iktisadiyat

  • rss
  • Home
  • Yurt Dışında Eğitim Rehberi
  • Hakkımızda (yenilendi!)

İktisatta Deney Yapılır mı?

Serkan Kiremit | January 26, 2012

 Modern fen bilimleri başarılarını deney ve gözlem yöntemlerine borçludurlar. Deneycilik ve yararcılığın yalnızca fen bilimleri prosedürünü tanımladığı sürece doğru olduğunda herhangi bir şüphe yoktur (s. 35). [Zira] İnsan eylemi bilimlerinin uğraştığı tecrübe daima karmaşık fenomen tecrübesidir. İnsan eylemi söz konusu olduğunda laboratuar deneyi yapılamaz. (s. 34)

Ludwig von Mises, İnsan Eylemi

Bazı sorular sanki kesin cevapları varmış gibi görülür. Oysa kaotik durumların sanılanın aksine tek bir cevabı yoktur. Ama anlaşılır ve sağlam bir mantığa sahip bir cevabı vardır. Bu cevap insanın kendi doğal sınırlarına ulaştığı anda ortaya çıkar. Örneğin, insan uçabilir mi sorusunun cevabı evettir. Bir araçla, yani bir vasıtayla, uçakla, roketle, yapay kanatla, planörle, helikopterle, uzay mekiğiyle mümkündür bu. Ama soru esasında şöyledir: İnsan kuş gibi uçabilir mi? Bunun cevabı tek kelimeyle hayırdır. İnsan iktisatta deney yapabilir mi? Evet, ama bu bize herhangi bir fayda ve kesinlik sağlar mı? Cevap hayırdır. Zira tam tersine, iktisatta deney yapmak bizlere zarar verir ve iktisat bilimini yanlış cevaplara götürür.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Deneysel İktisat Kitaplığı, Deneysel ve Davranışsal İktisat, Fizik ve İktisat
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Atilla Yayla ve Kes-Yapıştır – Cato Journal’dan Yazı “Almak”

Can Madenci | January 16, 2012

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçtiğimiz ay gazetedeki köşesinde Hakikatin Krallığı, İnsanın Köleliği başlıklı bir yazı yayınlamış ve yazısının ilk paragrafında Rus düşünür Nikolai Berdyaev’den bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre Berdyaev 1990 yılında bir kitap çıkarmış ve kitabında Rus halkı ve Rus aydınlarının “hakikat üzerine inşa edilmiş bir krallık” arayışına yatkın olduğunu yazmış. Yayla daha sonra Tolstoy’un bir hikâyesinden bahsederek bunları bir şekilde Marksizm ile ilişkilendirmiş.

Yayla’nın yazısını okuyunca biraz şaşırdım. Zira Berdyaev’in ismini daha evvel duymamıştım ve Yayla gibi sosyalizmden, Marksizmden ve Sovyet Rusya’dan hiç hazzetmeyen birinin Berdyaev ve Tolstoy gibi Rus yazarlardan bahsetmesi, hatta Berdyaev’den haberdar olması garibime gitmişti. Yayla’nın Rus yazarlar hakkında bu kadar bilgi sahibi olduğunu bilmiyordum. Üstelik Yayla yazısında daha da ileri giderek Shakespeare, Thomas More ve Campanella’nın isimlerini de anıyor, bu yazarların bazı fikirlerinden bahsediyordu. Yayla’nın bu yazarları aralarında bağlantı kuracak derecede okuduğunu bilmiyordum.

Read the rest of this entry »

Comments
12 Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar, Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

NPYD-11: NÖROPAZARLAMA ve KÜLTÜREL FARKLILIKLAR

Tuna_Cakar | January 13, 2012

Son yazımda nöropazarlama konusunda yazmaya bir süre ara vereceğimi belirtmiştim. Ancak bu sözümü yerine getiremeyeceğimi fark ettim. Yakın zamanda yapılan ve yayımlanan oldukça ilginç araştırmalar var bahsetmeden geçemeyeceğim. Bunlardan ilki Vecchiato ve arkadaşları tarafından yapılan hem farklı metotların karşılaştırmasını içeren hem de kültürel farklılıkların etkisini inceleyen  bir derleme (review) çalışmasıdır. İnceledikleri metotlar EEG ve MEGdir; fMRIın zamana bağlı çözünürlük sorunundan dolayı incelemeyi tercih etmemişler. Pazarlamayla ilgili uyaranları iki eksende değerlendirmişlerdir: (1) hatırlama, (2) beğeni. Diğer çalışmaların sonuçlarından yola çıkarak beyin sinyallerinin bilişsel (cognitive) ve emosyonel (emotional) süreçleri saptamakta oldukça yararlı olabileceğini vurgulamışlar. Bu değişkenleri geleneksel pazarlama yöntemleri aracılığıyla saptamak mümkün değildir. Uygulanabilecek tek yöntem katılımcıya bu durumları sormaktır; bu da yapılan çalışmalarla gösterildiği gibi gayet yanıltıcı olabilmektedir. Çalışmanın son kısmında EEG yönteminin kültürel farklılıkları saptamak/ortaya koymak açısından nasıl kullanılabileceği üzerinde durmuşlardır. Deneylerde uyaran karbonlu içeceklerin reklam filmleri Batı-Doğu farklılığını ortaya koymak için kullanılmıştır.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Nöroekonomi, Nöropazarlama, Uncategorized
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İletişim ve Bireyler

Kerem Cantekin | January 10, 2012

Ana akım iktisadın genellikle dile getirdiği konulardan biri de bütün iktisat teorilerinin tek tek bireylerin neleri tercih ettikleri üzerine kurulu olması gerektiğidir. Bu temelleri ana akım iktisatçılar mikro temeller olarak adlandırırlar. Bu fikrin temelinde şu düşünce vardır: Ana akım iktisatçılara göre bütün iktisadi meselelerin (işsizlik, büyüme oranları, finansal dalgalanmalar vs.) temelinde toplumsal kararlar vardır. Bu toplumsal kararlar bireylerin aldıkları kararların toplamından oluşur. Bu durumda herhangi bir iktisat teorisi bireylerin hangi kararları neden aldığını açıklamalı, bu kararların toplamının nasıl toplumsal karara dönüştüğünü göstermeli ve bu toplumsal kararın nasıl bir iktisadi sonuç yarattığını ifade etmelidir.

Ana akım iktisadinin temelinde yatan bu görüş bence yarı yarıya doğrudur. Evet, tüm iktisadi meselelerin temelinde kesinlikle bireylerin tek tek verdikleri kararlar yatar. Ancak bu fikrin ikinci bölümü, yani teorilerin tamamen tek tek insanların verdiği kararların üzerine kurulu olması gerektiği düşüncesi bence yanlıştır. Bilimsel bir teorinin yapması gereken şey, açıkladığı konuyu en küçük, en temel noktasına kadar açıklamak değildir. Canlıların davranışları üzerine olan bir bilim alanının herhangi bir canlının yaşadığı biyolojik süreci muhakkak tek tek hücrelerin geçirdiği değişim üzerinden açıklama zorunluluğu yoktur. Hava durumunu ve iklimi inceleyen bir bilim dalı, herhangi bir iklimsel değişimi tek tek atomların hareketleri üzerinden açıklamak zorunda değildir. Toplumsal bir bilim olan iktisat da teorilerini tek tek insanların verdiği kararların üzerine kurmak zorunda değildir.

Read the rest of this entry »

Comments
12 Comments »
Categories
Konuk Yazarlar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Teori Üzerine

Levent_Neyse | January 6, 2012

Ekonomik modeller her ne kadar genellemelere dayansalar da, birçok önemli ayrıntıyı yok saysalar da ve çoğu zaman gerçeklerden uzak gibi gözükseler de hiç kuşkusuz iktisat biliminin en önemli araçlarıdırlar. Evet, deneysel iktisat, davranışsal iktisat, post-ostistik iktisat gibi alt bilim dalları ve akımlar ana akım iktisadi ve onun modellerini sert bir şekilde eleştirmektedir. Haksız da değillerdir çoğu noktada. Ancak dikkat çekilmesi gereken bir nokta vardır ki o da bir akademisyenin, bir öğrencinin ya da akademi dışındandan bir araştırmacının fikirlerini beyan ederken veya çalışmalarını sürdürürken eleştirilerini öne sürme sebebi. Zira eleştirdiği konuyu bilmeyen bir araştırmacının veya akademisyenin yaptığı aslında eleştiri değil, okuduğu eleştirileri ve yorumları ezberlemektır. Örneğın deneysel iktisadı ele alırsak  “Zaten ana akım iktisat çoktan çürütüldü, onun varsayımları mantıksızdır” demek ve daha da kötüsü teorik çalışmaları görmezden gelerek sadece deneysel kaynaklara yönelmek bir deneysel iktisatçı için çok büyük bir kayıptır.
Read the rest of this entry »

Comments
4 Comments »
Categories
Deneysel ve Davranışsal İktisat, İktisat Öğencilerine Tavsiyeler, İktisat Teorisi, Okuma Önerileri
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Sağlık meselesi: Bir doktora gittik, sonra diğerine ve sonra…

U.Baris_Urhan | December 30, 2011

Uzun bir aradan sonra sıra tekrar bize geldi, hem de en yoğun ve yorgun zamanımda. Eh, suyun başında olunca bir yudum içeceksin ki diğerleri de o güvenle içmeye devam etsin. Haliyle bize de yazmadan bu haftaya geçmemek düşüyor. Tabi bunda, yazısını geç girenin 40TL’ye kadar bir kitap alıp, kurayla diğer arkadaşlarından birisine vermesinin de etkisi büyük! : -)

 

Yaklaşık 4 haftadır dedemin ameliyat sonrası ortaya çıkan rahatsızlıkları ile ilgileniyoruz. Bu süreçte, hiç görmediğim kadar hastane, doktor, tahlil sonucu ve fiyat politikası gördüm. Yazının konusu doğrudan kişileri ve kurumları hedef almadığı ancak işleyen sistemi hedef aldığı için, isimlere yer verilmeyecek. Dedikodu isteyenler bundan sonrasını pas geçsin ama sonuç bölümünü kaçırmasın, harika bir tatlı tarifim var! :- P

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Reyting Kuruluşu Kendi Reytingini İndiremezmiş!

Idil Bilgic Alpaslan | December 10, 2011

‘=

2008 küresel krizinden beri herkesin gözü, önde gelen kredi derecelendirme kuruluşlarının finansal kuruluşlara ve ülkelere verdiği reytinglerde. Ancak, reyting kuruluşları hakkındaki fikirleri de gözden geçirmek gerekli. Kredi derecelendirme, değerlendirilen varlık hakkında bilgi sağlamak sureti ile bilgi asimetrisini azaltmayı amaçlar. Yüksek reyting, yatırımcıların borç verdikleri kurum hakkındaki araştırma yapma yükünü bir nebze azaltır. Diğer yandan, herhangi bir kurum veya ülkenin reytingindeki düşüş ise yatırımcıları daha dikkatli olmaya teşvik eden bir sinyal görevi görür.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Uluslararası İktisat
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Tüketim, kredi kartı, yılbaşı derken…..

zeliha_hatipoglu | December 1, 2011

Yazı dizime bu kez ara veriyor yine davranışsal iktisattan temel alan bir saptamaya gidiyor, sizi de peşimden sürüklemek istiyorum…

Davranışsal iktisat, kendi içinde de yenilenen, değişimlere gayet açık bir alan. Sadece deneyimsel olmakla kalmayıp, işin içine hisleri dahi katıyor. Üzerinde çalıştığım bir makale olan ‘Behavioral Economics, Human Errors and Market Corrections- Richard Epstein,2010′ nda hepimize çok tanıdık gelen, çoğumuzun bazen gözünün önünde gerçekleşen birdurumu kısaca ifade ediyor Richard Epstein;

”Kredi kartı, tüketici için cazip gelir; çünkü nakit öderken ya da kişisel çek yazarken yaşadığı ayrılık acısını azaltır.Dikkatsiz tüketici, böylece, miyopluğun çeşitli formlarını üretir; ileride gerçekten ihtiyaç duymayacağı  ve istemeyeceği şeyleri satın alır ve bu, yetersiz kontrol anlamına gelir. Aşırı güvenli olmak, borçlarını ödeyebileceklerine inanmak, onları , kredi kartı kullanmayan tüketiciye göre  daha yüksek oranda iflasa sürükler” Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
Serbest Atış
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

İktisat, Kendiliğinden Doğan Düzen ve Aydınlanma

Serkan Kiremit | November 25, 2011

Aklın biyolojik işlevi hayatı korumak, canlı tutmak ve sonunu mümkün olduğunca ertelemektir. Düşünme ve eylemde bulunma insan doğasına ters düşen bir şey değildir; insan fıtratının en önemli özelliğidir. İnsan olmayanlardan ayırt edilmiş olarak insanın en uygun tarifi, onun “hayatına yönelik düşmanlık besleyen güçlere karşı amaçlı mücadele eden varlık” olmasıdır. İnsan aklı bu hayati güdüye hizmet eder. Sonuç olarak irrasyonel unsurların ileride olması hakkında yapılan tüm konuşmalar boşunadır. Evren içerisinde akılımızın açıklayamadığı, analiz edemediği insanın rahatsızlığını belli bir ölçüye kadar giderebildiği dar bir saha kaldı. Bu akıl ve rasyonelliğin, bilimin ve amaçlı eylemin alanıdır.

Ludwig von Mises [1]

Bugün ne yazık ki insanın biricik mantığının ve bilincinin aşağılandığı ve yok sayılmaya çalışıldığı bir çağda yaşıyoruz. Son yüzyılda ortaya çıkan felsefelerin, teorilerin ve ideolojik yaklaşımların pek çoğu (post modernizm, yeni sağ düşünceler, post yapısalcılık vs.) insanın amaçlı eylemine ve eleştirel aklına karşı yıkıcı ve bozguncu davranmışlardır. Bugün de bu davranışlarında ısrar ediyorlar. Bunun nedeni ne olabilir? Belki bir neden olarak, insanın eski zamanlarından kalma gelenekleri, yani hurafelere, masallara ve efsanelere inanma alışkanlıkları gösterilebilir. Ancak bunların kökleri kesinlikle romantizmde, seçkincilikte ve tarih-i kadimde aranmalıdır. Aydınlanma tam da bu kökleri reddetme ve ona karşı gelme meselesidir. Maalesef bu eski kökler hantal ve sabit fikirlilik üreten kurumlar yaratmışlardır. Bu özellikle “özgür ve eleştirel aklı” zincire vurmuş, toplumsal dinamizmi ve gelişimi köreltmiştir.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisatçılar
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

Tarih Mises’i Haklı Çıkardı mı? – Atilla Yayla’yı Düzeltmek

Can Madenci | November 17, 2011

Zaman gazetesi yazarı Atilla Yayla geçen haftaki yazısında “kurucu rasyonalizm” olarak adlandırdığı bir düşünce geleneğinden ve İskoç Aydınlaması’ndan bahsetmiş. Yayla’nın yazdığına göre, kurucu rasyonalizm toplumsal düzenlerin insan aklı vasıtasıyla kurulabileceğini ileri sürüyor ve böylece yeryüzü cennetleri olabilecek düzenlerin yaratılabileceğini iddia ediyormuş. Bu rasyonalizmin 20. yüzyıldaki tipik temsilcileri de sosyalizm ve faşizm imiş. Ancak toplumsal düzene bakmanın kurucu rasyonalist olmayan, daha çeşitlilikçi, insani, keşifçi bir yolu da varmış ve bu da Aydınlanma’nın İskoç koluyla bağlantılıymış. Yayla bu aydınlamayı rasyonalizme karşı çıkmak için kullanmış.

Bu hususta Yayla özellikle bireylerin toplumda kullandıkları bilgi meselesinden bahsetmiş ve bu meselenin sosyalist ve faşist düzenlerin neden tam olarak işleyemeyeceğini açıkladığını ileri sürmüş. Dediğine göre, mükemmel bir sistemin kurulabilmesi için toplumda kullanılan tüm bilginin tek bir elde toplanması gerekiyormuş. Oysa bu mümkün değilmiş, çünkü bu bilgi hem parçalı hem de dağınıkmış. O yüzden insanlar bu bilginin tamamına sahip olamazlarmış ve sınırlı bilgiyle yaşamak zorundalarmış. Atilla Yayla’nın anlattığı bu meseleler esas itibariyle Avusturya İktisat Okulu’nun kapsamına giriyor. Bu okulun sosyalizm eleştirisiyle bir ara ilgilendiğim için Yayla’nın yazdıklarına biraz bu açıdan baktım. Maalesef Yayla’nın bilgi meselesi ile İskoç Aydınlanmasını bir arada ele alması olmamış. Kurucu rasyonalizme karşı çıkarken Mises’ten bahsetmesi de olmamış. Hele Hayek’in ismini anmadan geçmesi hiç olmamış.

Read the rest of this entry »

Comments
No Comments »
Categories
İktisat Tarihi, İktisat Teorisi, İktisatçılar, Köşe Yazarları
Comments rss Comments rss
Trackback Trackback

« Previous Entries

Site içi arama

Son Yapılan Yorumlar

  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler
  • Kerem Cantekin on İletişim ve Bireyler
  • Can Madenci on Atilla Yayla ve Kes-Yapıştır – Cato Journal’dan Yazı “Almak”

Categories

  • Deneysel İktisat Kitaplığı (7)
  • Deneysel ve Davranışsal İktisat (25)
  • Duyurular (25)
  • Ekonometri (3)
  • Fizik ve İktisat (2)
  • İktisat Öğencilerine Tavsiyeler (24)
  • İktisat Tarihi (23)
  • İktisat Teorisi (32)
  • İktisatçılar (44)
  • Kent Mekan İlişkisi (1)
  • Konuk Yazarlar (2)
  • Köşe Yazarları (6)
  • Kuantum Fiziği ve Felsefesi (7)
  • Mutluluk ve Refah İktisadı (1)
  • Müzik (7)
  • Nöroekonomi (10)
  • Nöropazarlama (10)
  • Okuma Önerileri (10)
  • Oyun Teorisi (10)
  • Risk ve Belirsizlik (1)
  • Röportajlar (2)
  • Serbest Atış (74)
  • Teknoloji ve Yenilik İktisadı (4)
  • Toplumsal Cinsiyet (2)
  • Türkiye'de İktisat Eğitimi ve Bölümleri (13)
  • Uluslararası İktisat (1)
  • Uncategorized (1)
  • Yoksulluk (3)

 

January 2012
M T W T F S S
« Dec    
 1
2345678
9101112131415
16171819202122
23242526272829
3031  

Baglantilr

  • Aykut Kibritçioğlu
  • CeDEx – The University of Nottingham
  • Ceterisparibus.net
  • Cognitive Social Science
  • CREED – University of Amsterdam
  • Ekonomitürk
  • Homoekonomikus – Murat Çokgezen
  • N.E. Aydinonat
  • Repec – New Economic Papers
  • Siyaset Kahvesi
  • Yaşar Uysal
rss Comments rss valid xhtml 1.1 design by jide powered by Wordpress get firefox