iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Ekonometrik Araştırmalar Derneği ve ‘International Econometric Review’ Üzerine…

Murad TiRYAKiOĞLU | October 23, 2009

 Ekonometri başlığı altında sadece bir yazının varlığı beni uzun zamandır rahatsız etmekte idi. Ben de bu rahatsızlığı fırsata dönüştürerek üyesi olduğum Ekonometrik Araştırmalar Derneği ve derneğimizin çıkartmaya başladığı uluslararası hakemli dergi hakkında bilgi vermek istedim.

Bir başka deyişle Reklamlar… : ))

Ekonometrik Araştırmalar Derneği,  05 Ekim 2005 tarihinde, Ankara’da kuruldu. Dernek, ekonometri bilim dalının geliştirilmesine, bilimsel araştırmalar yapılmasına, bu bilim dalıyla gerek teorik gerek uygulama olarak ilgilenen tüm akademisyen ve araştırmacıların bir çatı altında toplanmasına katkıda bulunmak amacını taşımaktadır.

Dernek Mart 2006’dan bu yana Siyaset, Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) ile ortaklaşa ‘EAD-SETA İktisat Seminerleri Dizisi‘ne de ev sahipliği yapmaktadır. Alanında uzman akademisyen ve iktisatçılara ev sahipliği yapan söyleşiler aylık olarak düzenlenmekte ve ilgi duyan herkesi misafir etmektedir. Hemen söylemeliyim ki bu yılın konukları da çok keyifle dinlenecek kişiler… 17 Kasım 2009 Salı günkü seminerin konuğu Aykut Lenger. Ege Üniversitesi, İktisat Bölümü öğretim üyesi olan Aykut Lenger bizimle “Teknolojik Değişme ve İstihdam İlişkisinin Sektörlerarası Etkilerinin Analizi”ni paylaşacak. 29 Aralık 2009 tarihli seminerin konuğu ise Anadolu Üniversitesi’nden Yılmaz Kılıçaslan. 2010 yılı konuklarımız için sayfamızı düzenli olarak ziyaret edebilirsiniz.

Derneğin en önemli ve öne çıkan faaliyeti 2009 yılında çıkartmaya başladığı ‘International Econometric Review‘  isimli uluslararası hakemli dergidir. IER, varolan ve yeni sunulan ekonometrik teknikleri, kestirim, hipotez test etme, öngörüm ve politika analizleri gibi konuları kapsayan, ekonomi ve ilgili konularda geniş bir yelpazesi olan problemler için uygulayan yüksek kalitedeki makaleleri yayınlamayı hedeflemektedir.

Derginin altı aylık dönemlerde çıkartılması yönünde bir karar alınmış ve ilk sayı Nisan-2009’da yayımlanmıştır. Eylül-2009 sayısında yer alacak makaleler belirlenmiş ve yayım aşamasına geçilmiştir. İlk sayının makalelerine ücretsiz olarak ulaşmak ve bilgisayarınıza kaydetmek için şu sayfayı ziyaret edebilirsiniz.

Sosyal Bilimler Atıf İndeksi’nde (Social Sciences Citation Index, SSCI) yer alabilmesine ilişkin çalışmaların sürüdürüldüğü derginin editörlüğünü Prof. Dr. Asad ZAMAN’ın yapmaktadır. Derginin hakem danışma kurulu dünyanın ve Türkiye’nin alanında uzman akademisyenlerden oluşmaktadır. Danışma Kurulu üyelerinin tam listesine ve iletişim bilgilerine ise buradan ulaşabilirsiniz. Dergi ile ilgili bilgi almak için elektronik ileti [journal@era.org.tr] gönderebilirsiniz.

Siz değerli okuyucuların ilgi ve katkılarıyla bu nitelikte Türkiye menşeli nice uluslararası yayınların çıkması ve tanıtılması dileklerimle…

Comments
No Comments »
Categories
Ekonometri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Doğu: Ölçülebilir Uygarlıklar Çöplüğü

Tolga_Bagci | October 12, 2009

Doğulular henüz Tinin ya da genel olarak İnsanın kendinde özgür olduğunu bilmezler; ve bunu bilmedikleri için özgür değildirler; yalnızca Birin özgür olduğunu bilirler, ama tam bu nedenle böyle özgürlük yalnızca Özençtir, yabanıllıktır, tutkunun körlüğüdür; ya da onun bir yumuşaklığı, evcilliğidir, ki kendisi salt bir doğa olumsallığı ya da özençtir. Bu Bir, bu nedenle salt bir Despottur, özgür bir insan değil.( Tarih Felsefesi Ders Notlarından- Hegel ,  çev. Aziz Yardımlı )


Özgürlük bilincinin yeşermediği – boş geleneğin, saçmalığın, militarizmin kılcal damarlara sızdığı- uluslar için ‘uygarlık’ uzak bir sözcüktür. Doğu toprakları özgürlükten, evrensel ustan bihaberdir;  bu değerler için susuzluk çekemeyecek kadar yozlaşmıştır. Yüzyıllardır olduğu gibi, şimdiki haliyle de nasıl uygar olunamayacağını sergiler. Materyalist, indirgemeci zihin için uygarlık, Gayri Safi Milli Hasıla ya da yıllık büyüme ile ölçülebilir olduğundan,yeni ve taze uygarlığın Asya’dan – Çin’den ya da Hindistan’dan- yükseldiğini müjdelemesi pekala şaşılası bir durum değildir. Onun için, Şangay’da ya da Bombay’da yükselen gökdelenler gelişmişliği,  uygarlığı  imler , çünkü uygarlığın New York’taki dev kulelerle ya da Londra’daki finans merkezleriyle bir olduğunu varsayar.  Böyle bir sanrı içinde,  Amerikan ve İngiliz ulusunu  modern, yetkin ve  kişilikli kılanın Özgürlük Anıtı ve Hyde Park olduğu unutulur ya da  ancak ikincil bir çıkarsama olabilir. Oysa Çin’deki insan hakları ihlalleri, düşünce özgürlüğüne vurulan kelepçeler ya da Hindistan’da hala süregelen Kast sistemi- bilgisizliğin, boşluğun geleneği- bu topraklarda insan olmanın, henüz evrensel-ussal bir belirlenim kazanamadığını, yani bu ulusların hala Batı’daki uygarlık seviyesinin bir hayli gerisinde olduklarını gösterir.  Doğu’da güç bilgide, hakta, güzel olanda değildir;  orada güç  Kuzey Kore, Pakistan,Çin ve İran’da meydanlarda sergilendiği gibi tanklar, tüfekler ve füzelerdedir;  asma,recm, kurşuna dizme,şiddet ve vahşet halk önünde kutsanır ve içselleştirilir. Askeri geçitlerdeki  erdemsiz harmonik şölen,  bireyin kalabalık içinde yitişinin şölenidir aslında;  cenaze törenidir bir nevi, bitkinliğin, tekdüzeliğin, edilgenliğin kutsandığı ve  insanlığın öldüğü.   Tinsel ve ussal gelişmişliğin olmadığı yerde, uygarlık belirlenimsizdir, boştur. Daha spesifik olarak, Ortadoğu’da, şiddetin, baskının, despotun  gücünün  töre  olarak edimselleştiği topraklarda, Amerikalının, İsraillinin ya da İngilizin yalnızca Şeytan’ı imlemesi , olsa olsa kendinde-boşluğu ve çaresizliği simgeler.  Arap hala ilkeldir, çünkü ilahi bir referans almadan kendisinin koyabileceği, İyiyi ve Kötüyü ayırt edebilecek moral ölçünlere işlerlik kazandıracak düşünsel mekanizması henüz gelişmemiştir- elbette bu yeteneksizlik onun genlerine işli olduğundan değil, ama tarih boyu bu yetisi bastırılmış, despotizmin içinde buharlaştırılmış ve köreltilmiş olduğundan. Orada  çocuklar, özgür insan iradesinden doğan erdemin, hakkın, adaletin töresine değil,  kof geleneğin ve inancın, batıllığın töresine- töresizliğe- doğarlar.  Erdemsizlik ve batıllık, o çocukların genlerine değil, doğdukları kültüre kodlanmıştır.  Yanlışı, saçmayı, insanlık dışı olanı büyüklerinden öğrenirler. Arap ,  kadına nasıl davranılması gerektiğini dahi kendi usuyla çıkarsayamaz. Bunun için hep dışardan güdülmeye, ussal ve evrensel olandan değil, tersine  geleneksel-dinsel ve göreceli olandan beslenmeye mahkumdur.  Politik ve ahlaki olarak saldırabileceği tek şey ‘dış mihraklardır’, çünkü kendi içi zaten moral yetiden, sorumluluktan yoksundur; boş ve sığ olanda eleştirilecek birşey de olmaz. Ona göre Batı’da uygarlık yoktur; oysa kendisinde, uygarlığın önkoşulu- onun ne olduğunu yargılayacak biricik öğe olan Özgür Tin- bile  henüz ortaya çıkmamıştır.  Tembellik ve sokaklardaki pislik, tesadüf değildir; edilgenliğin,bıkkınlığın dışavurumudur , tıpkı despotizmin ve militarizmin, geleceği değiştirmek adına umudu olmayan bir halkın tek yazgısı olduğu gibi. Arap yarımadasında fışkıran petrol ve zenginlik- Dubai’deki görkemli yapılar  ve marinalar da dahil- uygarlığı temsil edemezler,  Norveç’i uygar yapanın petrol değil ama özgür irade olduğu düzeye dek. Iraklının başına çöken Amerikan silahının ucunda Batı’nın henüz tam insanlaşamamış yanının sırıtması ne kadar acıysa, onun bir despottan kurtulmak için kendi kendine yetecek istence ve güce dahi sahip olamaması bundan daha da acıdır. Çünkü bu, koskoca Ortadoğunun yazgısının Amerikan ve İsrail bayrağı yakmaktan ötesi olmadığını kanıtlar.  Uzakdoğu için durum bu kadar ölümcül olmasa da , orada da yazgı bitkisel hayata ve durgunluğa yakınsamaktır. Doğulunun özünde var olan olan değişme eğilimi bastırılmıştır ve bunun inkarı için Batı tarafından güdülmeye muhtaçtır;  kendi  iç dinamikleriyle gelişemez, çünkü kendi içi artık neredeyse betonlaşmıştır.   Uygarlık, saltık iyiye ve güzele akış olduğu düzeye dek, değişim ve gelişimdir ; yani şu an Doğu’da kendiliğinden olmayan şeydir.

* Bu yazı, 12 Ekim 2009 tarihinde http://www.siyasetkahvesi.com/ sitesinde yayınlanmıştır.

Comments
No Comments »
Categories
Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Teknolojik Gelişme ve Toplumsal Zekâ

Murad TiRYAKiOĞLU | October 4, 2009

Gerçekten toplumların zekâ düzeyi ile teknolojik gelişmişlik seviyeleri arasında bir ilişki var mı?

Türk Dil Kurumu zekâyı “insanın düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yeteneklerinin tamamı” olarak tanımlamakta. Teknolojik gelişmenin kaynağını oluşturan belirleyici faktörün “bilgi” olduğu gerçeğinden hareketle insanın düşünme, akıl yürütme ve sonuç çıkartarak bilgiye ulaşma süreci teknolojik gelişmenin ilk adımını oluşturmaktadır.

Bu tanımlardan yola çıkıldığında, zekâyı tanımlayan düşünme, akıl yürütme, objektif gerçekleri algılama, yargılama ve sonuç çıkarma yetenekleri; bir diğer ifade ile insanın zihinsel faaliyetlerinin tamamı teknoloji ve yenilik üretimi (ve dolayısıyla gelişme)  için başlangıç gereklilikleri.

Peki ya sonrası…Sonrası şu sorunun cevabında saklı;

“ Teknolojik gelişmeye dünya üzerinde öncülük eden İngiltere, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkeler ve bunlara ilave olarak geç sanayileşmeyi sağlayan Japonya ve Kore gibi ülkelerin insanları çok mu zeki? Buna karşın teknoloji üretemeyen, diğer bir ifade ile teknoloji yoksulluğu içinde transfer, kopyalama ve buna benzer yasal-yasa dışı yollardan teknoloji edinimine giden ülke insanları daha mı az zeki?”

Başka bir soru;

“Hızlı teknolojik gelişme, yeni nesillerin daha pasif ve edilgen yetiş(tiril)mesinde belirleyici bir rol oynuyor mu?

”Fizyoloji profesörü Jared Diomand’ın sorgulama niteliğindeki önemli eseri Guns, Germs, and Steel-The Fates of Human Societies (Türkçe Baskısı: Tüfek, Mikrop ve Çelik-İnsan Topluluklarının Yazgıları, TÜBİTAK, Popüler Bilim Kitapları)  bu konuya ilişkin pek çok şey söylüyor. Örneğin;

“… zihinsel yetenek bakımından Yeni Gineliler belki de Batılılara göre genetik olarak daha üstünler ve kuşkusuz bugün sanayi toplumlarında yetişen çocuklar için söz konusu olan gelişmişliğin kötü etkilerinden kurtulmuş olmak gibi bir şansa da sahiptirler…”

Ne Dersiniz?

Comments
No Comments »
Categories
Teknoloji ve Yenilik İktisadı
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • Serkan kiremit on Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?
  • Lev on Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?
  • BLC on Aman Petrol -2

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (28)
  • Duyurular (26)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (29)
  • İktisat Tarihi (26)
  • İktisat Teorisi (37)
  • İktisatçılar (46)
  • İşgücü Piyasaları (2)
  • Kalkınma İktisadı (2)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (2)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (12)
  • Nöropazarlama (12)
  • Okuma Önerileri (11)
  • Oyun Teorisi (11)
  • Özel Dosyalar (2)
  • Petrol (2)
  • Psikoloji (4)
  • Risk ve Belirsizlik (2)
  • Röportajlar (2)
  • Sanat ve İdeoloji (1)
  • Serbest Atış (77)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye Ekonomisi (1)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (18)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (3)
  • Yoksulluk (3)

 

October 2009
M T W T F S S
« Sep   Nov »
 1234
567891011
12131415161718
19202122232425
262728293031  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox