iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

İktisat Eğitimi: Kim Tarafından?

Can Madenci | June 24, 2009

Su anda bulundugum yerde Turkce klavye olmadigi ve ben de klavyede Turkce karakterleri ayarlamayi bilmedigim icin yaziyi bu sekilde yazmak zorunda kaldim. Daha duzenli bir yazi yazacak kadar vaktim yok; o yuzden sadece aklima gelen bazi seyleri calakalem yazip belirtecegim. Konuya biraz baska acidan bakmak istiyorum.

Ikitsat bolumlerinin mufredatindan bahsetmek isin sadece bir yonunu olusturuyor. Oysa Turkiye’deki universitelerin durumu goz onune alindiginda, bu, ilk sirada yer alacak bir husus degil. Burada cok daha onemli olan ve kimsenin bahsetmedigi sey, verilen derslerden ziyade o dersleri kimin verdigi. Diger bir ifadeyle, bolumlerdeki hocalarin ve asistanlarin kalitesi. Bence iktisat egitimine ciddi anlamda darbe vuran unsur burada yatiyor. Lisans sonrasi egitime devam etmek bolumlerin kalitesi hakkinda daha iyi fikir edinmek icin iyi bir firsat sunuyor. Ve ne yazik ki, bu asamada gorulen seyler hic de ic acici ve umut vaat edici olmuyor. Bu sadece benim dusuncem degil, ayni zamanda kendi cevremde iktisat egitimi alan kisilerden de isittigim bir gercek.

Bugun iktisat bolumlerinin onemli bir kisminda iktisat bilgisi lisans duzeyinden cok fazla oteye gecmeyen kimi insanlar akademisyen unvaniyla yer isgal ediyorlar. Bunlarin cok buyuk bir bolumu makale ya da kitap yazmak veya belirli konular hakkinda arastirma yurutmek anlaminda akademik calisma yapmadigi gibi derslere de girmiyor. Yaptiklari tez danismanligi da ogrenciyi tum tez yazimi suresi boyunca kendi basina birakmak ve danismanlik odentisi almaktan ibaret kaliyor. Boyle olunca doktora programlarinda literature katki yapma vaadi tasiyan calisma yapma imkani azaliyor, cunku ogrenciler yonlendirilmiyor.

Daha da vahim olani, bu insanlar kendileri gibi olan ve tek ozellikleri kendi dediklerini harfiyen yerine getirmekten ibaret olan kisileri bolumlere asistan olarak alip bir nevi kendi kendilerini yeniden uretiyorlar. Asistan olarak alinan bu kisilerin onemli bir bolumu ne iktisat cikisli oluyor ne de asistan olduktan sonra iktisat ogrenmeye calisiyor; iktisat cikisli olanlarin da yeterli bilgileri bulunmuyor. Tum bu insanlar sadece bir devlet memuru olarak bolumlerde yer isgal ediyorlar. Dikkat edilirse, bu yoldan bolumlerin kalitesizligi kurumsal hale getirilmis oluyor; yani bir nevi ”surdurulebilir kalitesizlik” yaratiliyor. Kimi ”sozde” akademisyenlerin ideolojik acidan hemfikir olduklari kisileri bolumlere asistan olarak alip soz konusu bolumleri ayni ideolojiyi paylasan kisilerden olusan bir ”ari kovanina” cevirmeleri bugun ne yazik ki Turkiye’deki iktisat egitiminin karin agrilarindan birini olusturuyor.

Iki hususa daha deginmek gerekiyor.

Ilk olarak, iktisat egitiminde belirli bir kalite saglanamadigi icin bolumlerde kurumsallasma da saglanamiyor; yani iktisat bolumlerinde belirli teoriler ya da okullar uzerinde uzmanlasmaya gidilemiyor. Ornegin, falanca universitedeki iktisat bolumu falanca iktisat okulu uzerinde calisiyor ya da filanca bolum filanca teorinin gecerliligi hakkinda arastirma yurutuyor diyemiyoruz.

Ikinci olarak, akademisyenlerin kalitesizligi ve bolumlerdeki yozlasma akademik arastirma yapmak ve uzmanlasmak isteyen hevesli genclerin heyecenlarini kisa surede olduruyor. Kendisine yardim edecek, arastirmasinda yol gosterecek kisileri bulamayan gencler fikirlerinden vazgeciyor ve boylece bilimsel bilgi uretmenin onu tikanmis oluyor. Bize lazim olan sey, hem bilgi uretmeye niyetli hem de bunu yapmaya hevesli kisilere yol gostermeye hazir kisiler. Universitelerin bu kisilerden olusan yerler olmasi gerekiyor.

Turkiye’deki iktisat egitiminin kalitesini yukseltmenin onemli bir bolumu universite bolumleride revizyona gitmekten geciyor. Bundan kastettigim, akademik calisma uzerine birtakim kistaslar getirmek. Dolayisiyla, kaliteyi yukseltmek icin ciddi kistaslar getirmek ve bu kistaslari yerine ”getirmeyen” kisileri de isten cikarmak gerekiyor. Bunu hic cekinmeden, acik acik soylemek lazim. Burada ”kistaslari yerine getiremeyen” ifadesini bilincli olarak kullanmiyorum. Zira Turkiye’deki universitelerle biraz asinaligi olan herkes bu kistaslarin yerine getirilmeyecegini ve bir sekilde bundan kaytarilmaya calisilacagini bilir. Docentligini aldiktan sonra hicbir yayin yapmamis ya da son makalesini on sene once yazmis kisilerin universitede tutulmamasi gerekiyor. Okula gelmeyen, makale ya da kitap yazmayan, ders vermeyen, konferanslara ya da seminerlere katilmayan, literaturu takip etmeyen ve – en onemlisi – bilimsel bilgi uretmeyen kisilerin universitelerde yeri yok. Tabii, burada devlet universiteleri ve ozel universiteler ayrimina dikkat etmek lazim. Devlet guvencesinin olmasi, yani ise girdikten sonra hicbir sey yapmasa dahi emekli oluncaya kadar is garantisinin saglanmasi, yukarida bahsettigim kisilerin davranislari icin rahat bir ortam sunuyor.

Teknik dille soylersek, yukarida olumsuz anlamda bahsettigim tum bu insanlar birer gizli issizden baska bir sey degiller. Aslinda akademik ortami yozlastirdiklari icin bu kisilerin marjinal verimliliklerinin ”eksi” oldugunu da rahatlikla soyleyebiliriz

Bu yazdiklarim Turkiye’deki diger universite bolumleri icin de gecerli. Ama tahminimce, bu tarz bir yozlasma sosyal bilimler bolumlerinde cok daha fazla. Peki, bu kistaslari kim belirleyecek ve bunlarin uygulanmasini kim saglayacak? Yaptirim gucu kimin elinde olacak? Boyle bir uygulama merkezi bir kurum tarafindan mi yurutulecek, yoksa universitelerin ic duzenlemelerine mi birakilacak? Universitelerin ozerkligi meselesini dikkate almadan bunlara cevap vermek mumkun degil. Kaldi ki, bu tarz bir uygulamaya belirli bir ideolojik kilif uydurup karsi cikmak da mumkun. Belki de hepsinden onemli olani, boyle bir ise duzgun bir sekilde girismeye niyetli bir iktidarin bulunmasi zorunlulugu. O da su anda mumkun degil.

Ifade ettiklerim biraz sert ya da kimi kisiler icin haksiz gorunebilir, ama bunlari bir sekilde belirtmeden de gecemedim.

Comments
No Comments »
Categories
Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisat Eğitimi (mi?): Kim İçin?

Murad TiRYAKiOĞLU | June 24, 2009

Bir soru takılıyor aklıma yazılanları okudukça…

İktisat Eğitimi (mi?): Kim İçin?

İktisadiyat’ta yazmak, İktisat’a dair yazmak keyifli bir uğraş.
Ancak sitenin kurucusu ve temel taşı olan Sevgili Barış’ın benim gibi tembel yazarlardan çok keyif almadığı çok aşikâr. : )
İktisat eğitimi üzerine seri halde üç yazı yazan sevgili Barış’ın son yazısı ilgimi nedense (!?) çok çekti. Sanırım bu konu kolay kolay bitmez, Barış yazar, Ceyhun yazar, Murad da duramaz… Ve aslında bilgi, araştırma ve geliştirme, teknoloji, yenilik düzleminde ileri geri bağlantıları ve bunların ekonomik sisteme etkilerini ele alan yazılar yazmak niyetiyle kabul etmiştim Barış’ın davetini. Ancak bu son yazı beni biraz yoldan ayrılmaya ve bu konuda bir iki kelam etmeye itti. Düşüncelerimi sistematikleştirmesi açısından Barış’ın son yazısı üzerinden fikirlerimi, yorum ve eleştirilerimi paylaşmaya başlayacağım. Ancak bir diğer taraftan Ceyhun’un benden önce davranıp keyifli bir yazıyı zamanlamış olması, Ceyhun’un yazısı hakkında da söyleyeceklerimden dolayı iletimi -görece- uzun kıldı.
Sevgili Barış kadar eğlenerek yaklaşmayı çok arzu etmeme rağmen içimden bir ses (ve acı) bana bu konuda itidalli davranmam gerektiğini söylüyor. “Ya siz neden bahsediyorsunuz  kardeşim. Bakın bakalım diğer pencerelerden iktisadi(ha)yat nasıl gözüküyor…” diyeceğim ve arkasından devam edeceğim içimden gelen sesi dinlemezsem… Bakalım içimden gelen bu sese ne ölçüde kulak verebileceğim…

Barış demiş ki,  “…Türkiye’nin iktisat eğitimini ele alırken tartışılması gereken bir diğer mesele de ders programları ve eğitim süreleridir…”
Ben müsadenizle özelde ders programları ve içerikleri açısından bir değerlendirme yapmak istiyorum.
Serdar (Sayan) Hocam, 1987 yılında kaleme aldığı [İktisat Eğitimi Nasıl Yapılma(ma)lı?] isimli makalesinde, iktisat bölümlerinin denkliğine atfen şu ifadelere yer veriyor;
“ …programlar ne kadar aynılaştırılırsa aynılaştırılsın, yakından bakıldığında kişiyi Orwell’vari bir deyişle, ‘Bütün üniversitelerin aynı bölümleri eşittir, fakat bazıları daha eşittir’ sonucuna götürüyor…”
Bu ifadeleri, bir taşra üniversitesinde eğitim almış (?) ve buna karşın büyük kentlerdeki üniversitelerin iktisat eğitimine yönelik müfredatı lisans, yüksek lisans ve doktora düzeyinde takip etmeye çalışan bir öğrenci ve araştırma görevlisi olarak hem zihinsel olarak hem de yaşamsal olarak kanıtlıyorum. Türkçe eğitim veren bir devlet üniveritesinde verilen derse ilişkin bir slybuss ile Türkçe eğitim veren başka bir devlet üniveritesinde verilen derse ilişkin bir slybuss karşılaştırıldığında ki (ne yazık ki çoğunda bu tür dökümanları bulmanız zordur…) göreceksiniz ki bazıları daha eşit…
Barış demiş ki, “Bir önceki yazımızda programların içeriğinin neye göre belirlendiğini az çok irdelemiştik. Şimdi gelin iki örnek alıp karşılaştırma yapalım: Türkiye’den –torpil yaparak- kendi okulumu ve Avrupa’dan da Nottingham Üniversitesi’ni seçiyorum.”
Bence o kadar uzağa gitmeye gerek yok… Yukarıdaki ifadelerime devamen söyleyebilirim ki, Türkiye içinde özel üniversite, kamu üniversitesi ayrımı yapılmaksızın iktisat bölümüne sahip olan üniversiteler arasında (ki ne yazık ki olmayanı yok denecek düzeyde) bir değerlendirme ile karşılaştırma yapıldığında bile hayret verici sonuçlarla karşılaşmak (ne yazık ki) içten bile değil.
Barış demiş ki, “…mevcut olan statükoyu kırmak! Ders programlarının yenilenmesi bölümün kararı üzerine gerçekleştirilir. Bu da genelde bölümün yaşça büyük, hürmet edilen profesörlerinin arzu ettiği yönde; gençlerin de ufak tefek gönüllerinin alınmasıyla olur. Aslında her bölümde az çok bu eski-yeni çıkmazı vardır… Şimdi gelin de siz bir doktora öğrencisi araştırma görevlisi olarak böyle bir bölüm başkanının karşısına geçip programı değiştirtin! (Bu satırları lütfen bir genelleme olarak algılamayın, kişisel gözlemlerden ibarettirler sadece ve her yerde böyledir anlamına gelmezler)…”
Ne yazık ki genellemeye yakın düzeyde olduğu bir gerçek. Ancak asistanlarının/öğrencilerinin  fikirlerine değer veren ve onları ötelerken onların da kendilerini ve bölümü ötelemelerine imkân sağlayan bölümler, bölüm başkanları yok değil. Ama ütopik sayılabilecek bu yapılanmanın içinde yer alanlar mutlu, huzurlu ve en önemlisi verimli bir azınlığı oluşturur. Bu ayrıca verilen tepkiye göre nitelikleri daha iyi hale getirebilir ya da daha düşüebilir. 

Ceyhun’un önerisi ile ilgili de bir iki kelam etmeden duramayacağım. Yüksek lisans ve daha öncelikli olarak doktora programlarının müfredat bakımından çok ciddi farklılıklar gösteriyor olması ve bunun çok doğal sonucu olarak farklı niteliklerde akademisyenlerin (!) yetişmesine neden olması gerekçeleri ile Türkiye Ekonomi Kurumu tarafından 2004 yılında düzenlenen İktisat Eğitimi Sempozyumu‘nda ele alınmıştı bu konu. Başarılabileceği yönünde hiç bir inancım olmamasına karşın, yapılmasını ve bu şekilde temel düzeyde eş sayılabilecek bir eğitim ve akademik kültür altyapısına sahip akademisyenler yetişmesini ülkenin bilimsel geleceği açısından da çok zaruri buluyorum.  Ancak bu Barış’ın bahsettiği gibi tamamen duygusal nedenlerden ve dahi daha önemli nedenlerden (…) dolayı çok mümkün değil.

Ne kadar adil değil mi?
Bir soru takılıyor aklıma, yazılanları okudukça…  İktisat  Eğitimi (mi?) Kimin için…

Comments
No Comments »
Categories
Serbest Atış
Tags
Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • Serkan kiremit on Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?
  • Lev on Üreticiler Soruyor: Âdil Fiyat Nedir ve Tüketiciler Neden Mağdur Rolü Oynar?
  • BLC on Aman Petrol -2

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (28)
  • Duyurular (26)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (29)
  • İktisat Tarihi (26)
  • İktisat Teorisi (37)
  • İktisatçılar (46)
  • İşgücü Piyasaları (2)
  • Kalkınma İktisadı (2)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (2)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (12)
  • Nöropazarlama (12)
  • Okuma Önerileri (11)
  • Oyun Teorisi (11)
  • Özel Dosyalar (2)
  • Petrol (2)
  • Psikoloji (4)
  • Risk ve Belirsizlik (2)
  • Röportajlar (2)
  • Sanat ve İdeoloji (1)
  • Serbest Atış (77)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye Ekonomisi (1)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (18)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (3)
  • Yoksulluk (3)

 

June 2009
M T W T F S S
« May   Jul »
1234567
891011121314
15161718192021
22232425262728
2930  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox