iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

Mehmet Altan’a Mujde! Yeni Yazar…

U.Baris_Urhan | November 30, 2008

iktisadiyat ailesi buyumeye devam ediyor. Bilkent Universitesi Fizik Bolumu’nu bitirip Eylul-2008′den bu yana Kopenhag Universitesi / Niels Bohr Enstitusu’nde ayni alanda yuksek lisans yapan Tolga Bagci da artik aramizda! Akademik ilgi alanlarinin arasinda deneysel kuantum optiği, kuantum enformasyon ve fiziğin felsefesinin yer aldigi Tolga Bagci bizi daha cok fizik ve felsefe iliskili konularindaki yazilari ile destekleyecek. Ozellikle kuantum fizigi ve felsefesi konularindaki yazilarinin basta Mehmet Altan olmak uzere hepimiz icin ogretici olacagini dusunuyorum.

Aramiza hos geldin Tolga! Yazilarini heyecanla bekliyoruz!

Comments
1 Comment »
Categories
Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Mehmet Altan’dan Kuantum Dersleri!

U.Baris_Urhan | November 25, 2008

Dikkat ettiyseniz son yillarda bir “kuantum ticareti”dir gidiyor. Kimileri cikti “kuantum dusunce sistemi” dedi, kimileri de “kuantumu yasaminizda hissetmek” diyerek sacmaladi. Sakin agir gelmesin bu lafim. Sacmaladilar cunku kuantum fizigi ile uzaktan yakindan alakasi olmayan seyleri toparlayip laf salatasi seklinde insanlara pazarladilar; hala da pazarliyorlar.

Mehmet Altan da, ne yazik ki, bu kervana iktisat-kuantum fizigi baglantisinda yazilar yazip konferanslar vererek katilmis.
Yazdiklarindan anladigim kendisinin kuantum fiziginin ne oldugundan bihaber oldugudur. Iktisatta, artik lafi gecmeyen makalelerin “adamdan sayilmadigi” belirsizlik kavramini sanki yeni bir seymis gibi ortaya koyup kuantum fiziginden faydalanmamiz gerektigini soylemis. Durun, sozu kendisine birakalim da daha iyi anlayalim ne demek istedigini

…..Bilim ilerledikçe tesadüf ortadan kalkacak. Tesadüfün bir şekilde insanın bilgi birikiminin, bildiklerinin içine devir olacak. Zaten bilim, bilinmeyenden, bilinene sorunlarını çekmek, çıkartmaktır. Bunun geldiği noktada atom altı parçacıklarının işleyişini değerlendirdiği vakit insanda başka bir noktaya geldik. Çünkü bu Newton’un makro düzeydeki anlatımının tamamen tersi, kontrol edilemeyen, karmakarışık, basit olmayan, nedenselliği anlaşılamayan, hareket yasalarını saptayamadığımız kaotik bir yapı ortaya çıktı. Bu çok düzenli, mekanik, böldüğümüz, kontrol ettiğimiz, saat gibi algıladığımız dünyayı biraz daha derinleşince, biraz daha keşfedince, bunun sadece görüntüde öyle olduğunu, bunun temelinde ise çok daha farklı bir hareket mimarisi olduğunu gördük. Bu hayatın her alanını değiştiriyor. Bizim büyüdüğümüz, yetiştiğimiz, okuduğumuz okullar, çevremiz, beynimizin çalışması, bunların tümünün çok temelindeki değişmeye başlamış vaziyette. Bunun ortaya çıkışı 1900’lerdir.

…Fizikteki buluşun hayata intikali arasında bir zaman vardır. İktisatta ne oluyor, iktisatta çok sıkıntılı bir durum var, bir taraftan da çok keyifli. Bütün eski yapı paradigma olarak kaydoluyor, dengenin bölünmenin kontrol edilebilirliğin ortadan kalktığı bir dünyada tabi iktisada sadece bu açıdan bakmamak lazım, iktisadın temelinde Protestan ahlak vardır. Halbuki bugün dünyanın zaman ruhunda, bu bir başka konu ama bir şey söyleyeceğim iki dakika içerisinde, bu Protestan ahlakın kurduğu iktisadın bu gün gelindiği noktada, sadece fizikte bir değişimden dolayı bir kriz yok, keyifli bir kriz, temelindeki ahlak anlayışının değişiminden de gelen bir kriz de var. Bugün zamanın ruhu o kadar hızlandı ki anti Protestan bir ahlakın egemen olduğu gençlerin hiçbir şekilde mukabele yapmadığı, anı anında tüketmeye yönelik bir hazcılığın öne çıktığı ve bir kontrat sistemine dayalı iktisadın da bu açıdan ırgalandığı bir dönemdeyiz. Bunun üstesinden gelebilmek için yaklaşımı Quantum düşünce modeli olarak belirtiyorlar. Quantum düşünce modeli nedir, aslında bu kaotik bir yapıda yol almayı sağlayan bir yöntem, bir modeldir. Daha sadeleştirilmiş anlamıyla iş adamları için, herkes için geçerli, biz A’dan , B’ye gideceğiz ama A belirgin, B belirgin değil, hangi yoldan gideceğimiz de belirgin değil. Bu daha evvelden eski alışkanlıklarla karar verme, karar alma, önünü görme, nedensellik, kontrol edilebilir Newton’un dengesinin tamamen tersi bir yapı. A’dan , B’ye gideceğiz ama A belirgin, B belirgin değil, hangi yoldan gideceğimiz de belirgin değil. Onun için de her adımda bütün bu bilgi toplumu, enformasyon toplumu, kavramdan eğitimde sezgiye geçmek dedikleri hadise her adımda bütün mevcut yapıyı ve enformasyonu, bilgiyi yeniden değerlendirip B’nin tanımını, gideceği yolu yeniden tespit etmek. Tabi iktisatta da bütün bu dengenin dışında bu kadar belirsiz bu kadar kural dışı atom altı parçacıklarının işleyişine tabi bir iktisadi yapı bunun bilimsel olarak teorize edilmesi,
kavramlaştırılması ve nihayetinde diğer kuşaklara öğretilmeye başlaması noktasından ise uzağız. Benim kısaca anlattığım, anlatmaya çalıştığım özetim budur.

Mehmet Altan, yine, laflari dolandirmis da dolandirmis. Kendisi, bilmediginden yazamamis ama ben kendisine yardimci olayim:
Oncelikle, kuantum fizigi denilen dunyanin kurallari o dunyada gecerlidir. Klasik fizigin dunyasinda kuantum dunyasinin kurallarina gerek yoktur cunku bu dunya zaten klasik fizigin yasalarina gore, hala, yeterince iyi bir sekilde islemektedir. Kuantum fiziginde ”belirsizlik” olarak dile getirilen sey olasilik merkezli istatistiksel bir dagilimda parcaciklarin bulundugu yerlerin tesbiti meselesindeki farkliligi ortaya koymustur. Mehmet Altan’a donersek; ozellikle A’dan B’ye gecme konusundaki yazisi bana oyun teorisindeki adaptasyona bagli ogrenme konusunu hatirlatti ya, neyse!

Bilmiyorum Mehmet Altan bu sekildeki anlatimlarini daha ne kadar surdurecek ama kendisinden ricam gidip bir fizik lisans ogrencisi ile konusup neyin ne oldugunu dogru duzgun ogrenmesidir. Akabinde ikinci bir ricam ise belirsizlik kavrami uzerine daha detayli okumalar yapmasidir. Anlasiliyor ki dahil oldugu Fransiz Ekolu’nun cikmazlarina takilmis, patinaj yapmaya devam ediyor…

Bitirmeden, eger kuantum fizigi ile iktisat arasindaki iliskileri inceleyen bir seyler ariyorsa ”kuantum oyun teorisi”ne de bakmasini oneririm. Kendisi icin bir miktar ileri duzeyde olacaksa da en azindan ”neyi bilmedigini bilmesi” noktasinda fikir verecegini umuyorum.

U.Baris Urhan

Comments
6 Comments »
Categories
Fizik ve İktisat, Köşe Yazarları
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Emeksiz Teknoloji… Emeksiz Yenilik vs…

Murad TiRYAKiOĞLU | November 20, 2008

Geleneksel İktisat Teorisi, üretim faktörlerini dört başlık altında ele almaktaydı: Emek, Sermaye, Doğal Kaynaklar ve Müteşebbis… Ve sonrasında 1980’li yıllarda İçsel büyüme teorileri ile literatürde yer almaya başlayan teknoloji, beşeri sermaye, araştırma-geliştirme faaliyetleri gibi faktörler geleneksel üretim faktörlerinden önemli-öncelikli hale geldi. Ancak burada göz ardı edilmemesi gereken en önemli unsur bu -yeni- faktörlerin “emeğin” türevi” olmasıdır.

Zira emeğin niteliklerini ifade eden beşeri sermaye ve beşeri sermayenin ürünü olan araştırma geliştirme faaliyetleri ve teknolojik yenilikler “emek” olmaksızın var olamayacak üretim faktörleridir. Diğer bir ifade ile içsel büyüme teorilerinin ortaya koyduğu yeni faktörler emeğin türevi iken geleneksel üretim faktörleri de emeğe bağlı olarak etkinlik kazanabilmektedir. Doğal kaynakları kullanarak üretken kılacak, sermaye birikimini sağlayacak unsurları biraraya getirecek ve teknolojinin üretimini sağlayacak olan tek faktör, özü itibariyle insanı ifade eden emek faktörüdür. Bu öneminden dolayı emek, hemen tüm iktisatçılar tarafından üzerinde önemle durulan bir faktör olagelmiştir.

Bu öneminden dolayı emek kalkınma yolunda yatırım yapılması hayati öneme sahip bir faktör olarak özellikle gelişmekte olan ülkelerce -sanırım fazlaca bulunmasından mütevellit- göz ardı edilmektedir. Gelişmiş ülkelerin ekonomik güçlerinin altında yatan en önemli unsur, bu önemin farkına varılmış olduğunu gösteren “insana yatırım”dır. Bu nedenledir ki beşeri sermaye birikimi sağlayabilen ülkelerin kalkınma ve büyüme yolunda kat ettikleri yol daha az zahmetli olmaktadır. Ancak gelişmekte olan ülkeler için durum biraz farklı ve bir hayli karışık. Çünkü gelişmekte olan ülkelerin milli gelirinin düşük olması eğitim ve sağlık harcamalarına yeterince pay ayrıl(a)mamasına neden olmaktadır. Kalkınmacı devlet anlayışının terk edilmesi buna dayanak oluşturmaktadır.

Bu süreç bir taraftan emeğin niteliklerinini gelişimini engellerken bir diğer taraftan da beyin göçüne neden olmaktadır. Beşeri Sermaye Yoksulluğu (1) ile sonuçlanan süreç gelişmekte olan ülkeleri bir çıkmaza sürüklemektedir. Bilgiyi üreten, işleyen, yayan ve üretim süreçlerine dahil eden bir faktör olan emek ve emeğin niteliklerini ifade eden beşeri sermayeden yoksun olmak “teknolojik gelişme”yi teknoloji transferine mahkum kılmaktadır. Teknoloji transferi ise gelişmekte olan ülkeler için muhtemel bir Teknoloji Yoksulluğu sürecini doğurmaktadır. Çünkü -legal veya illegal yollardan- sahip olunan teknolojiler, bu teknolojileri kullanabilecek, özümseyebilecek nitelikli emeğe, beşeri sermaye birikimine sahip olunamadığı için fayda sağlamaktan öte bir bağımlılık oluşturacak ve yaşanan çıkmazı derinleştirecek, içinden çıkılamaz bir hale sokacaktır.

Bu şekilde süregelen çıkmazlar gelişmekte olan ülkelerin daha da yoksullaşmalarına neden olmaktadır. O halde, gelişmekte olan ülkeler açısından teknolojik gelişmenin önünü açacak en önemli unsur emeğin niteliklerini arttırmayı sağlayacak politikalara sahip olmak ve uygulanmaktır. Genellikle düzenleyici rolü üstlenen devlet (2), uzun vadeli yatırımcı olarak bir taraftan -kalkınmacı devlet politikası doğrultusunda- eğitim, sağlık, Ar-Ge için daha fazla pay ayırmalı ve bu şekilde beşeri sermaye birikimi sağlamalı, bir diğer taraftan ise tersine beyin göçünü başlatarak bu süreci etkinleştirmelidir.

Gelişmekte olan ülkelerin içinde bulundukları çıkmazları kırmanın, fasit dairelerin dışına çıkmanın en önemli adımını emeğe yapılacak uzun vadeli yatırımlar oluşturacaktır. Aksi durumlarda ne -sürdürülebilir- teknolojik gelişmelerden ne yeniliklere dayalı ekonomik büyüme ve kalkınmadan söz etmek mümkün olabilecektir.

——————————————————————————————————————————-

[1] [Bu konuda yayımlanmış bir çalışma için buraya bakabilirsiniz]
[2] [Devlet’in rolü ile ilgili olarak N. Emrah AYDINONAT tarafından Tepav│Günlük’te kaleme alınan Teknolojik İlerleme ve Devletin Rolü başlıklı (ve ödüllü) yazıya göz atmanızı öneriyorum.]
**TEŞEKKÜR: Bu ekibin ve ortaya koydukları düşüncelerin gerçekten heyecan verici olduğunu düşündüğüm zamanlarda sevgili Ü.Barış URHAN, İktisadiyat’a katılmam konusunda nazik bir davette bulundu. Burada olmaktan dolayı mutlu olduğumu ifade etmeliyim. Teşekkürler…

Comments
No Comments »
Categories
Teknoloji ve Yenilik İktisadı
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Emre Aköz Örneği ile Yazar Sorumluluğu!

U.Baris_Urhan | November 15, 2008


Emre Akoz, bundan yaklasik 3 ay onceki “Bilim mi cuzdan mi?” baslikli yazisinda soyle demisti:

“…Dünkü SABAH’ta da okudunuz: Dünyanın en iyi üniversitelerini belirleyen bir Çin Üniversitesi var. Jiao Tong adlı Şangay’ daki bu üniversite, çeşitli ölçütler kullanarak ilk 500 üniversiteyi belirliyor.
İlk sıraları ABD üniversitelerinin aldığı listeye Türkiye’den sadece bir üniversite girmiş bu kez: İstanbul Üniversitesi. Bu durum çeşitli açılardan ele alınabilir:

…Üniversite sınavında başarılı olan öğrencilerin yönelimlerine baktığımızda, İstanbul Üniversitesi’nden daha fazla; ODTÜ, Hacettepe, Bilkent, Sabancı ve Boğaziçi gibi üniversitelerin tercih edildiğini görüyoruz.

Belki ” bilimsel kapasite ” yönünden İstanbul Üniversitesi daha başarılı olabilir ama aynı branştaki mesela bir Boğaziçilinin ABD’ye kabul edilmesi daha büyük bir olasılık.

Yogun bilgi eksikligi ile dolu ustunkoru bir yazinin, hem de ulusal capta boylesine buyuk bir gazetede ve bircok insani da bilgisizlikle suclayan birisi tarafindan yazilmis olmasi gercekten icler acisidir! Kendisine  yazisinin yayinlandigi gun bir e-posta gondermeme ragmen takip edebildigim kadariyla su ana kadar bir aciklama ya da duzeltme yazisi yazmadi. Bu sebeple en azindan burayi takip edenlerin bilgilenmesi amaciyla o gun gonderdigim e-postami asagiya koyuyorum:

Merhaba Emre Bey,

Ismim Baris, Kopenhag Universitesi`nde iktisat bolumunde yuksek lisans ogrencisiyim. Bugunku yazinizda bahsettiginiz “bilimsel yayin siralamasi” hakkinda bir makale uzerinde calistigim icin konu uzerinde arastirmalarim oldu. Bu sebeple yazinizdaki, bir bilgi eksiklikliginden kaynaklanan hatayi duzeltmek ve hem sizi hem de sizin vasitaniz ile uygun gorurseniz velileri, okurlari dogru sekilde bilgilendirmek isterim.

Istanbul Universitesi`nin, konu olan universitenin calismasi olan yayin siralamasinda onde olmasinin en buyuk sebebi Cerrahpasa ve Istanbul Tip Fakulteleri`nin yayin sayilaridir. Bu iki fakultenin tek baslarina alan indeksi adi verilen ve dunya uzerinde kabul gormus dergilerde  yaptiklari yayinlarin -ki bu yayin siralamalari bu listelerden derlenir- sayisi 2006 yili itibari ile 824`tur. (Kaynak: http://www.yok.gov.tr/duyuru/pdf_2006_bolum/istanbul_un.pdf). Universitenin 16 fakultesi, enstituleri ve yuksek okullariyla ayni yildaki toplam yayin sayisi ise ne yazik ki 1359`dur.

Iktisat fakultesi bazinda 2006 yilinda ODTU 70 ogretim uyesine karsilik 18, Bogazici 80 ogretim uyesine karsilik 10, Bilkent 76 ogretim uyesine karsilik 38 yayin yapmistir. Oysa Istanbul Universitesi`nin 107 akademisyeni olan iktisat fakultesinin yayin sayisi sifirdir. Dolayisi ile bu okullarin bilimsel anlamda Istanbul Universitesi`nden bir hayli onde oldugunu soyleyebiliriz. Zira bu universitelerin tip fakultelerinin olmadigini da dusunurseniz ne demek istedigimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Konunun Hacettepe Universitesi kismi ise hayli ilginctir cunku 2006 yilinda Hacettepe Tip Fakultesi 260 akademisyen ile 614 yayin yapmistir. Oysa 824 yayin yapan Istanbul Universitesi`nin akademisyen sayisi 623`tur. Buradan Hacettepe`nin akademisyen basina yayin sayisinin neredeyse Istanbul Universitesi`nin iki tip fakultesinin 3 kati oldugunu cikartabiliriz. Diger bir ilginc nokta ise Hacettepe Universitesi`nin 8 fakultesine karsilik toplam yayin sayisinin, 16 fakulte sahibi Istanbul Universitesi`nin 45 yayin kadar altinda olmasidir. Ancak arastirmayi yapan universite Hacettepe`yi listeye koymamistir cunku verimlilik olcutunun olmazsa olmazi “akademisyen basina yayin sayisi” gibi onemli bir kriteri degil sadece toplam yayin sayisini dikkate almaktadir.

Sonuc olarak soyleyebilirim ki; yazinizda konu ettiginiz universite, fakulte bazinda karsilastirma yapmadigi icin aslinda Istanbul Universitesi`nin o listelerde diger universitelerimizin onunde yer almasinin en buyuk sebebi tIp fakultelerinin yayin sayisidir. Keza tIp fakultesi egitimi soz konusu oldugunda ogrencilerin bircogunun ilk siralarda tercih edecegi bir okul olmasi sebebiyle yayin sayilari ile orantili bir ilgiyi gordugunu de soyleyebiliriz.

Ilginiz ve degerli vaktinizi ayirarak bu uzun e-postayi sonuna kadar okudugunuz icin (okumus mudur ki?) tesekkur eder, iyi calismalar dilerim.

U.Baris URHAN

Comments
3 Comments »
Categories
Köşe Yazarları, Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

CeterisParibus.net`te yeni bir bolum!

U.Baris_Urhan | November 5, 2008

Uzun zamandir ceterisparibus.net`in kurucularindan Gokmen Bey ile sayfaya deneysel ve davranissal iktisat uzerine bir bolum eklemek konusunda gorusmekteydik. Sonunda iki tarafin da cabasiyla artik Turkiye`nin en genis makale arsivine “deneysel ve davranissal iktisat” basaligi da eklendi. Su an icin bir miktar “ciliz” olan makale bolumunu gelecek haftalarda olabilidigince genisletmeye calisacagim. Alanin Turkiye`deki tanitimina buyuk katki saglayacagina inandigim bu desteginden oturu ceterisparibus.net`e sonsuz tesekkurler.

U.Baris URHAN

Comments
No Comments »
Categories
Deneysel ve Davranışsal İktisat
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Deneysel ve Davranissal Iktisat Danimarka Devlet Televizyonu`nda!

U.Baris_Urhan | November 5, 2008

Kopenhag Universitesi`nde deneysel ve davranissal iktisat uzerine calisan Prof. Jean-Robert Tyran birkac gun once Danimarka`nin -TRT2`nin benzeri olan- DR2 isimli kanalindaydi.

“Viden om” isimli bu program bircok farkli alanda yayin yapan bir bilimsel magazin programi. Suraya tiklayarak izleyebileceginiz programin gecen haftaki konugu deneysel ve davranissal iktisatti.

Programi izlerken, aklima bizdeki programlara son 10 yilda dahi hicbir hakemli dergide yayin yapmamis akademisyenlerin konuk edilip bilimden cok siyaset konusulmasi geldi.

U.Baris URHAN

Not: Program Danca fakat roportajlarin tamami Ingilizce.

Comments
No Comments »
Categories
Deneysel ve Davranışsal İktisat, Nöroekonomi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Gonullulerin Cikmazi (Volunteer`s Dilemma)

admin | November 5, 2008

Tez konum nihayet belli oldu. Ben de size bu ilginc konu hakkinda biraz fikir vereyim istedim.

Gonullerin Cikmazi Nedir?
Bu alandaki ilk yayin aslinda sosyal psikoloji`den gelmesine ragmen kullanilan etiket farkli idi: Bystander Effect. Bunu, acikcasi, nasil Turkceye cevirmemiz gerektiginden emin olmadigim icin gecici olarak “gorgu taniklari etkisi” diyecegim. Cunku teori bir acil yardim aninda artan gorgu taniklarina (bystanders) paralel olarak herbir gorgu taniginin yardim etme olasiliginin dustugunu belirtiyor. Gonullulerin cikmazi ise bu konunun, teorik gerekcelerle seyreltilmis oyun-teorik bir versiyonu oluyor.
Gonullulerin cikmazinin en basit hali 2 oyunclu ve 2 stratejili bir oyundur. Oyunculardan en az birisinin belli bir bedeli odemeye razi olmasi halinde iki oyuncunun da istifade edebilecegi ortak bir “fayda” yaratilmasinin mumkun oldugu en basit oyuna literaturde “gonullulerin cikmazi” deniliyor. Eger bu olursa gonullu olan, gonulsuzden (free-rider) daha fazla fayda elde ediyor. Lakin iki kisiden hicbirisi gonullu olmazsa o zaman herkesin faydasi sifir oluyor. Iste bu noktada oyunun gonullulerin cikmazi adini almasini aciklayan soruyla karsilasiyoruz:
- Kim ve hangi sebeplerle gonullu olur?

Oyun Teorik Cozumleme
Asagidaki matris 2*2 dizaynli en basit versiyonu gosteriyor. Oyun homojen ve tam bilgiye sahip oyuncularla, es-zamanli (simultaneous) oynanan bir oyundur.
(Oyun teorisine asina olmayanlarin oncelikle suraya bakmasinda fayda var.)

c = gonullu olmanin bedeli.
b = en az bir kisinin bedeli (c) odemesi karsiliginda ortaya cikacak fayda.
(b-c) = gonullunun net faydasi.
V = gonullu olmak
NV= gonullu olmamak
p = karisik strateji (mixed strategy) icin kullanilan olasilik degeri.

Cozum:
Oyunda sari ile boyanmis olan yerler iki adet pur Nash Dengesi`ni gosteriyor. Bunlarin disinda olasiliklar uzerinden de -oyun simetrik oldugu icin- tek bir denge noktasina olasilabiliniyor. Gerekli matematiksel islemler yapildiktan sonra cikan formulde p degeri suna esit:

Her bir oyuncunun yardim etme olasiligi; bu yardimdan elde edilecek faydaya ve o faydanin ortaya cikartilmasi icin odenmesi gereken bedele baglidir.

N-Oyunculu Versiyonu
Farkindaysaniz iki kisilik oyunda basta belirttigim tanima uyan bir formul cikmiyor. Bu sebeple oyunun -oyuncu sayisina duyarli- versiyonunun da cozumunu vermemizde fayda var:

Yukarida gozuken esitligi, oyunun N sayidaki oyunculu halinin -olasiliklar uzerinden karisik dengenin- cozulmesinden elde edebilirsiniz. Bu sayede basta da verdigimiz su tanima ulasabiliyoruz:
“Oyuncu sayisi arttikca her bir oyuncunun gonulluluk olasiligi da duser.”

Neden?
Latane and Darley, 1968`deki makalelerinde bunun sebebinin “sorumlulugun dagilmasi (bolunmesi)” (diffusion of responsibilty) olarak aciklamislardir. Ornegin sadece sizin oldugunuz bir ortamda herhangi birinin yardim ihtiyacina vereceginiz tepki, yuz kisilik bir grubun icerisinde vereceginiz tepkiden cok ama cok dusuk olacaktir. Cunku boylesi bir kalabalik icerisinde insanlarin genellikle dusunecegi ilk sey sorumlulugun digerlerinde oldugudur.

Deneysel Iktisat Boyutu
Bu alanda laboratuar kosullarindaki tek calisma Goeere ve Holt (2005) tarafindan yapilmis. Onlarin calismasinin yukaridaki teorik ornekten tek farki hickimsenin gonullu olmamasi durumunda dahi herkesin bedele (c) esit bir miktari kazanabilmesi. Yani yukaridaki matriste sifir olan yerelere g adinda bir degisken koymuslar ve c / (b-g) kosulu saglandigi surece formulun isleyecegini soylemislerdir.
Iste meselenin de dugumlendigi nokta burasi. Cunku benim dusumceme gore bu tarz bir deneyin deneysel iktisat ile yapilmasi uygun degil. Bunu acikladigim (ya da aciklamak icin cabaladigim) toplantimizda danismanimla vardigim karar sonucu tezimi, deneysel iktisat uzerinden degil de sosyal psikoloji ve oyun teorisi uzerinden yazmaya karar verdim, vermek zorunda birakildim. Zira deneysel iktisatla ilgili bir elestiriyi -henuz- deneysel iktisatci birisiyle makale yazarak yapmak mumkun degilmis : -)
Bana gore deney laboratuarina para kazanacaklarini bilerek gelen deneklerin verecekleri tepkiler ile acil durum aninda verilecek “olagan” tepkiler arasinda onemli farklar vardir. Bu sebeple gonullulerin cikmazindaki (0,0) olan hickimsenin gonullu olmamasi kosulunda herkesin laboratuari sifir para ile terk edecegi bir durumu engellemek icin, teorinin acik yanlarini kullanarak, sifir yerine pozitif bir deger koymak sagliksiz sonuclar alinmasina sebep olacaktir.
Tabi bunu dediginiz zaman, oyunun kurallari geregi, sizin de bir teoriniz olmasi gerekiyor.

Onu da tezimde okuyacaksiniz umarim…

U.Baris URHAN

Volunteer`s dilemma”nin tam karsiligi gonullulerin cikmazi olsa da “gonulluluk cikmazi” karsiliginin daha guzel bir ifade olacagini dusunuyorum. Ne dersiniz?

Comments
No Comments »
Categories
Deneysel ve Davranışsal İktisat, Oyun Teorisi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Drazen Prelec`i Dinlemeye Ne Dersiniz?

U.Baris_Urhan | November 5, 2008

MIT`nin noroekonomi uzerine calisan taninmis profesorlerinden Drazen Prelec 7 HAziran 2008`de alani tanitan guzel bir sunum yapmis. Bircogumuzun kacirdigi bu degerli sunumu
izlemek isteyen noroekonomi meraklilarini suraya davet ediyorum.

Not: Izlemek icin bilgisayarinizda real-player kurulu olmalidir.

U.Baris URHAN

Comments
2 Comments »
Categories
Nöroekonomi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Daha Cömert Bir Toplum İçin, Daha Fazla Oksitosin!

U.Baris_Urhan | November 5, 2008

İktisatçıların birkaç yıldır ilgiyle takip ettiği alanlardan birisi olan nöroekonomi mikro ölçekteki deneysel pazarlık oyunlarının birçoğunun nörolojik temellerine ışık tutmakta.
Son yıllarda yapılmış önemli çalışmalardan bir tanesi de “Oxytocin Increases Generosity in Humans” adıyla şurada yayınlandı. Yazarlardan özellikle Paul J.Zak Cleramont Üniversitesi’ndeki çalışmaları ile adını bir hayli duyurmuştu.

Çalışma deneklerin yarısına oksitosin yarısına da etkisiz bir sıvının verilmesini takiben ültimatom ve diktatör oyunlarındaki davranışlarının incelenmesi üzerine kurulmuş.

Ültimatom oyununda iki kişiden birisine belli bir miktar para verilir ve karşısındaki oyuncuya istediği bir miktarı vermesi istenir. Eğer karşı taraf bu miktarı beğenmez ve reddederse iki taraf da hiçbir şey alamazken kabul etmesi durumunda teklif edilen miktarın, teklifi yapan de kalan miktarın sahibi olur.
Diktatör oyununda bunun tersine karşı taraftaki oyuncunun bir seçim şansı yoktur. Dolayısıyle birinci oyuncu ne kadar isterse o kadarını verir ve oyun sonlanır.

Sonuçlara göre ültimatom oyununda oksitosin ile “motive” edilmiş denekler diğerlerine göre %80 cömertler. Ne yazık ki aynı cömertlik diktatör oyunlarında gözlenememiş. Bu da gösteriyor ki oksitosin ancak karşı taraftan bir cezalandırma riski algılandığı zaman etkili olabiliyor.

Konuyla ilgilenenler bu alandaki ilk nöroekonomi çalışması olan şu yayına da baksalar fena olmaz. Bunlarla yetinmeyip daha da fazla nörolojik ayrıntı isteyenler şu teze de bir bakmalılar.


Ü.Barış URHAN

Comments
No Comments »
Categories
Nöroekonomi, Oyun Teorisi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Nöroekonomi (Neuroeconomics); Beyaz Önlüklü İktisatçıların Hikâyesi

U.Baris_Urhan | November 5, 2008

-Doktor bey kendimi çok kötü hissediyorum.
—Neyiniz var?
-Yatırımlarımın getirisi çok düşük ve rasyonel karar veremiyorum.
—Hımm, siz şöyle bir uzanın.Ben şirket raporlarınıza bir bakayım…

Özellikle akademik hayat konusunda bilgi sahibi olmayanlara anlatmakta zorluk çektiğim bir unvandır doktorluk. İkitsadın doktoru ne iş yapar ki? Doktor dediğin beyaz önlüklü, sağlık sorunları ile ilgilenen insan değil midir?
İşte tam bu noktada imdadımıza Nöroekonomi yetişiyor.

Vernon L.Smith ile Daniel Kahnemann’ın aldığı nobel ile samimi bir dostuna kavuşan iktisat, anlaşılan ondan da sıkılmış ki yeni bir dost arayışında.Evet, psikolojiden sonra iktisatçıların yeni gözdesi biyoloji biliminden bahsediyorum.Giderek daha da yaygınlaşan bu disiplinlerarası çalışma, nöroekonomi, ne ile ilgileniyor peki?

Kevin Mccabeşöyle bir tanım veriyor;

Neuroeconomics is an interdisciplinary research program with the goal of building a biological model of decision making in economic environments. Neuroeconomists ask, how does the embodied brain enable the mind (or groups of minds) to make economic decisions? By combining techniques from cognitive neuroscience and experimental economics we can now watch neural activity in real time, observe how this activity depends on the economic environment, and test hypotheses about how the emergent mind makes economic decisions. Neuroeconomics allows us to better understand both the wide range of heterogeneity in human behavior, and the role of institutions as ordered extensions of our minds.… (Kaynak; http://neuroeconomics.typepad.com)

ve hemen ardından gelen şu ilginç soruyu da okumadan geçmeyelim;
“Have neuroeconomists developed something that can measure utility? Imagine the possibilities if such a machine were developed.” Norak Uong
Kim bilir; beki de serotonin, melatonin ve endorfin hormonlarıyla ölçtüğümüz ve herkes için farklı değeri olan bir mallar kümesi ile “açık büfe” teoriler üretebiliriz?

İşin eğlenceli kısımları, herhalde sonuçtan çok süreçle ilgili olan kısımları olsa gerek! Bu makalenin amacı ise yalnızca bir tanıtımdı.Bu sebeple, aşağıdaki sayfalara bir göz atmakta fayda var;

1.  The Society for Neuroeconomics
2. Center for Neuroeconomics Studies (Claremont Graduate University)
3.  The Center for the Study of Neuroeconomics (George Mason University)
4.  Stanford Neuroeconomics Lab. (Stanford University)
5.  The Camerer Lab. (CalTech)

Biraz da makale okuyalım diyenlere;
1.  Neuroeconomics, Paul Zak (Claremont Garduate University)
2. The Neuroeconomics of Trust, Paul Zak
3. Neuroeconomics: How Neuroscience Can Inform Economics, Colin Camerer (CalTech), George Loewenstein (Carnegie Mellon University), Drazen Prelec (MIT)
4. Neuroeconomics: Why Economics Needs Brains, (aynı yazarlar)
5. The Promise (and Limits) of Neuroeconomics, Jedediah S. Purdy (Duke University)

Bitirmeden Gregory Mankiw’in şu sözlerini de
hatırlayalım;
“To avoid confusion: Economics is still “about large-scale phenomena, like inflation and unemployment.” It is not like we have exactly nailed those problems yet. But maybe …..we need to redefine “microfoundations” as starting at the neuron and building up from there.” (Kaynak; http://gregmankiw.blogspot.com)

Ü.Barış Urhan

Comments
No Comments »
Categories
Nöroekonomi
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • BLC on İktisatta Deney Yapılır mı?
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (25)
  • Duyurular (25)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (24)
  • İktisat Tarihi (23)
  • İktisat Teorisi (32)
  • İktisatçılar (44)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (1)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (10)
  • Nöropazarlama (10)
  • Okuma Önerileri (10)
  • Oyun Teorisi (10)
  • Risk ve Belirsizlik (1)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (74)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (13)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (1)
  • Yoksulluk (3)

 

November 2008
M T W T F S S
    Dec »
 12
3456789
10111213141516
17181920212223
24252627282930

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox