında metinde bazı yerlerde hiç virgül kullanılmamış, bu da cümleleri karmaşık hâle getirmiş. Kötü çeviri için başka örnek vermeye gerek yok.

Kitaba şöyle bir göz attığınızda kötü çevirilere ek olarak iktisat kavramlarının da garip bir şekilde çevrildiğini görüyorsunuz. Örneğin, “Pareto optimalitesi” kavramı “Pareto uygunluğu” olmuş (s. 139). Walras’ın “yordamlama” (tatonnement) kavramı “el yordamıyla erişme” yapılmış (s. 181). “Economics” kelimesi sürekli olarak “ekonomi” diye çevrilmiş. Böylece “Neo-klasik iktisat” olmuş “Neo-klasik ekonomi”, “Marksist iktisat” olmuş “Marksçı ekonomi” (s. 120-121) – sanki bu türden piyasa çeşitleri var. “Ex-post büyüklükler” olmuş “sonradan gerçeklere dayanan büyüklükler” (s. 194). Görünen o ki, kitabın çevirmeni iktisat kavramlarının Türkçedeki yerleşmiş kullanımlarını bilmiyor.

Yazık. Oysa kitabın baskı kalitesi gerçekten iyi. Bu çeviriyi gördükten sonra konuyla ilgilenen kişilere kitabı almamalarını tavsiye etmekten başka bir seçenek kalmıyor. Yayınevinin yayın programında Mark Blaug’un “Economic Theory in Retrospect” adlı kitabı da bulunuyormuş. Acaba onun çevirisi nasıl olacak?

Comments
4 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Darwin ve Evrimsel İktisat Sempozumu, 19-20 Kasım 2009

U.Baris_Urhan | November 2, 2009

Hacettepe Üniversitesi İktisat Bölümü tarafından düzenlenen bu sempozyumun özellikle açılış bildirisi bir hayli heyecan verici:

Ergi Deniz Özsoy:
“Darwin, Evrim ve Evrimsel Biyoloji”


Deniz hocayı Adnan Hoca ve güruhuna istemeyerek de olsa verdiği cevaplardan tanıyorsunuzdur; tanımıyorsanız şuraya bir bakın derim! Sempozyumun detayları için ilgili sayfaya bakabilirsiniz.

Ben kaçırıyorum, aman siz kaçırmayın!

Comments
3 Comments »
Categories
Duyurular
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • BLC on İktisatta Deney Yapılır mı?
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (25)
  • Duyurular (25)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (24)
  • İktisat Tarihi (23)
  • İktisat Teorisi (32)
  • İktisatçılar (44)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (1)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (10)
  • Nöropazarlama (10)
  • Okuma Önerileri (10)
  • Oyun Teorisi (10)
  • Risk ve Belirsizlik (1)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (74)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (13)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (1)
  • Yoksulluk (3)

 

November 2009
M T W T F S S
« Oct   Dec »
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
30  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox